29 Ocak 2008 Salı

YOK



Çok erkendi yaralanmak için.Çok erkendi küsmek için kalplere,kalbime...
Ama korkular ..onlar insanı sardığında soğuktan koruyorsa da bazen bir yılan gibi de boğuyor.
İlk güven,ilk çarpıntı,ilk hayaller...İlk inanç!

Bir bittiği ana bir de gittiği ana uzun zaman inanamıyorsun.Bir onu nasıl sevdiğine bir de şimdi nasıl da sevemediğine ağlıyorsun.
Üzüldüğün gibi üzdüğünü görmek acı veriyor.Ne onu alıyor artık için,ne de diğerlerini..Benziyorsun sen de onlara.O kalpsizlere...

Hayat bir yerde bağlarını senden koparıyor ve sen sınırlarını yeniden keşfetmeye çıkıyorsun.Kırıp,döküp,yakıp,acıtıp,sarhoş edip sonra da basıp gidiyorsun.Sen de bir bakmışsın,en az üzüldüğün kadar üzüyorsun.

Ne kadar yanmışsa canın bin mislini kusuyor bedenin.Ruhun ne kadar ağlamışsa o kadar unutuyorsun bir ruhun olduğunu.
Günahlar hiç geliyor.Acımak kalmıyor...

Aslında hala bir yerler de umutların saklı,tüm bunlar bu sebepten oluyor.Umutların her seferinde belki bu defa yeniden diyor ama hayır.Belki de umut dediğin şey sadece senin bencilliğinden ibaret..

En çok üşüdüğünde ve titrediğinde için çekiliyor.Derin bir nefes alıp sonra veremiyorsun.Boğazında düğüm düğüm düğüm...
Gözyaşların olsun istiyorsun,deli gibi ağla,bağır çağır ama;hayır!Tıpkı bir deli gibi yaşayıp geçip sonra da ardından bir aptal gibi bakıyorsun.Elinden hiç bir şey gelmeyen bir aptal.

İki satır sevgi istiyorsun bu ruhsuz bedene.Biraz merhamet bu katılaşmış yüreğine.Biraz masumiyet...
Nereler de bıraktığını kimse bilmiyor benliğini.Sen onu görmeyeli çok oluyor.Sanki bir eski tanıdık,aynadakiyle içindeki hiç benzeşmiyor artık.Bu kadar zor olabildiğine inanamıyorsun...Huzurun bu kadar uzak kalmasına bu memleketlere inanamıyorsun.

Oysa kabullenmenin tam da zamanı..görüyorsun.

Yoksa,yok!
O üç harfli masumiyetin,şeytanın kılıcına dönüştüğü bu zamanlarda,yoksa yoktur;görüyorsun!

Kendini kanatsız bir melek sanarken,ateşin kavurduğu bir tüyün üzerinde uçup durduğunu biliyorsun;görüyorsun!

Hayatı öğrenmek dedikleri şeyin,aslında tam anlamıyla ''insaniyetini yitir'' demek olduğunu anlıyorsun;farkediyorsun!

Sen oyununu,sahneni seçmeden,etten kemikten mi yoksa tahtalardan bir bebek mi olacaksın,bilemeden,oluveriyorsun.

Etten kemikten bir beden olsan da,tahtadan bir kukla ya da...
Ateş geldiğinde ve yandığında bu cisim,küller kalıyor geriye...
Ne söyleyecek bir sözün kalıyor ne de söyletilecek..

Hayatta ateşten bir gömlek madem;hepimizin sonunu tek tek söylemeye ne hacet!
Ateşte olsa insaflı olsa bari!

28 Ocak 2008 Pazartesi

Sementa Kadar Şanslı Olamadık!




Böylesine kendimden geçirmişken hayat beni nasıl olurda sağlıklı düşünürüm..O kadar elimde değil ki hayat!
İşte yorucu,yıkıcı olan bunu görmek..Farkettiğin zaman gecenin ve gündüzün seni umursamadığını ve hatta insanların,işte o zaman yıldızlara bakmak istiyorsun.Onlara bakıp sana göz kırpmalarını diliyorsun.


Sementa gibi tatlı bir cadı olup süpürgene atladığın gibi tüm yıldızları bir koşu ziyaret edip gelmek istiyorsun.
Peki tamam..Yalanın bir alemi yok.Eğer Sementa olsaydın ve yıldızlara kadar yanaşabilseydin,bir daha dönmeyeceğini çok iyi biliyoruz.


Zaten neden dönesin ki?Nesine döneceksin ki geri?Havasına mı suyuna mı?Yoksa artık hiç kalmayan şu dünya üzerinde ki tek masum duygu olan aşk için mi?Öyle ya dediğim gibi artık hiç kalmayan aşk!Artık hiç kalmayan şefkat ve hiç kalmayan anlamak!


Aslında tek yapılması gereken ''beni anlamak'' değil.En başından bunu istemek aptallık olur.Önemli olan anlamayı anlamaktı.Farketmekti varlığın varlığını ve saygı duymaktı.Eğer yapılabilseydi,hiç kimse ''anla beni'' diye yalvarmayacaktı birbirine.Eğer anlamayı anlayabilseydi insanoğlu.


Kadın erkeğe,erkek kadına sormayacaktı ''Ne ister bunlar'' diye .


Eğer anlamayı anlasaydık.Ben Sementaya özenmeyecektim.Bu kadar çok yıldızlarla konuşmayacaktım.Çünkü anlayan varlıklarla göz göze olmuş olacaktım.


Anlamak nedir?Dinlemek mi,düşünmek mi,her söyleneni onaylamak mı?Anlamak hayatta kalmak belki de...
Yaşayabilir misin kimseyi anlamadan?
Ama hayır...Eğer öyle olsaydı dünya şimdi yalnızca hayvanlara ve bitkilere kalmıştı.


Yaşayabiliyoruz ne yazıkki anlamadan,dinlemeden sormadan,sorgulamadan...Ne yazıkki başarabiliyoruz.O kadar basite indirgedik bu bedenleri ve ruhları.O kadar çoğullaştırdık hayatlarımızı,kontürolsüzce.Herkese gel deyip kimseye git demeyerek başardık bunu.Her aşk-ı ilan da aşık olmak için zorladık.Her gülüşmede gülmeye çalıştık.Her gözyaşında dönüp gitmeyi başardık biz.Biz anlamamayı,görmemeyi,duymamayı başardık.Hem de sağlam duyularla!


Sonuna kadar sınırları zorladık.Kendi hayatlarımızı ele geçirmek için .. Elimize aldığımız bedenlerimizdeki nefesleriyse bir kalemde tükettik.Şimdi artık durma zamanı geldi.Bir dakika durmadan harcadığımız zaman bize durun diyor artık.Hem de hiç birimiz sementa kadar şanslı olamamıştık daha.


Oysa daha anlamayı bile anlayamamıştık.Nerden bilinebilirdi ki yıldızlara varmadan bile daha önce karanlıkta kaybolacağımız..


Kimin aklına gelirdi...