16 Ocak 2008 Çarşamba

DİNLE



Ufacık bir ışık hüzmesinin peşinden yollara koyuldum ki, ne kadar doğru bu bilmiyorum.Sadece bir kıpırtı,belki de sadece bir düşünce beni bu yola sürükleyen.

Acilen mutlu olma isteği de olabilir tabi ..Acilen huzurlu uyuma isteği ya da..

Yıllarca içinde tutunca insan,bir yerde hatta belki de hiç olmadık bir yerde dışarı atmak istiyor tüm tedirginliklerini.Hepsini bir kere de hiç olmadık bir insanın ya da hiç olmadık bir durumun içine kusuveriyor.Oysa en doğrusu zamanında yaşamak her şeyi..Sevesin mi geldi,ağlayasın mı,gülesin mi yoksa bağırasın mı ...geldiği anda yapacaksın hepsini.


Aç gözlülüğüne hakim olmaya çalışırsın ama açlığını dinlersin.İkisi o kadar farklı ki...

İşte!Zamanı gelince olması gerekenlerin,açlığı aç gözlülükle sınamamak lazım..ya yemeğini yiyeceksin ya da öleceksin en kötü ihtimal...Tokken hala yemek yemek istiyorsan bir sorun olabilir,hatta kesinlikle bir sorun vardır ama;açlıktan nefesin kokmaya başlamışsa ve sen fazla bir kaç kilon yüzünden kendini aç gözlü sanıyorsan nimet yoksunu olup pek de tatlı olmayan bir yaşam sürebilirsin ve bir gün gerçekten açlıktan ölebilirsin.

Bakınca gözlerine ya da ona dokununca tarifsiz bir huzur buluyorsan eğer seviyorsundur işte.Ötesini düşünmenin,mantığını kanatmanın hiç de öyle alemi yok.Tatmalısın,yaşamalısın...Neden hala kendini aç gözlü zannedersin bilmem!Açsın işte doymalısın...

Dünyada çok acı var farkındayım.Çok fazla gözyaşı...Ama öyle ki senin gülmen lazım bazen.Hem de katıla katıla çatlayasıya kadar..Çünkü o acıların içinde olmaman için bir gün,hiç bir sebep yok.Gülerken kendini suçlu hissetmenin bir alemi yok.Bu manasız dünyada manasız bir şekilde her gün kahkaha atmıyorsan ya da aç bir insanın önünde deli gibi karnını doyurmadıysan şimdiye kadar gülesin varsa gülmelisin.İnan o an aç gözlü değilsin..Nacizane doymaktasın sadece ...yaşamaktasın birazcık hala halin varken.

Ve bende bir ışık hüzmesi gördüm tüm bu karmaşık karanlığın içinde.Takip edip o küçük anahtar deliğini buldum.Işık küçücük delikten süzülüyordu ve bir tek ben görüyordum ya da o sadece bana görünüyordu.Şimdiyse ufacık delikten çıkan o küçük hüzmeyle yetinmeli miyim yoksa kapıyı açıp kendimi pırıltılar içinde kayıp mı etmeliyim bilmiyorum.Aç mıyım aç gözlü müyüm hala bilmiyorum.Kapıyı açıpta yemekten çatlarsam ya!Ya da hüzmeyle yetinmeye çalışırken ben,bir gün olanı da yitirirsem ve açlıktan kıvranarak ölürsem!

Nasıl emin olurum bir adım daha atmaktan ya da geride kalmaktan,bilmiyorum!

Belki de en başında olduğu gibi olmalı her şey.Evet evet..öyle olmalı..Doğduğunda daha minnacık bir bebekken yaptığın gibi.Açsan meme istersin.Altın pisse ağlarsın.Oyun oynamak istiyorsan oyuncaklarını çıkarır oynarsın..Ve büyüdüysen tüm bu olanların arasında bir ara,kuralı devam ettirmelisin.Eğer açsan yemelisin yorulduysan durmalısın,karanlığı seviyorsan ışıktan uzak durmalısın,seviyorsan bilmesini sağlamalısın ve o küçük ışık,defterine bir şeyler karalaman için sana yetmiyorsa,kapıyı açıp odanın ortasında resmini çizmeye başlamalısın.

Emin olmayı ya da hazır olmayı beklemeyemezsin.Öyle bir şey yok çünkü.Bu tamamen bir uydurmaca.İnsan hiç bir zaman emin olamaz ve hiç bir zaman bir paragrafa başlamak için ya da nokta koymak için hazır değildir.İnsan olduğu gibidir.Belki başındadır belki de sonunda.

Adamlar ve kadınlar!
Herkes bir zamanlar bir bebekti ve yaşamda her şey şimdikinden daha risksizdi..

Hiç yorum yok: