30 Aralık 2007 Pazar

Kusursuz Düş

Kusursuz bir düş..Yağmurlar altında can veriyorum; öyle ki hep o anda kalabilirim.Son nefes bu kadar tatlı olabilecek mi bilmiyorum..Uçtuğumu,gövdemin yükseldiğini hissediyorum.Koca damlalar tenime değdikçe ferahlıyorum.Sanki tüm günahlardan ve acılardan arınıyorum.Sanki o kadar şanslıyım.
İçimden seneler geçiyor.Tek bir damlada bir kare daha siliniyor.Hafızam tertemiz,bedenim mis gibi...Saçlarım boşlukta ve her hücrem nefes alıyor.Hissediyorum hayat yaşamak değil,ölürken yaşamak en güzeli.

Ya o ... O ölmek mi? Nasıl bir ölmek bu? Tadından geçilmiyor.O an kendine esir ediyor.Hiç bitsin istemiyorsun.Hep yağsın o yağmur ve sen hep altında ol..Her bir damlanın kutsallığı ölçülemez.Aşkı hissediyorsun.

Huzur... Bu derece huzurlu olabileceği kimin aklına gelir.Tenin pürüzsüz,ruhun kusursuz,gözlerin henüz görmediğin bir meleğin ki kadar masum.Çünkü bom boşsun.Çünkü bildiğini sandığın her şeyi unuttun.Doğru olan her şey yok oldu.Sadece huzur yaşıyor bedeninde.Tenini yalnızca mutluluk göz yaşları ıslatıyor.Doğru yok,yanlış yok!

..Ve bir an da uyanıyorsun bu tatlı düşünden.Tavana gözlerini dikip yağmur damlası bekliyorsun,bir damla huzur bekliyorsun ama..

Uyanıyorsun en güzel yerinde.Hala aynı yerdesin,bedenin yıllanmaya devam ediyor.Yıllarını taşımaya..İşte o an nefes almak öyle zor geliyor ki,tutuyorsun içinde bir süre.Orda bir yerde tıkanıp kalmak istiyorsun ama öyle bir düştü o sadece anlıyorsun.Buralarda tıkanıp kalmak,gökyüzünde yağmurla dans etmeye benzemiyor anlıyorsun.

...Ve uyanıyorsun bu tatlı düşünden.Göğsüne düşen ağırlığı sindirmeye çalışıyorsun.Yatak sanki bir bataklık.Gömüldükçe gömülüyorsun içine.Gün ışığı sanki sana gerçekleri bu denli anlattığı için suçlu.Bu diyarda bunlara gerçek diyorlardı hatırlıyorsun.

Doğruluyorsun ama hayata karşı değil.Sadece bedenini taşımaya çalışıyor omurgaların.Dönüp baktığında ruhun hala yatakta. Görüyorsun...Öyle umarsızca huzuru bekliyor,biliyorsun.

..Ve gün başlıyor.Bildiğimiz yaşam,bildiğimiz gerçekler ve bildiğimiz huzur.Omurgan biraz daha doğruluyor.Ancak artık ruhunu göremiyorsun.Biraz daha hatırlıyorsun yapman gerekenleri ve ''bir düştü'' diyorsun.Artık ruhunu gömüyorsun.Sen gibilerin arasına karşıyorsun.Gülüyorsun,ağlıyorsun..Bedenini sızlatıyorsun,inceltiyorsun ve kör oluyorsun.Ruhunu göremiyorsun...

Kusursuz bir düştü biliyorsun.Bir düştü biliyorsun.Gözlerini dikip gökyüzüne gülümsüyorsun.İçine girdiğin altın sarısı,çamur kokulu bu boyalı tabloda işler böyle yürüyor,hatırlıyorsun.Huzur yaşamakta değil,ölmek yaşamak anlıyorsun.Ama öyle bir ölmek lazım..Öyle bir tatlı düş,öyle bir huzur damlası.Öyle bir ölmelisin ki bir kez yaşamak işkence gibi gelmeli.Öyle bir ölmek olmalı ki yaşamak korkutucu gelmeli.

Öyle bir ölmelisin ki kusursuz bir düş görmelisin!!

KAHVE ..



Hatırlamak hiç zor değil..

O kokuyu..


Acı,sert,vurucu,keskin.Bir kahve için fazla anlam taşıyor.Bir kahve için fazla sarsıcı..


Oysa o sadece bir kahve!O bir takıntının kalıntısı aslında.Yarım kalan bir hikayenin tam merkezi..Kendimi kahveyele zehirlemeye çalıştığım günlerin kahramanı.

İlk tattığımda sadece bir kahveydi.Zamanla varolmaya başladı.Zamanla varlık olmaya,zamanla kimlik kazanmaya...Artık bir adamdı.Artık o bir tatlı anıydı.

Bir kahve bir sohbet..
Bir kahve bir şarkı...
Bir kahve bir adam...
Bir kahve bir kalp...
Bir kahve bir yalan!
Acı ve sert bir anı..Keskin tadının damaktan kalbe açtığı yol.O sıkı bir geçmiş.Hayallerinin,anılarının ve kalbinin geçmişi.Şimdilerde bir kahve yalnızca sıcak bir içecek değil.İçine çekere içtiğin,her yudumunda biraz daha değiştiğin bir gerçek...

İlk tattığında masum bir kalp,şimdilerde şeytanca bir yakarış.O,kahve ve sen.O kahve ve o adam artık yok.O kahve artık yalnızca acı ve sert.

Uykusuz gecelerinin ilk yandaşı.Uyanıkken gördüğün kafein kokulu hayallerin sırdaşı.Kokusunun zihninde açtığı yol.Adımların geriye doğru gittiği,filmin geriye sardığı bir şerit.Sonra en baştan sonuna doğru usulca akan güneşli ve çamurlu bir patika.


....Ve sonunda en lezzetli anında sıcacık kahvenin üzerine döküldüğü an.Tam tadını almaya başladığın,kokusunun,lezzetinin biçim kazandığı an.Bir kahvenin şiddetli kalp çarpıntıların adönüştüğü an.Bir kahvenin artık sadece bir kahve olamadığı an.Bir kahvenin tüten dumanının kısa bir film şeridine dönüştüğü an.Bir sıcak kahveden bir adam yarattığın an...

O güzel kokulu,sıcacık kahveden hiç beklemediğin bir acı içine aktığı an...Ve bir kahvenin artık bir çok şey olduğu an...
Şatı bol,anısı bol..Son yudumunda dahi lezzeti tükenmeyen bir lezzet.Gözlerini kapatıp içine akıttığında zihnine vuran ışık.Bir kahve,bir kırıklık..

Bir kahve için artık çok geç.Bir kez daha tatmak için artık çok geç!

Akrep Yelkovan




Zamanın izleri o kadar belirgin ki gözlerde,hiç geçiştirilecek gibi değil.Zaman o kadar yakın ve o kadar uzak ki..yarın,dün ve bir yıl öncesi,on yıl sonrası..Çoğu kez korkutucu,çoğu an yanıltıcı,çoğu zaman acımasız..
Bakınca öncesine alınan darbeler insanı yoksullaştırmıyorsa,zenginleştirmiyor da.. darbeler yalnızca kalınlaştırıyor!Ruhu,kalbi,gözleri,teni..Yaşamı kalınlaştırıyor..Hatta nasırlaşıyorsun.Donuk bir kalp ve bir çift göz..Dimdik bir duruş ama içerde tüy kadar hafif bir yürek..Uzağa korku yakına acı vererek umarsızca salınıyorsun ortalarda.Bir zamanlar diyor insanlar.Bir zamanlar nasıl da .....

Boşluklar geçmiş için,boşluklar unutulanlar için,boşluklar değişenler için..Aynalar bile tanımıyor geçen günlerden sonra seni yahut sen seni tanımıyorsun aynalarda.Gözlerine her derin bakış,bir önceki yıllanmışlıkları anımsatıyor.Yıllanmışlıkları ya da yılmışlıkları..Yıldırıyor da bazen zaman..Vazgeçiveriyorsun en'lerinden,bırakıveriyorsun başka bedenlere yalvarmayı.Ruh karardıkça kararıyor,umursamaz,aldırmaz tavır aslında geçmişi yasını tutuyor..

Değiştiriyor zaman! İstemesen de hayatından haksız yere hak isteyenlerden soruyorsun hesabını.Haberleri bile olmuyor çoğu zaman..Sen kendince erimeye devam ediyorsun..Bir mum gibi eriyip bittikçe sen,gölgen daha da büyüyor sanıyorsun.Yandıkça sönüyorsun belki de..

Bir zanlı lazım belki de kolundan tutup parmaklıklar ardına ataibleceğin.Gözlerine bakıp,zaman yerine,geçen yıllarının yerine, unutamadığın anlarının yerine,içinde kalanlarının yerine acını kuasabileceğin bir ''şanslı'' lazım belki de..

Nasıl da ihtiyacın var ona! Nasıl da geri gelmiyor diye yanıyorsun.Geri gel!Yeniden başla..sıfırdan en baştan..Akrebinle yelkovanına hükmetmek bu kadar mı zor !! Öyle istiyorsun ki saniylerini.Bir gecenin gününü geri istiyorsun.Aynı güneş doğsun istiyorsun sabahına.Olabilseydi bu dediklerin nasıl da bir aşk duyardın zamana karşı.Oysa ne kadar fazla o kadar az..Ne kadar şans o kadar yanlış..Ne kadar zaman o kadar yalan...

Geçip gitmeli o..sana kıyarak,seni vurarak,seni sarsarak..Belki de seni duymayarak.Öğrenmen lazım onu duyarak kendini duyurmayı.Saniyeler gözyaşlarında durmaz hiç bir zaman..Durmuş bir saatin yalnızca pili biter,gücü değil!Yelkovan usulca geçer dakikalarından..Akrepse düşünmene yardım eder bir zaman daha durarak aynı yerde..Yelkovan kovalar akrep kaçar..Zaman usulca pırıltılar saçı acına,sevincine ve ruhuna dokunur ...

Hala on ikiyi gösteriyorsa akrep,rahatlama hemen..huzurun yelkovan akrebine kavuşana kadar ...