Sorular cevapsız kalıyor bu aralar, nefesim hep düğüm düğüm
Fotoğraflarla yaşananlar ayrı uçlarda…
Geldiğim yerler daha temizdi..
Kumların altın oyuncakların gümüş olduğu şehirden geldim
Sınırında sarmaşık güllerinden bahçe duvarı vardı o şehrin.
Hepimiz çığlık atıyorduk dünyaya,
İnadına kör inadına bembeyazdı ellerimiz..
Dünyayı yakacak kadar ateşliydi hayallerimiz,baktığımız ufkun tam dibindeydi mutluluklar..
Babadan daha çok anneden daha iyi bilirdik bilmek işini..
Bir tek gülücüktü zamanımıza karanfil tohumu eken..
Kalp çarpıntıları zevk verirdi o zaman..
Ve bir tek gözyaşı yetti ateşimizi kurutmaya
Boş gözlerle bakmayı öğrettiler hepimize,
Tokat attıkça yumruk yedik yüreğimize..
Ve bir tek söz yetti zamanımızı durdurmaya..
Varlığı anlatıp yokluğundan imkansızlıklar verdiler elimize..
Ve bir tek acı çığlıktı,engellerle körüklenip daracık sokaklardan şehirlere saçtığımız ateş..
Kocaman bir haykırış..
Ya daracık sokaktaki binalar çok büyüktü ya da ateşimiz bir kıvılcım..
Oysa ne binalar büyüktü o kadar ne de dar sokak koca bir çıkmaz..
Yalnızca göstermediler bize bir başından bir başına yolları,
Hiç çıkarmadılar binaların tepesine ruhlarımızı,
Hiç gidemedik rüyalarımızda ki şehre..
Yolculuk hep bir durak önce bitti
Ve biz bile bile yeniden ve yeniden bindik,
Aynı duraktan aynı otobüse…
Ta ki en sona varana dek..
Yeniden ve yeniden geçeceğiz aynı binaların önünden,
Ta ki o sokaktan çıkasıya kadar..
Hep en sonuna varmak için çıkacağız o yolculuğa
Hep en sonunda tek bir kerecik yürekten gülümsemek için…
