30 Ağustos 2008 Cumartesi

Bir Adresten Hiç Bir Kimseye!



Güven!
Sana ve onlara...Artık ne kadar ve nasıl?

Anlatabileceğim diller değil bunlar.Kimsenin hayatının kilometre taşı olsun da istemem.Yazık oldu derken şimdi,yalnızca kendim için korkuyorum.
Kimilerinin dediği kadar önemsiz ve birilerinin dediği kadar can yakıcı.Kasıtlı ya da kasıtsız,bedeli ödenemeyecek kadar ağır.

Saçlarından ve boynundan geçen anılar.Kalbine ve tenine kadar sabit ve kanatıcı.Şuursuz bir kasvetin bedeli.Kimin için?Dilinden ve elinden gelenler.Yanlış ve yanlış olan sen!Doğrunun yolunu kendine sabitlediğin yine kendine olan sapkın düşkünlüğün.Bu işin içinden çıkabiliyorsan eğer kendine değmeden,bir hiçlikten daha yokluktasın.

İçerden gelen,içinden gelen kabuller.Kendine ve ruhuna.Gözlerinden söz bile etmiyorum.Sebepsiz bir hikmet mi hepsi yani!Komiksin..Bu benim için çok acıklı!

Yardıma ihtiyacım var şimdi,kendime engel olmak için.Durdursun birileri zihnimi ve anılarımı dondurun.Elinizden gelemeyecek yazık işler bunlar biliyorum.Oysa en temiz ve en içtenken,en yanlış ve en uzak adamın elleriyleyken kaldım bu yolda !Tekledi bizim ki...

Yabancı!Seni bile daha iyi tanıyor olabilirim ancak;onun kokusunu hatırlıyorum hala.Kendimle savaşımın bir dönüm noktası.Bu durakta bırakılacaklar var.Gözler,dokunuşlar,sesler,izler,kokular,sözler,yüzler ve hisler...
Bu durakta esir kalacaklar da var!Kendim için bırakıyorum onları da...Ben bomboşken ve huzura daha yakınken...

Bir kaç cümleyle atlatabileceğini zanneden kefiller..Ruhum ve yüreğim için kefiller.Şimdi hepsi kendi için içiyor kadehlerden.Sen de kefildin sözde benliğine ve senetlerini sende bozduramadım ne yazık ki...Bir tutam öfkeyle bir gram acı arasında ki fark nedir peki?Acıdan korkman gerekir , bunu unutma!

Sızıntı var artık,kocaman bir delik hatta!Gün geçtikçe daha boş ve daha sancılı...Sona yaklaştıkça en başa,sonra yine sona ve şimdi yeniden en başa...Bu filmi sarmak için tekrara gerek yok.Hep aynı yerde zaten

...ve sakın!Çek sırtımda ki kirli ellerini.Düşerken bile tutanacağım son dalken bile,uçurum tatlı gelir bana,inan!
...ve unut inançlarımı,sana verdiğim hakları ve bende ki seni.İçimdekileri görebilseydin,kendine bir kez daha savaş açardın!
...ve tabi unut tüm söylediklerimi.Biliyorsun ki hiç bir zaman sana ait değildi,şimdi de senin için değil!

.....Ve bir kez olsun bana bakarmış gibi bak aynaya,sanki benmişim gibi!Ancak yapamazsın bunu çünkü;yüzün asla sana geri dönmeyecektir!

Tıpkı kalbimin bana geri dönmeyeceği gibi!!

Bir adresten hiç bir kimseye...

26 Ağustos 2008 Salı

GÜNEŞ



Bu kokuyu anlamıyorum.Dışardan mı geliyor içerden mi?Henüz bilemiyorum.Nereye gitsem de benimle.Sanki çürümüş bir şeyler.Çürüyenler içimde
Kaçaklar korkar ama ben burdayım.Her zaman bildiğim gibi.Gitmeden,gidemiyorum.Bu kokuyu anlamak mümkün değil!Kıskıvrak sarıyor tüm neşemi ve boğuyor beni.Burda olmak,orda olmaktan da beter olmaya başladı.

Susacağımı bilenler,görüyorlar da şimdi.Değmeyenler için cümle sarfedilmez ama bu çıkmaz sokak farklı.Hem kirli hem dar.Sağ ya da sol en fazla.Büyük
hareketlere yer yok.Acı bir kokunun düşsel izlerini taşıyor zihnim.Her bir düş bir önceki hikayenin başlangıcı ve sona doğru kabuslarla doyuyoruz.Kimseye yetişemiyor cümlelerim.Daha havadayken kapıyor yanlış olan birileri.Daha hızlı olsaydım belki bu kadar dibinde kalmazdık hayatın.

Benzetemiyorum da bu kokuyu.Güzel bir düş gibi hatırlatıyor kendini hemen ardından çürümüş et kokusu duyumsuyorum her yanımda.Yakmışlardır belki de..Öyle
içerden ve öyle yakın ki,korkutuyor artık.Geçmişe bakıpta,geldiğim yolu görmek istiyorum.Anımsamaktan fazlası için,gitmek için lazım her şey.Kelimelerimi sıkıştırmayan adamlar ve kem gözleri olmayan kadınlarla beraber.Kaçmak değil bu,korunmak belki!

Hatırlatan gözler istemiyorum.Benzer kıyafetler,aynı cümleler,öperken bile aynıymış her şey.Oysa tüm dünya karanlıktı o zaman.Aniden yanan ışıklardan kaçarken dalıverdim bu yola.Belki de hep üzerimdeydi bu çürük koku ya da o şaşkınlıkta birilerinin kanı üzerimde kaldı.Bu sokakta öyle sakin ve öyle ıssızdı ki düşünmeden yürüyordum.Bir son aradığım yoktu yalnızca yürüyordum.Güzel evlerine bakıyordum,tıpkı hayalimde ki gibiydi.Renkler,sesler ve sözler!Her şey loştu ve sevindirici.Yine geldiğim gibi aniden gördüm sonunu.Ardımda ki tüm kapılar kapalı ve önümde koskoca bir duvar.Koskoca bir sahne gibi aydınlanıverdi bütün bir çıkmaz yol.O geliyor sanırken kokusuyla,bir düş kadar yakın zannederken elleri,çürüdüğünü duyumsamaya başlamıştım.Ardımdakilerler,karşımdakiler,elimdekiler ve şu kahrolasıca koku!Bir güneş vardı hem de sıcacıktı.Ama engelde vardı hem de büyük bir çıkmaz.Hem kokuyorum da...Yalnızca ben biliyorum belki ama çürüyorum da...Hatta bu çok iyimser bir kaçış,cesedime bile dokunurum istesem şu an.

Ahh güneş!Aydınlığından kaçarken,yalnızca ay ışığı sanmıştım bu kadranı.Yanılmışım!Koskoca bir çatının buğusuymuş bu yalancı gece.Bak şimdi perdeler de kalktı.Sen ordasın ve ben burda.Gece de bitti ve gün de batmak üzere.Gerçek geceye kalmak için çok çaresizim.Sana varamadan geceye kalacağım.Hem ben belki hiç çıkamam artık bu sokaktan.

Yoruldum güneş,bilir misin ne demek!Korkuyorum da senden,yine bir sahneyse bu koskoca umut.Yine yalnızca bir çocuk kandırmacasıysa bu çokluk.Ben artık bu duvarı tırmanamam güneş.Ancak biliyorum bu gece bu kokuyla da yaşayamam.Kaçtığım kaldırımları bir bir yeniden tepip geri de dönmem.Çürüyorum ben hem de sensiz ve sessizce.Kaçamıyorum bile artık.Hem ardımdan kovalayan da yok.İçimde hissediyorum bu nahoş sesleri ve halleri.Orda öylece yiten mutluluğummuş gibi bakma bana.Seni de bitirirdim eğer dokunabilseydim ya da sen de beni yakardın eğer o kadar kolay görebilseydin.Gözlerimden bir iki damla sızması gerekti şimdi ama akmıyorlar onlar da artık.Kurumuş pınarlarım ve içeri göçmüş gözlerim ve yara bere içinde ki ellerim ne kadar layık gelir sana artık bilemiyorum.Belki de biliyorum da ondan öylece duruyorum.Kızma bana güneş,sakın kızma!Yetebilseydim eğer beraber parlardık daha nice hallerde.Yetebilseydim eğer!

25 Ağustos 2008 Pazartesi

En Büyük Bedduanın Anısına



Geçmişe dönmemizi ister misin?Yine öyle acımasız ve nahoş olmayı..
Aynalardan nefret etmeyi ve gözlerinden kaçmayı ister misin?
Boşa soruyorsun hala kendini
Ne var kaybettiysen diyemeyiz
Bulduklarından değerli miydi yani..
Sakın konuşma ve duyma
Bir sağır olmak en güzeli şimdi
Netleştikçe sesler,yalanlar çoğalıyor
Ve biz inanıyoruz her topala
Teklediğini görmek seslerini yalanlayamıyor ne yazık ki..
Sesleniyorlar şimdi
İçerden ve dışardan
Sanki zorla öğretmek istiyorlar tüm gerçekleri
Gerçekleri ne derece burdaysa tabi..
Elle tuttuğun ya da gözle gördüğün
İşte en büyük yalanlar,en önde ve en gerçek
Eğer gerçek buysa tabi..
Durmayacağım artık hem duramam istesemde
Gözyaşı istiyorum ve kanamalarını istiyorum..
Son nefeslerine kadar acımlarını aynalara
Görmelerini istiyorum ve doğru söylemelerini
Ruhları ellerimdeyken de bu kadar çirkinler miydi!
Sesin benden çok öte de ve yankılı
Anlamak ve anlatmak için çok geç belki..
Sıkıldığımı da biliyorsun
Dört duvar ve bir kapı
Ardına kaçmak ya da içerde boğulmak
Kaçmak nasıl olsa yine duvarlar ördürecek
Burda olmasa başka yerlerde donacak ellerim
Öyleyse kıpırdamayacağım bir adım daha
Güneş bile almayan bir ruhla ve sessizce gideceğim..
Hep böyle derler ya ''yorulmak'' kadar gerçek her şey..
Biraz yaklaş bana,nefesimi duymaya gayret et..
Ben hiç koşmadan nefessiz kaldım
Ciğerlerimi emanet ettiğim kalplerin kötü alışkanlıkları
Belki de kansere çok yakın artık..
Kimdiler ve kimdi o giden..
Bana çok benzesede resmimden fazlası değil bu saçmalayan
İzliyorum seni ve durmanı bekliyorum
Onca taşa çarpıp hiç yıkılmamak ne kadar mümkünse o kadar sağlam basıyorum şimdi yere
Hiç gözleri dolmadan ve vicdanı sızlamadan kaçtı!
Hiç böylesini görmemiştik...
Sanki elimde bir yanardağ var ve onunla yıkayacak mıydım seni..
Oysa senin tüm hücrelerin sudan saklanıyormuş..
Bilemezdik bu kadar kirli olduğunu...
Gözlerden kaybolan ve aniden doğrulan
Omurgalarıma kadar acı çekiyorum nefesimle
Günler ve gecelerin saatleri elimde
Akrebin intikamına tutulsun ruhun!
En büyük bedduanın anısına..
Yelkovana çok da önemsemeyecektir zaten..

24 Ağustos 2008 Pazar

Lanet!



Şimdi burası bir kapı ve ardındasın.Korkak,ürkek halde pısmışsın.Oysa bir dev ya da bir fırtına yok ortada sana zarar verecek.Titriyorsun,ne hakkı var sanki!
Ürkmek...

Karanlıktan ya da sessizlikten korkmuyorsun.En şiddetli huzur dalgalarının dans ettiği yerler.Ancak güneş ve aydınlık.Kapatın perdeleri!Kalın kalın yorganlar lazım,üşüyorum.Gece gelince haberim olsun,çıkacağım deliğimden.Ay ışığı kadar aydınlatacağım yüzleri daha fazlasına gerek yok zaten.Biraz daha derinden bakıp gözlere daha fazla yalan görmek için hiç vaktim yok artık!

..Ve gece.Sessiz ve çığlık çığlığa.Duyuyor musun acıları.Her yer ayrı keşmekeş.Üzerimde bir lanet bulutuyla dağılıyorum aranıza.Kaçmaya bile vaktiniz yok.Ay ışığının pusu sanıyorsunuz hepsini.Birer kere batırıyorum üzerinizi.Rengarenk giysileriniz kirleniyor.Biraz kara duman biraz kan!Ne var sanki korkmayın hepsi benim.Boyayın doyasıya kendinizi kanıma ve bulaştırın üzerinize lanetimin kirini pasını.Meraklanmayın hepsi benim!Hatta can acısına kadar sahiplendim.

Yalnız kalmanın ne demek olduğunu dile benden.Sana hissettirmemi istemezdin.Ne kadar güçlü bir kaçaklık bu tahmin bile edemezsin.Senin ki yalnızca korkaklık.Gerçekten tek olmanın sıcağını ensende hissetseydin erimiştin çoktan.Kayıpların varmış.Öyle derdiniz hep.Peki ya kayıpları sordunuz mu hiç.Seni korkak!Bir başkasının acısına bile tahammülün yok.Dilersen sana etten kemikten bir acı gösterirdim ancak dayanabileceğini sanmam.Aynı anda gözlerime bakmanı istesem mesela ki bu kadar acımasız olmam ama ölürdün!

Şimdi dilediğin kadar uzakta dilediğin kadar yalnız kalmaya çalış.Yapamazsın!Onun taklidi olmaz hem.O aniden gelir ve sana sormaz bile.Yalnız kalmak istiyorsan daha hızlı kaç.Çünkü hayat senin gibi kalabalıkları bizim gibi tek tabancaların yanında harcamaz.Günün eğlencesinin hayatın anlamının yanında işi ne?

Şimdi daha hızlı kaç...
Düşlerime çarpmadan..
Dikkat et!
Topladığın kuruşlar dökülüyor ceplerinden ya da kusuyor da olabilirsin..
Yavaş ol..Görmemen imkansız..
O kanlar senin değil ama kirlisin hem de onlar senin bile değil!