28 Haziran 2008 Cumartesi

Deli Çukuru



İçine konuşup konuşup susuyorsun.Sanki birileri duyuyormuş gibi,seni senden başka...Bile bile aynı yolu yürümekte ısrarcısın.Can acısı hoşuna gidiyor galiba.Ne oluyor?Bir tür hesaplaşma mı bu?Kendinden yola çıktığın ve kendinden başka onlarca durakta yolda kaldığın bir yol bu.Farkındasındır umarım!

Sorun gibi gelmiyor şimdi belki ama aldığın nefesler yavaş yavaş dizilmeye başladı bile boğazına.Sen artık çok geç kaldın.Biliyor musun ki yükün ağır ve yolun uzun.Güvenilirliklerininse ne kadar seninle devam edeceği meçhul.Bir gün aniden yapayalnız bir durakta daha kalmak var.Korkutucu!

Madem ki yok öyle bir ihtimal.Israrla reddediyorsun karşıma dikilmiş.Öyleyse nedir içinde ki bu titreklik?Nerden geliyor bu acının kokusu?Nerden çıktı şimdi bu gözlerinde ki buğular?Acı...Sen yine,bu defa da onlarca adım önden gidiyorsun.Belki sana yetişemiyor.Oysa öyle bir gaylesi bile olmayabilir.

Mutlulukları kovalamadan yakalamak.Güzel olurdu.Oysa sen kovalamıyorsun da..Sen hep dururken ani sevinçler seni mutluluk olma ihtimaliyle kandırıyorlar.Ne kadar safsın!Senin kalbinle oynamakta çok kolaydır şimdi.
Peki bir yerden tanıdık geliyor mu bu yitirme korkusu?Kulaklarında çınlayan bir ses var mı?
''Gitme,üzerler seni,unutursun kendini..Sana gitme demedim mi!!!''

Hayır tamamen bir saçmalık bu.Ne yani haklı mı çıkıyor?Oysa ben pişmanlık nedir bilmem.Ancak onun acısına çok benziyor,onun dualarına ...Çok benziyor senin bu bakışların,acımadan sırtını döndüğün o adamın gözyaşlarına...Zaman dönüp dolaşıp ayağına dolanıyor sanki...
Oysa tam da şimdi yeniden...Ne gereği var yılları böyle kurcalamanın.Senin zihnin bir deli çukuru yalnızca!

Hem yine beklemediğin şeyleri yapmadın mı?Yine olmaz dediklerini.Sen ne zaman imkansız cümleler kursan,en çok o zaman mümkün hale gelir her yanlışın.Oysa yanlış olduğuna bile emin değilim...

Sonuna kadar sarıp bütün bu duyguları içinde kaybolmaktan da korkuyorsundur belki.Bedeli umurumda bile değil şimdilerde,sanki o kadar kolay oluyormuş gibi...

Sızıyor bir yerlerden,farkındasın.Sanki koca testi delindi.Sanki sen yine çölün ortasındaki en değerli varlığını sızan bir testiye boşaltıverdin.Susuz kalma ihtimalini düşünmeden sana yetişene sen de yettin!Peki ya bu sana yetmezse ya da sen ona fazla gelirsen ne olur?

Anlamıyorsun değil mi,umurunda değil artık.İpin ucu bir kere kaçtı neyin ardından koşabilirim daha diyorsundur belki de...Kendinin...Kendini yine senden gitmeden durdurmalısın.Yine çok hızlı adımlarla uzaklaşıyor senden,yine bakıyorsun sen ardından.

İçinde kapanan boşluklar,taşıyor yanlış yerlerde...

Bunlar yalnızca bir kaç sözcük oysa...

26 Haziran 2008 Perşembe

Sevgilerimle Aşk!


Sana söylemek istemezdim değerini ama çenem hiç o kadar sıkı olamadı.Bilmemen gerektiğini de çok düşündüm ama düşündüklerimi uygulamak bu aralar daha zor gibi.Hem zaten neden sana göre olsun ki tüm bunlar.Bütün bu şeylerin içinde senin düşüncelerinin işi ne!Hatta,dur bir dakika!Benim bile bunu sorgulamam yanlış.Nasıl da bencilce konuşmaya başladım böyle.

Ancak kim inkar edebilir ki!Bunlar yalnızca benim.Bu kuruntular,bu heyecanlar,yalnızlıklarım kadar acılarım kadar bunlar da yalnızca bana ait.Sen sebep olmuş olabilirsin,senin varlığın neden olmuş olabilir ancak;şu dakikadan itibaren sen yokken bile benimleyse bu duygular,bu işlerin seninle artık pekte alakası yok gibi.Ne dersin?Seni seviyorum!Evet seni ilgilendiren kısmı eylemin uygun görüldüğü kişi olman,dışında ki tüm zelzele,tüm fırtınalar bana ait,benim ilgi alanımda,teşekkür de etme çünkü bu bir hediye değil.Belki de yalnızca benim için seçilmiş bir tür beladır bu.Olamaz mı?

Nasıl bir delilik bu böyle?Tek bir varlıkla başlayan sonra yavaşca ondan kopan ve geride onun neden olduğu duygulara hapsolan bir trajik vaka.

Aşk böyle bir şey mi yani?Onunla başlayan ancak onunla bitmeyen,hatta belki de gün geçtikçe ondan kopan bir hastalık mı?Kendi içinde ki eksikleri tamamladığını hissettiğin adama ya da kadına bağımlı olmak mı?Ten kokusu mu?Sözcüklerin büyüsü mü ya da gözlerin içinde ki kör kuyu mu?Belki de bir tür illüzyon...

Oysa çok fazla kurcalanıyor bu hal.Belki de yalnızca saf bir inançtır aşk.O adama ya da kadına inanmaktır.İnanmayı istemektir.Herkesten bir adım daha senin,biraz daha seninle ve biraz daha güvendir belki de... Ancak aşk,bu kadar ayrıntıyı da kaldıramaz.

Aptallık olduğunu düşünenlerde var tabi.Büyük bir iradesizlik olduğunu ve kişinin kendi kendini erittiği,aslında bir tür yalnızlaştırma olduğunu düşünenler.Bunları şahsen ben hiç kale almadığım gibi eriyecekleri günü de dört gözle bekliyorum.

Nasıl da küçük adlandırılmış öyle değil mi!Aşk...Üç harfli,pek mütevazi ancak adının geçtiği yerde tozu dumana katan bir küçük şeytan!Bu da çok ağır olmuş olabilir ancak;onun bir melek olmadığına adım kadar eminim.

Varlığına biçilen yıllar var.Sonrasında yerinde başka duyguları devrettiği söyleniyor.Acaba onlar başka duygular mı yoksa yalnızca bir tür evrim mi?Yani aşk aşktır öyle değil mi!Neden bir başka devşirme duyguya ihtiyaç duysun ki.Bana kalırsa kendi içinde kendini yenileyen bir hissiyat.Hem bir duygunun zamanı ölçülemez ki!

Ona herkesin ihtiyacı var oysa.Onun yarattığı heyecana,mutluluğa...O tatlı rüyaya herkesin ihtiyacı var.

Aşk;bedeni ve ruhu bu dünyadan koparan,insana yapamayacağı bir şey yokmuş gibi hissettiren,en bencil insana bile kendini paylaşabileceği bir başka beden seçtiren;zihni ve duygusal şoklarla ruhu,bedeni yenileyen ve bütün bunlara rağmen ironik bir biçimde bencilliği de elden bırakmayan,bir tür sapkınlık.Hem de ilahi bir sapkınlık.Belki de Tanrı'nın kullarını denediği en büyük sınav.Meşru görünen ancak oldukça sakıncalı bir hal.


Neden Sevgi varken aşka bu kadar takılıp kalmış insanlar anlıyoruz.Bu kadar çetrefilli bir şeyi herkes çözmek istiyor.İçine giren bir daha çıkamıyor orası ayrı ancak bu kalabalık bilmeceyi çözme isteği herkeste mevcut.Sevginin yalın,sakin emektar halleri çekmiyor insanoğlunu galiba.Onun iş isteyen işlemesi korkutuyor belki de zavallıları.

Oysa şu kadar basit:

Aşk;dışı renkli,parlak,göz alıcı bir zenginliğe sahip olan, görünce tadını anında hayal ettiğin bir heyecanla da çiğnemeden yuttuğun ve sindiremediğin,yedikçe de acıktıran bir şeker.Hep hayal ettiğin tadı beklediğin çoğu zaman da ulaşamadığın...

Sevgiyse;karakalem desen çizimi gibi.İçinde derin renklerin kurmacalarını barındırmayan,sade ancak emeğin incelttiği ayrıntıların insanı cezbettiği,siyah ve beyazın birbirini sahiplendiği,her şeyin net bir şekilde görülebildiği bir tablo.

Seçim yine kişinin kendisinin.Yedikçe doymadığın bir şekere bağımlı olmak ya da güzel bir tablo alıp yıllarca onu huzurla izlemek...

Veyahut en güzeli,o cezbedici renkli,parlak şekerin tadını farkettikten,kokusunu iyice soluduktan sonra karşına alıp siyah beyaz bir resmini çizmek...Sonra yıllarca o resmi izleyip,tadını anımsayıp,kokusunu hissedip huzurla dolmak.



Ne dersiniz?Asıl büyüleyici olan da bu umut değil mi?



24 Haziran 2008 Salı

Zaman!Sonun Devamında


Sakın benden şimdi bekleme doğruları ya da bekle ama;yüksek bir umudun olmasın.Sana verdiğim sözlerle iligili sorunlar yaşıyoruz,farkındayım.Bilmiyorum,belki de ben yine biraz değişiyorumdur.Belki de değişiyorum dediğim hala ve hala büyümektir.Büyümekte saçma aslında ya da ille de adlandırmaya çalışmak olan biteni nasıl bir delilik!

Zamanın eli şu aralar sadece okşamakla meşgul ama sağ gösterip sol vurmayı çok sever o.Güvenmek,zamana hem de ...Ona işleri bırakmak hiç de doğru olmaz.O gerektiği yerde gerekeni yapıyor ancak sen ne kadar eğilirsen o,o kadar yol veriyor sana.

Susuzluk hissediyorum.Yalnızca dilimde değil.Sanki bedenimin ihtiyacı var gibi.

Olan ve biten.Nedir bunlar?Olanlarla bitenlerin arasında ki o derin dostluk bazen düşmanlık.

Olan yalnızlık,biten ''diğerleri''.
Olan aşk,biten ''mantık''.
Olan ölüm,biten ''nefes''.

Olan ayrılık,biten ''mutluluk''.(aslında bu kişiye göre değişir.)

Bunların hepsi aslına bakılırsa birbirine sebep haller.Bugün kayıtlarda ''olan'' adlı haller yarın bir ''bitiş''olabilir.Bu yüzden son diye bir şey de yok aslında.Her sonun devamı mutlaka vardır.Bir önceki sonun etkileri görülür devamda...Zamanın tatlı sert oyunları bunlar...

Verdiğin sözler.Bir önceki sonunun seni bugün getirdiği noktada geçersiz kalmış gibi.Devam da oynanan oyun ne kadar aynı gibi görünse de bu defa çok farklı her şey.Bu defa daha gerçek ve içinde hiç şüphe barındırmıyor.Emin ve umursamaz.

Yaşanırken bile sorgulamak tüm bunları nasıl bir fırtına yaratıyor ruhta.Büyük bir delilik.

''Ne yani,ne oluyor şimdi,doğru..Hayır yanlış....Geçmiş,son ve devam.Yine aynı şey mi?Hayır hayır tabiki de değil.Ama benziyor.Hisler,onlar bu defa farklı olan..Bir dakika dur,kes şunu!''

Beyninde ki bu akıl oyunlarını susturduğn anda ki huzur.Sonrasındaysa boşvermişlik.Belki de boşvermişlik de değil.Benim kontrolümde ama benden uzakta olmak bu.

Zaman ve getirdikleri,hem de bir aralar götürdükleriyle birlikte şimdi önümde serili,öylece bana bakıyor.

O son!O devşirme duygu,devamında gerçekliğine ulaşıyor anlaşılan.






22 Haziran 2008 Pazar

Sabaha Karşı 18 Dakika

Saat 04:53 ...

Uykum var ancak yatıp uyumak tarafımdan hala gerekli görülmüyor.Binbir çeşit düşünce aklımda fırtına halinde.Çoğu zaman bunları birbirinden ayırt edemiyorum.Hoş bazen sadece duruyorum düşünmekten ziyade.

''Vardır canım.Olmalı düşünecek bir şeyler''

Sakıncalı bir takıntı!

Saat 04.55 ...

İki dakika önce düşündüklerimden çok daha farklı şeyler var zihnimde.Daha dünyevi.Yapılacaklar edilecekler.Bu saatte ayakta olmam doğru mu?

Doğruysa veya yanlışsa kime göre olduğunu çok merak ediyorum.Ancak söylemeliyim az uyumama rağmen yine de erken uyunıyorum(çoğu zaman).

Saat 04.58...

Aklımda beliren kararlarım.Ne kadar doğrular acaba.Merak yok,kimseye göre değil bu tamamen kendi içimde sorguladığım,göreceliği benim eksenimde olan düşünceler.

Sevmiyorum bu huyumu.Aslında sevmediğim çok huyum var.Yine de bütün bunlara rağmen bir çok insana göre kendimi sevmeyi onlardan daha iyi beceriyorum.Belki de eksiklerimi bilmek rahatlatıyordur.

Düşünemiyorum mükemmel olmayı.Yani aslında saçma oldu düşünebildiğimden böyle diyorum.Mükemmel olmakta ne demek.İnsan için gerekli olan bu mudur da o deliler bu kadar geriniyorlar.Yazık,onlar bir çoklarından daha da eksik de işte..Neyse...

Kendimden biraz memnun biraz rahatsız biraz burnu havada biraz kompleksli biraz bilmem ne biraz bilmem şu...Yaşıyorum ya ona bakmalı belki de...

Saat 05.04

Ohoo..aldı başını gitti benim kafa yine.Ciddi anlamda sorun muyum neyim?Hava bariz şekilde aydınlandı.Cem Yılmaz izledim,çok güldüm ondan uyuyamıyorum diycem de genel hal itibariyle uykuyla aram iyi değil,e bir de yazmaya başladım.Ne bekliyordum ki...

Gülmekte güzel şey bu arada cidden.Bakalım beni ilerleyen günler güldürecek mi?

''İlerleyen günler''

Bu aralaren tırstığım ama en merak ettiğim en çok kurduğum bozduğum tamlama.Hayır diyorum bazen ya ilerlemezse o günler ne halt yiyceksin diye de işte dünyevi olmak böyle bir şuursuzluk!

Saat 05.09...

Yok ama artık yatsam iyi olacak.Biraz dinlenmek iyi gelir.Benim gibi kaç kırık var acaba bu saatte ayakta hala.Neyse kırıklıklara hiç girmeyeyim bir yarım saat daha net ve kesin ayaktayım demektir.İyisi mi bana iyi geceler artık.Hoş hava aydınlandı ancak henüz ayakta insan olmadığından(en azından bulunduğum ev içinde)gece diyebiliriz.

Saat 05.12..

Bitti!

Bir Takım Notlar...


Kayıpları derle topla bir sen ediyorlar mı diye bak.Bir çok şeyden daha az olduğuna bakar bu işler aslında.

Kendinden ne kadar azsın,onlardan ne kadar eskiksin ve kalbinden ne kadar geride kaldın.Derle topla hepsini.

Gidenlerden sonra,kalanlarla aran nasıl olmuş.Sen bildiğin sana ne kadar benziyorsun,bir bak dilersen.

Eklediğini sanarken nasıl da azalmışsın.

Hangi ibrete alem olmaya çalışıyorsun.Hangi yanlışına doğru yol istiyorsun.Kendine sadakatini kirleten de kim?Senden kaç tane var böyle ve sen neden duymazdan geliyorsun yakarışları?

Kızıl bir güç seni çeken.Kesin,net ve belli...Sınırları ve sınırsızlıkları açık.Beyaz dumanlardan uzak duruyorsun.Belirsiz,rahatlatıcı aslında doğru olan ama işine gelmeyecek kadar açık ve sen fazla açık olunduğunda deli gibi kaçıyorsun...

Bir Not

Dalgalı denizde sakin olmak iyidir.

O sustuğunda sen konuşursun.

O dakikadan sonra herkes anlar içinde ki durgun sulara olan özlemi!

Bir Garip Sıkıntı


Kapatalım artık bu huzursuz sohbeti.Biliyorum daha söylenecek çok şey var ama ; kapatalım yine de ...Konuşmak ve daha fazla görmek istemiyorum.Ben hiç bu kadar kuru kalmadım.Yanalarım hiç bu kadar nemsiz kalmadı.İşitiyorum,üzülüyorum ama yine de hala kupkuru yanaklarım.Hiç bu kadar korkmamıştım.

Yitirdiklerimi,benliğimdeki sızıntıları daha fazla görmek istemiyorum.Nerem bu denli canımı acıtan merak etmiyorum.Belki de merak etmek istemiyorum.Ne kadar mümkünse tabi!

Yitirirsin varlıklarını elinde olmaz.Fakat bilmediğin sürece kaybettiğinin adını,acısını da hissetmezsin.Acı bile olamaz belki de..Olan yalnızca bir garip sıkıntı.

Nerem acıyor?

Farkındayım yitirdim.Farkındayım ancak sadece kaybettiğimin.Henüz neyi kaybettiğimi bilmiyorum.Bu acı daha çok az,farkındayım.

Adaları lazım,tek tek.Yerleri...Boşlukların adları gerek.O boşluklar için taşlar lazım,yaşamayı bir nebze daha kitabına uyduracağım çünkü.

''Mış'' gibi yapmam gerek.Hiç olmamış ve gitmemiş gibi.Eksikler var,nerede?Bulmak üzereyim,adları tek tek görmeye az kaldı.

...Ve biliyorum kimliksiz acının adı sıkıntı.Oysa şimdi meşru her şey.Kimlik açık ve net.Ruhumun dili ve vicdanımın elleri yok!

Dilsiz bir ruh ne kadar ağlarsa o kadar,elleri olmayan bir vicdan ne derece sarsabilirse o kadar.İşte gerçek acı şimdi başlıyor.

Sıkıntılarım artık dert!Gömülesi beden,kör olası gözler!Nasıl oldu da kesti ruhumun dilini ve nasıl kırdı vicdanımın ellerini ve ayaklarını...Artık hangi duvara vursam bedenimi vicdanım kadar kanatır.Hangi dilin anlattıkları ruhumun edebiyatından yüksek gelir bana!

Nerem acıyor?

Artık meşru her şey.Acıyan yerim şimdi kanıyor.

...Ve ister istemez diyor ki bedenim,keşke hep öksüz ve yetim kalsaydı bu acı.Keşke hep bir sıkıntı olsaydı kenarından.Kan gövdeyi götürürken tututancak bir dalın olurdu belki!

Bir Tutam Hayat




Düşün ve inan...Belki de sırrı budur tebessümlerle yaşamanın.Seni varedecek olan düşüncedir aslında,inandığın düşünceler.Çünkü inandıkların hayatın olurken diğerleri,hayal dünyasının parçacıklarıdır.Hayal kurmak sakinleştirir insanı ancak;gerçeklikte yaşar insan.Hayallerine inanmaksa,gerçekliğini mutlu kılmaktır.

İmkansızlıklar önce dilde gelir hayatımıza ve yavaş yavaş bize sokulurlar.Zamanla zihinlerimizi ele geçirirken,bir adım sonra yaşantımıza tabessümlerimize kastederler.İmkansızlıklar ancak onlara inanan bedenlerde can bulurlar.
Öyle ki gerçek anlamda imkansızlık bir ölünün asla direnemeyeceği gerçeğidir(maneviyat dışı maddesel olarak).Oysa diri ve canlı olmak demek,toprağın altında değilde üstünde olmak ya da nefes almak veyahut maddesel bir gerçekliği taşımak demek değildir.Tam tersini idda edenler için imkansızlık ölümle kanıtlanabilir.Oysa ben istersem ve hayal edersem ölüm bile yşamın en renkli en canlı noktası olur icabında...

...Ve zihnim bu yüzden tüm yalnızlıklarıma arkadaştır.

Düşünmenin ve inanmanın yanı sıra istemekte bir hayli önemli.Çünkü,ancak ve ancak isteyen insan inanır.İstekler,inancın en büyük güçleri...Ne derece imkansız ya da ne derece yanlış gibi görünse de ''düşünerek yüksek bir inançla isteyen kişi''dilediği o saçma sapan ,yanlış yola yine dilediği türden haritalar çizebilir.

''Varolmanın dayanılmaz hafifliği''harika bir cümle özellikle şu dönemler de biz insancıklara ağır gelen ruhlarımızı düşünürsek,imrenilecek bir his.Öyleyse bu da mı mümkünsüz şimdi!Bu günlerde bir şeyler daha zor diye,bu da mı mümküniyetlerimizin dışında.

Oysa şöyle sormak gerek belki de:

'Neden bu günler daha zor?''

Zor ...Belki de biz kanatıyoruz bu derece.Farkında değiliz belki ama bizler inanmayı bırakalı çok oluor.Unuttuğumuz şeyler var aslında.Kendimiz,bizim olan zihnimiz,bedenimiz ve ruhumuz...

Bizim olan bu nacizane varlıkları emanet ettiğimiz saçma sapan akıl oyunları.Oysa yapılcak olan çok basit.Biraz inanç ve biraz sorgu eşliğinde bir tutam hayat...