26 Haziran 2008 Perşembe

Sevgilerimle Aşk!


Sana söylemek istemezdim değerini ama çenem hiç o kadar sıkı olamadı.Bilmemen gerektiğini de çok düşündüm ama düşündüklerimi uygulamak bu aralar daha zor gibi.Hem zaten neden sana göre olsun ki tüm bunlar.Bütün bu şeylerin içinde senin düşüncelerinin işi ne!Hatta,dur bir dakika!Benim bile bunu sorgulamam yanlış.Nasıl da bencilce konuşmaya başladım böyle.

Ancak kim inkar edebilir ki!Bunlar yalnızca benim.Bu kuruntular,bu heyecanlar,yalnızlıklarım kadar acılarım kadar bunlar da yalnızca bana ait.Sen sebep olmuş olabilirsin,senin varlığın neden olmuş olabilir ancak;şu dakikadan itibaren sen yokken bile benimleyse bu duygular,bu işlerin seninle artık pekte alakası yok gibi.Ne dersin?Seni seviyorum!Evet seni ilgilendiren kısmı eylemin uygun görüldüğü kişi olman,dışında ki tüm zelzele,tüm fırtınalar bana ait,benim ilgi alanımda,teşekkür de etme çünkü bu bir hediye değil.Belki de yalnızca benim için seçilmiş bir tür beladır bu.Olamaz mı?

Nasıl bir delilik bu böyle?Tek bir varlıkla başlayan sonra yavaşca ondan kopan ve geride onun neden olduğu duygulara hapsolan bir trajik vaka.

Aşk böyle bir şey mi yani?Onunla başlayan ancak onunla bitmeyen,hatta belki de gün geçtikçe ondan kopan bir hastalık mı?Kendi içinde ki eksikleri tamamladığını hissettiğin adama ya da kadına bağımlı olmak mı?Ten kokusu mu?Sözcüklerin büyüsü mü ya da gözlerin içinde ki kör kuyu mu?Belki de bir tür illüzyon...

Oysa çok fazla kurcalanıyor bu hal.Belki de yalnızca saf bir inançtır aşk.O adama ya da kadına inanmaktır.İnanmayı istemektir.Herkesten bir adım daha senin,biraz daha seninle ve biraz daha güvendir belki de... Ancak aşk,bu kadar ayrıntıyı da kaldıramaz.

Aptallık olduğunu düşünenlerde var tabi.Büyük bir iradesizlik olduğunu ve kişinin kendi kendini erittiği,aslında bir tür yalnızlaştırma olduğunu düşünenler.Bunları şahsen ben hiç kale almadığım gibi eriyecekleri günü de dört gözle bekliyorum.

Nasıl da küçük adlandırılmış öyle değil mi!Aşk...Üç harfli,pek mütevazi ancak adının geçtiği yerde tozu dumana katan bir küçük şeytan!Bu da çok ağır olmuş olabilir ancak;onun bir melek olmadığına adım kadar eminim.

Varlığına biçilen yıllar var.Sonrasında yerinde başka duyguları devrettiği söyleniyor.Acaba onlar başka duygular mı yoksa yalnızca bir tür evrim mi?Yani aşk aşktır öyle değil mi!Neden bir başka devşirme duyguya ihtiyaç duysun ki.Bana kalırsa kendi içinde kendini yenileyen bir hissiyat.Hem bir duygunun zamanı ölçülemez ki!

Ona herkesin ihtiyacı var oysa.Onun yarattığı heyecana,mutluluğa...O tatlı rüyaya herkesin ihtiyacı var.

Aşk;bedeni ve ruhu bu dünyadan koparan,insana yapamayacağı bir şey yokmuş gibi hissettiren,en bencil insana bile kendini paylaşabileceği bir başka beden seçtiren;zihni ve duygusal şoklarla ruhu,bedeni yenileyen ve bütün bunlara rağmen ironik bir biçimde bencilliği de elden bırakmayan,bir tür sapkınlık.Hem de ilahi bir sapkınlık.Belki de Tanrı'nın kullarını denediği en büyük sınav.Meşru görünen ancak oldukça sakıncalı bir hal.


Neden Sevgi varken aşka bu kadar takılıp kalmış insanlar anlıyoruz.Bu kadar çetrefilli bir şeyi herkes çözmek istiyor.İçine giren bir daha çıkamıyor orası ayrı ancak bu kalabalık bilmeceyi çözme isteği herkeste mevcut.Sevginin yalın,sakin emektar halleri çekmiyor insanoğlunu galiba.Onun iş isteyen işlemesi korkutuyor belki de zavallıları.

Oysa şu kadar basit:

Aşk;dışı renkli,parlak,göz alıcı bir zenginliğe sahip olan, görünce tadını anında hayal ettiğin bir heyecanla da çiğnemeden yuttuğun ve sindiremediğin,yedikçe de acıktıran bir şeker.Hep hayal ettiğin tadı beklediğin çoğu zaman da ulaşamadığın...

Sevgiyse;karakalem desen çizimi gibi.İçinde derin renklerin kurmacalarını barındırmayan,sade ancak emeğin incelttiği ayrıntıların insanı cezbettiği,siyah ve beyazın birbirini sahiplendiği,her şeyin net bir şekilde görülebildiği bir tablo.

Seçim yine kişinin kendisinin.Yedikçe doymadığın bir şekere bağımlı olmak ya da güzel bir tablo alıp yıllarca onu huzurla izlemek...

Veyahut en güzeli,o cezbedici renkli,parlak şekerin tadını farkettikten,kokusunu iyice soluduktan sonra karşına alıp siyah beyaz bir resmini çizmek...Sonra yıllarca o resmi izleyip,tadını anımsayıp,kokusunu hissedip huzurla dolmak.



Ne dersiniz?Asıl büyüleyici olan da bu umut değil mi?



Hiç yorum yok: