Öylesine dolup taşan nehir
Kaç gece için uçsuz bucaksız
Ve bir dün için onlarca yarın
Harap edilmiş yastıklar, unutulmuş kamburlar
Kırık bel kemikleri ve aşifte aşıklar
Sızlayan burnunun direği
Sol omuzdan felç, sol kanattan yırtık
Cam gibi saydam ve bir o kadar karanlık
Sefalet dolu her yer, her göz, her kulak
Kalk buradan taa oraya yetiş şimdi
İçinde binlerce kilometre yol var
Sana gelene kadar daha çok iş var
Bir varmış bir yokmuş hikayeleri
Acımasız, devşirme hukuklar
Dinlendim, dinlendi, dinlendik
Yine aynı şeyleri yapmak için
Yorulduk yoruldum yoruldun
Aynı şeyleri yapmaktan
İçimde garip bir his,
Hala çatı delik, hala su sızdırıyor
Anlamadığım bir şeyler var
Bu evde kim yaşıyor?
Kim bu kadar ağlıyor ya da kim bu kadar duyarsız?
Öylesine dolup taşan nehir
Feda edilmiş olan kim, ne, neden?
Onlarca soruya tek bir cevap
Bir dün için onlarca yarın!
Yeminlenmiş günler, gecesi kafirliğe akan
Sabahı yumuk yumuk eller içinde umutlar
Öylesine dolup taşmaz hiçbir nehir
Ve bir dün için onlarca yarın düşmez elinden
Dünler cebinde ve sol tarafın uyumuşsa
Sızlayan burnunun direği yol gösterir sana
Kırık, yorgun ve emin adımlarla
Hakkımda
- korkunç akıllılar
- Delilik kayda değer bir gelişmedir! DİKKAT BURASI BİR ANI DEFTERİ NİTELİĞİ TAŞIMAZ!!
19 Aralık 2009 Cumartesi
14 Aralık 2009 Pazartesi
Ve tekrar baktığında değiş...
Aklını temizle, beynini ve gözlerini
Uzaklaş, oldukça uzağa doğru
Ve tekrar baktığında değiş...
Görmek için çaba sarfet ve duymak için
Sesleri olmayan, çok konuşan ve ancak sustuğunda bir şeyler ifade edebilen insanlardan uzak dur!
Vah benim, senin, onun, şunun, bunun geçmişine
Hayal dünyasının yankılı ürünleri
Gürültülü eserleri ve gerçeklerden kaçan delikanlı kadınlar ve erkekler
Sözde kanları deli, kanları yalan!
Cam gibi duruyor önünde kırılması gerekenler
Tek bir yumruk, tek bir nefes, tek bir söz
Tuzla buz edecek hala ayakta durduğunu zannedenleri
Ve kendin, ah güzel kendin
Sen hiç kendine kulak verdin mi, ne diyor diye?
Sus bundan böyle, sustur ve dön sırtını
Kendini dinle, aç içini
İçinden çıkanlar, çıkacak olanlar...
Geç bile kaldın çocuk,
Ama daha fazla gecikme
Umutlarını sıyırıp altından çıkacakları bekle
Ve kötü olanlara bakma, göz göze bile gelme
Öyle ki için bir tutam nefes ve huzur istiyor
Tek olmak, tekliğin dayanılmaz hafifliği,
Onca kalabalığın içinde yalnız kalmamak için,
Önce tek olmak, kendine hasret ruhuna kendini armağan etmek
Önce ruhunu doyurmalısın...
Dingin bir ruh asla yalnız değildir, unutma!
Uzaklaş, oldukça uzağa doğru
Ve tekrar baktığında değiş...
Görmek için çaba sarfet ve duymak için
Sesleri olmayan, çok konuşan ve ancak sustuğunda bir şeyler ifade edebilen insanlardan uzak dur!
Vah benim, senin, onun, şunun, bunun geçmişine
Hayal dünyasının yankılı ürünleri
Gürültülü eserleri ve gerçeklerden kaçan delikanlı kadınlar ve erkekler
Sözde kanları deli, kanları yalan!
Cam gibi duruyor önünde kırılması gerekenler
Tek bir yumruk, tek bir nefes, tek bir söz
Tuzla buz edecek hala ayakta durduğunu zannedenleri
Ve kendin, ah güzel kendin
Sen hiç kendine kulak verdin mi, ne diyor diye?
Sus bundan böyle, sustur ve dön sırtını
Kendini dinle, aç içini
İçinden çıkanlar, çıkacak olanlar...
Geç bile kaldın çocuk,
Ama daha fazla gecikme
Umutlarını sıyırıp altından çıkacakları bekle
Ve kötü olanlara bakma, göz göze bile gelme
Öyle ki için bir tutam nefes ve huzur istiyor
Tek olmak, tekliğin dayanılmaz hafifliği,
Onca kalabalığın içinde yalnız kalmamak için,
Önce tek olmak, kendine hasret ruhuna kendini armağan etmek
Önce ruhunu doyurmalısın...
Dingin bir ruh asla yalnız değildir, unutma!
29 Kasım 2009 Pazar
İçimden konuşuyorum
Şimdi göz gözeyiz ve öylece bana bakıyorsun
Dudaklarım hareketsiz ve dilim,
Sesim çıkmıyor
İçimden konuşuyorum sen daha iyi duy diye
Yalnızca dinlemen gerekiyor,
Yalnızca biraz dikkat
Gözlerimin altlarına bak,
Orada eskiden olmayan şeylerden var
Burnuma eski kaşar kokusu geliyor
Pişmanlıklarını açıkta bırakmışsın
Oda sıcaklığında ekşimiş yaşanmışlıkların
Şimdi içimden konuşuyorum değil mi
Şimdi daha iyi duyuyorsun bence
Ve tabiî ki ben de daha iyi görüyorum seni
Çırılçıplak ve olduğun gibi!
Muştuların saçılmış etrafa
Artık toparlanmalısın bence
Birinin eteğinden tutup kaçmalısın
Ya da birinin bir yerinden tutup işte…
Hiç konuşmuyorum seninle,
Ne de olsa küsmüştüm çok önceleri
Çocukken kolaydı barışmak
Parmak uçlarında dolaşırdı kırgınlıkların adı
Oysa şimdi,
Hiçbir pişmanlık geri getiremiyor tebessümleri
İçimden konuşuyorum...
Fakat biliyorum,
Şimdi daha iyi duyuyorsun beni
Tıpkı benim daha iyi gördüğüm gibi…
Zaman tüm karanlıkları aydınlatıyor
Ve tüm aşıklar çırılçıplak şimdi!
Dudaklarım hareketsiz ve dilim,
Sesim çıkmıyor
İçimden konuşuyorum sen daha iyi duy diye
Yalnızca dinlemen gerekiyor,
Yalnızca biraz dikkat
Gözlerimin altlarına bak,
Orada eskiden olmayan şeylerden var
Burnuma eski kaşar kokusu geliyor
Pişmanlıklarını açıkta bırakmışsın
Oda sıcaklığında ekşimiş yaşanmışlıkların
Şimdi içimden konuşuyorum değil mi
Şimdi daha iyi duyuyorsun bence
Ve tabiî ki ben de daha iyi görüyorum seni
Çırılçıplak ve olduğun gibi!
Muştuların saçılmış etrafa
Artık toparlanmalısın bence
Birinin eteğinden tutup kaçmalısın
Ya da birinin bir yerinden tutup işte…
Hiç konuşmuyorum seninle,
Ne de olsa küsmüştüm çok önceleri
Çocukken kolaydı barışmak
Parmak uçlarında dolaşırdı kırgınlıkların adı
Oysa şimdi,
Hiçbir pişmanlık geri getiremiyor tebessümleri
İçimden konuşuyorum...
Fakat biliyorum,
Şimdi daha iyi duyuyorsun beni
Tıpkı benim daha iyi gördüğüm gibi…
Zaman tüm karanlıkları aydınlatıyor
Ve tüm aşıklar çırılçıplak şimdi!
26 Kasım 2009 Perşembe
Modası geçiyor bu aşkın da
Ağlamak geliyor içimden
İçimden bir parça dışarıya aksın istiyorum
Ağlıyorum aslında
Senin anlayamayacağın bir dilde
Senin tanıyamayacağın gözyaşlarım var
Unutuyorsun,
Uyanıp uyurken dalıp gidiyorsun
Hayat hep mızıkçı!
Yalnızsın ve kokuyorsun
Hiçlik, kimsesizlik, boşluk…
Ötekileşiyorsun
Beriden bana bakan adam gibi
Önümde ki çukur gibi
Ardımdakiler gibi, ardımda bıraktıklarım gibi…
Çaresiz üşüyorum
Az evvel yeniden hatırlattı yabancı bir tebessüm
Öyle tanıdık hayaller geçti ki göz bebeklerimden
Tanımıyor gibiyim,
Oysa öyle benden, öyle gerçek
Yabancılaştığım sokaklarda
Bizzat ayak izlerim varmış
Unutulmuyor…
Unutmak demek,
Artık güzel olmayan şeylerin
Güzelliği karşısında yorulmamak demek olmuyor
Unutulmuyor…
Unutmak demek, bağışıklık kurmak oluyor
Şafakla beraber kapanan gözlere,
Kokulara, izlere, kelimelere, günlere
Aylara, giysilere, seslere…
Unutulmuyor,
Yalnızca alışıyorsun,
Modası geçiyor bu aşkın da..
Oysa ağlıyorsun hala,
Kimsenin anlamadığı bir dilde
Göremeyecekleri yaşlara sahipsin…
Bir tek senin gözyaşlarının modası geçmiyor!
İçimden bir parça dışarıya aksın istiyorum
Ağlıyorum aslında
Senin anlayamayacağın bir dilde
Senin tanıyamayacağın gözyaşlarım var
Unutuyorsun,
Uyanıp uyurken dalıp gidiyorsun
Hayat hep mızıkçı!
Yalnızsın ve kokuyorsun
Hiçlik, kimsesizlik, boşluk…
Ötekileşiyorsun
Beriden bana bakan adam gibi
Önümde ki çukur gibi
Ardımdakiler gibi, ardımda bıraktıklarım gibi…
Çaresiz üşüyorum
Az evvel yeniden hatırlattı yabancı bir tebessüm
Öyle tanıdık hayaller geçti ki göz bebeklerimden
Tanımıyor gibiyim,
Oysa öyle benden, öyle gerçek
Yabancılaştığım sokaklarda
Bizzat ayak izlerim varmış
Unutulmuyor…
Unutmak demek,
Artık güzel olmayan şeylerin
Güzelliği karşısında yorulmamak demek olmuyor
Unutulmuyor…
Unutmak demek, bağışıklık kurmak oluyor
Şafakla beraber kapanan gözlere,
Kokulara, izlere, kelimelere, günlere
Aylara, giysilere, seslere…
Unutulmuyor,
Yalnızca alışıyorsun,
Modası geçiyor bu aşkın da..
Oysa ağlıyorsun hala,
Kimsenin anlamadığı bir dilde
Göremeyecekleri yaşlara sahipsin…
Bir tek senin gözyaşlarının modası geçmiyor!
7 Kasım 2009 Cumartesi
Yani siz, ikiniz...
Yere düşünce parçalandı kimsi
Kimisi havada beş parande atınca öldü
Sen yalnızca durdun ve güldün…
Bekleyeni olmayan bir yola girmeden evvel üç kez düşündün
Düşününce ne oldu gördün
Kimse dinlemiyordu bu fısıltıyı
Yanmıştın,
Çok şık söndün!
Ardına dönüp bakmak
Kaç, gidebildiğin kadar uzağa
Enseden bir alevdir çekiyor aşağı
Yanıyorsun, ne kelime…
Düştür pençesinde kıvrandıkların.
Bir adamdır yahut bir kadın
Bir dosttur, olur ya bir aşk
Belki arasında kalır güz ve kışın
Yağan yaz yağmuru mu ?
Deme gitsin, bir ağıt ki yokuş aşağı
Yuvarlanır üzerime,
Kar, kış, kıyamet bir de siz,
İkiniz…
Ölmüş, dün bugün yarın…
Ne fark eder, yok artık.
Şimdi ezilmiş içimde yaşanmışlıklar
Birkaç çehre gölge ediyor tebessümlerime
Kaç, kaçabildiğin kadar uzağa
En fazla bir insan geçersin, bir düşü yakarsın
Sonların adı aynıdır,
Mutlulukların adı son olmaz,
Masallar ayrı tabi,
Esas kızın acısı bulaşmadan biter onlar
Yüz göz olmazlar gözyaşlarıyla
Öyle her gözyaşı da damgalamaz ruhu
İşte siz, yani ikiniz
Damgalıyorsunuz…
Kaçmak ne mümkün
Düşmek, kim bilir…
Solmak, tereddütsüz…
Yenilmek anılara, anıların ne renk olduğunu görmek
Grileşip, uyumak
Uyumak, güneşi olan bir sabahı dilemek
Dilenmek,
Tanrı’dan usulsüzce
Ve siz, yani ikiniz…
Hiç üşümediniz mi bensiz?,
Hiçbir gece titremediniz mi?
Mutlu olurken, hiç gölge etmedi mi yaptıklarınız?
Pişmanlık, gümüş kalkan
Vicdan...
Demek sağır…
Kimisi havada beş parande atınca öldü
Sen yalnızca durdun ve güldün…
Bekleyeni olmayan bir yola girmeden evvel üç kez düşündün
Düşününce ne oldu gördün
Kimse dinlemiyordu bu fısıltıyı
Yanmıştın,
Çok şık söndün!
Ardına dönüp bakmak
Kaç, gidebildiğin kadar uzağa
Enseden bir alevdir çekiyor aşağı
Yanıyorsun, ne kelime…
Düştür pençesinde kıvrandıkların.
Bir adamdır yahut bir kadın
Bir dosttur, olur ya bir aşk
Belki arasında kalır güz ve kışın
Yağan yaz yağmuru mu ?
Deme gitsin, bir ağıt ki yokuş aşağı
Yuvarlanır üzerime,
Kar, kış, kıyamet bir de siz,
İkiniz…
Ölmüş, dün bugün yarın…
Ne fark eder, yok artık.
Şimdi ezilmiş içimde yaşanmışlıklar
Birkaç çehre gölge ediyor tebessümlerime
Kaç, kaçabildiğin kadar uzağa
En fazla bir insan geçersin, bir düşü yakarsın
Sonların adı aynıdır,
Mutlulukların adı son olmaz,
Masallar ayrı tabi,
Esas kızın acısı bulaşmadan biter onlar
Yüz göz olmazlar gözyaşlarıyla
Öyle her gözyaşı da damgalamaz ruhu
İşte siz, yani ikiniz
Damgalıyorsunuz…
Kaçmak ne mümkün
Düşmek, kim bilir…
Solmak, tereddütsüz…
Yenilmek anılara, anıların ne renk olduğunu görmek
Grileşip, uyumak
Uyumak, güneşi olan bir sabahı dilemek
Dilenmek,
Tanrı’dan usulsüzce
Ve siz, yani ikiniz…
Hiç üşümediniz mi bensiz?,
Hiçbir gece titremediniz mi?
Mutlu olurken, hiç gölge etmedi mi yaptıklarınız?
Pişmanlık, gümüş kalkan
Vicdan...
Demek sağır…
5 Kasım 2009 Perşembe
Yazıyor , yazmıyor...
Yok olmak ki öylece sessiz
Canını satan, şerbetsiz tatlı gibisin
Eksik ve gereksiz
Hiç uyuşmayan ellerin
Hissettiğinde elbet bir gün soğuk geceyi
Ellerinin arasında,
Düşer birkaç bahar mevsimi kapına
Pencere önünde buluşan serçeler
Bilmelisiniz ki aç ve korkarak uçulmaz
Hiçbir kapı sahibi, hiçbir pencere tüneğine güvenilmez
Düşmek kolay, kalkmak zordur
Kaldırmak, yükünce ağırlığı hissetmeden
Nadir bir savaş…
Şu aciz med cezirleri kestirmek zamanında
Ve tutmak tam zamanında duaları
Tam zamanında ağlamak, geceye karşı
Kimsin ki bahtiyar bir tebessümle koşarsın üzerime
Daha dün ki , iki yıl olmuş
İşte o kadar tazedir cümleler
Bir yudum bir yudum daha
Hiç biter mi acı sen istemedikçe,
Hiç düşer mi bir çocuk bir çocuğun ayağına takılıp
Kurallar oyunlar içindi,
Arka bahçeler de oynanan oyunlar için
Biraz büyümüştük çanak çömlek adına
Kamburlarımızın adlarını sayıyorduk birbirimize
Her saat başı yeni bir yüz görüyordum yüzünde
Her gün yeni bir tepecik bindi sırtına
Şimdi gözlerini göremeyecek kadar aşağıdasın
Omzunda kadından tepecikler, yalnızlıktan evler
Ve yankı yapan bir bedenin sahibisin
Kör bir kalem var elimde
Yazıyor yazmıyor…
Seviyor sevmiyor gibi tıpkı…
Kör kalemim yazıyor, okuyor musun?
Sevmiyor musun?
Hiç olmadı dinle biraz…
Canını satan, şerbetsiz tatlı gibisin
Eksik ve gereksiz
Hiç uyuşmayan ellerin
Hissettiğinde elbet bir gün soğuk geceyi
Ellerinin arasında,
Düşer birkaç bahar mevsimi kapına
Pencere önünde buluşan serçeler
Bilmelisiniz ki aç ve korkarak uçulmaz
Hiçbir kapı sahibi, hiçbir pencere tüneğine güvenilmez
Düşmek kolay, kalkmak zordur
Kaldırmak, yükünce ağırlığı hissetmeden
Nadir bir savaş…
Şu aciz med cezirleri kestirmek zamanında
Ve tutmak tam zamanında duaları
Tam zamanında ağlamak, geceye karşı
Kimsin ki bahtiyar bir tebessümle koşarsın üzerime
Daha dün ki , iki yıl olmuş
İşte o kadar tazedir cümleler
Bir yudum bir yudum daha
Hiç biter mi acı sen istemedikçe,
Hiç düşer mi bir çocuk bir çocuğun ayağına takılıp
Kurallar oyunlar içindi,
Arka bahçeler de oynanan oyunlar için
Biraz büyümüştük çanak çömlek adına
Kamburlarımızın adlarını sayıyorduk birbirimize
Her saat başı yeni bir yüz görüyordum yüzünde
Her gün yeni bir tepecik bindi sırtına
Şimdi gözlerini göremeyecek kadar aşağıdasın
Omzunda kadından tepecikler, yalnızlıktan evler
Ve yankı yapan bir bedenin sahibisin
Kör bir kalem var elimde
Yazıyor yazmıyor…
Seviyor sevmiyor gibi tıpkı…
Kör kalemim yazıyor, okuyor musun?
Sevmiyor musun?
Hiç olmadı dinle biraz…
4 Kasım 2009 Çarşamba
Kayan Yıldızları Biz Tutarız
Somurtmak dilemeden, çabalamadan
İçinde uyutmak derinlikleri
Kaçacağın caddelerin adını bilerek
Yine, aynı şekilde ve biçmen aynen
Serilmek tek kelime etmeden
Kırmızı halılar bizden sorulur...
Dertsiz tasasız olsun muhattabın
Koynunda ki pareleri küçültmek istiyorsan
Kimdir kapıyı açacak bu defa
Adı nedir bu defa ıssız denizlerin
Cümleten geçmiş olsun...
Namımız çizilmiş bir kaşık suda
Halbuki yücelmeliydi bu defa dualar
Gökyüzünden düşmeliydi tane tane yıldızlar
Her birimiz için bir yıldız,
Kayan yıldızları biz tutarız.
Gecenin kör karanlığında ellerimiz
Kimbilir ola ki kanlanır şuncacık bitimiz
Af buyurma zaten şimdilik
Günü gelir biz kendimiz yalvarırız...
Küçük çocuk seni tanıyorum ben
Kaçma ne olursun,
Daha dün konuştuk hani,
Hani bizim evde, hani benim masamda
Hani elimde kalem seni çiziyordum.
Öyle güzel bakıyordun ki bana
Şüphe etmiştim,
Kaç gamzem vardı benim,
Gülünce daha mı çoktular...
İçinde uyutmak derinlikleri
Kaçacağın caddelerin adını bilerek
Yine, aynı şekilde ve biçmen aynen
Serilmek tek kelime etmeden
Kırmızı halılar bizden sorulur...
Dertsiz tasasız olsun muhattabın
Koynunda ki pareleri küçültmek istiyorsan
Kimdir kapıyı açacak bu defa
Adı nedir bu defa ıssız denizlerin
Cümleten geçmiş olsun...
Namımız çizilmiş bir kaşık suda
Halbuki yücelmeliydi bu defa dualar
Gökyüzünden düşmeliydi tane tane yıldızlar
Her birimiz için bir yıldız,
Kayan yıldızları biz tutarız.
Gecenin kör karanlığında ellerimiz
Kimbilir ola ki kanlanır şuncacık bitimiz
Af buyurma zaten şimdilik
Günü gelir biz kendimiz yalvarırız...
Küçük çocuk seni tanıyorum ben
Kaçma ne olursun,
Daha dün konuştuk hani,
Hani bizim evde, hani benim masamda
Hani elimde kalem seni çiziyordum.
Öyle güzel bakıyordun ki bana
Şüphe etmiştim,
Kaç gamzem vardı benim,
Gülünce daha mı çoktular...
14 Ekim 2009 Çarşamba
9 Ekim 2009 Cuma
...
Yok, bu kadarı fazla mı acaba?
Delirdiğin yerde aklını bulabilir misin?
Unuttuklarını, kaybettiğin sokakta yeniden toplayabilir misin?
İsim, şehir, hayvan…
Ağır bir güz sancısı bu sıra
Yolların başında dikilip
Yürümeyi unuttuğun an gibi
Sanki hiç yürümemişsin gibi
Ki koşmaya o kadar alıştıktan sonra
Ağır aksak bir yer çekimi muhabbeti
Kadın derki,
Delirdiğim için öldüm
Adam derki,
Öldüğün için benimlesin
Tek parça şuur ve bin bir tilki
Çekil kenara rahat bırak seni!
Delirdiğin yerde aklını bulabilir misin?
Unuttuklarını, kaybettiğin sokakta yeniden toplayabilir misin?
İsim, şehir, hayvan…
Ağır bir güz sancısı bu sıra
Yolların başında dikilip
Yürümeyi unuttuğun an gibi
Sanki hiç yürümemişsin gibi
Ki koşmaya o kadar alıştıktan sonra
Ağır aksak bir yer çekimi muhabbeti
Kadın derki,
Delirdiğim için öldüm
Adam derki,
Öldüğün için benimlesin
Tek parça şuur ve bin bir tilki
Çekil kenara rahat bırak seni!
1 Ekim 2009 Perşembe
Yeşeren Cümleler
Bir dünyanın diğerine yandan kaydırması
İçinde ki boşlukları nasıl doldurursa
Kimilerinin loş zarafetleri boşluklarda yankı yapıyor.
Komşumun bahçesine girdiği için ölen adam
Sen hiç anlamamışsın,
Bak isteyince otla bok nasıl birbirine karışıyor
Kapıları üzerine çarptıran
Hıncın alt kümelerini yaratan,
Bir o kadar saf ve yanlış yerde duran
Ve bir o kadar ağlatan, ağlayan
Her şeye rağmen dedirten, her şeyi yıkan
Ve altında kaldığım zarif mutluluğunun koca götü
Sandığım kadar güçlü değilmişim
Bileklerim ağrıyor...
Böyle olduğun için mi kızıyorum
Yoksa ben zannettiğim gibi zift yürekli olmadığımdan mı?
Büyük soru mu?
Kısa cevaplı...
Bak susuyorum, açım hem de yorgun
Ama yine de yaşıyorum
Yani yaşanılıyor sessizce...
Nasıl cümleler yeşeriyor içimde
Yeni doğan bebeler gibi laf dolu ağzım
Manasız sesler çıkarıyorum çığlıkla karışık
Aslında çok şey anlatıyorum
Anlamıyorsun, anlamıyorlar
Lakin anlatamıyorum ...
Ben suçlu kaldım,
Sinsice üzerime yapıştı gözyaşların
Sinsiliğin sonra!
Sevmiyorum kalantor aşkları, aşıkları
Yüksek ökçeli kahkahalar boğuyor beni
İçim kalkıyor
Şöyle yanımdan geçsin gitsin istiyorum
Sakin kadınlar, adamlar
Gözlerim görmesede,
Canıma değsin ruhlar...
Ve bugün yine aynı koltuktayım
Sanıyor musun ki aynı şekilde oturuyorum
Hafif kambur hafif yılgın
Gençliğimin altında seneler yatıyor,
Çokta değil bir yirmi yıl kanatlanıyor içimden
Sendeliyorum hafifce
Midem bulandı,
Uzun koridorlu evin uzun yılları
Uzun çocukluk, hiç bitmeyen uzun acılar
Kaygılı günlüğüm
Sessiz gözyaşlarım
Arabesk geceler, göğsüme yapışmış yumruk
Göğsüm de kabaran korku!
Senin cesaretin olamaz bu kadarına
Olmasında zaten,
Hem yanlış dergahın kapısı bura
Sahte şeyhlerin, mümin bozuntularının mekanı!
Kısa kısa yollar...
Ne tam mutlu ne tam mutsuz
Ne tam ölü ne tam diri
Ne tam kadın ne tam çocuk
Ne tamım ne yarım
Ne tam yalnız ne tam kalabalık
Ne bugün ne yarın
Hep akşam üstü,
Hep el ayak boşalınca
Suya vurunca karanlık
İşte orada bekliyorum
Benim koyu gözlerim,
Kuytu kentlerim...
Hayali cinayetlerim!
İçinde ki boşlukları nasıl doldurursa
Kimilerinin loş zarafetleri boşluklarda yankı yapıyor.
Komşumun bahçesine girdiği için ölen adam
Sen hiç anlamamışsın,
Bak isteyince otla bok nasıl birbirine karışıyor
Kapıları üzerine çarptıran
Hıncın alt kümelerini yaratan,
Bir o kadar saf ve yanlış yerde duran
Ve bir o kadar ağlatan, ağlayan
Her şeye rağmen dedirten, her şeyi yıkan
Ve altında kaldığım zarif mutluluğunun koca götü
Sandığım kadar güçlü değilmişim
Bileklerim ağrıyor...
Böyle olduğun için mi kızıyorum
Yoksa ben zannettiğim gibi zift yürekli olmadığımdan mı?
Büyük soru mu?
Kısa cevaplı...
Bak susuyorum, açım hem de yorgun
Ama yine de yaşıyorum
Yani yaşanılıyor sessizce...
Nasıl cümleler yeşeriyor içimde
Yeni doğan bebeler gibi laf dolu ağzım
Manasız sesler çıkarıyorum çığlıkla karışık
Aslında çok şey anlatıyorum
Anlamıyorsun, anlamıyorlar
Lakin anlatamıyorum ...
Ben suçlu kaldım,
Sinsice üzerime yapıştı gözyaşların
Sinsiliğin sonra!
Sevmiyorum kalantor aşkları, aşıkları
Yüksek ökçeli kahkahalar boğuyor beni
İçim kalkıyor
Şöyle yanımdan geçsin gitsin istiyorum
Sakin kadınlar, adamlar
Gözlerim görmesede,
Canıma değsin ruhlar...
Ve bugün yine aynı koltuktayım
Sanıyor musun ki aynı şekilde oturuyorum
Hafif kambur hafif yılgın
Gençliğimin altında seneler yatıyor,
Çokta değil bir yirmi yıl kanatlanıyor içimden
Sendeliyorum hafifce
Midem bulandı,
Uzun koridorlu evin uzun yılları
Uzun çocukluk, hiç bitmeyen uzun acılar
Kaygılı günlüğüm
Sessiz gözyaşlarım
Arabesk geceler, göğsüme yapışmış yumruk
Göğsüm de kabaran korku!
Senin cesaretin olamaz bu kadarına
Olmasında zaten,
Hem yanlış dergahın kapısı bura
Sahte şeyhlerin, mümin bozuntularının mekanı!
Kısa kısa yollar...
Ne tam mutlu ne tam mutsuz
Ne tam ölü ne tam diri
Ne tam kadın ne tam çocuk
Ne tamım ne yarım
Ne tam yalnız ne tam kalabalık
Ne bugün ne yarın
Hep akşam üstü,
Hep el ayak boşalınca
Suya vurunca karanlık
İşte orada bekliyorum
Benim koyu gözlerim,
Kuytu kentlerim...
Hayali cinayetlerim!
20 Eylül 2009 Pazar
Korkarsın
Geçmiyor içindeki yaralar
Ağırlaşıyor kabukları
Seviyorsun geceyi artık gündüz kadar
Gündüzlerin aydın olmasa da ışıkları kabul ediyorsun artık
Gömülmesen de toprağın altına
Kime göre zor ölüm, kime göre zor hayat
Müşküliyetler cennetinde cehennemi ararken
Esasen kaybolduğunu anladığında biraz geç oluyor
Vakit gece yarısını yedi dakika geçti az önce
Ve büyük bir buhranla yazıldı camda ki buğuya adın
Sadık bir acısın inan ki, hiç bitmiyor sancın.
Gittiğin yerleri bilmiyorum, kaldığın odaları
Sattığın parçalarından da haberim yok
Ama geçmiyor içindeki yaralar
Ağırlaşıyor kabukların
Seviyorsun belki artık geceyi gündüz kadar
Fakat biliyorsun ki,
Bir daha gün doğduğunda ve mevsimlerden güze yakınken
Batıramayacaksın bu kadar cesurca sevinçleri
Ki kendinden çaldın en çok satır satır
Kaldır desem şimdi o mağrur perdeyi yüzünden
Altında ki çocuktan korkarsın,
Ölmekten korkarsın, gülmekten
Ve en nihayetinde sevmekten korkarsın
Birkaç cümle içinde mutluluktan korkarsın
Hiç bitmeyecek hatıralardan, göz bebeklerinden
Ruhundan korkarsın…
Kaldır desem şimdi o mağrur perdeyi
Gözyaşlarından korkarsın,
Belki insan olmaktan!
Ve belki de korkmaktan utanırsın…
O perdeyi aralasam şimdi azıcık
Gözlerime bakmaktan korkarsın!
Ağırlaşıyor kabukları
Seviyorsun geceyi artık gündüz kadar
Gündüzlerin aydın olmasa da ışıkları kabul ediyorsun artık
Gömülmesen de toprağın altına
Kime göre zor ölüm, kime göre zor hayat
Müşküliyetler cennetinde cehennemi ararken
Esasen kaybolduğunu anladığında biraz geç oluyor
Vakit gece yarısını yedi dakika geçti az önce
Ve büyük bir buhranla yazıldı camda ki buğuya adın
Sadık bir acısın inan ki, hiç bitmiyor sancın.
Gittiğin yerleri bilmiyorum, kaldığın odaları
Sattığın parçalarından da haberim yok
Ama geçmiyor içindeki yaralar
Ağırlaşıyor kabukların
Seviyorsun belki artık geceyi gündüz kadar
Fakat biliyorsun ki,
Bir daha gün doğduğunda ve mevsimlerden güze yakınken
Batıramayacaksın bu kadar cesurca sevinçleri
Ki kendinden çaldın en çok satır satır
Kaldır desem şimdi o mağrur perdeyi yüzünden
Altında ki çocuktan korkarsın,
Ölmekten korkarsın, gülmekten
Ve en nihayetinde sevmekten korkarsın
Birkaç cümle içinde mutluluktan korkarsın
Hiç bitmeyecek hatıralardan, göz bebeklerinden
Ruhundan korkarsın…
Kaldır desem şimdi o mağrur perdeyi
Gözyaşlarından korkarsın,
Belki insan olmaktan!
Ve belki de korkmaktan utanırsın…
O perdeyi aralasam şimdi azıcık
Gözlerime bakmaktan korkarsın!
19 Eylül 2009 Cumartesi
Cüzzamlı Adam
O cüzzamlıya bakıyorum
Lanet dağıtıyor en makbullerinden
Düşünmeden ayaklarımıza serdiği halılar
Halılar çamur, bataklık
Halılar gülmüyor
O cüzzamlı, melek sanıyor kendini
Sanrısında oluşan tatlı menekşeleri kokluyor
Ellerinde dört mevsim,
Oysa elleri çiçeklere yakışmıyor
O cüzzamlıya bakıyorum
Ne güzel, ne düzgün bir yüz bu
Onun kalbini görüyorum
Yara bere ve matem içinde
Güzel bir adamın neden hasta olduğunu şimdi anlıyorum
Cüzzamlıyı görüyorum,
Umutları toprağın altında
Kendi üzerinde bir çamur
Ruhu emaneten asılı duruyor kapıda
Sanki birazdan çıkıp gidecekmiş gibi
Sanki yanlış zili çalmış, hiç içeri girmemiş gibi!
Lanet dağıtıyor en makbullerinden
Düşünmeden ayaklarımıza serdiği halılar
Halılar çamur, bataklık
Halılar gülmüyor
O cüzzamlı, melek sanıyor kendini
Sanrısında oluşan tatlı menekşeleri kokluyor
Ellerinde dört mevsim,
Oysa elleri çiçeklere yakışmıyor
O cüzzamlıya bakıyorum
Ne güzel, ne düzgün bir yüz bu
Onun kalbini görüyorum
Yara bere ve matem içinde
Güzel bir adamın neden hasta olduğunu şimdi anlıyorum
Cüzzamlıyı görüyorum,
Umutları toprağın altında
Kendi üzerinde bir çamur
Ruhu emaneten asılı duruyor kapıda
Sanki birazdan çıkıp gidecekmiş gibi
Sanki yanlış zili çalmış, hiç içeri girmemiş gibi!
7 Eylül 2009 Pazartesi
RÜYA
Bir rüya gördüm
Gözlerim açıktı
Henüz gece olmamıştı
Geceler vardı ve gündüzler
Hep uykudaydım, hep uçuyordum sessizce
Bir rüya gördüğümü anladım
Hışımla uyandım bir gün
Bu kadar güzel olur muydu yalanlar?
Yürümeye çalıştım o sersemlikle
Takıldım sonra, düştüm
Dizlerim yarıldı tabi
Ama hala yürüyebiliyordum, durmadım
Bir tutam suya ihtiyacım vardı
Dilim damağım kurumuştu
Su sandım, içtim
Boğazımda kaldı, çürüttü!
Hışımla tükürdüm bu sefer
Ne yuttuysam, çıkardım
O sersemlikle oraya yığılıp kaldım
Yürüyemedim, koşamadım, doğrulamadım
Baktım gidemiyorum daha fazla
Son durağı evim yaptım!
Gözlerim açıktı
Henüz gece olmamıştı
Geceler vardı ve gündüzler
Hep uykudaydım, hep uçuyordum sessizce
Bir rüya gördüğümü anladım
Hışımla uyandım bir gün
Bu kadar güzel olur muydu yalanlar?
Yürümeye çalıştım o sersemlikle
Takıldım sonra, düştüm
Dizlerim yarıldı tabi
Ama hala yürüyebiliyordum, durmadım
Bir tutam suya ihtiyacım vardı
Dilim damağım kurumuştu
Su sandım, içtim
Boğazımda kaldı, çürüttü!
Hışımla tükürdüm bu sefer
Ne yuttuysam, çıkardım
O sersemlikle oraya yığılıp kaldım
Yürüyemedim, koşamadım, doğrulamadım
Baktım gidemiyorum daha fazla
Son durağı evim yaptım!
...
Kelimelerim ağır geliyor
Yorgun duruyorum aşağıya bakarken
Sessizliğim beni kementliyor
Çok canım acıyor, çok!
Susmak için o kadar zaman bekledim ki…
Artık diyorum,
Batsa şu gemi ve yenisine taşınsak biz
Daha mavi bir denize, daha çok yıldızı olan bir gökyüzüne
Nil’in kenarında uyusak,
Ya da birileri öyle huzurlu uyutsa
Belki de hiç uyanmamalıydık,
Ya da fazla uyuduk!
Çok mu istiyorum diyorum sonra
Azaldıkça, çok mu istiyorum diyorum...
Azalıyorum ama bir türlü bitemiyorum!
Yorgun duruyorum aşağıya bakarken
Sessizliğim beni kementliyor
Çok canım acıyor, çok!
Susmak için o kadar zaman bekledim ki…
Artık diyorum,
Batsa şu gemi ve yenisine taşınsak biz
Daha mavi bir denize, daha çok yıldızı olan bir gökyüzüne
Nil’in kenarında uyusak,
Ya da birileri öyle huzurlu uyutsa
Belki de hiç uyanmamalıydık,
Ya da fazla uyuduk!
Çok mu istiyorum diyorum sonra
Azaldıkça, çok mu istiyorum diyorum...
Azalıyorum ama bir türlü bitemiyorum!
6 Eylül 2009 Pazar
Seni yağmur sesi kurtarır..
Ellerini tuttum buz gibi
Gözlerin yorgun ve hırçın
Öyle mutsuzsun ki, hissedebiliyorum
Uyutmuyorsun geceleri,
Sen uyusan bile…
Kaç defa da harcanır bir kalp
Kaç kere geçmelidir elinden
Ellerden geçmesi kaç saat sürer
Kaç yıl biçmeliyim bir yürek adına
Nereye kaçtığını zannediyorsun acaba?
Boş bir arsa yok bu dünya üzerinde
Senin sığabileceğin kadar büyük!
Topla, tüfekle vuran mı vardı?
Yoksa intikam mıydı senin ki,
Kimin gölgesinden kimi kaçırdın?
Neyle, nasıl cezalandırdın dünleri?
Şimdi soluksuz koşuyorsun,
Oysa ben görüyorum yürüyorsun sadece!
Bir damla su istemek için bile doğrulmuyorsun
Oysa muhtaçsın evveline…
Çok mu gururlusun, çok mu utanıyorsun yoksa
Yoksa çok mu kötüsün, iyiyim diyebilecek kadar?
Onun için mi bu nahoş mealler!
Sanıyorsun ki kurtarır küçük bir pencere
Az biraz sıcaklık,
Belki ince beller, belki yüksün karılar
Belki iki ter atarsın omzundan
Ya da iki saç teli düşer aklına
Sende düşersin sonra
Aydan yıldızlara
Oradan dünyaya çakılırsın,
Gömülürsün inceden,
Günah toplamış yastığına!
Her sabah aynı güne uyanırsın
Her gece uçurumlar bekler kapında...
Seni yağmur sesi kurtarır
Ağaç kavuğu kurtarır
Kuş sesleri affeder
Sabah sessizliği anlatır
Gece karanlığı dinletir
Seni önce bir kadın affeder,
Sonra sen affedersin,
Sonra vesselam yine aynı gün, aynı gece!
Sonra bir ezan sesine kapılırsın,
Bakmışsın bir adım atmışsın sadece
Milyonları geride bırakmışsın!
Gözlerin yorgun ve hırçın
Öyle mutsuzsun ki, hissedebiliyorum
Uyutmuyorsun geceleri,
Sen uyusan bile…
Kaç defa da harcanır bir kalp
Kaç kere geçmelidir elinden
Ellerden geçmesi kaç saat sürer
Kaç yıl biçmeliyim bir yürek adına
Nereye kaçtığını zannediyorsun acaba?
Boş bir arsa yok bu dünya üzerinde
Senin sığabileceğin kadar büyük!
Topla, tüfekle vuran mı vardı?
Yoksa intikam mıydı senin ki,
Kimin gölgesinden kimi kaçırdın?
Neyle, nasıl cezalandırdın dünleri?
Şimdi soluksuz koşuyorsun,
Oysa ben görüyorum yürüyorsun sadece!
Bir damla su istemek için bile doğrulmuyorsun
Oysa muhtaçsın evveline…
Çok mu gururlusun, çok mu utanıyorsun yoksa
Yoksa çok mu kötüsün, iyiyim diyebilecek kadar?
Onun için mi bu nahoş mealler!
Sanıyorsun ki kurtarır küçük bir pencere
Az biraz sıcaklık,
Belki ince beller, belki yüksün karılar
Belki iki ter atarsın omzundan
Ya da iki saç teli düşer aklına
Sende düşersin sonra
Aydan yıldızlara
Oradan dünyaya çakılırsın,
Gömülürsün inceden,
Günah toplamış yastığına!
Her sabah aynı güne uyanırsın
Her gece uçurumlar bekler kapında...
Seni yağmur sesi kurtarır
Ağaç kavuğu kurtarır
Kuş sesleri affeder
Sabah sessizliği anlatır
Gece karanlığı dinletir
Seni önce bir kadın affeder,
Sonra sen affedersin,
Sonra vesselam yine aynı gün, aynı gece!
Sonra bir ezan sesine kapılırsın,
Bakmışsın bir adım atmışsın sadece
Milyonları geride bırakmışsın!
Kum götürdüm, yağmur getirdim
Şimdi ben düşeceğim birazdan
Boş bir kovuktan boş bir ağaca
Ya da kendini toprak sanan bir veledin yanına
Her veledin olduğu gibi
Onun da acıları olacak, çocukça!
Hiç yormak istemese de,
O da düşürecek elinden...
Büyüklerin dünyası, çocukların dalgası…
Sessizlik çok konuşur,
Kafa şişirir
Ve hatta sınırına düşürür seni deliliklerin
Kimsenin bilmediği sarnıçlarda bulursun kendini
Yıkanırsın cücelerle, olmayanlarla
Yine de tuzlusundur hala,
Tatlı suya kavuşmak, meşakkat buyurur!
Ne kadar delirirsen delir,
Hala sahipsizliğini kanıtlayan bir akla aitsindir!
Baş aşağı bakıyorsundur
Düz görüyorsundur dünyayı
Ayaktayken yerde gibi
Yerdeyken devleşiverirsin
Hani kendinden korkarsın bir süre
Korkutmayı da öğrenirsin tabi...
Onca kümes hayvanı
Onca yalnızlık nereye kaçabilir?
Elinden gelenleri ardına koymaya alışmakta bir hal!
Öyle bir hal geldi bu sıralar işte
Ateşken, su olmak gibi
Yanarken sönmek…
Ağlarken gülmek değil ama,
Tebessümlerle kardeş belki
Yani hiç olmadı, sevmek gibi biraz
Kendini, seni,
Şunu, bunu…
Hani biraz kum götürdüm, yağmur getirdim gibi
Anlamadın değil mi?
Merak etme, anlatmadım zaten!
Boş bir kovuktan boş bir ağaca
Ya da kendini toprak sanan bir veledin yanına
Her veledin olduğu gibi
Onun da acıları olacak, çocukça!
Hiç yormak istemese de,
O da düşürecek elinden...
Büyüklerin dünyası, çocukların dalgası…
Sessizlik çok konuşur,
Kafa şişirir
Ve hatta sınırına düşürür seni deliliklerin
Kimsenin bilmediği sarnıçlarda bulursun kendini
Yıkanırsın cücelerle, olmayanlarla
Yine de tuzlusundur hala,
Tatlı suya kavuşmak, meşakkat buyurur!
Ne kadar delirirsen delir,
Hala sahipsizliğini kanıtlayan bir akla aitsindir!
Baş aşağı bakıyorsundur
Düz görüyorsundur dünyayı
Ayaktayken yerde gibi
Yerdeyken devleşiverirsin
Hani kendinden korkarsın bir süre
Korkutmayı da öğrenirsin tabi...
Onca kümes hayvanı
Onca yalnızlık nereye kaçabilir?
Elinden gelenleri ardına koymaya alışmakta bir hal!
Öyle bir hal geldi bu sıralar işte
Ateşken, su olmak gibi
Yanarken sönmek…
Ağlarken gülmek değil ama,
Tebessümlerle kardeş belki
Yani hiç olmadı, sevmek gibi biraz
Kendini, seni,
Şunu, bunu…
Hani biraz kum götürdüm, yağmur getirdim gibi
Anlamadın değil mi?
Merak etme, anlatmadım zaten!
Mecazen
Açtım bir sayfa
Okuyorum kendimden
Gece gündüz demeden biriktiriyorum
Mecazlarımı bulaştırdığım çok olmuştu
Ama hiç böyle derinden hissetmemiştim
Mecazen yok olduğumu…
Karnı aç kedilerim varmış
Sırtı pek aşklar.
Kediler nankördür, en az aşklar kadar
Kim bırakır deme,
Yolun sonundayken göremeyebilirsin başını
Ve mübalağ yapma sevgilerine
Onlar ki dünden daha eski çiçekler
Ki kopunca dalından, kuruyorlar biliyorsun,
Ölüyorlar yani…
Hani camdan vuran gün ışığı,
Onun gibi taze misin!
O kadar merhamet dolu…
Gün ışıdı!
Yani çok matahmış gibi yeni bir günün azmiyle boğuşuyorum
Geçecek benden biliyorum
Gidecek sonra ve ben hatırlamayacağım
Tıpkı duman gibi…
Sis gibi ya da..
Ya da her neyse artık
Ama işleyecek ciğerlerime
Belki bronşlarımı tıkar
Yahut kanser olurum,
Kim bilir artık!
Bugün günlerden Cuma olsaydı diye geçirdim içimden
Sanki yorgunum
Hazır değilim yeni azimlere
Bugünün Pazar olduğu gerçeği içime sinmedi bir türlü
Zaten gözlerimi ovuşturuyorum habire
Kim derdi ki diyorum,
Kim demişti,
Sonra diyorum ki demiştin!
Yanılmamışım, yanılmamış
İlk defa hata yaptım sanki
İlk kez çaldım kendimden
İlk kez can yaktım ama ilk değildi aslında
Sadece bu defa,
Çığlıklar yanıbaşımdaydı.
Vicdan azabı,
Temiz sayfa,
Kötü sokak, pembe bina
Okuyorum kendimden
Mecazlarımı bulaştırdığım çok olmuştu
Ama hiç bu kadar derinden hissetmemiştim
Mecazen yok olduğumu!
Okuyorum kendimden
Gece gündüz demeden biriktiriyorum
Mecazlarımı bulaştırdığım çok olmuştu
Ama hiç böyle derinden hissetmemiştim
Mecazen yok olduğumu…
Karnı aç kedilerim varmış
Sırtı pek aşklar.
Kediler nankördür, en az aşklar kadar
Kim bırakır deme,
Yolun sonundayken göremeyebilirsin başını
Ve mübalağ yapma sevgilerine
Onlar ki dünden daha eski çiçekler
Ki kopunca dalından, kuruyorlar biliyorsun,
Ölüyorlar yani…
Hani camdan vuran gün ışığı,
Onun gibi taze misin!
O kadar merhamet dolu…
Gün ışıdı!
Yani çok matahmış gibi yeni bir günün azmiyle boğuşuyorum
Geçecek benden biliyorum
Gidecek sonra ve ben hatırlamayacağım
Tıpkı duman gibi…
Sis gibi ya da..
Ya da her neyse artık
Ama işleyecek ciğerlerime
Belki bronşlarımı tıkar
Yahut kanser olurum,
Kim bilir artık!
Bugün günlerden Cuma olsaydı diye geçirdim içimden
Sanki yorgunum
Hazır değilim yeni azimlere
Bugünün Pazar olduğu gerçeği içime sinmedi bir türlü
Zaten gözlerimi ovuşturuyorum habire
Kim derdi ki diyorum,
Kim demişti,
Sonra diyorum ki demiştin!
Yanılmamışım, yanılmamış
İlk defa hata yaptım sanki
İlk kez çaldım kendimden
İlk kez can yaktım ama ilk değildi aslında
Sadece bu defa,
Çığlıklar yanıbaşımdaydı.
Vicdan azabı,
Temiz sayfa,
Kötü sokak, pembe bina
Okuyorum kendimden
Mecazlarımı bulaştırdığım çok olmuştu
Ama hiç bu kadar derinden hissetmemiştim
Mecazen yok olduğumu!
1 Eylül 2009 Salı
Her istediğimi yapamıyorum ben
Kocaman kar tanelerinin altından uyumak istiyorum
Yorgunluğumu buzların serinliğine bırakmak
Kalbimi çöpe atmak istiyorum
Her istediğimi yapamıyorum ben
Küçük bir ev istiyorum,
İçinde yalnızca ben dolu olan
Kimseden hiçbir ses istemiyorum
Kaybolsun istiyorum sebepler
Sebeplerimi sevmiyorum,
İstediklerim korkutuyor beni bile
Belki bir can istiyorum, belki bir nefes!
Yalnızca zamanı durdurmak istiyorum
İlersinden korkuyor, gerisine bakamıyorum bile
Yoğrulduğumu hissediyorum zamanla
Hamurumda ki acıyla katılaşıyorum
Katran gibi oluyorum
Yağlı, koyu, sıcak, lanet!
İstemiyorum iyilik güzellik
Bedelli özgürlükler istemiyorum
Kapım kapalı olsun istiyorum ben
Her gelen giremesin,
Çıkmak kolay olsun istiyorum kapalı kapılardan
Her istediğimi yapamıyorum ben
Söyleyemiyorum içimi,
Anlatamıyorum ne onlara ne sana
Kendimde sıkışıp kaldım, kendimi unutarak
Şimdi ben yok olmak istiyorum
Yok etmekten de geri duramam öyleyse
Ama ne yazık,
Her istediğimi yapamıyorum ben!
Yorgunluğumu buzların serinliğine bırakmak
Kalbimi çöpe atmak istiyorum
Her istediğimi yapamıyorum ben
Küçük bir ev istiyorum,
İçinde yalnızca ben dolu olan
Kimseden hiçbir ses istemiyorum
Kaybolsun istiyorum sebepler
Sebeplerimi sevmiyorum,
İstediklerim korkutuyor beni bile
Belki bir can istiyorum, belki bir nefes!
Yalnızca zamanı durdurmak istiyorum
İlersinden korkuyor, gerisine bakamıyorum bile
Yoğrulduğumu hissediyorum zamanla
Hamurumda ki acıyla katılaşıyorum
Katran gibi oluyorum
Yağlı, koyu, sıcak, lanet!
İstemiyorum iyilik güzellik
Bedelli özgürlükler istemiyorum
Kapım kapalı olsun istiyorum ben
Her gelen giremesin,
Çıkmak kolay olsun istiyorum kapalı kapılardan
Her istediğimi yapamıyorum ben
Söyleyemiyorum içimi,
Anlatamıyorum ne onlara ne sana
Kendimde sıkışıp kaldım, kendimi unutarak
Şimdi ben yok olmak istiyorum
Yok etmekten de geri duramam öyleyse
Ama ne yazık,
Her istediğimi yapamıyorum ben!
30 Ağustos 2009 Pazar
Dinle
Sözünü bölüyorum, unutma söyleyeceklerini
Ama ben daha fazla duramayacağım bu yıkıntıda
Kayıtsız kalıyorsun her gözyaşıma, her duama gülüyorsun
Daha fazla dinlemeyeceğim seni
Ama sen yine de söyleyeceklerini unutma
Belki olur ya,
İçimde ki kaybolmuşluğun hatrına
Bir kez daha duyarım seni
Kötüyüm ben, bilmelisin
Sebep olduğun nefes kötü!
Ne kadar küçüldüm, zaten hiç o kadar büyükte olamadım
Sen zannettiğin gibisin belki ama
Ben hiç sandığın kadar dik duramadım
Şimdi susuz bir yaz geçiriyorum
Buharlaşıyor mutluluklarım
Ben öylece izliyorum imkansızlıkların oluş şeklini
Arada bir de olsa gözün ilişmiyor mu gözlerime
Görmüyor musun o koca deliği
Hani içinde yıllarımın yok olduğu!
Seni ne kadar da büyütmüşüm gözümde
Bir hayat nasıl yıkılır, nasıl gömülür bir çocuk
Nasıl hiç büyüyemez bir kadın
İzliyorum…
Elimden hiçbir şey gelmiyor
Acımı dindirecek belki küçük bir umut
Küçücük, yarından çalıntı,
Kendimi atabileceğim bir denizim bile yok
Uzun uzun boğulabileceğim ve duymayacağım...
Mutlu ailelerin tebessümlerinden kalıntı
Belki biraz da bu çatıya girer şu kahkahalar
Özlüyorum sen biliyor musun bunu?
Hiç görmediğim bir evi özlüyorum
Hiç yüzünü görmediğim babayı ve anneyi
Hiç tanımadığım o çocuğu da özlüyorum
Hiç bize benzemiyorlar, bunu da biliyor musun?
Ve engelleyemezsin ama ben görüyorum
Kıymetsiz safsataların inadı çok güçlüymüş
Kimse kimse için feda etmiyormuş
Yarınını, bugününü, umutlarını…
Ya da fedakarlık zannettikleri samana alevmiş!
Biliyor musun ben yapmıştım çok eskiden
Hem de senin için,
Ekmiştim bütün gençliğimi
Çuvala tıkmıştım, en güzel anlarımı
Sen bunu bilmiyorsun tabi…
Şimdi gülerim ben buna
Kimse kimsenin hiçbir şeyi olamıyormuş gerçekten
Ben çok tokat yedim öğrenmek için
Vurduğun yerde de gül falan bitmedi,
Hala kanıyor gözlerim
Gerek sebebim de olsan nefesime
Nefesimi sen vermedin,
Ben bunu da biliyorum artık,
Güvenmiyorum sana,
Bencil ve körelmiş ruhun…
Belki de ben biraz senden olmasam
Sevmezdim de seni!
Unutturamayacağın şeyler var unutma
Mesela saat gece yarısı
Kulağımda ağıtlardan ninniler
Ellerim ter içinde belki yarın, yarım oluruz diye
Unutma unutturamayacağın şeyler var
Mesela günlerden gençlik bayramı
Benim ellerimde on beşlik çareler
Mesela saat gece yarısı bir ben bir yıldızlar
Ben sana, yıldızlar aya küs
Bir de çığlıklar var, senin ellerine bulaşmış
Unutturamayacağın şeyler var yani
Ki ben affetmiştim sözde çoktan!
Ama hala unutturamadığın şeyler var
Yani sanmaki tertemiz kaldın yıllar sonra!
Ama ben daha fazla duramayacağım bu yıkıntıda
Kayıtsız kalıyorsun her gözyaşıma, her duama gülüyorsun
Daha fazla dinlemeyeceğim seni
Ama sen yine de söyleyeceklerini unutma
Belki olur ya,
İçimde ki kaybolmuşluğun hatrına
Bir kez daha duyarım seni
Kötüyüm ben, bilmelisin
Sebep olduğun nefes kötü!
Ne kadar küçüldüm, zaten hiç o kadar büyükte olamadım
Sen zannettiğin gibisin belki ama
Ben hiç sandığın kadar dik duramadım
Şimdi susuz bir yaz geçiriyorum
Buharlaşıyor mutluluklarım
Ben öylece izliyorum imkansızlıkların oluş şeklini
Arada bir de olsa gözün ilişmiyor mu gözlerime
Görmüyor musun o koca deliği
Hani içinde yıllarımın yok olduğu!
Seni ne kadar da büyütmüşüm gözümde
Bir hayat nasıl yıkılır, nasıl gömülür bir çocuk
Nasıl hiç büyüyemez bir kadın
İzliyorum…
Elimden hiçbir şey gelmiyor
Acımı dindirecek belki küçük bir umut
Küçücük, yarından çalıntı,
Kendimi atabileceğim bir denizim bile yok
Uzun uzun boğulabileceğim ve duymayacağım...
Mutlu ailelerin tebessümlerinden kalıntı
Belki biraz da bu çatıya girer şu kahkahalar
Özlüyorum sen biliyor musun bunu?
Hiç görmediğim bir evi özlüyorum
Hiç yüzünü görmediğim babayı ve anneyi
Hiç tanımadığım o çocuğu da özlüyorum
Hiç bize benzemiyorlar, bunu da biliyor musun?
Ve engelleyemezsin ama ben görüyorum
Kıymetsiz safsataların inadı çok güçlüymüş
Kimse kimse için feda etmiyormuş
Yarınını, bugününü, umutlarını…
Ya da fedakarlık zannettikleri samana alevmiş!
Biliyor musun ben yapmıştım çok eskiden
Hem de senin için,
Ekmiştim bütün gençliğimi
Çuvala tıkmıştım, en güzel anlarımı
Sen bunu bilmiyorsun tabi…
Şimdi gülerim ben buna
Kimse kimsenin hiçbir şeyi olamıyormuş gerçekten
Ben çok tokat yedim öğrenmek için
Vurduğun yerde de gül falan bitmedi,
Hala kanıyor gözlerim
Gerek sebebim de olsan nefesime
Nefesimi sen vermedin,
Ben bunu da biliyorum artık,
Güvenmiyorum sana,
Bencil ve körelmiş ruhun…
Belki de ben biraz senden olmasam
Sevmezdim de seni!
Unutturamayacağın şeyler var unutma
Mesela saat gece yarısı
Kulağımda ağıtlardan ninniler
Ellerim ter içinde belki yarın, yarım oluruz diye
Unutma unutturamayacağın şeyler var
Mesela günlerden gençlik bayramı
Benim ellerimde on beşlik çareler
Mesela saat gece yarısı bir ben bir yıldızlar
Ben sana, yıldızlar aya küs
Bir de çığlıklar var, senin ellerine bulaşmış
Unutturamayacağın şeyler var yani
Ki ben affetmiştim sözde çoktan!
Ama hala unutturamadığın şeyler var
Yani sanmaki tertemiz kaldın yıllar sonra!
29 Ağustos 2009 Cumartesi
Gün Batmadı Daha
Gün batmadı daha
Şu görünen içimin buhranı
Gün batmadı daha ,
Henüz o kadar sarhoş olamadım
Aydınlığından yorulamadım daha
Gelmiş geçmiş en büyük aşklarım
Gün batmadı daha,
Batırmadım gemileri en koyu denizlerde
Getirdiğim yanımda zihnimin kuytusu
Götürdüklerin koca hazine
Fakir bıraktıkların var sonra
Ama gün batmadı hala
Daha uzanmam o yastığa doğru
Henüz bitmedi söyleyeceklerim
Yorulmadım henüz
Yeteri kadar direnmedim
Gün batmadı daha
Aylar geçti, yıllarla buluştu
Ben o günü batıramadım hala
Hali hazırda ki geleceğime
Sindiremedim belki…
Hevesli yıldızlar, sarı ay beklesin biraz
Gün batmadı daha
Hem yarın dediğin nedir ki
Tıpkı bugünden çalıntı
Batmayacak yeni bir gün daha doğacaksa
Boğazında kalsın şafağın,
Yeğlediğim budur aslında.
Şu görünen içimin buhranı
Gün batmadı daha ,
Henüz o kadar sarhoş olamadım
Aydınlığından yorulamadım daha
Gelmiş geçmiş en büyük aşklarım
Gün batmadı daha,
Batırmadım gemileri en koyu denizlerde
Getirdiğim yanımda zihnimin kuytusu
Götürdüklerin koca hazine
Fakir bıraktıkların var sonra
Ama gün batmadı hala
Daha uzanmam o yastığa doğru
Henüz bitmedi söyleyeceklerim
Yorulmadım henüz
Yeteri kadar direnmedim
Gün batmadı daha
Aylar geçti, yıllarla buluştu
Ben o günü batıramadım hala
Hali hazırda ki geleceğime
Sindiremedim belki…
Hevesli yıldızlar, sarı ay beklesin biraz
Gün batmadı daha
Hem yarın dediğin nedir ki
Tıpkı bugünden çalıntı
Batmayacak yeni bir gün daha doğacaksa
Boğazında kalsın şafağın,
Yeğlediğim budur aslında.
27 Ağustos 2009 Perşembe
Ucuz Kapak
Şimdi ucuz bir kapağı var bu nefesin
Süslü püslü,
Kuşe kağıt bulamadık basmaya
Sayfaları eksik biliyorum
Saman kokuyor, eskiler gibi biraz
Geçmişi geçmişe emanet edemiyorsun burada
Soluksuz, çürümüş, hesap soran küçük bir kız
Koşuyor hep peşinden
Sen sildikçe o yazıyor
Üşenmiyor, yorulmuyor
Yeniden yeniden diriliyor
Her çığlıkta, her kapı çarpıldığında
Her çatık kaşta, her gece
Her yalnız uyuduğunda
Ve her sabah uyandığında
Mis gibi ekmek kokusu duymak istiyor
Uzun kış gecelerinde
Yıldızların gölgesinde, bembeyaz çatılar
Bir fincan kahvenin nasıl boğazına dizildiğini hatırlıyor
Bir damla gözyaşı,
Bembeyaz geceyi vuruyor
Senin ki hesabı yanlış kişiye soruyor
Karşılıksız çekler, yanlış babalar
Yaka paça kapının önünde şimdi küçük kız
Kapının önü, eksik sayfaların yeri
Battıkça içine inceden,
Ve ancak o kadar acıtabilecek derin sızılar
Battıkça etine, ruhun ağlar…
Bilsen ne kadar korkunç bir masal bu
Çoktan adını kaybetmiş olan
Her yerde bir hikaye gördüm
En acıklısının içinde değildim elbet
Kötünün iyisine tebessüm ettim,
Kahkahalar duydum yanı başımda
Kötünün iyisine tebessüm ettim!
Tebessümlerim,
Yanağımdan süzüldü yavaşca…
Süslü püslü,
Kuşe kağıt bulamadık basmaya
Sayfaları eksik biliyorum
Saman kokuyor, eskiler gibi biraz
Geçmişi geçmişe emanet edemiyorsun burada
Soluksuz, çürümüş, hesap soran küçük bir kız
Koşuyor hep peşinden
Sen sildikçe o yazıyor
Üşenmiyor, yorulmuyor
Yeniden yeniden diriliyor
Her çığlıkta, her kapı çarpıldığında
Her çatık kaşta, her gece
Her yalnız uyuduğunda
Ve her sabah uyandığında
Mis gibi ekmek kokusu duymak istiyor
Uzun kış gecelerinde
Yıldızların gölgesinde, bembeyaz çatılar
Bir fincan kahvenin nasıl boğazına dizildiğini hatırlıyor
Bir damla gözyaşı,
Bembeyaz geceyi vuruyor
Senin ki hesabı yanlış kişiye soruyor
Karşılıksız çekler, yanlış babalar
Yaka paça kapının önünde şimdi küçük kız
Kapının önü, eksik sayfaların yeri
Battıkça içine inceden,
Ve ancak o kadar acıtabilecek derin sızılar
Battıkça etine, ruhun ağlar…
Bilsen ne kadar korkunç bir masal bu
Çoktan adını kaybetmiş olan
Her yerde bir hikaye gördüm
En acıklısının içinde değildim elbet
Kötünün iyisine tebessüm ettim,
Kahkahalar duydum yanı başımda
Kötünün iyisine tebessüm ettim!
Tebessümlerim,
Yanağımdan süzüldü yavaşca…
25 Ağustos 2009 Salı
Belki
Her limanın adı olmalı
Kendini kuru yük gemileri gibi bellemelisin
Ama yolcun da olmalı
Direnmenin adı olmamalı yalnız
Sonuna kadar umut etmelisin
Canın dişindeyken tam da o sırada
Küçük bir balığa tutunmalısın
Belki yemsin, belki oltayla can alacaksın
Kim bilir bu defa sedyeni devireceksin
Denize düşeceksin,
Kim bilir …
Bir gün yok dediğinde
İlk kez aranıp, bulunmadığında öleceksin belki
Belki kaçacaksın…
Limanlarını terk edeceksin
Yüklerini yükleyip batacaksın belki
Bu defa sancağı gömeceksin en dibe
Ya da sarınıp onca yükü bacağına
Davetiye çıkaracaksın batan anılara…
Onca mavi koyun hasreti
Onca saadetin özlemi,
Belki turuncudur hayat diyeceksin
Kan kırmızı olduğunu görmeden
Belki güneş gibidir diyeceksin
Ateş olduğunu bile bile
Atlayacaksın okyanusun ortasına
Yüzemediğin halde
Belki yanarken boğulurken ya da !
Hep bir gideri olsun isteyeceksin
Bu koca deliğin tıkalı olduğunu bile bile
Hani bana diyeceksin, hani bana!
Sana hiçbir şey kalmadığını bile bile...
Kendini kuru yük gemileri gibi bellemelisin
Ama yolcun da olmalı
Direnmenin adı olmamalı yalnız
Sonuna kadar umut etmelisin
Canın dişindeyken tam da o sırada
Küçük bir balığa tutunmalısın
Belki yemsin, belki oltayla can alacaksın
Kim bilir bu defa sedyeni devireceksin
Denize düşeceksin,
Kim bilir …
Bir gün yok dediğinde
İlk kez aranıp, bulunmadığında öleceksin belki
Belki kaçacaksın…
Limanlarını terk edeceksin
Yüklerini yükleyip batacaksın belki
Bu defa sancağı gömeceksin en dibe
Ya da sarınıp onca yükü bacağına
Davetiye çıkaracaksın batan anılara…
Onca mavi koyun hasreti
Onca saadetin özlemi,
Belki turuncudur hayat diyeceksin
Kan kırmızı olduğunu görmeden
Belki güneş gibidir diyeceksin
Ateş olduğunu bile bile
Atlayacaksın okyanusun ortasına
Yüzemediğin halde
Belki yanarken boğulurken ya da !
Hep bir gideri olsun isteyeceksin
Bu koca deliğin tıkalı olduğunu bile bile
Hani bana diyeceksin, hani bana!
Sana hiçbir şey kalmadığını bile bile...
23 Ağustos 2009 Pazar
Sonlar
Sessizliğin içinden çıkan
Kül renginde, boğuk sesli
Yağmurun bıraktığı izleri kuruttun
Her yol birbirine benziyor şimdi
Yoğurduğumuz zamanla beraber kuytu köşeleri
Savunmasız tül perdeler gibi
Ardı ardına açılmış sayfalar
Biri diğerinin habercisi
Yoğun satırlar, asi dizeler
Kastı olmayan hain bir düş sandım
Can havliyle koşup sarıldığım
Kuru bir gövdeymiş, çürük ve kokuşmuş
Yoksul ve kıymetsiz ruhunun eksikleri
Yavaş yavaş içine çeker kefaretsiz sessizliklerimi
Kaba tabiriyle açılır kapılar kayıplara
Bilinmeyenler sever yontuk kelimeleri
Can havliyle kaçtığım
İs kokulu, çürük yalnızlığın
Kopardı beni küçük bir çocuğun ellerinden
Sade bir düşün içinden,
Koyu kırmızı destanlara yazılmak
Siyahın rengini öğrenirken
Beyaza acıkmayı marifet sanmak
Ve son bildiğin bir öncekini ezerken
Kölesi olmak ilk doğrunun, son hatanın
Zaman böyle seslenir işte
Koyduğun son noktanın,
İzi geçer her cümlene
Her son dediğinde,
Ucu açık bir kalabalığa bırakırsın istikbalini
Bütün sonların,
Kalabalık yalnızlıklardan ibaret şimdi
Kül renginde, boğuk sesli
Yağmurun bıraktığı izleri kuruttun
Her yol birbirine benziyor şimdi
Yoğurduğumuz zamanla beraber kuytu köşeleri
Savunmasız tül perdeler gibi
Ardı ardına açılmış sayfalar
Biri diğerinin habercisi
Yoğun satırlar, asi dizeler
Kastı olmayan hain bir düş sandım
Can havliyle koşup sarıldığım
Kuru bir gövdeymiş, çürük ve kokuşmuş
Yoksul ve kıymetsiz ruhunun eksikleri
Yavaş yavaş içine çeker kefaretsiz sessizliklerimi
Kaba tabiriyle açılır kapılar kayıplara
Bilinmeyenler sever yontuk kelimeleri
Can havliyle kaçtığım
İs kokulu, çürük yalnızlığın
Kopardı beni küçük bir çocuğun ellerinden
Sade bir düşün içinden,
Koyu kırmızı destanlara yazılmak
Siyahın rengini öğrenirken
Beyaza acıkmayı marifet sanmak
Ve son bildiğin bir öncekini ezerken
Kölesi olmak ilk doğrunun, son hatanın
Zaman böyle seslenir işte
Koyduğun son noktanın,
İzi geçer her cümlene
Her son dediğinde,
Ucu açık bir kalabalığa bırakırsın istikbalini
Bütün sonların,
Kalabalık yalnızlıklardan ibaret şimdi
20 Ağustos 2009 Perşembe
Kaçtın bellki ama...
Kaybettiklerim adına
Kimsesiz bıraktıklarım, bıraktığım
Çok ağlattığım, çok ağladığım
Yüzünde gördüğüm korkuların adını koyamadım
Saldırdı zaman, saldırdı içime
Öyle bir rüzgarla çarpıyor ki kapılar
Saçlarım kaldı arasında, eşiğe düştü aşkım
Yok edememek seni, seni sarkıtmak en aşağı
Aşağıda bırakmak senden olanları
Yok olamıyorsun, yok olamadan ben
Kaçıyorsun gölgemden bile,
Gölgem bile seni soruyor,
Yani tüm bunlar sence …
Ne verdiler sana, şunca zaman geçti
Saatlere bile sığmayan,
Miş gibi mutlulukların mı kurtaracaktı seni!
Sen ne ummuştun ki şuncacık bedenlerden…
Dört mevsim gül yüzü kim görmüştü ki?
Sen ne ummuştun,
Hangi kıştan koca bir bahara kaçabildin ki
Ya da sen hangi kışı seçmiştin?
Hangi gülü değiştin kuru yaprağa?
Kaçmak kurtarsaydı keşke,
Oysa mahkûmiyetlerin en ağırını getirdi sana…
Kaçtın sen belki ama,
Bana doğru koştun!
Kimsesiz bıraktıklarım, bıraktığım
Çok ağlattığım, çok ağladığım
Yüzünde gördüğüm korkuların adını koyamadım
Saldırdı zaman, saldırdı içime
Öyle bir rüzgarla çarpıyor ki kapılar
Saçlarım kaldı arasında, eşiğe düştü aşkım
Yok edememek seni, seni sarkıtmak en aşağı
Aşağıda bırakmak senden olanları
Yok olamıyorsun, yok olamadan ben
Kaçıyorsun gölgemden bile,
Gölgem bile seni soruyor,
Yani tüm bunlar sence …
Ne verdiler sana, şunca zaman geçti
Saatlere bile sığmayan,
Miş gibi mutlulukların mı kurtaracaktı seni!
Sen ne ummuştun ki şuncacık bedenlerden…
Dört mevsim gül yüzü kim görmüştü ki?
Sen ne ummuştun,
Hangi kıştan koca bir bahara kaçabildin ki
Ya da sen hangi kışı seçmiştin?
Hangi gülü değiştin kuru yaprağa?
Kaçmak kurtarsaydı keşke,
Oysa mahkûmiyetlerin en ağırını getirdi sana…
Kaçtın sen belki ama,
Bana doğru koştun!
14 Ağustos 2009 Cuma
Korku (muz) !
Ve birden düşersin…
Nerede olduğunu anlayana kadar yıllar geçer
Gözyaşları akar, yanakların biraz paslanır
Düş görmeyi seversin,
Ancak düşmek korkutucu olduğundan
Sınırlarını öğrenmeyi ihmal edemezsin.
Korkunun baş tacı edildiği bir yerde olmak istemiyorum!
Korkudan sıyrılmak gerek
Engel olmamalı,
Uygun bir dille özgürlüğümün anahtarlarını vermeli bana…
Dikkatli dinlemezsen korkularını
Yalnız kalırsın!
Kaç adam ya da kadın eder bu şehirler, bilemiyorum
Ancak topumuzun korkularını sıraya dizsek
Ölüm ve yalnızlık yarışırdı bu aciz zamanlarda…
Tek bildiğimse çok daha kalabalık olmamıza rağmen
Artık çok daha az ‘’insanız’’ !
Nerede olduğunu anlayana kadar yıllar geçer
Gözyaşları akar, yanakların biraz paslanır
Düş görmeyi seversin,
Ancak düşmek korkutucu olduğundan
Sınırlarını öğrenmeyi ihmal edemezsin.
Korkunun baş tacı edildiği bir yerde olmak istemiyorum!
Korkudan sıyrılmak gerek
Engel olmamalı,
Uygun bir dille özgürlüğümün anahtarlarını vermeli bana…
Dikkatli dinlemezsen korkularını
Yalnız kalırsın!
Kaç adam ya da kadın eder bu şehirler, bilemiyorum
Ancak topumuzun korkularını sıraya dizsek
Ölüm ve yalnızlık yarışırdı bu aciz zamanlarda…
Tek bildiğimse çok daha kalabalık olmamıza rağmen
Artık çok daha az ‘’insanız’’ !
2 Ağustos 2009 Pazar
Enteresan Cani
Çok bekledin mi ölmeyi,
Ondan mı gelmedi mutluluk dize?
Şarap kadehinden bira içmek gibi
Sen şu hayata şık bir kıyak geçsen der gibi
Kul ölse sesi çıkmaz
İnsan yaşarken ölünce şık olur mesela
Acı şıktır mütemadiyen
Vur kaç parası, al karısı
Hiç görmedim ki böyle komşu
Anlamam dilinden
Ses de çıkmıyor evlerinden
Pamuk gibi yüzleri ters bizim asık namelere
Her gün biri düşüyor bizim binadan mesela
Aşağısı da beton ha, öyle çiçek böcek sanma.
Anlaşılamıyorum mutlu insanlarla
Acı kaynayacak şuuru ki
Gözleriyle konuşalım
Sevmem dünya dillerini
Gönlüme vursa ya aynı böyle adice
Hadi böyle cesaretli sekse ya topu kör gözüme
Kör gözüne hiç mi girmez gözyaşlarım
Hiç mi ucundan tutmaz seni hakkım
Hiç düşmezsin gündüz gözü gece kuyularına
Beddua diyorlar, hiç yakışmıyor bana
Hissediyorum, hiç yakışmıyor!
Ve nedendir yirmilik tazeler küfreder hayata
Hişştt !!
O ki hayat,
Enteresan canidir
Vicdanı vardır, senin ruhunda
Kalbi vardır, senin kalbin
Şefkati vardır, senin ellerinde
Sıcaklığı vardır, senin gözlerinde
O ki şah damarına saldırır gibi yapar
Kanma sen, en şık ölümlere layık kılar seni
Kanma sen, canı bal gibi mutluluk çektirecektir canına!!
O ki hayat,
Enteresan canidir
Bir bakarsın tıpkı sen, bir bakarsan tıpkı ben!!
Ondan mı gelmedi mutluluk dize?
Şarap kadehinden bira içmek gibi
Sen şu hayata şık bir kıyak geçsen der gibi
Kul ölse sesi çıkmaz
İnsan yaşarken ölünce şık olur mesela
Acı şıktır mütemadiyen
Vur kaç parası, al karısı
Hiç görmedim ki böyle komşu
Anlamam dilinden
Ses de çıkmıyor evlerinden
Pamuk gibi yüzleri ters bizim asık namelere
Her gün biri düşüyor bizim binadan mesela
Aşağısı da beton ha, öyle çiçek böcek sanma.
Anlaşılamıyorum mutlu insanlarla
Acı kaynayacak şuuru ki
Gözleriyle konuşalım
Sevmem dünya dillerini
Gönlüme vursa ya aynı böyle adice
Hadi böyle cesaretli sekse ya topu kör gözüme
Kör gözüne hiç mi girmez gözyaşlarım
Hiç mi ucundan tutmaz seni hakkım
Hiç düşmezsin gündüz gözü gece kuyularına
Beddua diyorlar, hiç yakışmıyor bana
Hissediyorum, hiç yakışmıyor!
Ve nedendir yirmilik tazeler küfreder hayata
Hişştt !!
O ki hayat,
Enteresan canidir
Vicdanı vardır, senin ruhunda
Kalbi vardır, senin kalbin
Şefkati vardır, senin ellerinde
Sıcaklığı vardır, senin gözlerinde
O ki şah damarına saldırır gibi yapar
Kanma sen, en şık ölümlere layık kılar seni
Kanma sen, canı bal gibi mutluluk çektirecektir canına!!
O ki hayat,
Enteresan canidir
Bir bakarsın tıpkı sen, bir bakarsan tıpkı ben!!
1 Ağustos 2009 Cumartesi
Öteki
Merdivenin birinden düştüm
Diğerinden yuvarlandım
Ötekisinden bile isteye atladım
Sonuncusu kaçınılmazdı,
Hayır diyemedim duyduklarıma
Hayallerin birinden kaçtım
Birini sattım,
Diğerini yakalamam imkansızdı
Hayır diyemedim duyduklarıma
Aşklarımın birinden düştüm
Diğerinden yuvarladım
Öteki uçurum kenarıydı
Kendim atladım!
Hayır diyemedim duyduklarıma
Yollarımın biri uzaktaydı
Biri uzundu,
Diğeriyse kapımın önünden başlıyordu
Korktum belki de,
Hayır diyemedim duyduklarıma
Bağırsaydım, yıksaydım,
Vurup incitseydim
Ölseydim şu kahvenin hatrına
Hayır deseydim,
Ezilmiş hatrımın, sabrımın canına
Keşkelerin birinden düştüm
Diğerine sarıldım,
Ötekisi zaten benimdi
Kaçamadım!
Diğerinden yuvarlandım
Ötekisinden bile isteye atladım
Sonuncusu kaçınılmazdı,
Hayır diyemedim duyduklarıma
Hayallerin birinden kaçtım
Birini sattım,
Diğerini yakalamam imkansızdı
Hayır diyemedim duyduklarıma
Aşklarımın birinden düştüm
Diğerinden yuvarladım
Öteki uçurum kenarıydı
Kendim atladım!
Hayır diyemedim duyduklarıma
Yollarımın biri uzaktaydı
Biri uzundu,
Diğeriyse kapımın önünden başlıyordu
Korktum belki de,
Hayır diyemedim duyduklarıma
Bağırsaydım, yıksaydım,
Vurup incitseydim
Ölseydim şu kahvenin hatrına
Hayır deseydim,
Ezilmiş hatrımın, sabrımın canına
Keşkelerin birinden düştüm
Diğerine sarıldım,
Ötekisi zaten benimdi
Kaçamadım!
30 Temmuz 2009 Perşembe
Duvarlar
Boş bir oda içim
Küçücük bir taş atsan
İnliyor duvarlarda acılar
Duvarlar bembeyaz, duvarlar kızıl
Konuşuyor pencere önleri
Konuşuyor sokaklar
Boş bir oda içim
Yankılanıyorum, kendi kendime
Bir kere ah desen,
Bin kere vuruyor nefesin camlara
Kaçmak istiyor nefesin, kırmak istiyor kapıyı camı
Duvarların dili var, duvarların susmuyor
Kanatlanıyor korkuların
Ordan araya çarpıyor
Yaralı kuşlar gibi
İzi kalıyor yalpalamalarının
İzi kalıyor,
Dünlerin, bügünlerin, yarınların
Duvarlar görüyor, duvarlar şahit!
Küçücük bir taş atsan
İnliyor duvarlarda acılar
Duvarlar bembeyaz, duvarlar kızıl
Konuşuyor pencere önleri
Konuşuyor sokaklar
Boş bir oda içim
Yankılanıyorum, kendi kendime
Bir kere ah desen,
Bin kere vuruyor nefesin camlara
Kaçmak istiyor nefesin, kırmak istiyor kapıyı camı
Duvarların dili var, duvarların susmuyor
Kanatlanıyor korkuların
Ordan araya çarpıyor
Yaralı kuşlar gibi
İzi kalıyor yalpalamalarının
İzi kalıyor,
Dünlerin, bügünlerin, yarınların
Duvarlar görüyor, duvarlar şahit!
İnsan
İnsan diyorlar canım,
İnsan her yanı yaslı,
Aşka, ölüme, yaşama katlanmış
Satır satır ince ince mısralardanız
Kum gibiyiz, akıyoruz tane tane
Rüzgarlar esiyor, bir bardak suya fırtına biçiyoruz
İnsan diyorlar canım bize,
Yamuğuz, eğri büğrü şanımız.
İnsan her yanı yaslı,
Aşka, ölüme, yaşama katlanmış
Satır satır ince ince mısralardanız
Kum gibiyiz, akıyoruz tane tane
Rüzgarlar esiyor, bir bardak suya fırtına biçiyoruz
İnsan diyorlar canım bize,
Yamuğuz, eğri büğrü şanımız.
26 Temmuz 2009 Pazar
Hep Aynı Şeyden Korkarım Ben
Kelimeler vardır
Ağır, kısa, mahkumiyet kokan
Hep aynı şeyden korkarım ben
Kendini yalnız sanma
Aklın birbirine girmiş, tir tir titriyorsun
Kağnı gibi yavaş yürüyorsun
Ben sadece doğru diye sustum.
Doğrularım, yanlıştır diye.
Hep aynı şeyden korkarım ben!
Kendine pay biçmek isterken kadın
Koca bir hançerle yarıyorlar içini
Gümüş tepside sunuluyor hayata
O hayat ki, sebepleri paha biçilmez
Onca memleket gördün
Küçücük bir çatı katından güzel değildi manzarası!
Küçücüktü ya, ondandı belki…
Hep aynı şeyden korkarım ben!
Gözlerin kararmışsa içten içe
Duyun beni, duyun hadi
Koşun matemime
Bu defa kim kurtaracak,
Kim öldürecek!
İçimi avuçlasınlar, parmaklarını bandırsınlar
Yolsunlar, paylaşsınlar beni
Hep aynı şeyden korkarım ben
Ve biterken,
Sayamadım kaç tane kaldı benden!
Zamanın biter şimdi,
Hadi koş sende
Elini korkak alıştırma
Kötülüğe doymak var bende!!
Ağır, kısa, mahkumiyet kokan
Hep aynı şeyden korkarım ben
Kendini yalnız sanma
Aklın birbirine girmiş, tir tir titriyorsun
Kağnı gibi yavaş yürüyorsun
Ben sadece doğru diye sustum.
Doğrularım, yanlıştır diye.
Hep aynı şeyden korkarım ben!
Kendine pay biçmek isterken kadın
Koca bir hançerle yarıyorlar içini
Gümüş tepside sunuluyor hayata
O hayat ki, sebepleri paha biçilmez
Onca memleket gördün
Küçücük bir çatı katından güzel değildi manzarası!
Küçücüktü ya, ondandı belki…
Hep aynı şeyden korkarım ben!
Gözlerin kararmışsa içten içe
Duyun beni, duyun hadi
Koşun matemime
Bu defa kim kurtaracak,
Kim öldürecek!
İçimi avuçlasınlar, parmaklarını bandırsınlar
Yolsunlar, paylaşsınlar beni
Hep aynı şeyden korkarım ben
Ve biterken,
Sayamadım kaç tane kaldı benden!
Zamanın biter şimdi,
Hadi koş sende
Elini korkak alıştırma
Kötülüğe doymak var bende!!
22 Temmuz 2009 Çarşamba
Çok güldün diye ölmemiş hiçbir mutluluk
Yollar uzun ve ucu kayıp
Güneş nasıl parlaksa umutlarım öyle
Gün geceye dönerken, mutluluklarım sanrıya
Bildiğim tek şey, yılmadığım yaşamaktan!
Bekliyorum, kelimelerim ne çok şey söylüyor
Bekliyorum, beklemeyi seviyorum.
Kovalanmıyorum ki hırçın bir rüzgar tarafından
O geldiğinde yüzümü okşasın isterim uğultusu.
Nadasa bıraktım tüm kalabalıklarımı
Onlar varlar, ben var ettikçe
Onlar yoklarsa, ben yüzünden yine.
Canım gülmek istiyor,
Canım ağlamak çekti şimdi
Tuzlu tuzlu ışıltılarım dudağımda kurusun
Canım gülsün diye sonrasına,
Evvelinde hüzne vurulmam gerekmiş
Öğrendim…
Meğer acılar sadist değilmiş
Meğer onlar haberciymiş tebessümlere
Bir acının sonucu tebessüm olabilirken
Her tebessüm acıyla sonuçlanmazmış.
Bildiğim tek şey yılmadığım hayattan
Bildiğimden belki,
Bir mutluluğum, yanağımda ki şu tatlı gamzem
Kim bilir hangi acının hediyesi!
Korkmak saçmaymış gülmekten
Çok güldün diye ölmemiş hiçbir mutluluk.
Güneş nasıl parlaksa umutlarım öyle
Gün geceye dönerken, mutluluklarım sanrıya
Bildiğim tek şey, yılmadığım yaşamaktan!
Bekliyorum, kelimelerim ne çok şey söylüyor
Bekliyorum, beklemeyi seviyorum.
Kovalanmıyorum ki hırçın bir rüzgar tarafından
O geldiğinde yüzümü okşasın isterim uğultusu.
Nadasa bıraktım tüm kalabalıklarımı
Onlar varlar, ben var ettikçe
Onlar yoklarsa, ben yüzünden yine.
Canım gülmek istiyor,
Canım ağlamak çekti şimdi
Tuzlu tuzlu ışıltılarım dudağımda kurusun
Canım gülsün diye sonrasına,
Evvelinde hüzne vurulmam gerekmiş
Öğrendim…
Meğer acılar sadist değilmiş
Meğer onlar haberciymiş tebessümlere
Bir acının sonucu tebessüm olabilirken
Her tebessüm acıyla sonuçlanmazmış.
Bildiğim tek şey yılmadığım hayattan
Bildiğimden belki,
Bir mutluluğum, yanağımda ki şu tatlı gamzem
Kim bilir hangi acının hediyesi!
Korkmak saçmaymış gülmekten
Çok güldün diye ölmemiş hiçbir mutluluk.
21 Temmuz 2009 Salı
İçimde bir çocuk ölüyor
Çok kuvvetli birini tanıyordum
Arka sokakta kaybettim izini
Kabuk bağlamış yaraların soyulması ne acı,
İşte acıdım öyle!
Usanmadan aynı yerlerime vurdular
Sözler, hiç değişmiyor
Zannediyorum ki ben beş yaşımdayken de duyardım bu sesleri
Yanlış biliyormuşum!
Değişmiyor yine de…
Ambalaja aldanmamak gerek
İçinde yanan ateşi söndürmeye yetmez
Parlak, cilalı, albenili, pembe panjurlu evler…
Gülen suratlar masallarda kaldı….
İçimde kanat çırpıyor yaralı bir kuş
Cinnet geçiriyor sabırlı bir evlat
İçimde bir umut ölüyor,
Özleyerek, bekleyerek, korkarak
İçimde bir kadın ölüyor
Tersine gidiyor yolları
Önünde ki ilk uçuruma dikiyor gözlerini
Gökkuşağına asılı kalacak rüyasında
İçimde bir çocuk ölüyor
Hiç istemediği kadar sevgi dileniyor yaratanından
Bilmediği şeyleri soruyor
Çocuk zor sorular soruyor, kısacık
Yüzüm kızarıyor, mutluluğun sözünü veremediğimden.
Aynaya bakıyorum,
Upuzun simsiyah saçlı, kırmızı kadifeli,
Gözbebekleri cam gibi…
Küçük hüzünlü yüzüyle zamana sıkışan ufaklığı arıyorum
Arka sokağımda kaybettiğim,çok kuvvetli birini arıyorum!!
Arka sokakta kaybettim izini
Kabuk bağlamış yaraların soyulması ne acı,
İşte acıdım öyle!
Usanmadan aynı yerlerime vurdular
Sözler, hiç değişmiyor
Zannediyorum ki ben beş yaşımdayken de duyardım bu sesleri
Yanlış biliyormuşum!
Değişmiyor yine de…
Ambalaja aldanmamak gerek
İçinde yanan ateşi söndürmeye yetmez
Parlak, cilalı, albenili, pembe panjurlu evler…
Gülen suratlar masallarda kaldı….
İçimde kanat çırpıyor yaralı bir kuş
Cinnet geçiriyor sabırlı bir evlat
İçimde bir umut ölüyor,
Özleyerek, bekleyerek, korkarak
İçimde bir kadın ölüyor
Tersine gidiyor yolları
Önünde ki ilk uçuruma dikiyor gözlerini
Gökkuşağına asılı kalacak rüyasında
İçimde bir çocuk ölüyor
Hiç istemediği kadar sevgi dileniyor yaratanından
Bilmediği şeyleri soruyor
Çocuk zor sorular soruyor, kısacık
Yüzüm kızarıyor, mutluluğun sözünü veremediğimden.
Aynaya bakıyorum,
Upuzun simsiyah saçlı, kırmızı kadifeli,
Gözbebekleri cam gibi…
Küçük hüzünlü yüzüyle zamana sıkışan ufaklığı arıyorum
Arka sokağımda kaybettiğim,çok kuvvetli birini arıyorum!!
19 Temmuz 2009 Pazar
Bilindik talimler acıdan yana
Birinden diğerine hızla geçiyorum
Acının çeşitleri iz bırakıyor hafızamda
Kimliksizmiş gibi gelen
Tüm cümlelerin sahiplerini buluyorum zamanla
İçimden geçen zamanları anlatıyorum
Yüzümden geçen gölgeleri
Kalbime vuran intihar elçilerini
Zamanla sizleri de anlıyorum!
Unutmak için çaba değil zaman gerekiyor diyorlar
Zaman geçiyor,
Biriktikçe geçmek bilmeyen zaman
Üzerimden kaldırmıyor cesetleri
Kokularını hala duyuyorum,
Günahları üzerimde…
Anladım ki diyorum
Anladıkça kaybolduğumu bilerek!
Anladım ki sen de yoktun, ben de
Tek kişilik bir suç işleyemedik
Aşk hiçbir zaman birimizin gölgesi olamadı
Yanlış yerde, yanlış insanlardık.
Anladım ki, raslantılar yutabilirdi hayatları!
Gençliğimin en güzel günleri,
Yanık tenli ve buruk bugünler de…
Öyle aklıma geldikçe dinlediğim şarkılar
İzlediğim filmler,
Önümden hızla geçen cümleler
Anlattıkları aynı,
Fısıldadıkları ruhuma...
Bilindik talimler acıdan yana…
Sana dön diyemiyorum şimdi,
Sana hiç dön demedim öncesinde de!
Aklımda kalanları söylediğim günü bilirim ben.
Ardımı dönüp giderken,
İçimden akan anıları bilirim
Sana hiç dön demedim
Bıraktığın gibi kalamadığımı bilirim yalnızca
Dönenin sen olmadığını bilirim
Unuttuğunu,harcadığını,aldattığını bilirim ben!
Sana dön diyemiyorum,
Hafızamı çoktan kirlettim,
Umutlarımı harcamaktan yoruldum
En önemlisi,
Söyleyeceklerimi çoktan unuttum!
Acının çeşitleri iz bırakıyor hafızamda
Kimliksizmiş gibi gelen
Tüm cümlelerin sahiplerini buluyorum zamanla
İçimden geçen zamanları anlatıyorum
Yüzümden geçen gölgeleri
Kalbime vuran intihar elçilerini
Zamanla sizleri de anlıyorum!
Unutmak için çaba değil zaman gerekiyor diyorlar
Zaman geçiyor,
Biriktikçe geçmek bilmeyen zaman
Üzerimden kaldırmıyor cesetleri
Kokularını hala duyuyorum,
Günahları üzerimde…
Anladım ki diyorum
Anladıkça kaybolduğumu bilerek!
Anladım ki sen de yoktun, ben de
Tek kişilik bir suç işleyemedik
Aşk hiçbir zaman birimizin gölgesi olamadı
Yanlış yerde, yanlış insanlardık.
Anladım ki, raslantılar yutabilirdi hayatları!
Gençliğimin en güzel günleri,
Yanık tenli ve buruk bugünler de…
Öyle aklıma geldikçe dinlediğim şarkılar
İzlediğim filmler,
Önümden hızla geçen cümleler
Anlattıkları aynı,
Fısıldadıkları ruhuma...
Bilindik talimler acıdan yana…
Sana dön diyemiyorum şimdi,
Sana hiç dön demedim öncesinde de!
Aklımda kalanları söylediğim günü bilirim ben.
Ardımı dönüp giderken,
İçimden akan anıları bilirim
Sana hiç dön demedim
Bıraktığın gibi kalamadığımı bilirim yalnızca
Dönenin sen olmadığını bilirim
Unuttuğunu,harcadığını,aldattığını bilirim ben!
Sana dön diyemiyorum,
Hafızamı çoktan kirlettim,
Umutlarımı harcamaktan yoruldum
En önemlisi,
Söyleyeceklerimi çoktan unuttum!
18 Temmuz 2009 Cumartesi
Ruhum nerde doyuyorsa evim orada...
Bugün, neden bu kadar çok geçmişe benziyor ...
Aynada ki aksım, beni yanıltırcasına değişiyor
Yıllar hızla tüketiyor kendini
Peki bugün neden bu kadar çok geçmişe özeniyor!
Bu amber kokusu nereden geliyor
Şu cehennem ateşi nasıl tütüyor öyle
Her kapıdan bir şeytan çıkıyor
Öylesi sinsi ve cüretkar
Her kapının arkasında bir melek ağlıyor
Çaresiz ve titriyor…
Yalnız burada değil bu hikayeler
Dünya böyle dönüyor
Kimi zaman kapanıyorsun içine
Acımaya bile iznin olmuyor
Bitti diyorsun, bunlar onlar mı?
Bu sıcak düş gerçek mi, yoksa sıfatlardan mı ibaret?
Güzel evimiz…
Dumanı tüten biz miyiz?
Yoksa geçmiş yarınıma mı göz dikiyor…
Dünya böyle dönüyor
Yalnız değiliz bu hikayeler de
Ruhumdan kopan her bir parça için asılıyorum geleceğe
Gelecek gelmeden onun için yastayım!
Çağırıyorum dostlarımı ve söylediklerimin hepsi gerçek
Demiştim ben demekten yorulsam da
Bildiklerimi yaşıyorum , tek tek!
Aynı beden aynı ruha sığınıyor
Çatısı yıkık, içi soğuk
Cesaret, artık kaçmak demek oluyor
Bir yere gitmek demek oluyor
Bir yerde uyumak,
Bir yere sarılmak,
Bir şey de unutmak kendini,
Bir şey gibi yapmak,
Her hangi bir şey dilemek…
Tüm bu şeylerden vazgeçmek belki de!
Kalmak demek, kaybetmek olacak bu defa
Gitmekse ucu açık, kayıp bir yol
Beklemekse ölümcül, yanlış
Cesaret neyin adıysa, resmi dış kapımda.
Ruhum nerde doyuyorsa evim orada.
Aynada ki aksım, beni yanıltırcasına değişiyor
Yıllar hızla tüketiyor kendini
Peki bugün neden bu kadar çok geçmişe özeniyor!
Bu amber kokusu nereden geliyor
Şu cehennem ateşi nasıl tütüyor öyle
Her kapıdan bir şeytan çıkıyor
Öylesi sinsi ve cüretkar
Her kapının arkasında bir melek ağlıyor
Çaresiz ve titriyor…
Yalnız burada değil bu hikayeler
Dünya böyle dönüyor
Kimi zaman kapanıyorsun içine
Acımaya bile iznin olmuyor
Bitti diyorsun, bunlar onlar mı?
Bu sıcak düş gerçek mi, yoksa sıfatlardan mı ibaret?
Güzel evimiz…
Dumanı tüten biz miyiz?
Yoksa geçmiş yarınıma mı göz dikiyor…
Dünya böyle dönüyor
Yalnız değiliz bu hikayeler de
Ruhumdan kopan her bir parça için asılıyorum geleceğe
Gelecek gelmeden onun için yastayım!
Çağırıyorum dostlarımı ve söylediklerimin hepsi gerçek
Demiştim ben demekten yorulsam da
Bildiklerimi yaşıyorum , tek tek!
Aynı beden aynı ruha sığınıyor
Çatısı yıkık, içi soğuk
Cesaret, artık kaçmak demek oluyor
Bir yere gitmek demek oluyor
Bir yerde uyumak,
Bir yere sarılmak,
Bir şey de unutmak kendini,
Bir şey gibi yapmak,
Her hangi bir şey dilemek…
Tüm bu şeylerden vazgeçmek belki de!
Kalmak demek, kaybetmek olacak bu defa
Gitmekse ucu açık, kayıp bir yol
Beklemekse ölümcül, yanlış
Cesaret neyin adıysa, resmi dış kapımda.
Ruhum nerde doyuyorsa evim orada.
15 Temmuz 2009 Çarşamba
Korkarım yanılıyorsun!
Sonbahardan kalma yaz gecesi
Tahminim güzel cümleleri üzerine
Adını duymakta zorlandığım
Kendisini anlamayı beceremediğim
Bilerek terk ettiğim,
Hiç ardıma bakmadan,
Pişmanlığın suyundan tatmadan
Zihnimi çürütmeden yürüyorum
Sudan bahanelerin, çocuksu kaçışların
Küçük sevinçlerin dev kahkahası
Aldatan, aldanırken aldatılan
Yalnızlık salgını kurbanı tek adam!
Her gün gibi bu da sonrakine kayarken
Sen bir adım geriden takip ediyorsun bizi
Her sözcüğün mührünü istiyorsun elimizden
Sen yalnızca hayal kuruyorsun!
Düşünüyorsun ama, bulamadığından tüm korkuların.
Aradığın çölde su, denizde ateş, bende aşksa
Korkarım yanılıyorsun
Geçmişe bakma, o bir tür hayal
Bir masaldır geçmiş, ondan bundan çalıntı
Son nefesinle berber saniyelere sığacak göreceksin
Koca hayatın!
Şimdi senin üç beş yıllık hüznün
Kimin umurunda olur!
Umdukların,umup bulamadıkların…
Oysa yanılmaktan tüm bu çıldırışların
Şu mutluluk masalların, sahte gülüşlerin…
Neredeyse yalvaran alkışların…
Korkarım acıyorsun,
Gözlerine sinen şu hüznün…
Düşlerimin konuğu, gözyaşlarımın tanesi değilsin artık
Beklemekten yorulan, dinlemekten sıkılan ben
Çölde ki suyun, denizde ki ateşin mısralarıyım senin için
İmkanları tartışmayı sevmiyorum,
İmkansızlığı barındırmayı ruhta
Ama anlıyorsundur umarım
Aradığın çölde su, denizde ateş, bende aşksa
Korkarım yanılıyorsun!
Tahminim güzel cümleleri üzerine
Adını duymakta zorlandığım
Kendisini anlamayı beceremediğim
Bilerek terk ettiğim,
Hiç ardıma bakmadan,
Pişmanlığın suyundan tatmadan
Zihnimi çürütmeden yürüyorum
Sudan bahanelerin, çocuksu kaçışların
Küçük sevinçlerin dev kahkahası
Aldatan, aldanırken aldatılan
Yalnızlık salgını kurbanı tek adam!
Her gün gibi bu da sonrakine kayarken
Sen bir adım geriden takip ediyorsun bizi
Her sözcüğün mührünü istiyorsun elimizden
Sen yalnızca hayal kuruyorsun!
Düşünüyorsun ama, bulamadığından tüm korkuların.
Aradığın çölde su, denizde ateş, bende aşksa
Korkarım yanılıyorsun
Geçmişe bakma, o bir tür hayal
Bir masaldır geçmiş, ondan bundan çalıntı
Son nefesinle berber saniyelere sığacak göreceksin
Koca hayatın!
Şimdi senin üç beş yıllık hüznün
Kimin umurunda olur!
Umdukların,umup bulamadıkların…
Oysa yanılmaktan tüm bu çıldırışların
Şu mutluluk masalların, sahte gülüşlerin…
Neredeyse yalvaran alkışların…
Korkarım acıyorsun,
Gözlerine sinen şu hüznün…
Düşlerimin konuğu, gözyaşlarımın tanesi değilsin artık
Beklemekten yorulan, dinlemekten sıkılan ben
Çölde ki suyun, denizde ki ateşin mısralarıyım senin için
İmkanları tartışmayı sevmiyorum,
İmkansızlığı barındırmayı ruhta
Ama anlıyorsundur umarım
Aradığın çölde su, denizde ateş, bende aşksa
Korkarım yanılıyorsun!
14 Temmuz 2009 Salı
Benim Gecem
Korkulacak hiçbir şey yoktu
Uyumak her zaman güzel olmuştu
Her zaman huzurlu
Korkulacak hiçbir şey yoktu şu karanlıktan
Oysa korkutan karanlık değildi
Soğuktu burası biraz
Bir tutam yalnızlık vardı
Sanki kopuyordum,sessizlik vardı
Korkmuyordum uyumaktan
Yalnızca tek renk vardı
Batıyorduk sanki sessizce
Ninniyle salınan döşek gibi bu gemi
Sesler kesilince uykum kaçıyor!
Tatlı rüyalar göremiyorum
Bozluyorum herkes gidince
Kimse sohbeti sevmiyor!
Kimsenin uyanmadığı saatleri seviyordum ben
Deniz,gece ve ben ayaktayken güzeldi dünya
Yıldızlar o kadar çoklardı ki
O kadar kalabalıktık işte!
Ay konuşmasını sevmezse de,gülümserdi hepimize
Deniz usulca anlatırdı derdini,
Hüznünü yosunlu taşlara vururdu
İzlerdim bende yavaşca seyreyleyen gökyüzünü
Dans ediyorlarmış gibi gelirdi
Gecenin karanlığa doyan yüzü
Güneşle selamlaşmadan
Şafak en koyu haliyle süzülürdü
İçimden akardı hayatlarım…
İşte tam o dakikalarda anlardım
Kayıp giden saatleri, yüzleri, sebepleri, nedenleri…
Kırmızıydı benim gecem, gözü dönmüştü
Tek tek anlatırdı bütün küçük şeyleri
Gecenin karanlığa doyan yüzü
Güneşle selamlaşmadan
Şafak en koyu mecaliyle süzülürken
Benim gecem,
Hatırlatırdı usanmadan bütün küçük şeyleri!!
Uyumak her zaman güzel olmuştu
Her zaman huzurlu
Korkulacak hiçbir şey yoktu şu karanlıktan
Oysa korkutan karanlık değildi
Soğuktu burası biraz
Bir tutam yalnızlık vardı
Sanki kopuyordum,sessizlik vardı
Korkmuyordum uyumaktan
Yalnızca tek renk vardı
Batıyorduk sanki sessizce
Ninniyle salınan döşek gibi bu gemi
Sesler kesilince uykum kaçıyor!
Tatlı rüyalar göremiyorum
Bozluyorum herkes gidince
Kimse sohbeti sevmiyor!
Kimsenin uyanmadığı saatleri seviyordum ben
Deniz,gece ve ben ayaktayken güzeldi dünya
Yıldızlar o kadar çoklardı ki
O kadar kalabalıktık işte!
Ay konuşmasını sevmezse de,gülümserdi hepimize
Deniz usulca anlatırdı derdini,
Hüznünü yosunlu taşlara vururdu
İzlerdim bende yavaşca seyreyleyen gökyüzünü
Dans ediyorlarmış gibi gelirdi
Gecenin karanlığa doyan yüzü
Güneşle selamlaşmadan
Şafak en koyu haliyle süzülürdü
İçimden akardı hayatlarım…
İşte tam o dakikalarda anlardım
Kayıp giden saatleri, yüzleri, sebepleri, nedenleri…
Kırmızıydı benim gecem, gözü dönmüştü
Tek tek anlatırdı bütün küçük şeyleri
Gecenin karanlığa doyan yüzü
Güneşle selamlaşmadan
Şafak en koyu mecaliyle süzülürken
Benim gecem,
Hatırlatırdı usanmadan bütün küçük şeyleri!!
13 Temmuz 2009 Pazartesi
Biz manalı bir kalabalık olamadık!
Dünya olduğu yerde dönüp durur
Saadet içi çürük bir elmayken
Isırmadan bilmezsin cadının zehrini
Kanı kıpırdamayan kurt köpekleri
Gözlerini dikmiş beklerken
Başıma yıkılan çuvalla yalnızlık
Biz manalı bir kalabalık olamadık!
Hepi topu derler ya onca azdık,
Yine de biz bir türlü onlar gibi olamadık.
Gülemedik beraber, yankılanamadı sofranın ahengi yüzlerimizde
Geçmiş içi bok dolu çuval
Millet kapımıza etmiş, habersizken biz yalandan dolandan
Dünya olduğu yerde dönüp duruyor
Dünyam kara delik taklidi yaparken
İçim günden güne boşalıyor
Namı yüksek değerlerden habersiz
Umrum olan tek yanlış ben!
Yolum açık gibi, kapalı olsa ne çıkar
Döne dolaşa aynı çamura batıyor ellerim
Sanki bilinmeyen bir bahardı bu
Huzursuz etti, mevsimini bulamadı
Ölesiye kışa mahkum bu insanlar
Hiçbir yaz sıcacık yatamadı!!
Saadet içi çürük bir elmayken
Isırmadan bilmezsin cadının zehrini
Kanı kıpırdamayan kurt köpekleri
Gözlerini dikmiş beklerken
Başıma yıkılan çuvalla yalnızlık
Biz manalı bir kalabalık olamadık!
Hepi topu derler ya onca azdık,
Yine de biz bir türlü onlar gibi olamadık.
Gülemedik beraber, yankılanamadı sofranın ahengi yüzlerimizde
Geçmiş içi bok dolu çuval
Millet kapımıza etmiş, habersizken biz yalandan dolandan
Dünya olduğu yerde dönüp duruyor
Dünyam kara delik taklidi yaparken
İçim günden güne boşalıyor
Namı yüksek değerlerden habersiz
Umrum olan tek yanlış ben!
Yolum açık gibi, kapalı olsa ne çıkar
Döne dolaşa aynı çamura batıyor ellerim
Sanki bilinmeyen bir bahardı bu
Huzursuz etti, mevsimini bulamadı
Ölesiye kışa mahkum bu insanlar
Hiçbir yaz sıcacık yatamadı!!
12 Temmuz 2009 Pazar
O günden beri!
Sağlam basıyorum toprağa
Gökyüzüne bakamıyorum bile
Ellerimin arasında zannettiğim ben bile dışında kalsam da
Ruhuma sindirdim alkışlarımı, yoksunluklarımı
Topal bir adam var karşımda, doğduğu günden bugüne
Ve hayat onun adına hep eksik
Onun gibi işte
Sıcaklığını kaybeden bir çatının altında
Eski kabuslardan kalma yeni günler
Yeni günler, eksik,
Doğduğum günden beri!
O kokunun adını bilirim ben, ruhunu yazdım
İçinde yıllarımı hapsettiğim, yıllarıma göz diken
Yüzlerce kez affettiğim ve affedilememekle lanetli
O kokuyu ezberledim, zehrini temizledim
Bedellerle akıttım kirini
Mutlu zamanlarımla intikam peşinde
Ve öylesi kör, öylesi acınası!!
Ya çalacaksa birazdan kapım
Ve gözlerim görecekse hayal misali geçmişten bir bugün
Zaman kendine dönecekse ve yine bildiğim gibi
Bildiğini okuyacaksa herkes,
En az onlar kadar üzülürüm
Lisanım çözülmeden, kara kitap gibi kalacaksam masada
Hiç dinlenmeden benim şarkım, öleceksem
Ya hiç anlatamazsam dilimi…
Hüznüm yaprak yaprak dökülürken
En az herkes kadar üzülürüm
Bildiğim gibi, beklediğim şekilde…
Umduğum yerde, koyu bir yalana bakarken bulunurum belki!!
Şimdi izlemekle meşgulüm
Yorulmak bana göre değil artık
Birileri görsün diye beklerken
Her gün biraz daha dün gibi
O günden beri!
Gökyüzüne bakamıyorum bile
Ellerimin arasında zannettiğim ben bile dışında kalsam da
Ruhuma sindirdim alkışlarımı, yoksunluklarımı
Topal bir adam var karşımda, doğduğu günden bugüne
Ve hayat onun adına hep eksik
Onun gibi işte
Sıcaklığını kaybeden bir çatının altında
Eski kabuslardan kalma yeni günler
Yeni günler, eksik,
Doğduğum günden beri!
O kokunun adını bilirim ben, ruhunu yazdım
İçinde yıllarımı hapsettiğim, yıllarıma göz diken
Yüzlerce kez affettiğim ve affedilememekle lanetli
O kokuyu ezberledim, zehrini temizledim
Bedellerle akıttım kirini
Mutlu zamanlarımla intikam peşinde
Ve öylesi kör, öylesi acınası!!
Ya çalacaksa birazdan kapım
Ve gözlerim görecekse hayal misali geçmişten bir bugün
Zaman kendine dönecekse ve yine bildiğim gibi
Bildiğini okuyacaksa herkes,
En az onlar kadar üzülürüm
Lisanım çözülmeden, kara kitap gibi kalacaksam masada
Hiç dinlenmeden benim şarkım, öleceksem
Ya hiç anlatamazsam dilimi…
Hüznüm yaprak yaprak dökülürken
En az herkes kadar üzülürüm
Bildiğim gibi, beklediğim şekilde…
Umduğum yerde, koyu bir yalana bakarken bulunurum belki!!
Şimdi izlemekle meşgulüm
Yorulmak bana göre değil artık
Birileri görsün diye beklerken
Her gün biraz daha dün gibi
O günden beri!
Kambur Beli
Yıllar keyfe keder gelip geçerken
Değerken benim hayallerime
Olurmuş gibi yaparken mutluluklarım
Gerçeği ters düz eden ayaklarım
İleri geri nerede olduğunu bilmediğim kararlarım
Ve sanki birazdan gelecek olan cahil seferi
Hayatıma dokunduğu kambur beliyle
Yıllarını devirecek sırtıma
Sanki en nadir en temiz hisleriymiş gibi
O da iyiymiş gibi yapacak bu defa
Kötülüğün emrini haykırmaya geldi sanki
Sanki toz dumanı bana yutturacak
Kan,hançer,yara,merhem hepsi birbirne karışmış
Ölürken bile yaşıyorum zannedecek
Ağlarken gülüyorum sanacak
Ve öyle geçip gidecek yıllar
Değerken benim hayallerime kambur beli
Elleri süsleyecek cenazemin toz pembe döşeğini!!
Değerken benim hayallerime
Olurmuş gibi yaparken mutluluklarım
Gerçeği ters düz eden ayaklarım
İleri geri nerede olduğunu bilmediğim kararlarım
Ve sanki birazdan gelecek olan cahil seferi
Hayatıma dokunduğu kambur beliyle
Yıllarını devirecek sırtıma
Sanki en nadir en temiz hisleriymiş gibi
O da iyiymiş gibi yapacak bu defa
Kötülüğün emrini haykırmaya geldi sanki
Sanki toz dumanı bana yutturacak
Kan,hançer,yara,merhem hepsi birbirne karışmış
Ölürken bile yaşıyorum zannedecek
Ağlarken gülüyorum sanacak
Ve öyle geçip gidecek yıllar
Değerken benim hayallerime kambur beli
Elleri süsleyecek cenazemin toz pembe döşeğini!!
8 Temmuz 2009 Çarşamba
Ve onlarca kez düştüm,öldüm...
Ve onlarca kez düştüm,öldüm
Onlarca kez dirildim yeniden
Şimdi yine öldüğümü hissediyorum
Nedir bu lanet, bir lanet midir içimi acıtan!
İçime sığışan hainlikler!
Ruhuma sinen hainler!
Nasıl değişir ki her şey, nasıl silinir bütün güz,bahar ve kış
İçinde yoktu belki hiç kötülük
En çok iyiler yıktı beni
En çok onları taşıdım sırtımda
İndirdiğimde de acıttı yoklukları
Varlıkları yoktu ki,
Varolamamalarının gerçeği sızlattı beni
Her gün konuşuyorum kendi kendime
Bir deli için onlarca hikaye anlatıyorum
Bir deli için ne güzel kaçışlar bunlar
Hala kaçırmadığım aklım,ne zaman terk edecek beni acaba?
Mutluluk oyunları yaratıyorum kendime
Güzel düşlere sarıyorum tüm uykularımı
Uyumuyorum oysa öylece derin
Uyanığım her gün ve gece de
Bunu anlatmak ne güç
Susmak ne zor ve beklemek
Sanki ardımdan gelen isimsiz bir kara bulut
Her yerde bir sağanak, her durakta bir sel
Soğuyorum gün geçtikçe
Isınıyorum tekrar
Ve sonra yine soğuyorum bir daha yanmayacağımı düşünerek
Ve gün geliyor yine ısınıyorum ,inadımla!
Kelimenin tam anlamıyla olmasa da eksik kalmanın bilnci bunlar
Olmayan oyunlar, olamayan insanlarla beraber rüyalarımda
Her uyanış uzun bir ağıt yakıyor ölü uykuma
Bitmeli artık, tıkandı damarlarım
Kurudu gözlerim ve sözlerim
Bitmek bilmeyen bir karmaşa
Beynimin içine giren her yüz, her ses
Geçmiş değil bunlar yalnızca
Geleceğime sinen kokular
Çiçek bahçesine ait olmayan kokular!
Derdim istememek değil
Derdim ne unuttum zaten
Gözyaşlarım susunca, dilimde sustu bir süre
Boşlukta yankılandı kıpkırmızı gözlerim
Suya düşen yansımama güldüm,komikti !
Sana baktım,komiktin!
Hem onca sözü yaz bir kenara
Ben yazıyorum ve dönüp okuyorum sonra
Her defasında aynı kapıda buluyorum kendimi
Aynı pencereden, aynı manzara
Bir gün ya bu ev yıkılacak ya da manzara silinecek
Belki de pencerem kapanacak ve içinde ben olacağım
Kapılar çarpılacak hızla
Şiddetinde boğulacaklar
Ve ben yine sana lanet ediyor olacağım
Mutluluğun olmayacak, ben senden geçene dek!
Bu bir yeminse sence, korkma
Acırken, acıtmadan edemiyor insan,
İnsan ne de olsa kocaman bir safsata!!
Onlarca kez dirildim yeniden
Şimdi yine öldüğümü hissediyorum
Nedir bu lanet, bir lanet midir içimi acıtan!
İçime sığışan hainlikler!
Ruhuma sinen hainler!
Nasıl değişir ki her şey, nasıl silinir bütün güz,bahar ve kış
İçinde yoktu belki hiç kötülük
En çok iyiler yıktı beni
En çok onları taşıdım sırtımda
İndirdiğimde de acıttı yoklukları
Varlıkları yoktu ki,
Varolamamalarının gerçeği sızlattı beni
Her gün konuşuyorum kendi kendime
Bir deli için onlarca hikaye anlatıyorum
Bir deli için ne güzel kaçışlar bunlar
Hala kaçırmadığım aklım,ne zaman terk edecek beni acaba?
Mutluluk oyunları yaratıyorum kendime
Güzel düşlere sarıyorum tüm uykularımı
Uyumuyorum oysa öylece derin
Uyanığım her gün ve gece de
Bunu anlatmak ne güç
Susmak ne zor ve beklemek
Sanki ardımdan gelen isimsiz bir kara bulut
Her yerde bir sağanak, her durakta bir sel
Soğuyorum gün geçtikçe
Isınıyorum tekrar
Ve sonra yine soğuyorum bir daha yanmayacağımı düşünerek
Ve gün geliyor yine ısınıyorum ,inadımla!
Kelimenin tam anlamıyla olmasa da eksik kalmanın bilnci bunlar
Olmayan oyunlar, olamayan insanlarla beraber rüyalarımda
Her uyanış uzun bir ağıt yakıyor ölü uykuma
Bitmeli artık, tıkandı damarlarım
Kurudu gözlerim ve sözlerim
Bitmek bilmeyen bir karmaşa
Beynimin içine giren her yüz, her ses
Geçmiş değil bunlar yalnızca
Geleceğime sinen kokular
Çiçek bahçesine ait olmayan kokular!
Derdim istememek değil
Derdim ne unuttum zaten
Gözyaşlarım susunca, dilimde sustu bir süre
Boşlukta yankılandı kıpkırmızı gözlerim
Suya düşen yansımama güldüm,komikti !
Sana baktım,komiktin!
Hem onca sözü yaz bir kenara
Ben yazıyorum ve dönüp okuyorum sonra
Her defasında aynı kapıda buluyorum kendimi
Aynı pencereden, aynı manzara
Bir gün ya bu ev yıkılacak ya da manzara silinecek
Belki de pencerem kapanacak ve içinde ben olacağım
Kapılar çarpılacak hızla
Şiddetinde boğulacaklar
Ve ben yine sana lanet ediyor olacağım
Mutluluğun olmayacak, ben senden geçene dek!
Bu bir yeminse sence, korkma
Acırken, acıtmadan edemiyor insan,
İnsan ne de olsa kocaman bir safsata!!
3 Temmuz 2009 Cuma
Sen çirkinsin,biliyorum!
Beni yoruyorsun
Ve kendimle savaşmama sebep oluyorsun
Beni üzdün hem de çok
Üzüldüğünü de biliyorum
Çok eskiden de olsa ağladığından da eminim
Tozdan gözyaşların vardı
En küçük rüzgarda unutulan
Beni yordun,artık bilmiyorum!
Gittiğim yol gün geçtikçe kayboluyor
Sesini hala hatırlıyorum,ancak yüzün karartılı
Anılarımsa dipsiz bir kuyuda birikiyor
Her geçen gün birini daha o kuytuya gömüyorum
Acıtıyorsun hala,inkar etmiyorum.
Acına acıyorum artık,utanıyor musun?
Ama asla unutmayacağım ve unutmayacaksın
En güzelini ve en çirkinini!
Hatırladığım her güzel şeyin önünde çirkinliğin yatıyor
Her çirkinliğinin önüneyse geçmişin güzellikleri seriliyor
Hem affedilensin hem nefrete layık
Sen çirkinsin , biliyorum!
Tıpkı bir zamanlar güzel olduğunu bildiğim gibi
İnsan olduğunu unutmuştum
Hatırlattığın her an için teşekkür ediyorum!
Sen çirkinsin biliyorum ve biliyorsun,
Ben hala benim!!
Ve kendimle savaşmama sebep oluyorsun
Beni üzdün hem de çok
Üzüldüğünü de biliyorum
Çok eskiden de olsa ağladığından da eminim
Tozdan gözyaşların vardı
En küçük rüzgarda unutulan
Beni yordun,artık bilmiyorum!
Gittiğim yol gün geçtikçe kayboluyor
Sesini hala hatırlıyorum,ancak yüzün karartılı
Anılarımsa dipsiz bir kuyuda birikiyor
Her geçen gün birini daha o kuytuya gömüyorum
Acıtıyorsun hala,inkar etmiyorum.
Acına acıyorum artık,utanıyor musun?
Ama asla unutmayacağım ve unutmayacaksın
En güzelini ve en çirkinini!
Hatırladığım her güzel şeyin önünde çirkinliğin yatıyor
Her çirkinliğinin önüneyse geçmişin güzellikleri seriliyor
Hem affedilensin hem nefrete layık
Sen çirkinsin , biliyorum!
Tıpkı bir zamanlar güzel olduğunu bildiğim gibi
İnsan olduğunu unutmuştum
Hatırlattığın her an için teşekkür ediyorum!
Sen çirkinsin biliyorum ve biliyorsun,
Ben hala benim!!
1 Temmuz 2009 Çarşamba
Delilerin Derdi
Keyifsizim bu gece.Çoğu gece olduğundan farklı olmamakla beraber her zaman daha şaşırtıcı oluyor.
Garip bir boşlukla sarsılıyorum.Sanki artık koca birer et yığınıymışız gibi.Kelimelerimin anlamlarını yitirdim.Eskisi gibi her şeye sinirlenemiyorum.Yine huysuzum ama öyle aniden parlayamıyorum artık.
Belkide sömürüldüm.Sömürdüm ya da kendimi.
Ne olduğumu hatırlamıyorum.Hatırladıklarımsa vicdan azabıma sebep olmaktan öteye geçirmiyor beni.İnançlarım,algılarım,anlayışlarım değişiyor.Korkuyorum kendimden.İnsan sanki büyüdükçe gücünü yitiriyormuş gibi.Büyümek sanki bir tür yenilgi.Kazansanda daimi bir kayıptasın.
İyi olmak,şevkatli olmak,merhametli olmak,paylaşımcı olmak...bunlar güç istiyor ve insan büyüdükçe kasları zayıflıyor.Çocukken aç diye üzüldüğün kediciğin yanından şimdi umarsızca geçip gidebiliyorsun ve bu çok normal.Hatta bazı bazı olması gereken.Arkadaş kalbi kırmayı artık çok iyi beceriyorum.Adaletin yerini ihanet aldı ki,bu korkutucu.Bencil olmayı öğrendim.Yüreğimi kavlatmayı,üzerini çelikten bir naneyle sarıp,gözyaşı pınarlarımı kurutmayı öğrendim,öğrendik zamanla.
Aşkmış,sevgiymiş,öyleymiş,böyleymiş,sonsuzmuş,sonsuzlukmuş...vesayre hani...
Pardon,duyamadım!Güvenden mi bahsediyoruz yoksa?
Kime?
Bir çocuğa,kadına bir adama mı?Oysa bunların hepsi de insan değil mi?
Ve insan büyüdükçe küçülürken,silmiyor mu değerlerini?
Hangi ölünün yasını tutayım ki şimdi!Neresinden başlasak biter ki bu kara liste!
Hani hep derler ya;kaçıp gitmeli diye.Sanki kaçacak bir yer varmışcasına.İnsan tüm dünyadan kaçsa da kendinden kaçamıyor nihayetinde.
Özünde iki kişi olan bir varlık.Hep sohbet halindedir yalnızken insan.Kendiyle konuşur.''Ben..'' der mesela ''Ben neden böyle oldum...''
Ben'den cevap gelir hemen ''malsın ulan sen!Aç gözlerini artık...''
Hıhh..Kendi kendine konuşan deliymiş.Öyle diyorlar.Tüm dünya delirmiş,ben eksik kalırsam olmaz!
Kahvemin tadı çok hoş.Tam kıvamını bulmuş.Her zaman ya tozu fazla kaçar ya da kahvesi.Bu gece elimin ayarı yerinde anlaşılan.Bir benzetme yapacak olursak da galiba hayatımın süt tozu bir eksik.Kahvem acı değil aslında ama süt tozum eksik olunca kahvem de bok yoluna gidiyor.Oysa kahveyi çok seviyorum.Sade içince de midem yanıyor.Hayat...sevdiğim her şeyden azar azar alıyorum sayende.Belki de oyunun tarzı budur.
Az verip,çok al!!
Garip bir boşlukla sarsılıyorum.Sanki artık koca birer et yığınıymışız gibi.Kelimelerimin anlamlarını yitirdim.Eskisi gibi her şeye sinirlenemiyorum.Yine huysuzum ama öyle aniden parlayamıyorum artık.
Belkide sömürüldüm.Sömürdüm ya da kendimi.
Ne olduğumu hatırlamıyorum.Hatırladıklarımsa vicdan azabıma sebep olmaktan öteye geçirmiyor beni.İnançlarım,algılarım,anlayışlarım değişiyor.Korkuyorum kendimden.İnsan sanki büyüdükçe gücünü yitiriyormuş gibi.Büyümek sanki bir tür yenilgi.Kazansanda daimi bir kayıptasın.
İyi olmak,şevkatli olmak,merhametli olmak,paylaşımcı olmak...bunlar güç istiyor ve insan büyüdükçe kasları zayıflıyor.Çocukken aç diye üzüldüğün kediciğin yanından şimdi umarsızca geçip gidebiliyorsun ve bu çok normal.Hatta bazı bazı olması gereken.Arkadaş kalbi kırmayı artık çok iyi beceriyorum.Adaletin yerini ihanet aldı ki,bu korkutucu.Bencil olmayı öğrendim.Yüreğimi kavlatmayı,üzerini çelikten bir naneyle sarıp,gözyaşı pınarlarımı kurutmayı öğrendim,öğrendik zamanla.
Aşkmış,sevgiymiş,öyleymiş,böyleymiş,sonsuzmuş,sonsuzlukmuş...vesayre hani...
Pardon,duyamadım!Güvenden mi bahsediyoruz yoksa?
Kime?
Bir çocuğa,kadına bir adama mı?Oysa bunların hepsi de insan değil mi?
Ve insan büyüdükçe küçülürken,silmiyor mu değerlerini?
Hangi ölünün yasını tutayım ki şimdi!Neresinden başlasak biter ki bu kara liste!
Hani hep derler ya;kaçıp gitmeli diye.Sanki kaçacak bir yer varmışcasına.İnsan tüm dünyadan kaçsa da kendinden kaçamıyor nihayetinde.
Özünde iki kişi olan bir varlık.Hep sohbet halindedir yalnızken insan.Kendiyle konuşur.''Ben..'' der mesela ''Ben neden böyle oldum...''
Ben'den cevap gelir hemen ''malsın ulan sen!Aç gözlerini artık...''
Hıhh..Kendi kendine konuşan deliymiş.Öyle diyorlar.Tüm dünya delirmiş,ben eksik kalırsam olmaz!
Kahvemin tadı çok hoş.Tam kıvamını bulmuş.Her zaman ya tozu fazla kaçar ya da kahvesi.Bu gece elimin ayarı yerinde anlaşılan.Bir benzetme yapacak olursak da galiba hayatımın süt tozu bir eksik.Kahvem acı değil aslında ama süt tozum eksik olunca kahvem de bok yoluna gidiyor.Oysa kahveyi çok seviyorum.Sade içince de midem yanıyor.Hayat...sevdiğim her şeyden azar azar alıyorum sayende.Belki de oyunun tarzı budur.
Az verip,çok al!!
Sağ mı çıktım şimdi ben bu savaştan?
Bana bir düş verin.
İçinde kaybolabileceğim bir sır.
Bana dünden kalma bir bugün gerekmez.
Siz bana dokunmayın en iyisi
Kim demiş zaman öylece akar gider diye
Zaman eskitir giydiği her bedeni
Dokunduğu her ruh ispatıdır ateşinin
Öyleki kesişen yollar destekçisidir
Tanıdık yüzler komşusu.
Yangınına körük olur kötülük,
İyilikse nacizane bir cana tutunur
Yarına dek!
******
Soğuyup akan ellerim mi
Gözlerimi ışığını kaybeden
Bedenim mi öylece gençken çürüyen
İçinde bıraktığım sessizlik mi onu böyle körelten
Attığı adımı göremeyen adamın ezdiği ilk beden
Vurduğu ilk ruh,kaybettiği ilk oyun
Oyun zannettiği ilk gerçek!!
Kim bilirdi ki durmaksızın sızlayacak bu yara
Gün geçtikçe dibine çökecek bu acı
Olağan sayılacak tüm gözyaşları
Tüm tebessümler sıradan kalacak orospu kahkahalarının yanında
Dik duruyorsun diye, kamburunu isteyecekler
Bükülmeyen bedeninse ruhunu gömecekler
Doyana kadar aç kalacaklar!
******
Kim görebilirdi ki yarını bugünden
Sır gibi saklıyorum içimi
Sır olup düşeceğim yola
Kapanırsa bunca kapı yeniden
Sırtımı sıvazlayacağım naif bir yalnızlıkla
Tek kelime edilmeyecek bundan sonra
Cümle içinde geçmeyecek sureti
Sıfatı yok sayılacak,
Hiçbir zaman yok olmadan ölecek
İçimde can çekişen bu aşkın adı
Aşk bile olamayacak dillerde
Ruhum bunalmış, öyle diyorlar
Kalbimi hissetmeyecek kadar hem de!
Yazık…
Sağ mı çıktım şimdi ben bu savaştan?
İçinde kaybolabileceğim bir sır.
Bana dünden kalma bir bugün gerekmez.
Siz bana dokunmayın en iyisi
Kim demiş zaman öylece akar gider diye
Zaman eskitir giydiği her bedeni
Dokunduğu her ruh ispatıdır ateşinin
Öyleki kesişen yollar destekçisidir
Tanıdık yüzler komşusu.
Yangınına körük olur kötülük,
İyilikse nacizane bir cana tutunur
Yarına dek!
******
Soğuyup akan ellerim mi
Gözlerimi ışığını kaybeden
Bedenim mi öylece gençken çürüyen
İçinde bıraktığım sessizlik mi onu böyle körelten
Attığı adımı göremeyen adamın ezdiği ilk beden
Vurduğu ilk ruh,kaybettiği ilk oyun
Oyun zannettiği ilk gerçek!!
Kim bilirdi ki durmaksızın sızlayacak bu yara
Gün geçtikçe dibine çökecek bu acı
Olağan sayılacak tüm gözyaşları
Tüm tebessümler sıradan kalacak orospu kahkahalarının yanında
Dik duruyorsun diye, kamburunu isteyecekler
Bükülmeyen bedeninse ruhunu gömecekler
Doyana kadar aç kalacaklar!
******
Kim görebilirdi ki yarını bugünden
Sır gibi saklıyorum içimi
Sır olup düşeceğim yola
Kapanırsa bunca kapı yeniden
Sırtımı sıvazlayacağım naif bir yalnızlıkla
Tek kelime edilmeyecek bundan sonra
Cümle içinde geçmeyecek sureti
Sıfatı yok sayılacak,
Hiçbir zaman yok olmadan ölecek
İçimde can çekişen bu aşkın adı
Aşk bile olamayacak dillerde
Ruhum bunalmış, öyle diyorlar
Kalbimi hissetmeyecek kadar hem de!
Yazık…
Sağ mı çıktım şimdi ben bu savaştan?
30 Haziran 2009 Salı
Düşe Emanet
Bu düşe bir emanetsem eğer diye başlayan cümleler
Bu düş bir matemi bekliyorsa içinde
Tırmanıyorsa bir huzur
Ve tepeleme boşalıyorsa acı üzerine
Kendini alamazsın korkudan
Kaçmak gerektiğini söylüyorsa melekler
Anlaman lazım kini ve nefreti
Sancının güzel yüzü
Kapıları yüzüme çarparken uzun bir öykü
Tutam tutam kayıp akıyor elime yüzüme
Sevgi dolu evin bahtsız kalbi gibi
Öylesine taş,öylesine mahkum
Öylece imkansız görüyor yüreğin sesini
Tadı kaçınca geçmişin,gelecekte bekliyor umudu
Azından kaçarken,çoğuna mahkum
Öylesine taş,öylesine duvar
Ve öylece buz gibi
Sandığından kaçırır kendini,
Bir gerçek ki hayalde saklıdır
Rüyandan uyandınsa az evvel
En az bir gece daha gerek sana
Senin sen sandığına bir gerçek daha gerek
Korkusuz!
En az bir cümle daha gerek sana
Kaçırılmış olandan hediye
Bir uçurum daha gerek,gökyüzüne yakın
Bir el daha gerek,yeryüzünden uzak
Senin sen sandığına bir gerçek daha gerek
Usulca…
Bu düş bir matemi bekliyorsa içinde
Tırmanıyorsa bir huzur
Ve tepeleme boşalıyorsa acı üzerine
Kendini alamazsın korkudan
Kaçmak gerektiğini söylüyorsa melekler
Anlaman lazım kini ve nefreti
Sancının güzel yüzü
Kapıları yüzüme çarparken uzun bir öykü
Tutam tutam kayıp akıyor elime yüzüme
Sevgi dolu evin bahtsız kalbi gibi
Öylesine taş,öylesine mahkum
Öylece imkansız görüyor yüreğin sesini
Tadı kaçınca geçmişin,gelecekte bekliyor umudu
Azından kaçarken,çoğuna mahkum
Öylesine taş,öylesine duvar
Ve öylece buz gibi
Sandığından kaçırır kendini,
Bir gerçek ki hayalde saklıdır
Rüyandan uyandınsa az evvel
En az bir gece daha gerek sana
Senin sen sandığına bir gerçek daha gerek
Korkusuz!
En az bir cümle daha gerek sana
Kaçırılmış olandan hediye
Bir uçurum daha gerek,gökyüzüne yakın
Bir el daha gerek,yeryüzünden uzak
Senin sen sandığına bir gerçek daha gerek
Usulca…
22 Haziran 2009 Pazartesi
öylesine...
Haziran gölgesinde kasım yağmurları
Nasıl bir gece bu,nasıl bir gündüz
Düş içine sarmaş dolaş giren şeytanlar
Kaldı mı ki hala bu denli kötü ve bayası!
Ben biliyordum sonsuz kere verilen sözleri
Sonsuz kere yutulan dilleri duymuştum
Şahit oldum ezilmesine kadim yüreklerin
Bir o kadar acıdım,açıldım içime doğru
Bir dünya ki rengarenk
Bahar gibi...
Onca kansızlığa tek bir cümle hükmetti
Keşke değselerdi bir damla yaşa,bir tutam sancıya!
Bahar gibi şimdi bu kokular
Bu yalnızlıklar öyle kalabalık geliyor
İçime sığmıyor sevinçlerim,belki acılarımdır beni kandıran
Belki birazdan hiç olmadık bir tepede
Hiç olmadık bir rüzgarda savrulurum
Tek kişilikmiş gibi geliyor şimdi yollar
Belki dönüşte çift şeritte ezilirim!
Nasıl bir gece bu,nasıl bir gündüz
Düş içine sarmaş dolaş giren şeytanlar
Kaldı mı ki hala bu denli kötü ve bayası!
Ben biliyordum sonsuz kere verilen sözleri
Sonsuz kere yutulan dilleri duymuştum
Şahit oldum ezilmesine kadim yüreklerin
Bir o kadar acıdım,açıldım içime doğru
Bir dünya ki rengarenk
Bahar gibi...
Onca kansızlığa tek bir cümle hükmetti
Keşke değselerdi bir damla yaşa,bir tutam sancıya!
Bahar gibi şimdi bu kokular
Bu yalnızlıklar öyle kalabalık geliyor
İçime sığmıyor sevinçlerim,belki acılarımdır beni kandıran
Belki birazdan hiç olmadık bir tepede
Hiç olmadık bir rüzgarda savrulurum
Tek kişilikmiş gibi geliyor şimdi yollar
Belki dönüşte çift şeritte ezilirim!
20 Haziran 2009 Cumartesi
Sütlü Çay
Karşılıksız susuyorum
Bileklerimi incecik bir bağ tutuyor
Nakışlı bir dilin sözleri bağlıyor aklımı
Geçmişi sulandırıp,geleceğe katıyorum
İngiliz çay saatinde buluşuyoruz
Alacalı bulacalı bir damak tadı oluşuyor.
Konuşmuyorum….
Karşılıksız bir matem içinde,
Tutam tutam umut saçıyorum her yere
Kalın geliyor üzerimde ki örtü
Daha da ince, daha da hafif olmalı derim
Uçmak istiyorum, anlayabiliyor musun?
Kaçırmak istiyorum aklımı,
Bir deliyle aynı fikirdeyiz!
Karşılıksız bekliyorum
Bir çift sözüm var, susmak için çok sebebim
Anlatacak çok derdim var!
Dinletmeye niyetim var ancak, söyletmek gücüme gidiyor
Zavallı çocuk, neyin içinde sarhoş bilmiyor
Fırsatı bulunca gözlerinden ruhuna akıtmak gerek bütün acıyı
Nasıl kızgınım ve nasıl soluk tenli
Göz bebeklerim sarardı, çünkü zihnim kararalı çok oluyor
Yeri göğü inleten sessizliğim nasıl korkutuyor beni
Hangi güne sakladığımı bilemediğim kelimeler var
Kime olduğunu bilemediğim kızgınlıklar
Şimdi saat erken, biraz karanlık çöksün
Zihnim aydınlıktır o zaman!
Açtığım her kapının ardında cesedinle buluşuyoruz
Her cadde başında, bina önünde
Bütün kadehlerde , incelikli minörlerde
Ve tüm yaşanmışlıkların içinde
Kapattığım her kapının sebebisin!
Karşılıksız susuyorum şimdi
Bir gün merak edip soracaktır cesaretine
Kinim paslanmıyor, nefretim her gün yeniden doğuyor
Tam alıştım derken yeniden bir sancı boğuyor nefesimi
Haketmedim biliyorsun,
Hak edemedik diyorum!
Haklıydım yani,
Bir türlü şaşırtamadın beni!
Bileklerimi incecik bir bağ tutuyor
Nakışlı bir dilin sözleri bağlıyor aklımı
Geçmişi sulandırıp,geleceğe katıyorum
İngiliz çay saatinde buluşuyoruz
Alacalı bulacalı bir damak tadı oluşuyor.
Konuşmuyorum….
Karşılıksız bir matem içinde,
Tutam tutam umut saçıyorum her yere
Kalın geliyor üzerimde ki örtü
Daha da ince, daha da hafif olmalı derim
Uçmak istiyorum, anlayabiliyor musun?
Kaçırmak istiyorum aklımı,
Bir deliyle aynı fikirdeyiz!
Karşılıksız bekliyorum
Bir çift sözüm var, susmak için çok sebebim
Anlatacak çok derdim var!
Dinletmeye niyetim var ancak, söyletmek gücüme gidiyor
Zavallı çocuk, neyin içinde sarhoş bilmiyor
Fırsatı bulunca gözlerinden ruhuna akıtmak gerek bütün acıyı
Nasıl kızgınım ve nasıl soluk tenli
Göz bebeklerim sarardı, çünkü zihnim kararalı çok oluyor
Yeri göğü inleten sessizliğim nasıl korkutuyor beni
Hangi güne sakladığımı bilemediğim kelimeler var
Kime olduğunu bilemediğim kızgınlıklar
Şimdi saat erken, biraz karanlık çöksün
Zihnim aydınlıktır o zaman!
Açtığım her kapının ardında cesedinle buluşuyoruz
Her cadde başında, bina önünde
Bütün kadehlerde , incelikli minörlerde
Ve tüm yaşanmışlıkların içinde
Kapattığım her kapının sebebisin!
Karşılıksız susuyorum şimdi
Bir gün merak edip soracaktır cesaretine
Kinim paslanmıyor, nefretim her gün yeniden doğuyor
Tam alıştım derken yeniden bir sancı boğuyor nefesimi
Haketmedim biliyorsun,
Hak edemedik diyorum!
Haklıydım yani,
Bir türlü şaşırtamadın beni!
19 Haziran 2009 Cuma
Kanadı asılı kalan kuşa çaresizce bakıyorlar
Dün bu batağı seviyordum
Bugün yalnızca sarhoşluğunda bir kuğu gibi salınmaktayım
Dün sadece yaşıyordum
Bugün nefesim kemiklerimde inleyip zihnime melodiler bırakmakta
Kaçak kalan herkes içerde
O çok bilen koyu müfreze,siz dışarı
Dünyanın tüm cehaletleri içeri…
Ya çok bilindiğinden ya da az görüldüğünden eksik bu şefkat
Kanadı asılı kalan kuşa çaresizce bakıyorlar
Sanki kuşmuşlar gibi,kuşa uçabilirlermiş gibi
Kimsesizce öten güzel kuş
Nasıl ağlıyorsun öyle,ne tatlı ağlıyorsun
Senin çığlıkların benim kulaklarımda tatlı birer şarkı
Senin güz şarkın benim yağmur sesime benziyor
Huzur dolusun,acıyla huşu bulmuş gibisin.
Ve ben…
Kalbime kadar sağnak yağıyor
Ellerime bulaşan şu çöl sıcağı
Kış güneşini arıyor,yalnızca yolunu arıyor…
Bulutlara sarılıp,ağaçlara düşmek istiyorum
Seninle beraber aynı dala asılı kalmalıyım
Aynı göç yoluna sapmalıyız,
Aynı kanadımız acımalı
Sola vurmalı sancımız
Bizim bir farkımız olmalı
Sen ve ben dışında bir şey olmalıyız
Kanadımız sola çarpmalı
Biz olmalıyız!
Kendime geliyorum aniden
Evet kendimle buluşuyorum kısa bir süre
Yalan söylüyor bana,sanki az önce buradaymış gibi
Bir şarabın gürültüsünde boğuyorum onu
Asaletine gömüyorum gururunu
Ve yine kalıyoruz baş başa
Bulutlara sarılıp,ağaçlara düşüyorum
Seninle aynı göç yolundayım
Seninle uçuyorum
Zihnim kopuk bir kaçık olsa da
Kalbim bu sefaletten yana
Kanadı asılı kalan kuşa çaresizce bakıyorlar
Sanki kuşmuşlar gibi,kuşa uçabilirlermiş gibi
Bugün yalnızca sarhoşluğunda bir kuğu gibi salınmaktayım
Dün sadece yaşıyordum
Bugün nefesim kemiklerimde inleyip zihnime melodiler bırakmakta
Kaçak kalan herkes içerde
O çok bilen koyu müfreze,siz dışarı
Dünyanın tüm cehaletleri içeri…
Ya çok bilindiğinden ya da az görüldüğünden eksik bu şefkat
Kanadı asılı kalan kuşa çaresizce bakıyorlar
Sanki kuşmuşlar gibi,kuşa uçabilirlermiş gibi
Kimsesizce öten güzel kuş
Nasıl ağlıyorsun öyle,ne tatlı ağlıyorsun
Senin çığlıkların benim kulaklarımda tatlı birer şarkı
Senin güz şarkın benim yağmur sesime benziyor
Huzur dolusun,acıyla huşu bulmuş gibisin.
Ve ben…
Kalbime kadar sağnak yağıyor
Ellerime bulaşan şu çöl sıcağı
Kış güneşini arıyor,yalnızca yolunu arıyor…
Bulutlara sarılıp,ağaçlara düşmek istiyorum
Seninle beraber aynı dala asılı kalmalıyım
Aynı göç yoluna sapmalıyız,
Aynı kanadımız acımalı
Sola vurmalı sancımız
Bizim bir farkımız olmalı
Sen ve ben dışında bir şey olmalıyız
Kanadımız sola çarpmalı
Biz olmalıyız!
Kendime geliyorum aniden
Evet kendimle buluşuyorum kısa bir süre
Yalan söylüyor bana,sanki az önce buradaymış gibi
Bir şarabın gürültüsünde boğuyorum onu
Asaletine gömüyorum gururunu
Ve yine kalıyoruz baş başa
Bulutlara sarılıp,ağaçlara düşüyorum
Seninle aynı göç yolundayım
Seninle uçuyorum
Zihnim kopuk bir kaçık olsa da
Kalbim bu sefaletten yana
Kanadı asılı kalan kuşa çaresizce bakıyorlar
Sanki kuşmuşlar gibi,kuşa uçabilirlermiş gibi
18 Haziran 2009 Perşembe
Maziden Aşina
Kurak bir dilde konuşuyorum
Anlamak elinde olsa da anlamazdan gel
Ben zaten hep böyleyim
Kambur bütün cümlelerim
Özlediğim ne , özlediğin kaç gramlık bir cüsse
Kaldırma kuvveti eşit mi sence kendisine?
Kadın dediğin gibi mi olmalı?
Demediğin kadar güzel mi yoksa!
Diyemediğin kadar acı mı ya da...
Henüz keşfedilmemiş bir sefalet bizimkisi
Sizinkisiyse çoktan affedilmiş bir günah
Biliyorum ki acımasızdır tüm noktalı cümleler
Kesindir ve kalın
Etine,kemiğin, ruhuna saplanır
Her sonsuzluk parçası kara nokta
Sevimsiz görünüyor öyle değil mi?
Onca soru birikmiş göğüs boşluğumda
Onca nefes birikmiş
Küfretmek adına onca dil beklemiş!
Hangi acı gülerek gelir ki insana
Sinsi bir yılan değilse tabi kapında ki!
Çekilen acıyı bilmek,hissetmek derinde
Dene,yapabilirsen ne ala!
Öyle yüce bir kalp olabilir misin?
Öyle güzel sesler duyuyor kulaklarım
Ve öyle acıklı çığlıklar
Sanki et mi koparıyorlar ne...
Sanki çiğnenmiş birer zafer ayaklar altında el üstünde
Ya da kaçınılmaz bir hançer mi dilinde ki?
En doğru görünenler en yanlış kapıya çıkar
Dinle…ahenkle dans eden ruhlara bak
Hepsi öyle hafif ve yüce ki
Sen ve ben yalnızca dik alasıyız şapşallığın
Sen ve ben yalnızca sararmaktayız yaz günü sessizce
Yani sen ve ben yalnızca biziz işte
Biz kafir gibiyiz aşkın imanına
Yani gocunma,
Bu yalnızca maziden aşina!
Anlamak elinde olsa da anlamazdan gel
Ben zaten hep böyleyim
Kambur bütün cümlelerim
Özlediğim ne , özlediğin kaç gramlık bir cüsse
Kaldırma kuvveti eşit mi sence kendisine?
Kadın dediğin gibi mi olmalı?
Demediğin kadar güzel mi yoksa!
Diyemediğin kadar acı mı ya da...
Henüz keşfedilmemiş bir sefalet bizimkisi
Sizinkisiyse çoktan affedilmiş bir günah
Biliyorum ki acımasızdır tüm noktalı cümleler
Kesindir ve kalın
Etine,kemiğin, ruhuna saplanır
Her sonsuzluk parçası kara nokta
Sevimsiz görünüyor öyle değil mi?
Onca soru birikmiş göğüs boşluğumda
Onca nefes birikmiş
Küfretmek adına onca dil beklemiş!
Hangi acı gülerek gelir ki insana
Sinsi bir yılan değilse tabi kapında ki!
Çekilen acıyı bilmek,hissetmek derinde
Dene,yapabilirsen ne ala!
Öyle yüce bir kalp olabilir misin?
Öyle güzel sesler duyuyor kulaklarım
Ve öyle acıklı çığlıklar
Sanki et mi koparıyorlar ne...
Sanki çiğnenmiş birer zafer ayaklar altında el üstünde
Ya da kaçınılmaz bir hançer mi dilinde ki?
En doğru görünenler en yanlış kapıya çıkar
Dinle…ahenkle dans eden ruhlara bak
Hepsi öyle hafif ve yüce ki
Sen ve ben yalnızca dik alasıyız şapşallığın
Sen ve ben yalnızca sararmaktayız yaz günü sessizce
Yani sen ve ben yalnızca biziz işte
Biz kafir gibiyiz aşkın imanına
Yani gocunma,
Bu yalnızca maziden aşina!
17 Haziran 2009 Çarşamba
....
Cenntten kaçan insanoğlu,kim bilir belki bir gün özler
Korkuyorsa bir deli,safahat sürdüğü bahçesinden
Hiç gerek yok anlatmaya
Bırak korksun ve büyüsün
Konuşsun ve dökülsün milim milim..
Susuz kalmasın kimse,dilsiz kalmasın
Bükülmesin eli kolu,anıları süklüm püklüm
O deli bir gün çıkagelsin
Hep aynı kapıdan girsin içeri
Hep gittiği yoldan geri dönsün
Uçsuz bucaksız,sırf karanlık mağarasına
Bir de bakarsın kapanmış şu hazin yara
Kara görünmüş,fakat ne aynı toprak altında ne aynı güneş üstünde
Adımlar başka,ilkim başka,insanlar bambaşka
Çulsuzlar var burda , hayata çok harcayan çulsuzlar
Kemirgenleri diğer kıyıya savurup,kaçan insanlar var
Diğer kıyının hükmünde yaşayanlar...
Ve kimbilir belki bir gün ölüverirler sessizce
Ki o zaman altından,ganimetten ve herhangi bir mücevherden de
Öylesine kıymetli olurlar ve sanarsınız ki
Öylesine sevinmiş bu deliler göçüşünüze
Suretiniz öyle acılı ki
İçiniz öyle çıplak ve maskeleriniz öyle ıslak ki
Siz o kadar ortada ve açık saçıksınuız ki
Acınız gizlenemez bir şahit tüm olanlara...
Korkuyorsa bir deli,safahat sürdüğü bahçesinden
Hiç gerek yok anlatmaya
Bırak korksun ve büyüsün
Konuşsun ve dökülsün milim milim..
Susuz kalmasın kimse,dilsiz kalmasın
Bükülmesin eli kolu,anıları süklüm püklüm
O deli bir gün çıkagelsin
Hep aynı kapıdan girsin içeri
Hep gittiği yoldan geri dönsün
Uçsuz bucaksız,sırf karanlık mağarasına
Bir de bakarsın kapanmış şu hazin yara
Kara görünmüş,fakat ne aynı toprak altında ne aynı güneş üstünde
Adımlar başka,ilkim başka,insanlar bambaşka
Çulsuzlar var burda , hayata çok harcayan çulsuzlar
Kemirgenleri diğer kıyıya savurup,kaçan insanlar var
Diğer kıyının hükmünde yaşayanlar...
Ve kimbilir belki bir gün ölüverirler sessizce
Ki o zaman altından,ganimetten ve herhangi bir mücevherden de
Öylesine kıymetli olurlar ve sanarsınız ki
Öylesine sevinmiş bu deliler göçüşünüze
Suretiniz öyle acılı ki
İçiniz öyle çıplak ve maskeleriniz öyle ıslak ki
Siz o kadar ortada ve açık saçıksınuız ki
Acınız gizlenemez bir şahit tüm olanlara...
imla kuralları yokken,noktalarla
öyle derin ve düzensiz bir sancıydı ki bu,bir gün aniden kabuklarını yırtıp atacağı belliydi.sanki dünyam kendi içinde dönüyor,dünyam kuru bir yaprak gibi sonbahar fıtratında salınıyor.şimdi sizden,senden,ondan,bundan geriye pekte bir şey kalmadı.ben olabilmek adına olduğum bir çok şeyden vazgeçtim bugün.duyduğum duymadığım isimlerden,sebepsiz acılardan,sebepli gözyaşlarından,içinde ve dışında yağmur olmaktan.kasvetti ki her yanımı sarmış,öyle yasun bağlamıştım,farksızdım bir ölüden ve kaybolmuş bir diriden.yalnız olmak yalnız olmak değldi yalnızca tek olmaktı kendince kendinle kalmaktı.demek ki bugün bir daha yaşansa diye bir kavramın alıp beni götüren düşüne lanetinin sıkştırdığı kör düğümden bugün kurtuldum.gidiyorum ve gitmek bu defa sıfıra yakın bir sonsuzluktan başlatıyor beni hayata.balıklar var denizde ve okyanusta ne kadar sonsuz bir hayata aitler kendilerince.ve biliyorum ben şimdi dünler geride kalan günler yani,kimsesiz olduğumda daha da güzeller.şimdi yorgunum öylesine gereksizce koştum dün,bugün yorgunum ve yorgunluğuma içip ağrıyan kemiklerimle dans ediyorum.tek bir seferde atıyorum zehrimi,bir irin bir tür iltihaptan kurtulmuş gibi.duygusal bir kanser hoşgörülen bir hücre yeniliği şimdi.hayaller,istekler,düşler,beklenen beklenmeyen insanlar...
şimdi imla kuralları yokken artık yalnızca noktalarla yürüyorum.virgüller,ünlemler,soru işaretleri,kesme işaretleri yokken.
şimdi bu kapıları açık bırakıp,komşu köye kaçıyorum ben.bir kaç ay kendimi yolda bırakıp benimle kaçıyorum.küçük odamın loş serinliğine,kitaplarıma,kağıtlarıma,kalemlerime sarılmaya gidiyorum.kemiklerim,başım,iliklerim ağrıyor ve acıyor bugün.ben dönünce sıfıra yakın bir sonsuzluktan yeniden başlayacağım hayata,hayatıma...
şimdi imla kuralları yokken artık yalnızca noktalarla yürüyorum.virgüller,ünlemler,soru işaretleri,kesme işaretleri yokken.
şimdi bu kapıları açık bırakıp,komşu köye kaçıyorum ben.bir kaç ay kendimi yolda bırakıp benimle kaçıyorum.küçük odamın loş serinliğine,kitaplarıma,kağıtlarıma,kalemlerime sarılmaya gidiyorum.kemiklerim,başım,iliklerim ağrıyor ve acıyor bugün.ben dönünce sıfıra yakın bir sonsuzluktan yeniden başlayacağım hayata,hayatıma...
14 Haziran 2009 Pazar
Cinayet
Yoğun acı duyan her kimse
Eteği ellerinde,belinde sırma saçlar
Kumral bir düzenin esmer katili
Kimsesiz çocuklara özleminden oluyor tüm bu yalnızlıklar
Sararmışsın neden?
Ve inatla imana davet ediyor suretini
Manasız kurallar bütünü içinde kaybolan krallığına sövüyor
Bu dereye hangi yoldan gidilir,
Şu çatallaşan asfalt...
Hangisi doğru yolun bekçisidir
Ve sence bilinir bir tür doğru mudur içinde ki
Bana göresi yok bu defa acının
Acı,acımak,acıtmak için belki de!
Kahkahalar gün be gün soysuzlaşır,kemikleşir
Cesaret ince bir zeytin dalı gibi süzülür aranızdan
Zanlılar toplanmalı şimdi
Derhal sorulmalı,kim yarattı sizi
Belki de çok yalnızdı aynada ki komşun...
Kansız olsun bu kez,sancısız
Hiç hissetmeden öldüğünü,doğduğunu anlamadan yeniden
Ve bir sabah aniden yine kimsesiz kalacaksın
Sırf bu sebepten!
Derhal toplanmalı tüm zanlılar
Bu cinayetin sebebi bulunmalı
Kaç hamime sebep olduysa adı
Onca kez vurulmalı
Ve sonra toplanmalı tüm zanlılar,yeniden sorulmalı
Kim yarattı bu acizi,kime vurdurmalı!!
Eteği ellerinde,belinde sırma saçlar
Kumral bir düzenin esmer katili
Kimsesiz çocuklara özleminden oluyor tüm bu yalnızlıklar
Sararmışsın neden?
Ve inatla imana davet ediyor suretini
Manasız kurallar bütünü içinde kaybolan krallığına sövüyor
Bu dereye hangi yoldan gidilir,
Şu çatallaşan asfalt...
Hangisi doğru yolun bekçisidir
Ve sence bilinir bir tür doğru mudur içinde ki
Bana göresi yok bu defa acının
Acı,acımak,acıtmak için belki de!
Kahkahalar gün be gün soysuzlaşır,kemikleşir
Cesaret ince bir zeytin dalı gibi süzülür aranızdan
Zanlılar toplanmalı şimdi
Derhal sorulmalı,kim yarattı sizi
Belki de çok yalnızdı aynada ki komşun...
Kansız olsun bu kez,sancısız
Hiç hissetmeden öldüğünü,doğduğunu anlamadan yeniden
Ve bir sabah aniden yine kimsesiz kalacaksın
Sırf bu sebepten!
Derhal toplanmalı tüm zanlılar
Bu cinayetin sebebi bulunmalı
Kaç hamime sebep olduysa adı
Onca kez vurulmalı
Ve sonra toplanmalı tüm zanlılar,yeniden sorulmalı
Kim yarattı bu acizi,kime vurdurmalı!!
13 Haziran 2009 Cumartesi
Şimdi korktuğumu görüyorum...
Bana hiç anlatmadığın hikayenin içindeyim
Hiç duymadığım bir zamanda kendime taşıyorum
Şu güzel ağaçlara bak,gölgesi ne serin!
Ben şimdi bir tek sana göreyim
Oysa yarın çoğalacaktır kimliklerim
Bilgilerim bana emanet ben Tanrı'nın nacizane kulu
İyiliğin veyahut kötülüğün döşeğinde kaldı kırmızı kurdelalar
Şimdi kasvet dolu bir kalabalığın
Hasret dolu yakarışları içersinde güz uykularına dalmaktayız
Binlerce kezdir binlerce cümle kuruyorum
Bir tek anlama varan,sen ki hep yakın hep en uzak
Ketenden aşklar çamur kalpleri bulsun ki
Her gün daha da uzak!
Şimdi korktuğumu görüyorum
Her sabah sessizce bir bulutu özleyerek uyanırken
Her gece çığlıkları göğüs boşluğumda ezip
Külleri boğazımdan yıldızlara gönderiyorum
Kabuk bağlamış yeni nesil yaralar
Hep taze hep acıklı bakıyorlar
Kırmızı aslında zordur,siyahı çalanda odur,beyazı vuranda
Ve benim kırmızı kurdelalarım,arap saçına dönmüş
İçinde bir ben,etinde kemiğinde,sesinde...
Düşeceğin fikir mecmuasının arka sayfasındayım
En parlak sayfasında en çirkin fotoğrafımla
Düştüğüm sıcak kumların tam üstündesin
En zehirli halinle en temiz şekilde
Sana inanmayan ben ki küllerini yakıp dağıtan ben ki
Şimdi üzerine sermekteyim saçlarımı,
Kağıttan mutlulukların verandasında dağıtmaktayım umutlarımı
Şimdi sen ki nice komiksin,en az benim kadar asilce ölmektesin!
Hiç duymadığım bir zamanda kendime taşıyorum
Şu güzel ağaçlara bak,gölgesi ne serin!
Ben şimdi bir tek sana göreyim
Oysa yarın çoğalacaktır kimliklerim
Bilgilerim bana emanet ben Tanrı'nın nacizane kulu
İyiliğin veyahut kötülüğün döşeğinde kaldı kırmızı kurdelalar
Şimdi kasvet dolu bir kalabalığın
Hasret dolu yakarışları içersinde güz uykularına dalmaktayız
Binlerce kezdir binlerce cümle kuruyorum
Bir tek anlama varan,sen ki hep yakın hep en uzak
Ketenden aşklar çamur kalpleri bulsun ki
Her gün daha da uzak!
Şimdi korktuğumu görüyorum
Her sabah sessizce bir bulutu özleyerek uyanırken
Her gece çığlıkları göğüs boşluğumda ezip
Külleri boğazımdan yıldızlara gönderiyorum
Kabuk bağlamış yeni nesil yaralar
Hep taze hep acıklı bakıyorlar
Kırmızı aslında zordur,siyahı çalanda odur,beyazı vuranda
Ve benim kırmızı kurdelalarım,arap saçına dönmüş
İçinde bir ben,etinde kemiğinde,sesinde...
Düşeceğin fikir mecmuasının arka sayfasındayım
En parlak sayfasında en çirkin fotoğrafımla
Düştüğüm sıcak kumların tam üstündesin
En zehirli halinle en temiz şekilde
Sana inanmayan ben ki küllerini yakıp dağıtan ben ki
Şimdi üzerine sermekteyim saçlarımı,
Kağıttan mutlulukların verandasında dağıtmaktayım umutlarımı
Şimdi sen ki nice komiksin,en az benim kadar asilce ölmektesin!
10 Haziran 2009 Çarşamba
Dün Geceki Sohbet
Bunun adı dram...
Trajedisini içine gömen koca bir komedi belki!
Farklı gün,farklı gece
Koca bir yılın tütsünü içime çekiyorum,
Koca koca zamanların küçücük efendisi
Küllerini sakladığım kabın adı bile yok
Hem ayrıca kabın çalıntı!
Tarihler israftan ibaret
İltifatlı düşler,kemik gibi acıtıcı
Okşayan tüm gözler birer hakaretken
Farkında değiller,eller daha dün gibi beyaz
Dokundukları yerlerse kuru yanık...
Köprüler daha dün yakılmış gibi
Geçitler tıkalı,gözler ebedi buğusuna mahkum
Suskun...
Ve tek bir söz bile yok,
Bıraktığım yerde bulmayı umduğum herkes kayıp
Var gibi görünen her şey yok!
Bunun adı da suç şimdi
Yükü kime aitse ait
Adı benim içimde ve kırık!
Hiç sanmıyorum artık,sanamıyorum
Umut,anlamı kayıp bir beklenti
Şimdi küçük bir oda bekliyor beni
Bir de büyük bir ayna,gözlerime daha yakın olayım diye...
İçinde tüm pusularımı saklamıştım,tüm yenilgilerimi
Bir de onu saklamıştım ki,hala bıraktığım yerde midir acaba?
Bak,yine oldu...
Yine o alaycı küçük gülümseme oturdu gamzelerime
Yine kendi dediğime ben bile inanmıyorum
Bir tek kendime böyle gülümsüyorum
Bunu bilecek kadar benimle değildi tabi!
Dileklerini merak ettiğim,kayıplarını merak ettiğim
Aslında sadece ruhunu merak ettiğim,
Meraklandığım...
Sen...
Beni kaybettin,zorla!
Ne çok sohbet ettik yine değil mi!
Adın bir çöp kutusunun kapağına takıldı o sırada
İçine de kavuşacaktır eninde sonunda
Layık gördüğümden değil inan
Israrın karşısında boyun eğdim yalnızca!!
Trajedisini içine gömen koca bir komedi belki!
Farklı gün,farklı gece
Koca bir yılın tütsünü içime çekiyorum,
Koca koca zamanların küçücük efendisi
Küllerini sakladığım kabın adı bile yok
Hem ayrıca kabın çalıntı!
Tarihler israftan ibaret
İltifatlı düşler,kemik gibi acıtıcı
Okşayan tüm gözler birer hakaretken
Farkında değiller,eller daha dün gibi beyaz
Dokundukları yerlerse kuru yanık...
Köprüler daha dün yakılmış gibi
Geçitler tıkalı,gözler ebedi buğusuna mahkum
Suskun...
Ve tek bir söz bile yok,
Bıraktığım yerde bulmayı umduğum herkes kayıp
Var gibi görünen her şey yok!
Bunun adı da suç şimdi
Yükü kime aitse ait
Adı benim içimde ve kırık!
Hiç sanmıyorum artık,sanamıyorum
Umut,anlamı kayıp bir beklenti
Şimdi küçük bir oda bekliyor beni
Bir de büyük bir ayna,gözlerime daha yakın olayım diye...
İçinde tüm pusularımı saklamıştım,tüm yenilgilerimi
Bir de onu saklamıştım ki,hala bıraktığım yerde midir acaba?
Bak,yine oldu...
Yine o alaycı küçük gülümseme oturdu gamzelerime
Yine kendi dediğime ben bile inanmıyorum
Bir tek kendime böyle gülümsüyorum
Bunu bilecek kadar benimle değildi tabi!
Dileklerini merak ettiğim,kayıplarını merak ettiğim
Aslında sadece ruhunu merak ettiğim,
Meraklandığım...
Sen...
Beni kaybettin,zorla!
Ne çok sohbet ettik yine değil mi!
Adın bir çöp kutusunun kapağına takıldı o sırada
İçine de kavuşacaktır eninde sonunda
Layık gördüğümden değil inan
Israrın karşısında boyun eğdim yalnızca!!
3 Haziran 2009 Çarşamba
Kalbi Gümüş Adam
Kalbi gümüş olan bu adamı kapat!
Kimsesiz ve yalnızlık cümbüşü içinde kendini kaybetmiş
Bir uyku ki derin ve duraksız
Uyanman için dua ediyorum,dürtmedi mi hala birileri!
Neden böyle olduğuna dair neden böyle olunduğuna dair fikirler
Sepet sepet yumurta sakın beni unutma
Yumurtaları kaybettik,eşek kazığıyla beraber kayıp..
Peki kim severdi kokuları,en güzellerini
Karın doyuran kokular,kalbi doyuran kokular
Bu caddedden iki sokak yukarda bir ev
Caddede bir koku,aşkı doyuran
Bir çılgınlık yontulmamış bir arzu değirmeni
Ve sen,o .. kimdiniz kuzum neydiniz kimbilir..
İçine yııları sakladığımız küçük kutu
Dünya bir duvarda asılı,duvar bir binada kapalı kalmış
Bir adamın koynuna sıkışmış notalar!
Garip bir renk,farklı bir ışık
Dünya bir adamın kalbine asılı!
Serserilik etme kuzum...
Zamanın eli ne senin ne benim üzerimde
Zaman sormaz ki giderken,durmaz ya da beklemez ki seni
Oysa her grinin açılımı bir tutam yalnızlık
Sen grisin sanırım,en çok onu yakıştırdım şimdi.
Şimdi gül biraz,ben istedim diye gül
Eskiden olduğu gibi şimdi biraz temizlen,ben istedim diye
Bana değil,kendine...
Çok acı kokuyorsun,ruhunu mu kaybettin kuzum
Çok acı çekiyorsun!
Ben sana demiştim oysa sen de bana demiştin ya neyse!
Haklımıydık yani ikimizde,ondan mıydı tüm bu kargaşa?
Hani samanlığı seyran eden şu gönüller
Bizi neden perişan etti dersin
Kim bilir artık çok farklıyız ya ondan
Hani bu devir biraz daha imitasyon sanırım!
Keyfine bak kuzum
Ne derler,elle gelen düğün bayram
Bir tek bizmiyiz bu kadar kaybolan
Boşver kuzum,tıpkı senin dediğin gibi
Fakat nolursun yapma,böyle olma!
Sen sanki biraz değiştin mi ne
Yok yok...sen sen değilsin ki artık
Ne yaptın kendine...
Fakat nolursun yapma,gümüş kalbin nerede
Serin suların veyahut saklı bakışların...
Şimdi nedense yalnızca acıtmak için bakıyorsun
Çok mu canın yanıyor kuzum,kıyamam ki sana
Ya da aslen ilk ben mi kıydım yoksa sana!!
Pardon kuzum,kusuruma bakma
Bende ki yara biraz maziden kalma!!
Kimsesiz ve yalnızlık cümbüşü içinde kendini kaybetmiş
Bir uyku ki derin ve duraksız
Uyanman için dua ediyorum,dürtmedi mi hala birileri!
Neden böyle olduğuna dair neden böyle olunduğuna dair fikirler
Sepet sepet yumurta sakın beni unutma
Yumurtaları kaybettik,eşek kazığıyla beraber kayıp..
Peki kim severdi kokuları,en güzellerini
Karın doyuran kokular,kalbi doyuran kokular
Bu caddedden iki sokak yukarda bir ev
Caddede bir koku,aşkı doyuran
Bir çılgınlık yontulmamış bir arzu değirmeni
Ve sen,o .. kimdiniz kuzum neydiniz kimbilir..
İçine yııları sakladığımız küçük kutu
Dünya bir duvarda asılı,duvar bir binada kapalı kalmış
Bir adamın koynuna sıkışmış notalar!
Garip bir renk,farklı bir ışık
Dünya bir adamın kalbine asılı!
Serserilik etme kuzum...
Zamanın eli ne senin ne benim üzerimde
Zaman sormaz ki giderken,durmaz ya da beklemez ki seni
Oysa her grinin açılımı bir tutam yalnızlık
Sen grisin sanırım,en çok onu yakıştırdım şimdi.
Şimdi gül biraz,ben istedim diye gül
Eskiden olduğu gibi şimdi biraz temizlen,ben istedim diye
Bana değil,kendine...
Çok acı kokuyorsun,ruhunu mu kaybettin kuzum
Çok acı çekiyorsun!
Ben sana demiştim oysa sen de bana demiştin ya neyse!
Haklımıydık yani ikimizde,ondan mıydı tüm bu kargaşa?
Hani samanlığı seyran eden şu gönüller
Bizi neden perişan etti dersin
Kim bilir artık çok farklıyız ya ondan
Hani bu devir biraz daha imitasyon sanırım!
Keyfine bak kuzum
Ne derler,elle gelen düğün bayram
Bir tek bizmiyiz bu kadar kaybolan
Boşver kuzum,tıpkı senin dediğin gibi
Fakat nolursun yapma,böyle olma!
Sen sanki biraz değiştin mi ne
Yok yok...sen sen değilsin ki artık
Ne yaptın kendine...
Fakat nolursun yapma,gümüş kalbin nerede
Serin suların veyahut saklı bakışların...
Şimdi nedense yalnızca acıtmak için bakıyorsun
Çok mu canın yanıyor kuzum,kıyamam ki sana
Ya da aslen ilk ben mi kıydım yoksa sana!!
Pardon kuzum,kusuruma bakma
Bende ki yara biraz maziden kalma!!
30 Mayıs 2009 Cumartesi
Mor Küme
Mor küme...
Bir iki üç...
Sayıları kadar ağırlar,saydıkları kadar çok hata
Mor küme...
Kim bilir kimin içinde bir dünya
Mor küme...
Hangi dillerde tatlı enstantenelerde
Acaba hangi şapkanın altında ki tavşan
Hangi güz,hangi güneş,hangi kış
Mor küme...
Acaba hangi şehirde sağnak bir yağmur
Kimin adının yanında daha güzel
Kimin için saf,temiz,el değmemiş
Mor küme..
Kime göre neye göre var!
Hangi dağdan esen rüzgar
Hangi uçurumun kenarından düşen çiçek
Hangi ağaçta ki kör böcek!
Mor küme...
Kime göre neye göre yok!
Pretty Man!
Mor dünya...
Kim için,ne için?
Bana,sana,ona buna ...
Pembe yanaklarının bir daha morarmaması adına
Mor kapılarının zorla aşılmaması için
Onca renginin içinden yalnızca mor görülmemen için
Mor dünya nasıl?
Uzun bir çaresizlik,delik deşik çelik yelekler
Ve belki sonunda açacak bir leylak
Ve işte hepsi birer belkiden ibaret
Belki sonunda açacak mor bir dünya!
Ellerine doğacak cennet kokulu yeni bir bebek...
Bir iki üç...
Sayıları kadar ağırlar,saydıkları kadar çok hata
Mor küme...
Kim bilir kimin içinde bir dünya
Mor küme...
Hangi dillerde tatlı enstantenelerde
Acaba hangi şapkanın altında ki tavşan
Hangi güz,hangi güneş,hangi kış
Mor küme...
Acaba hangi şehirde sağnak bir yağmur
Kimin adının yanında daha güzel
Kimin için saf,temiz,el değmemiş
Mor küme..
Kime göre neye göre var!
Hangi dağdan esen rüzgar
Hangi uçurumun kenarından düşen çiçek
Hangi ağaçta ki kör böcek!
Mor küme...
Kime göre neye göre yok!
Pretty Man!
Mor dünya...
Kim için,ne için?
Bana,sana,ona buna ...
Pembe yanaklarının bir daha morarmaması adına
Mor kapılarının zorla aşılmaması için
Onca renginin içinden yalnızca mor görülmemen için
Mor dünya nasıl?
Uzun bir çaresizlik,delik deşik çelik yelekler
Ve belki sonunda açacak bir leylak
Ve işte hepsi birer belkiden ibaret
Belki sonunda açacak mor bir dünya!
Ellerine doğacak cennet kokulu yeni bir bebek...
Gece Fısıltıları
Bu defa kasırga değil,
Fırtına ya da büyüj bir toz bulutu da
Bu defa yalnızca duru bir boşluk
Bu yolun içinde ne görmeliyim
Bu yoldan geri dönmek ne demek!
Asalete bekçi olmaktan sıkılıp
Yanlış bir mabedin kehaneti olmak istemeyiz doğrusu.
*****
Ve güneşli günler
Mevsim kış...
Beyaz bir kabusa uyandım bu yıl
Sade ve ağır bir yola bakarken buldum kendimi
Kemikleştim artık,komikleştim biraz da tabi,
Kalınlaştım!
İçe döndükçe dışa kalanların hikayeleri gibi
Yozlaşmanın bir türlüsü
Hakim olamadan,sakilce...
Sabrediyorum artık
Donmuş olabilrim
Dondum tabi...
Burası buz gibi
Yankıyla uyandım!
*****
Bu akşam bolca hava yuttum
Nefesim kesildi
Sana inanamadığım günlerdeyim
Sana inanamıyorum!
*****
Şimdi bu kapıyı açıyorum
Sokak kırmızı,güneş mavi
Gökyüzü gri bir sabırsızlıkta
Çok yağacak belli,çok ağlayacak dünyanın gözü!
Gök gürlesin istiyorum
Yağacak olan yağmur her bir kahramanlığı,şaşkınlığı
Hataları,doğruları uyutsun..
Derin bir buğuyla ısıtsın güneş boşluğu
Damlalar koza kabuklarının içine dolmalı
Ayrıntılar gibi temiz!
Koyu mavi bir boşluğa aksın zümrüt taneleri
Belki de imitasyon gümüşler
Şu kuytu saatlere dolan çığlık
Kelimesiz,kayda geçmemeli bu yalnızlık!
Uçurumun tam kenarında bir gece meçhulün adı...
Yüzün..
Yüzün yalnızca acı kadar güzel bir çalıntı!
Fırtına ya da büyüj bir toz bulutu da
Bu defa yalnızca duru bir boşluk
Bu yolun içinde ne görmeliyim
Bu yoldan geri dönmek ne demek!
Asalete bekçi olmaktan sıkılıp
Yanlış bir mabedin kehaneti olmak istemeyiz doğrusu.
*****
Ve güneşli günler
Mevsim kış...
Beyaz bir kabusa uyandım bu yıl
Sade ve ağır bir yola bakarken buldum kendimi
Kemikleştim artık,komikleştim biraz da tabi,
Kalınlaştım!
İçe döndükçe dışa kalanların hikayeleri gibi
Yozlaşmanın bir türlüsü
Hakim olamadan,sakilce...
Sabrediyorum artık
Donmuş olabilrim
Dondum tabi...
Burası buz gibi
Yankıyla uyandım!
*****
Bu akşam bolca hava yuttum
Nefesim kesildi
Sana inanamadığım günlerdeyim
Sana inanamıyorum!
*****
Şimdi bu kapıyı açıyorum
Sokak kırmızı,güneş mavi
Gökyüzü gri bir sabırsızlıkta
Çok yağacak belli,çok ağlayacak dünyanın gözü!
Gök gürlesin istiyorum
Yağacak olan yağmur her bir kahramanlığı,şaşkınlığı
Hataları,doğruları uyutsun..
Derin bir buğuyla ısıtsın güneş boşluğu
Damlalar koza kabuklarının içine dolmalı
Ayrıntılar gibi temiz!
Koyu mavi bir boşluğa aksın zümrüt taneleri
Belki de imitasyon gümüşler
Şu kuytu saatlere dolan çığlık
Kelimesiz,kayda geçmemeli bu yalnızlık!
Uçurumun tam kenarında bir gece meçhulün adı...
Yüzün..
Yüzün yalnızca acı kadar güzel bir çalıntı!
24 Mayıs 2009 Pazar
Yanlış Hesap
Dikdörtgen bir pencere,eşitkenar yanlışlıklar
Geniş açılı bir yalnızlık,
Şeytan üçgeninin iç açılarının toplamı!
Sade bir dünyamız vardı,oldukça basit problemler
İkiyle ikinin toplamıyla çarpımı aynıydı bize göre
Ayrıntılara gerek yoktu,genel geçere uygunduk
İki ile ikinin toplamı beşmiş aslında,haberimiz yoktu!
Bizim hesaplarımız çarşıya yetmedi...
Geçinmeyi de bir türlü öğrenemedik seninle
Saat on ikiyi geçerken kuru yeşil bir ışık aradı gözlerim
Seninle konuştum uzun uzun
Sanki tam karşımdaymışsın da
Her zaman ki gibi başın önünde ve kararsızca beklemekteymişsin
Yani seni hep öyle hatırlıyorum,gözlerin yarım
Sözlerin,sevgin,gülümsemen ve sen!
Ben seni hep yarım hatırlıyorum,kendimce...
Aynaları sevmezdim eskiden,
Konuşacak çok kimse varmış demek ki,
Belki de dinleyecek...
Oysa ben sağır,ben kalın ve kemirgen!
Şimdi en çok kendi gözlerimde,kendime yaranmaya gayret içindeyim!
Son zamanlar ağır geçti
Akrep yelkovanla olan aşkına ara vermiş gibiydi
Bozuk saatim günde kaç defa doğruyu gösterdi sayamadım!
Zamanın anlamsız sayıldığı şu dakikalarda
Anıların ortaya saçıldığı bu sokaktan tökezlyerek geçiyoruz
Yıllarımı kendi toprağıma gömüyorum
Ölmüş zamanların,huzurlu kucağı gibiyim
Ve sen hala benimlesin,
Adım içinde çok derinlerde esiyor sessizce,
Dilediğin kadar gürültü çıkarabilirsin
Tanımadığım tek kelimelik suretlerle.
Adımı bastırmak için,adlar yetmeyecektir!
Uyuyorum şimdi iyi geceler öpücüğümü de kendime sakladım
Sana yalnızca kuru bir gece ve hayaller
Bana da asla hatırlanamayan rüyaların kaldı...
Geniş açılı bir yalnızlık,
Şeytan üçgeninin iç açılarının toplamı!
Sade bir dünyamız vardı,oldukça basit problemler
İkiyle ikinin toplamıyla çarpımı aynıydı bize göre
Ayrıntılara gerek yoktu,genel geçere uygunduk
İki ile ikinin toplamı beşmiş aslında,haberimiz yoktu!
Bizim hesaplarımız çarşıya yetmedi...
Geçinmeyi de bir türlü öğrenemedik seninle
Saat on ikiyi geçerken kuru yeşil bir ışık aradı gözlerim
Seninle konuştum uzun uzun
Sanki tam karşımdaymışsın da
Her zaman ki gibi başın önünde ve kararsızca beklemekteymişsin
Yani seni hep öyle hatırlıyorum,gözlerin yarım
Sözlerin,sevgin,gülümsemen ve sen!
Ben seni hep yarım hatırlıyorum,kendimce...
Aynaları sevmezdim eskiden,
Konuşacak çok kimse varmış demek ki,
Belki de dinleyecek...
Oysa ben sağır,ben kalın ve kemirgen!
Şimdi en çok kendi gözlerimde,kendime yaranmaya gayret içindeyim!
Son zamanlar ağır geçti
Akrep yelkovanla olan aşkına ara vermiş gibiydi
Bozuk saatim günde kaç defa doğruyu gösterdi sayamadım!
Zamanın anlamsız sayıldığı şu dakikalarda
Anıların ortaya saçıldığı bu sokaktan tökezlyerek geçiyoruz
Yıllarımı kendi toprağıma gömüyorum
Ölmüş zamanların,huzurlu kucağı gibiyim
Ve sen hala benimlesin,
Adım içinde çok derinlerde esiyor sessizce,
Dilediğin kadar gürültü çıkarabilirsin
Tanımadığım tek kelimelik suretlerle.
Adımı bastırmak için,adlar yetmeyecektir!
Uyuyorum şimdi iyi geceler öpücüğümü de kendime sakladım
Sana yalnızca kuru bir gece ve hayaller
Bana da asla hatırlanamayan rüyaların kaldı...
17 Mayıs 2009 Pazar
Hastalık Güncesi
Ben bu çamurun içine daha çok tükürüm
Lazım imiş ya da gereksiz idi…
Durumların çokta önemi yok
Sebebini at çöpe ki sonuçları doğuranın yüzü gözlerinin önünde
Çok kez aynı çöplükten mücevherler ışıldadı gözlerine
Yeşimler,yakutlar,safirler ve falanlar filanlar…
Ki sen renk körüsün o ayrı…
Demem o ki hiçbir kelimeyi bilemeden anlamından ayırt edemeden
Göçeceksin şu kuru kara yeryüzünden tek nefeste
Mavi de görünse o da ruhların ayakbastığı yer
Unutma gökyüzünü…
Bir dilim idi,bir dilim gözyaşı
Tatlı mıydı tuzlu mu bilemeden akıttım ellerine
Sen belki öyle doyurdun karnını
Ben acıktıkça ağladım,ben ağladıkça sen doydun
En sonunda sen benden zehirlendin,bense senin yokluğundan çürüyerek geberdim!
Dedi çocuk!
Adalet,sefalet,kıyamet…
Hiç biri çözemedi bu problemi
Evet,evet bir bulmacadan çok bir problemdi senin ki
Hastalık güncesi..
Can acısı diye bir hissiyat kalmadı tasında
Temiz suların çoktan çekildi,kendi suyuna boğuldun yavaşça
Ona da şükrederken yakalandın,
Diline yenik düştün bu defa da…
Hatalık güncesi
Son kez ve cuma gecesi
Sen kraliçeydin en son,
O da bilinmeyen ülkenin yenik prensi!
Hastalık güncesi
Son kez ve cuma gecesi
Lazım imiş ya da gereksiz idi…
Durumların çokta önemi yok
Sebebini at çöpe ki sonuçları doğuranın yüzü gözlerinin önünde
Çok kez aynı çöplükten mücevherler ışıldadı gözlerine
Yeşimler,yakutlar,safirler ve falanlar filanlar…
Ki sen renk körüsün o ayrı…
Demem o ki hiçbir kelimeyi bilemeden anlamından ayırt edemeden
Göçeceksin şu kuru kara yeryüzünden tek nefeste
Mavi de görünse o da ruhların ayakbastığı yer
Unutma gökyüzünü…
Bir dilim idi,bir dilim gözyaşı
Tatlı mıydı tuzlu mu bilemeden akıttım ellerine
Sen belki öyle doyurdun karnını
Ben acıktıkça ağladım,ben ağladıkça sen doydun
En sonunda sen benden zehirlendin,bense senin yokluğundan çürüyerek geberdim!
Dedi çocuk!
Adalet,sefalet,kıyamet…
Hiç biri çözemedi bu problemi
Evet,evet bir bulmacadan çok bir problemdi senin ki
Hastalık güncesi..
Can acısı diye bir hissiyat kalmadı tasında
Temiz suların çoktan çekildi,kendi suyuna boğuldun yavaşça
Ona da şükrederken yakalandın,
Diline yenik düştün bu defa da…
Hatalık güncesi
Son kez ve cuma gecesi
Sen kraliçeydin en son,
O da bilinmeyen ülkenin yenik prensi!
Hastalık güncesi
Son kez ve cuma gecesi
8 Mayıs 2009 Cuma
Bu Şehrin İnsanları
Tenin içinde ki gözyaşları
Kumbarandaki paraların gibi,bozuk paraların
Devri ve günü geçmiş
Millattan önce,İsa'ndan öncesine ait...
Kocaman pireli yorganların hayalinde ki ısısı
Sen bile tahmin edemezdin
Makul bir aşkın seviyesiz nakışını
Kin beslemek,nefret etmek
Her birinin aynı kapıyı çaldığını
Her birinin aynı rüyayı gördüğünü
Ve herkesin aynı kabusla uyandığını anlamak
Ve bildiğin günden beri
Soysuzluğun kelime anlamını
Sonsuz bir felç halinde
Kopuk bir zihnin,emanet edilemeyecek fikirleriyle dost!
Peki ya O!
Tahmin edebilir miydi böyle solunacağını
Bu derece eskitileceğini güzelliklerin
Ve kaybedeceğini düşünebilir miydi!
Bu yarışın diğerlerine benzemediğini,
Herkesin ve her şeyin kaybettiğini bilebilir miydi!
Saf gözyaşlarının çamurlarla buluşacağını
Ve çok sonra buna da alışacağını kabul edebilir miydi!
Gri,siyah...
Toz duman...
Hiç kimse hiç bir zamana ait değildi bu şehirde
Hiç kimse hiç kimsenin değildi
Hiç bir rüya sonsuz ve sahibeli değildi
Burda her şey o kadar gerçekti
Her şey o kadar sahtece ve kanlı canlı bir sefillikti!
Uyandığımız gün bile en derin uykumuzdaydık,
Biz bu şehire ait,buralı,zalim insanlar
Hepimiz en güzel maskelerimizle,en güzel yalanlarımızla
En acı halimizle,işte tam karşınızdayız!
Seyretmenin yasak,oynamanın iman sayıldığı,
Eski şehrin yeni insanları!
Kumbarandaki paraların gibi,bozuk paraların
Devri ve günü geçmiş
Millattan önce,İsa'ndan öncesine ait...
Kocaman pireli yorganların hayalinde ki ısısı
Sen bile tahmin edemezdin
Makul bir aşkın seviyesiz nakışını
Kin beslemek,nefret etmek
Her birinin aynı kapıyı çaldığını
Her birinin aynı rüyayı gördüğünü
Ve herkesin aynı kabusla uyandığını anlamak
Ve bildiğin günden beri
Soysuzluğun kelime anlamını
Sonsuz bir felç halinde
Kopuk bir zihnin,emanet edilemeyecek fikirleriyle dost!
Peki ya O!
Tahmin edebilir miydi böyle solunacağını
Bu derece eskitileceğini güzelliklerin
Ve kaybedeceğini düşünebilir miydi!
Bu yarışın diğerlerine benzemediğini,
Herkesin ve her şeyin kaybettiğini bilebilir miydi!
Saf gözyaşlarının çamurlarla buluşacağını
Ve çok sonra buna da alışacağını kabul edebilir miydi!
Gri,siyah...
Toz duman...
Hiç kimse hiç bir zamana ait değildi bu şehirde
Hiç kimse hiç kimsenin değildi
Hiç bir rüya sonsuz ve sahibeli değildi
Burda her şey o kadar gerçekti
Her şey o kadar sahtece ve kanlı canlı bir sefillikti!
Uyandığımız gün bile en derin uykumuzdaydık,
Biz bu şehire ait,buralı,zalim insanlar
Hepimiz en güzel maskelerimizle,en güzel yalanlarımızla
En acı halimizle,işte tam karşınızdayız!
Seyretmenin yasak,oynamanın iman sayıldığı,
Eski şehrin yeni insanları!
6 Mayıs 2009 Çarşamba
Kimi beşeri,kimi domuz...
Kumbarası delik ufacık bir çocuk
Tepeleme alıyor her şeyden,
Fırtınalardan,yağmurlardan ve tabi eksiksiz mutluluktan
Kısmen bükülmüş çenesi,konuşmasına hiçte engel olmuyor
Damağında nefis bir çikolatanın,acı tadı
Dahilinde ne güzellikler katıyor gülüşüne,
Yüzünde ki ağır,usul ifadeden tüm bunlar anlaşılıyor
Derisi kalınlaştıkça,kursağı genişleyen türden
Hakaretin böylesi elinden tutsa keşke..
Bir milyon yıl geçse üstünden
Daha alacağı kalır hayattan
İnsanoğlu olunca konumuz,
Kimi beşeri kimi domuz!
Yerle bir olasıca tarihine mukayet olamasa da
Sırt kaslarını güçlendirmekten çekinmiyor olsa gerek
Önce kayda değer iyiliklere,
Sonrasında beş kuruşa varmaz değersiz lanetlere adıyor kendini
Bir cümle kursun diye yalvarıyorlar
Hani deliydi,hani kimsesiz...
Ekseriyetle böyle olur
Hiç yazasım yoktu oysa,
Demek ki bir kelimeye mecbur kalınca kazanımız
Zihnin küçük afetlerinden pay çıkarıyor kendine..
Mahkum olasıca nadir bulunan fikir tozu
Boğazına durduğu günden bu yana
Kesik başlı bir domuz gibi haykırıyor ona buna
Sana ne,ya da ona...
Berikinin hiç haberi yok bu olan bitenden
O hala o şarkıda uyusa keşke
Biz burda triolarla kemikleşirken
Göz kapakları yapışsa geçmişe
Uyandığı yerden yeniden başlasa kabusuna
Ya da öyle sansa,biraz yanılsa...
Bir bedenden geçen medeniyetsiz çatışma
Ruhun ince bunalımlarına ev sahipliği yaparken
Aman değmesin çöplenmiş sazlığıma...
Kıssadan herhangi bir hisse çıkartmaya kalkışma
Uyu sen kötü dünyaya karşı,
İster beşeri ol,dilersen yalnızca koca bir yalancı!
Tepeleme alıyor her şeyden,
Fırtınalardan,yağmurlardan ve tabi eksiksiz mutluluktan
Kısmen bükülmüş çenesi,konuşmasına hiçte engel olmuyor
Damağında nefis bir çikolatanın,acı tadı
Dahilinde ne güzellikler katıyor gülüşüne,
Yüzünde ki ağır,usul ifadeden tüm bunlar anlaşılıyor
Derisi kalınlaştıkça,kursağı genişleyen türden
Hakaretin böylesi elinden tutsa keşke..
Bir milyon yıl geçse üstünden
Daha alacağı kalır hayattan
İnsanoğlu olunca konumuz,
Kimi beşeri kimi domuz!
Yerle bir olasıca tarihine mukayet olamasa da
Sırt kaslarını güçlendirmekten çekinmiyor olsa gerek
Önce kayda değer iyiliklere,
Sonrasında beş kuruşa varmaz değersiz lanetlere adıyor kendini
Bir cümle kursun diye yalvarıyorlar
Hani deliydi,hani kimsesiz...
Ekseriyetle böyle olur
Hiç yazasım yoktu oysa,
Demek ki bir kelimeye mecbur kalınca kazanımız
Zihnin küçük afetlerinden pay çıkarıyor kendine..
Mahkum olasıca nadir bulunan fikir tozu
Boğazına durduğu günden bu yana
Kesik başlı bir domuz gibi haykırıyor ona buna
Sana ne,ya da ona...
Berikinin hiç haberi yok bu olan bitenden
O hala o şarkıda uyusa keşke
Biz burda triolarla kemikleşirken
Göz kapakları yapışsa geçmişe
Uyandığı yerden yeniden başlasa kabusuna
Ya da öyle sansa,biraz yanılsa...
Bir bedenden geçen medeniyetsiz çatışma
Ruhun ince bunalımlarına ev sahipliği yaparken
Aman değmesin çöplenmiş sazlığıma...
Kıssadan herhangi bir hisse çıkartmaya kalkışma
Uyu sen kötü dünyaya karşı,
İster beşeri ol,dilersen yalnızca koca bir yalancı!
30 Nisan 2009 Perşembe
Mesai
Mesaiye kaldım dün gece
Her gece olduğundan farklıydı
Başım,kopuk başım mütemadiyen taşındı avuçlarımda
Avuçlarım nasırlaştı derdinden
Dün gece ipsiz bir kuyuda mesaiye kaldım
Nedenlerin peşinden koşup,sonuçlarda sıkışıp kaldım
Sabır sabır diye saç tellerimden çekerken boncukları
Bir tesbihten ilahi nameler okundu kulaklarıma
Böyle bir gecede mesaide unuttum kendimi
Çok uyandırmak istedm,
Yeri,göğü ve seni...
Böyle bir gecede dışında kaldım rüyaların
Öyle derin bir sessizlikte
Yersiz yurtsuz çığlıklara maruz kaldım
Ki nedendi bu denli çığlık çığlığa çocukca haykırışlar
Kör ebe olduğumu da bu yazık gece de anladım!
Hiç bir lafı yoktu onların,onlar ki
Zamanında en derin,en yakın,en yürekten sarhoşlardı
Onlar ki,inkarcı,kumarbaz,tutarsız aşklardı
Dilleri tutulmuştu zalimlerin,
Gözleri konuşuyordu ahmakça
Ve devrik cümlelere kalmıştı kala kala adım
Onlar ki beni bir gece mesai de unutmuşlardı
Sarsmadı hiç bir soluk tenli sefil,uyandırmadı
Ki öyle güzel uyutmuşlardı,en güzel ninnilerle,
Emeğe ihanet olamazdı!
Dün gece öye bir mesaide unuttum kendimi
Kendi kendime kazıdım,çukurumu daha da yonttum
Daha da derine daha da sonda aradım geleceği
Oysa geleceği dışında bırakmıştım bu mesainin
Ki mümkün müydü,öncesiz bir sonradan bahsetmek
Ve fakat korkular,kayıplar,kazançlar,kirli ve duru sular
Hepsi benimdi,hepsine içtim,hepsine dua ettim
Ruhumdan geçen her dakikayı yudum yudum seyrettim
Dün gece mesaideydim ya hani
Bu sabah sonsuz bir izinde uyandım!
Yer,gök,sen ve benle yapayalnızdım!
Her gece olduğundan farklıydı
Başım,kopuk başım mütemadiyen taşındı avuçlarımda
Avuçlarım nasırlaştı derdinden
Dün gece ipsiz bir kuyuda mesaiye kaldım
Nedenlerin peşinden koşup,sonuçlarda sıkışıp kaldım
Sabır sabır diye saç tellerimden çekerken boncukları
Bir tesbihten ilahi nameler okundu kulaklarıma
Böyle bir gecede mesaide unuttum kendimi
Çok uyandırmak istedm,
Yeri,göğü ve seni...
Böyle bir gecede dışında kaldım rüyaların
Öyle derin bir sessizlikte
Yersiz yurtsuz çığlıklara maruz kaldım
Ki nedendi bu denli çığlık çığlığa çocukca haykırışlar
Kör ebe olduğumu da bu yazık gece de anladım!
Hiç bir lafı yoktu onların,onlar ki
Zamanında en derin,en yakın,en yürekten sarhoşlardı
Onlar ki,inkarcı,kumarbaz,tutarsız aşklardı
Dilleri tutulmuştu zalimlerin,
Gözleri konuşuyordu ahmakça
Ve devrik cümlelere kalmıştı kala kala adım
Onlar ki beni bir gece mesai de unutmuşlardı
Sarsmadı hiç bir soluk tenli sefil,uyandırmadı
Ki öyle güzel uyutmuşlardı,en güzel ninnilerle,
Emeğe ihanet olamazdı!
Dün gece öye bir mesaide unuttum kendimi
Kendi kendime kazıdım,çukurumu daha da yonttum
Daha da derine daha da sonda aradım geleceği
Oysa geleceği dışında bırakmıştım bu mesainin
Ki mümkün müydü,öncesiz bir sonradan bahsetmek
Ve fakat korkular,kayıplar,kazançlar,kirli ve duru sular
Hepsi benimdi,hepsine içtim,hepsine dua ettim
Ruhumdan geçen her dakikayı yudum yudum seyrettim
Dün gece mesaideydim ya hani
Bu sabah sonsuz bir izinde uyandım!
Yer,gök,sen ve benle yapayalnızdım!
27 Nisan 2009 Pazartesi
Hep uyuduğum müzikte...
Geceyi yırtıp geçmeyide bilmiyordu
Silip atmayı azimli bir düş sayıyordu
Hep uyuduğum müzikte,küçük bir kabusla koşuşuyorduk...
Her omuz bir askı,et taşıyordu
Kanları çekilmiş,mürekkep tenli musluk bekçileri
Yüzlerini yitirmişlerdi
Bir aslan içinde bir fareyi büyütüyordu hem...
Tencere dibin karaydı senin ki benden de karaydı madem
Neden ben daha çok yanık kokuyordum suretimde
Yalan söyleseydim keşke,yalan söyleseydin ve tabi...
Doğrular vardı,yanlış yerde doğan yanlış zamana saplanmış
Olabildiğim gibi kalmak istedim şu gürültüde
Ve sonrasında gömüldüğümüz ıssız denizde
Yıldızları üzerime çekiyordum
Ay ışığından mahsur kaldığım odamda
Yıldızlar yağıyordu üzerime
Pırıltısız, yalnızca kütlesiyle...
Kapıları açamıyorduk artık
Seneleri kapatamadığımızdan
Ayları geçemediğimizden
On iki ayda br yirmi dört saatten kaçıyordum,
Bir yirmi dört saatin son dakikalarından
Bir mevsimin eksi üç derecesinde sıkışıp kalmıştım
Kışta da değildim madem,neden donma sınırını çoktan aşmıştım!
Yazla alakamız yoktu fakat öylesine sıcaktı,boğarcasına ...
Zehir saçmanın dehşet verici hüznüne bağımlı kalmıştık
Hep uyuduğum müzikteydim...
Kalemim suya düşmüştü sonra
Ne yazsam huşu içinde,gayba gömülmüştü
Kalemim bir kere suya düşmütü
Ne yazdıysam aşk içinde
Sırra kadem basıp önce beni gömmüştü
Kalemim suya düşmüştü
Gayri resmi bir fırtınada resmiyetsiz bir çöplükte bulunmuştum...
Kalemim eksikliğe aşık!
Tamamlanmanın gizli hayaline...
Şimdi kurşuni bir selam veriyorum hayata
Asilce uzanıp köşedeki divana,sefilce uyuyakalıyorum az sonra
Bu hikayenin fotoğrafını çerçeveliyorum
Ve sana hediye ediyorum nazikce...
Hep uyuduğum müzikte...
Silip atmayı azimli bir düş sayıyordu
Hep uyuduğum müzikte,küçük bir kabusla koşuşuyorduk...
Her omuz bir askı,et taşıyordu
Kanları çekilmiş,mürekkep tenli musluk bekçileri
Yüzlerini yitirmişlerdi
Bir aslan içinde bir fareyi büyütüyordu hem...
Tencere dibin karaydı senin ki benden de karaydı madem
Neden ben daha çok yanık kokuyordum suretimde
Yalan söyleseydim keşke,yalan söyleseydin ve tabi...
Doğrular vardı,yanlış yerde doğan yanlış zamana saplanmış
Olabildiğim gibi kalmak istedim şu gürültüde
Ve sonrasında gömüldüğümüz ıssız denizde
Yıldızları üzerime çekiyordum
Ay ışığından mahsur kaldığım odamda
Yıldızlar yağıyordu üzerime
Pırıltısız, yalnızca kütlesiyle...
Kapıları açamıyorduk artık
Seneleri kapatamadığımızdan
Ayları geçemediğimizden
On iki ayda br yirmi dört saatten kaçıyordum,
Bir yirmi dört saatin son dakikalarından
Bir mevsimin eksi üç derecesinde sıkışıp kalmıştım
Kışta da değildim madem,neden donma sınırını çoktan aşmıştım!
Yazla alakamız yoktu fakat öylesine sıcaktı,boğarcasına ...
Zehir saçmanın dehşet verici hüznüne bağımlı kalmıştık
Hep uyuduğum müzikteydim...
Kalemim suya düşmüştü sonra
Ne yazsam huşu içinde,gayba gömülmüştü
Kalemim bir kere suya düşmütü
Ne yazdıysam aşk içinde
Sırra kadem basıp önce beni gömmüştü
Kalemim suya düşmüştü
Gayri resmi bir fırtınada resmiyetsiz bir çöplükte bulunmuştum...
Kalemim eksikliğe aşık!
Tamamlanmanın gizli hayaline...
Şimdi kurşuni bir selam veriyorum hayata
Asilce uzanıp köşedeki divana,sefilce uyuyakalıyorum az sonra
Bu hikayenin fotoğrafını çerçeveliyorum
Ve sana hediye ediyorum nazikce...
Hep uyuduğum müzikte...
23 Nisan 2009 Perşembe
Cibinlik giydirmişler sana kaybolmuşsun...
Kokuyor buralar,ıslak,rutubet var
Sarmal hayat,kat kat üst üste
Cibinlik giydirmiş gibiler sana,kaybolmuşsun
Sarmal hayat,sırt sırta...
Beklediğin geceler ve yüzsüz gün ışığının durduğu kapının eşiği
Kapıyı sen açacaktın,o boynuna sarılcaktı
Sonra ayrı birer parça,ayrı birer yol olacaktınız
Çok saygılar dileyecektiniz,üst üste
Kat kattı sevginiz,şelalerler akıyordu,
İklimsiz gecelerde,soyut rüzgarlar geçiyordu saçlarından
Anlamıyordun sen üşüyene dek, üşüyene dek sarılmıyordu sana!
Kimdi, soruyordun!
Korkmak yetmiyordu,cevaplar ardı sıra vuracaktı yüzüne
Yüzün kaçıyordu mevsiminden,yalan söylüyordu
Yaz gibi bir tebessüm,kış gibi gözler
Sonbaharda kurumuştu dudakların...
Caddelerde ki yapraklar gibiydin
Kökünden çok uzaklarda,kökünden savrulurcasına...
Bedenin hangi kutba aitti bilmiyordu...
Cibinlik giydirmişler sana,kaybolmuşsun
Görmüyor seni,arandığına bakma görmezden gelmek derdi!
Keskin bir bıçakla yüz yüze kalınca sen
Rutubete sıkıştın,siste yalnızdın!
Hiç kimse dönüp bakmadı suretine
Öylesine ahvalinin öylesine ağlak grilerinde mahsur kaldın!
Sarmal hayat,kat kat üst üste
Tüm geceler yalan söylerdi,tüm gündüzler göz kamaştırıyor
Peki hangi ikindideydi mutluluk
Haftasonlarının bitmek bilmez huzurumu saklamıştı saatlerine gülüşlerini
Bir tür pazartesi sendromu muydu şu zamansız,uzamdan kaçak haller!
Aaranmak,gaybı istemek arsızca
Sonra arsız olmak her daim
Çalmak çırpmak hayattan izinsiz
Kendinden gizli,ondan ayrı bir çaresizlik bu!
Konuş kendinle,bir aynaya yasla derdini,bir aynaya gülümse
Aç kapıları pencereleri,temiz havaya muhtaçsın
Güzel kokulara...
Kokmasın artık buralar ıslak ıslak ve iklimsiz!
Sarmal hayat,kat kat üst üste
Cibinlik giydirmiş gibiler sana,kaybolmuşsun
Sarmal hayat,sırt sırta...
Beklediğin geceler ve yüzsüz gün ışığının durduğu kapının eşiği
Kapıyı sen açacaktın,o boynuna sarılcaktı
Sonra ayrı birer parça,ayrı birer yol olacaktınız
Çok saygılar dileyecektiniz,üst üste
Kat kattı sevginiz,şelalerler akıyordu,
İklimsiz gecelerde,soyut rüzgarlar geçiyordu saçlarından
Anlamıyordun sen üşüyene dek, üşüyene dek sarılmıyordu sana!
Kimdi, soruyordun!
Korkmak yetmiyordu,cevaplar ardı sıra vuracaktı yüzüne
Yüzün kaçıyordu mevsiminden,yalan söylüyordu
Yaz gibi bir tebessüm,kış gibi gözler
Sonbaharda kurumuştu dudakların...
Caddelerde ki yapraklar gibiydin
Kökünden çok uzaklarda,kökünden savrulurcasına...
Bedenin hangi kutba aitti bilmiyordu...
Cibinlik giydirmişler sana,kaybolmuşsun
Görmüyor seni,arandığına bakma görmezden gelmek derdi!
Keskin bir bıçakla yüz yüze kalınca sen
Rutubete sıkıştın,siste yalnızdın!
Hiç kimse dönüp bakmadı suretine
Öylesine ahvalinin öylesine ağlak grilerinde mahsur kaldın!
Sarmal hayat,kat kat üst üste
Tüm geceler yalan söylerdi,tüm gündüzler göz kamaştırıyor
Peki hangi ikindideydi mutluluk
Haftasonlarının bitmek bilmez huzurumu saklamıştı saatlerine gülüşlerini
Bir tür pazartesi sendromu muydu şu zamansız,uzamdan kaçak haller!
Aaranmak,gaybı istemek arsızca
Sonra arsız olmak her daim
Çalmak çırpmak hayattan izinsiz
Kendinden gizli,ondan ayrı bir çaresizlik bu!
Konuş kendinle,bir aynaya yasla derdini,bir aynaya gülümse
Aç kapıları pencereleri,temiz havaya muhtaçsın
Güzel kokulara...
Kokmasın artık buralar ıslak ıslak ve iklimsiz!
22 Nisan 2009 Çarşamba
Yalnızca dündü....
Daha dün gördüm çölde boylu boyunca uzanmış genci
Daha dün yanından öylece geçtim hayatının
Öylece umarsız gibi geldi ona ya da öylesine gibi
Daha dün yeniden açtım tüm defterleri
Hesapları kaydetmek için değil
Silmek için tutanakları,borçluları kurtarmak için
Daha dün sebepsiz yere bağırdım ona,daha yalnızca dündü
Zamandan geçmiştim aniden,sırasız!
Neden diye sebepsiz bir çelişkiye boyun eğmeden evvel
Bir daha dedim,bir daha yalnızca emanet olunmayacak
Daha dündü işte,
Yalnızca korkuların eşiğinde olunduğundan görülememişti gökyüzü
Yıldızların parıltısı nereden geliyordu
Ayı düşman bildiğin gün,dünyan karardı!
Daha dün elindeydi her şey,
Avuçların kanıyordu belki fakat silmiyordun,
Gururla okşuyordun yaralarını,asil geliyordu sana
Daha dündü işte,yalnızca dün!
Bugünde ne işi vardı hayaletlerin,kasırgaların,cinnetlerin
Soğumadan gece , ısınmadan gündüz, yılmadan bir günü sıyırmak kolay mıydı sırtından?
Daha yalnızca dündü işte,
Bedeninden yıllar geçmişti bir sözcükte
Sen yanılmıştın bir kere
Bir kere sıyırmıştın hayatı,günlerce kez!
Sanki hayat kaçıyordu bir yerlere
Bilinmezliğe gömecekti sanki kendini
Ve sanki illede sana aitti ve senindi tüm nefesli çalgılar
Daha dündü işte,
Bir adım daha gerideydi tüm kaçışlar
Sırtından atmalıydın acınmaları,korkuları...
Daha bugün işte...bugün gördüm yüzünde ki incinmeyi
İnceliğinin sınırlarını...
Daha bugünden başlamıştın yine , ardında bir pencere,
Pencere de bir göz,buğulu...
Yalnızca dündü işte,yalnızca geçmiş bir kaç yüz saniye!!
Daha dün yanından öylece geçtim hayatının
Öylece umarsız gibi geldi ona ya da öylesine gibi
Daha dün yeniden açtım tüm defterleri
Hesapları kaydetmek için değil
Silmek için tutanakları,borçluları kurtarmak için
Daha dün sebepsiz yere bağırdım ona,daha yalnızca dündü
Zamandan geçmiştim aniden,sırasız!
Neden diye sebepsiz bir çelişkiye boyun eğmeden evvel
Bir daha dedim,bir daha yalnızca emanet olunmayacak
Daha dündü işte,
Yalnızca korkuların eşiğinde olunduğundan görülememişti gökyüzü
Yıldızların parıltısı nereden geliyordu
Ayı düşman bildiğin gün,dünyan karardı!
Daha dün elindeydi her şey,
Avuçların kanıyordu belki fakat silmiyordun,
Gururla okşuyordun yaralarını,asil geliyordu sana
Daha dündü işte,yalnızca dün!
Bugünde ne işi vardı hayaletlerin,kasırgaların,cinnetlerin
Soğumadan gece , ısınmadan gündüz, yılmadan bir günü sıyırmak kolay mıydı sırtından?
Daha yalnızca dündü işte,
Bedeninden yıllar geçmişti bir sözcükte
Sen yanılmıştın bir kere
Bir kere sıyırmıştın hayatı,günlerce kez!
Sanki hayat kaçıyordu bir yerlere
Bilinmezliğe gömecekti sanki kendini
Ve sanki illede sana aitti ve senindi tüm nefesli çalgılar
Daha dündü işte,
Bir adım daha gerideydi tüm kaçışlar
Sırtından atmalıydın acınmaları,korkuları...
Daha bugün işte...bugün gördüm yüzünde ki incinmeyi
İnceliğinin sınırlarını...
Daha bugünden başlamıştın yine , ardında bir pencere,
Pencere de bir göz,buğulu...
Yalnızca dündü işte,yalnızca geçmiş bir kaç yüz saniye!!
20 Nisan 2009 Pazartesi
Öyle hasas yaratıklarız işte...
Öyle hassas yaratıklarız işte…
Zamanı kayıp sulara gömmek için uğraşmıyorum artık. İpsiz bir kuyunun içine düşmek için haşin bir çaba içinde değilim. Gayet sakin, gayet fikrime saklı ve sanki biraz ışıklıyım.Sanki…
.
Yalnızlıktan hiçbir cahil korkmaz, her bilirkişinin en büyük korkusudur sessiz odalar. Kelimeleri üst üste getiremeyen insanların, insan biriktirme derdi çokta olmaz. O en çok dinletenler yok mu, işte onlar gerçek öksüzler ve yetimler.
Oysa dinleseler rüzgarın şu tatlı şarkısını hiçbir fırtınaya meyil etmez insanlar. Öyle ki durmak dinlemek sanki korkulu bir rüya. Yalnızca bir defa durmak ve bir an hissetmek olsa cebimde, öyle dikkatli harcarım ki… Öyle dikkatli ve korkakça.
Gülünç işte… İnsan deyince gülmemek elde değil zaten. Olmayan iradesinin azmiyle yaşayıp, ona mahkum başka bir cins mahlukat var mıdır acaba!
…Ve konuşacak başka hiçbir şey kalmamış gibi bizden bahsetmek değil mi… Kızan olur eminim bunları duyunca.Ancak eğer soru buysa cevabı evet.Fakat bilinçli bir onay bu.Konuşacak başka bir şey kalamadı ne yazık ki..Son yaşananlar ki ,insanoğlu genelde sondadır, bu noktaya sürüklenmeme yardımcı olmuştur. İnsanı, seni, ,beni ,ruhumu, ruhumuzu, sizi ,bizi ve insandan türeyen her türlü canlı ve kavramı düşünürken yoruluyorum. Nasıl bu kadar bunaltıcı ve tek düze olabiliyoruz acaba,merak içindeyim? Öyle yüce ancak öyle aciz bir irade. Yazık mı acaba , yoksa keyfi burada mı? Aptallık bazen tatlı oluyor demek ki…
Peki gömebilir mi insan yaşananları. Silebilir mi yahut küçük bir kutuya kapatabilir mi bir daha açmamak üzere tüm geçmişi? Öyle hassas yaratıklarız işte. Bir acı bir acıtmanın habercisidir. Bir yalnızlık bir diğerinin bağı ve bir diğerinin yaratıcısı… Hiçbir yalnız yoktur ki bir başına bırakmayı bilmesin. Acımadan acıtmaksa yalnızca lüzumsuzların bileceği bir yol. Tek kelimeyle yıkarız bütün bir binayı, en güzel daireyi yakarız, en güzel adamı harcayıp en güzel kadını kanatırız ve sonra da arda bakmamasını öğreniriz, acı ve kadim bir şekilde. Sanki biraz büyüyoruzdur ya da hayır büyümekten ziyade eskiyoruz belk . Kirlenip yüksek sıcaklıkta soluyoruz. Solduruyorlar, en önce bunu öğretiyorlar kanlı canlı bedenlerimize.
Sonra bir adamın yahut bir kadının sırtını görmeye alışıyoruz. Sanıyoruz ki hep böyle yapılır, sonra biz de sergiliyoruz o müthiş gövdenin ardını.
Hiçbir adamın ya da kadının sırtında yüzünü gördün mü…
Hiç o yüze bakıp, kendini nasıl da terk ettiğini bildin mi…
Nasıl bir uzun yola bıraktığını suretini ve buna nasıl cesaret ettiğini hatırladın mı…
Yaşanır ve biter.Geriye yalnızca boşluk ve sessizlik kalır.Kıvamı oldukça katı olsa da çözünmesi için ne bir taş, ne bir kaya ne de bir ateş fayda olur.Sonrasında içine sızdığın geçmişten geleceğe doğru çekilirsin.Bir başka gövdenin bambaşka yüzünde kaybettiğin yüzünü bulur sevinirsin. Yeniden aynı yerdesindir. Yeniden kendine ait olan bir başkasında, bir başkası sende ve sen tam olarak nerdesin yine bilemezsin…
Tanıdık bir kayıp, tanıdık bir buluş, tanıdık bir koku, bildik bir bakışa kapılır ve zannedersin ki kaldığın yerdesin. Oysa insan asla kaldığı yerden devam etmez. İnsan zamanın bir tür kulu ve o daimi bir yolculuk. Kaldığın yer en fazla andığından ötesi olamaz. Durduğun yer yalnızca geçmişi ziyaretten ibaret kalır. Sen hep gidiştesindir, hep yoldasındır. İnsan hep ilersindedir,anın ve olanların.Engel işgal etmedikçe tıkanmazsın!
Zamanı kayıp sulara gömmek için uğraşmıyorum artık. İpsiz bir kuyunun içine düşmek için haşin bir çaba içinde değilim. Gayet sakin, gayet fikrime saklı ve sanki biraz ışıklıyım.Sanki…
.
Yalnızlıktan hiçbir cahil korkmaz, her bilirkişinin en büyük korkusudur sessiz odalar. Kelimeleri üst üste getiremeyen insanların, insan biriktirme derdi çokta olmaz. O en çok dinletenler yok mu, işte onlar gerçek öksüzler ve yetimler.
Oysa dinleseler rüzgarın şu tatlı şarkısını hiçbir fırtınaya meyil etmez insanlar. Öyle ki durmak dinlemek sanki korkulu bir rüya. Yalnızca bir defa durmak ve bir an hissetmek olsa cebimde, öyle dikkatli harcarım ki… Öyle dikkatli ve korkakça.
Gülünç işte… İnsan deyince gülmemek elde değil zaten. Olmayan iradesinin azmiyle yaşayıp, ona mahkum başka bir cins mahlukat var mıdır acaba!
…Ve konuşacak başka hiçbir şey kalmamış gibi bizden bahsetmek değil mi… Kızan olur eminim bunları duyunca.Ancak eğer soru buysa cevabı evet.Fakat bilinçli bir onay bu.Konuşacak başka bir şey kalamadı ne yazık ki..Son yaşananlar ki ,insanoğlu genelde sondadır, bu noktaya sürüklenmeme yardımcı olmuştur. İnsanı, seni, ,beni ,ruhumu, ruhumuzu, sizi ,bizi ve insandan türeyen her türlü canlı ve kavramı düşünürken yoruluyorum. Nasıl bu kadar bunaltıcı ve tek düze olabiliyoruz acaba,merak içindeyim? Öyle yüce ancak öyle aciz bir irade. Yazık mı acaba , yoksa keyfi burada mı? Aptallık bazen tatlı oluyor demek ki…
Peki gömebilir mi insan yaşananları. Silebilir mi yahut küçük bir kutuya kapatabilir mi bir daha açmamak üzere tüm geçmişi? Öyle hassas yaratıklarız işte. Bir acı bir acıtmanın habercisidir. Bir yalnızlık bir diğerinin bağı ve bir diğerinin yaratıcısı… Hiçbir yalnız yoktur ki bir başına bırakmayı bilmesin. Acımadan acıtmaksa yalnızca lüzumsuzların bileceği bir yol. Tek kelimeyle yıkarız bütün bir binayı, en güzel daireyi yakarız, en güzel adamı harcayıp en güzel kadını kanatırız ve sonra da arda bakmamasını öğreniriz, acı ve kadim bir şekilde. Sanki biraz büyüyoruzdur ya da hayır büyümekten ziyade eskiyoruz belk . Kirlenip yüksek sıcaklıkta soluyoruz. Solduruyorlar, en önce bunu öğretiyorlar kanlı canlı bedenlerimize.
Sonra bir adamın yahut bir kadının sırtını görmeye alışıyoruz. Sanıyoruz ki hep böyle yapılır, sonra biz de sergiliyoruz o müthiş gövdenin ardını.
Hiçbir adamın ya da kadının sırtında yüzünü gördün mü…
Hiç o yüze bakıp, kendini nasıl da terk ettiğini bildin mi…
Nasıl bir uzun yola bıraktığını suretini ve buna nasıl cesaret ettiğini hatırladın mı…
Yaşanır ve biter.Geriye yalnızca boşluk ve sessizlik kalır.Kıvamı oldukça katı olsa da çözünmesi için ne bir taş, ne bir kaya ne de bir ateş fayda olur.Sonrasında içine sızdığın geçmişten geleceğe doğru çekilirsin.Bir başka gövdenin bambaşka yüzünde kaybettiğin yüzünü bulur sevinirsin. Yeniden aynı yerdesindir. Yeniden kendine ait olan bir başkasında, bir başkası sende ve sen tam olarak nerdesin yine bilemezsin…
Tanıdık bir kayıp, tanıdık bir buluş, tanıdık bir koku, bildik bir bakışa kapılır ve zannedersin ki kaldığın yerdesin. Oysa insan asla kaldığı yerden devam etmez. İnsan zamanın bir tür kulu ve o daimi bir yolculuk. Kaldığın yer en fazla andığından ötesi olamaz. Durduğun yer yalnızca geçmişi ziyaretten ibaret kalır. Sen hep gidiştesindir, hep yoldasındır. İnsan hep ilersindedir,anın ve olanların.Engel işgal etmedikçe tıkanmazsın!
Hangisi daha emniyetli bilemiyorum....
Derken saat geç olmuştu.Ne derken susumuştuk?Merak içinde filitresiz buluşlarla uçan karıncalar vardı her yerde.Kime ne için ya da kim ne içindi,bilinmez olsun istiyorduk.Derken zaman susmuştu.Hesaplayamıyorduk artık gençliği.Gençlik sandığımız köşe başı çiçeklerinin hazin sonlarını merak bekliyorduk bir başka köşe başında.Dönüp dolaşıp sarabilecekti bu hezeyan bizi de…Ancak beklemek çok yanlıştı biz de beklemedik onun için.Keşkeli cümlelerin rivayet halinde ortalıkta dolaşması kaçımız için huzurluydu ki…
Kayıplar geçiyordu çiçekcinin önünden.Kayıplar yalnızca varmış gibiydiler.Taklit etmek boşunaydı.Çekilen ve dert denilen acılar herkese helal bize haramdı.Herkes acırdı ancak kayıplar kendileri kaybolmuşlardı.Biz her şeyden mesuldük,her şey bizim hatamız.
Kaçıncı caddeden dönülebileceğini çok düşünmüştük zamanında.Oysa o kadar da zor değildi ikram etmek korkuları.Düşünürken bütün kavşakları kaçırdık.Dönmek için yola çıkıp,bir daha asla arka penceresi olmayacak bir eve taşındık.
Yalnızca bize mi mahsustu,kelimeden dualar.Yalnızca bize mi aitti lanetler ve vuranlar.Sanki ayrılıyorduk incecik bir çizgiyle fikri hür insanlardan.Bizim paragraflarımız batıyordu,onların cümleleri öylesine bir vızıldı saçıyordu ortalığa.Dinlemiyorlardı,görmüyorlardı.
Biz hep öylesine ordan geçenlerdik,onlar isimleri belli şahsiyetler..Amaçlarından kaybolmuş sanıklar.Hangisi daha utanılası bilemiyorum.Bilmeden geldiği gibi yürümek mi;hesaplı yaşamaktan,koşarak nefes nefese kalmanın ne demek olabileceğini bile bilememek mi?
Hangisi daha emniyetli bilemiyorum.Yaşamak mı seyretmek mi!
Kayıplar geçiyordu çiçekcinin önünden.Kayıplar yalnızca varmış gibiydiler.Taklit etmek boşunaydı.Çekilen ve dert denilen acılar herkese helal bize haramdı.Herkes acırdı ancak kayıplar kendileri kaybolmuşlardı.Biz her şeyden mesuldük,her şey bizim hatamız.
Kaçıncı caddeden dönülebileceğini çok düşünmüştük zamanında.Oysa o kadar da zor değildi ikram etmek korkuları.Düşünürken bütün kavşakları kaçırdık.Dönmek için yola çıkıp,bir daha asla arka penceresi olmayacak bir eve taşındık.
Yalnızca bize mi mahsustu,kelimeden dualar.Yalnızca bize mi aitti lanetler ve vuranlar.Sanki ayrılıyorduk incecik bir çizgiyle fikri hür insanlardan.Bizim paragraflarımız batıyordu,onların cümleleri öylesine bir vızıldı saçıyordu ortalığa.Dinlemiyorlardı,görmüyorlardı.
Biz hep öylesine ordan geçenlerdik,onlar isimleri belli şahsiyetler..Amaçlarından kaybolmuş sanıklar.Hangisi daha utanılası bilemiyorum.Bilmeden geldiği gibi yürümek mi;hesaplı yaşamaktan,koşarak nefes nefese kalmanın ne demek olabileceğini bile bilememek mi?
Hangisi daha emniyetli bilemiyorum.Yaşamak mı seyretmek mi!
15 Nisan 2009 Çarşamba
Kısaca...
Rüzgarı çok seviyordun
Öyleki ona ait olup ondan oldun!
Rüzgar fırtınaya kaçacağı sırada
Sen güneşe bakıyordun
Sıcacık,aydınlık,ışıl ışıl
Tozdan dumandan uzak...
Fırtınada kaybolmak ya da güneşte erimek
İkiside aynı kapıydı...
Senin günaydınların biraz daha sertçeydi
Ne fırtınada kayboldun ne de güneşte eridin
Birinde ordan oraya savrulurken
Diğerinde yalnızca kör oldun,göremedin!
Rüzgarı çok seviyordun,keike hep ondan olsaydın!
Öyleki ona ait olup ondan oldun!
Rüzgar fırtınaya kaçacağı sırada
Sen güneşe bakıyordun
Sıcacık,aydınlık,ışıl ışıl
Tozdan dumandan uzak...
Fırtınada kaybolmak ya da güneşte erimek
İkiside aynı kapıydı...
Senin günaydınların biraz daha sertçeydi
Ne fırtınada kayboldun ne de güneşte eridin
Birinde ordan oraya savrulurken
Diğerinde yalnızca kör oldun,göremedin!
Rüzgarı çok seviyordun,keike hep ondan olsaydın!
Bir.....meğer...
Bir yudum aldım hayattan
Bir yudum cesaret,acısı bol,sakin!
Bir damla istedim ruhuma
Bir damla,aitliğin yabancı olduğu
Bir fırça istedim,bir darbelik
Bir fırça boynumdan aşşağı
Tek bir darbeye sıkışmış
Bir tutam bekledim
Bir tutam huzur yağmuru,gökyüzünden yüzüme
Bir dakika daha istedim
Bir dakikalık kocaman hataları biriktirirken
Akrebe,yelkovana sıkışmıştık çığlık çığlığa
Bir saatim daha olsaydı ve ben orda olsaydım
Bir adamı bekledim yanlış gemide
Bir fırtınanın kapısında
Bir fincandaydı kalbim
Bir fincan kahvenin aşırı dozunda!
Bir silgim olmalıydı,cahil cühela...
Biraz geç kalınmıştı sanki
Çok daha önce geçmeliydim bu kapıdan
Bir gram umudun peşinde tükendim
Bir gram umudun yaşam demek olduğunu öğrenirken
Nefes nefeseydi tüm canlılar ve hayat!
Bir yüzümü gizledimse
Bir yüzüm hep gölgede yanlışa baktı
Bir gözüm hep dumanın içinde,hep dolu dolu
Hep ıslak!
Bir bulutu beklerken,şimşeği yıldırıma kaçarken
Yıldırıma vurulan ve kavrularak kuruyan bedenleri izledim
Bir bulutun yokedebileceğini öğrenirken
Beyazın nasıl kaçınası olduğunu gördüm!
Ben biraz fazla bekledim anlaşılan
Biraz fazla durdum
Bu durak paslanmış ve nemli
Burası bir numaralı sokağı çoktan geçmiş
Meğerse ben dönüşte sanarken kendimi
Gidiş yollarında sürtmekteymişim
Nacizane ruhumu o yolda terkedivermişim
Bir adamı beklemekten yorulup
Kendimi yitirmeyi öğrenirken
Bir yanlışın sürçen ayağının yoluma düşmesi benim yüzümdenmiş meğer...
Meğer...
Meğer...
Bir yudum cesaret,acısı bol,sakin!
Bir damla istedim ruhuma
Bir damla,aitliğin yabancı olduğu
Bir fırça istedim,bir darbelik
Bir fırça boynumdan aşşağı
Tek bir darbeye sıkışmış
Bir tutam bekledim
Bir tutam huzur yağmuru,gökyüzünden yüzüme
Bir dakika daha istedim
Bir dakikalık kocaman hataları biriktirirken
Akrebe,yelkovana sıkışmıştık çığlık çığlığa
Bir saatim daha olsaydı ve ben orda olsaydım
Bir adamı bekledim yanlış gemide
Bir fırtınanın kapısında
Bir fincandaydı kalbim
Bir fincan kahvenin aşırı dozunda!
Bir silgim olmalıydı,cahil cühela...
Biraz geç kalınmıştı sanki
Çok daha önce geçmeliydim bu kapıdan
Bir gram umudun peşinde tükendim
Bir gram umudun yaşam demek olduğunu öğrenirken
Nefes nefeseydi tüm canlılar ve hayat!
Bir yüzümü gizledimse
Bir yüzüm hep gölgede yanlışa baktı
Bir gözüm hep dumanın içinde,hep dolu dolu
Hep ıslak!
Bir bulutu beklerken,şimşeği yıldırıma kaçarken
Yıldırıma vurulan ve kavrularak kuruyan bedenleri izledim
Bir bulutun yokedebileceğini öğrenirken
Beyazın nasıl kaçınası olduğunu gördüm!
Ben biraz fazla bekledim anlaşılan
Biraz fazla durdum
Bu durak paslanmış ve nemli
Burası bir numaralı sokağı çoktan geçmiş
Meğerse ben dönüşte sanarken kendimi
Gidiş yollarında sürtmekteymişim
Nacizane ruhumu o yolda terkedivermişim
Bir adamı beklemekten yorulup
Kendimi yitirmeyi öğrenirken
Bir yanlışın sürçen ayağının yoluma düşmesi benim yüzümdenmiş meğer...
Meğer...
Meğer...
14 Nisan 2009 Salı
Anladın mı!
Mor girişler,kırmızı çıkışlar
Pembe gidişler,gri bitişler...
Kefilsiz sonlar,bunaltıcı sıcaklar
Dönülmez çirkef ahlaklar..
Sırtı yere gelmez imanlar
Konuk düşmanlar
Misafir soyundan adiler
Kimsesiz komşular,
Yaralı düşler,yaralanmış bekçiler
Kapının ardından gizlice süzülen gelecek kumarı
Maymunların şahı,kedilerin kralı!
Maviş yeşimsi suları
Kaybolduğu yıldızların asfalta yansıması
İştahı kaçık,kumarbaz
Cüzdanı sarkık cengaver
Mahlası bozuk,fikri luzumsuz serseri
Adını hikmet adlandıran evlere cümbüş ruhlar
Işıklı duman altı geceler
Sarhoş kemirgenler ...
Hepimiz düşeriz onlar çıkana kadar !!
Pembe gidişler,gri bitişler...
Kefilsiz sonlar,bunaltıcı sıcaklar
Dönülmez çirkef ahlaklar..
Sırtı yere gelmez imanlar
Konuk düşmanlar
Misafir soyundan adiler
Kimsesiz komşular,
Yaralı düşler,yaralanmış bekçiler
Kapının ardından gizlice süzülen gelecek kumarı
Maymunların şahı,kedilerin kralı!
Maviş yeşimsi suları
Kaybolduğu yıldızların asfalta yansıması
İştahı kaçık,kumarbaz
Cüzdanı sarkık cengaver
Mahlası bozuk,fikri luzumsuz serseri
Adını hikmet adlandıran evlere cümbüş ruhlar
Işıklı duman altı geceler
Sarhoş kemirgenler ...
Hepimiz düşeriz onlar çıkana kadar !!
12 Nisan 2009 Pazar
Sevgiliye İmandan Aciz Teşekkürler Sunulurken!
Bana bakıyor musun?
Kaybolduğumuz sayfanın adını biliyor musun?
Yağan şu yağmurdan korkuyor musun?
Acımın resmiyetsiz şiddetini duyuyor musun?
Beni görüyor musun?
Bana yasakladığın sokakları vbiliyor musun?
Kör müsün ya da aptal
Her neysen işte bilmiyor musun?
Elimin kementi yok
Yok ruhumun cümbüşü
Yaknıyorasam,keyfi kederden ziyade bir durum içersindeyim!
Kendini soyup kavlamak asilce belki,
Donmuş anoılar var
Kuruyan dudakların üzerinde birer pırlanta bekçisi
Yasak meyvelerin zehirli kökleri gibisinBana bakıyor musun?
Tülden geçen bir geceden arta kalan
Hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı
Hiç bir şeyin ben gibi olmadığı
Hiç bir şeyin lanet olası sessizliğin gibi olmadığı
Hiç bir şeyin ikincisinin bulunmadığı,
Akabinde ilklerin harcandığı...
Resmiyetsiz şiddetim senden aylarımı istiyor ,yılımı
Sonrasında yıllarımı isteyecek!
Madem kömürsem
Israrla bir kıvılcıma sebep olduysan
Ateş olmayı göze aldıysan ve külleri savurmayı
Resmiyetsiz aşkım bunu kabul etmiyor
Çığlıklarıma kulaklarını tıkama
Gecenin karanlığından kurşuni fıtratıyla akan gözyaşlarım
var ya
Senden seni isteyen intikamım var ya
Runum göçüne şahit olmak isteyen bedenim var ya
Küfrederken sana
Öylece durma olur mu!
Anlat bana biraz
Ve unutma ..ne olur unutma ipeğimi
Bir dudak,bir diş ve bir dildi beni sana anlatan
Ben değildim içinde ki!
Biliyorum yoksun sen
Biliyorum gittiğini
Beni gecenin duvardan , soysuz ve kamçılı hırslarına emanet ettiğin için saol
Beni tek kelimelik pusulasız hoyratların şekline sürüklediğin için saol
Beni ürküttüğün için saol!
Teşekkür etme sakın ..
Sakın alçalma onun gibi
Keşke baksan ve ben anlasam
Eskiden olduğu gibi,
Oysa baksan şimdi
Yabancı bir dil gibi okurum seni
Ya da korkar kaçarım senden
Bok çuvalısın benim için!
İnanır mısın buna,
İnanman dileğiyle...
Bana kızma,hakkın da yok zaten
Cenk ettim imanınla sanki
İmanımı kaybettiğim için saol...
Seni kaybettiğim için...
Kanımı içtiğin için ve kanattığın için!
Gereksiz ve uslupsuz himayen için de
Keşke donsaydım bebeğim
Keşke donarak hayatta kalsaydım
Eritip toprağa kattığın için
Toprakla doyurduğun için saol sevgilim!
Kaybolduğumuz sayfanın adını biliyor musun?
Yağan şu yağmurdan korkuyor musun?
Acımın resmiyetsiz şiddetini duyuyor musun?
Beni görüyor musun?
Bana yasakladığın sokakları vbiliyor musun?
Kör müsün ya da aptal
Her neysen işte bilmiyor musun?
Elimin kementi yok
Yok ruhumun cümbüşü
Yaknıyorasam,keyfi kederden ziyade bir durum içersindeyim!
Kendini soyup kavlamak asilce belki,
Donmuş anoılar var
Kuruyan dudakların üzerinde birer pırlanta bekçisi
Yasak meyvelerin zehirli kökleri gibisinBana bakıyor musun?
Tülden geçen bir geceden arta kalan
Hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı
Hiç bir şeyin ben gibi olmadığı
Hiç bir şeyin lanet olası sessizliğin gibi olmadığı
Hiç bir şeyin ikincisinin bulunmadığı,
Akabinde ilklerin harcandığı...
Resmiyetsiz şiddetim senden aylarımı istiyor ,yılımı
Sonrasında yıllarımı isteyecek!
Madem kömürsem
Israrla bir kıvılcıma sebep olduysan
Ateş olmayı göze aldıysan ve külleri savurmayı
Resmiyetsiz aşkım bunu kabul etmiyor
Çığlıklarıma kulaklarını tıkama
Gecenin karanlığından kurşuni fıtratıyla akan gözyaşlarım
var ya
Senden seni isteyen intikamım var ya
Runum göçüne şahit olmak isteyen bedenim var ya
Küfrederken sana
Öylece durma olur mu!
Anlat bana biraz
Ve unutma ..ne olur unutma ipeğimi
Bir dudak,bir diş ve bir dildi beni sana anlatan
Ben değildim içinde ki!
Biliyorum yoksun sen
Biliyorum gittiğini
Beni gecenin duvardan , soysuz ve kamçılı hırslarına emanet ettiğin için saol
Beni tek kelimelik pusulasız hoyratların şekline sürüklediğin için saol
Beni ürküttüğün için saol!
Teşekkür etme sakın ..
Sakın alçalma onun gibi
Keşke baksan ve ben anlasam
Eskiden olduğu gibi,
Oysa baksan şimdi
Yabancı bir dil gibi okurum seni
Ya da korkar kaçarım senden
Bok çuvalısın benim için!
İnanır mısın buna,
İnanman dileğiyle...
Bana kızma,hakkın da yok zaten
Cenk ettim imanınla sanki
İmanımı kaybettiğim için saol...
Seni kaybettiğim için...
Kanımı içtiğin için ve kanattığın için!
Gereksiz ve uslupsuz himayen için de
Keşke donsaydım bebeğim
Keşke donarak hayatta kalsaydım
Eritip toprağa kattığın için
Toprakla doyurduğun için saol sevgilim!
11 Nisan 2009 Cumartesi
Anlatılanlar hikaye..
Kemirgenim diyorsun,kabuklu ağaçlar gibi
Kabuk bağlamış yaralar gibi
Köpüklü bir el uzanıyor ciğerime
Yalnızca anlattıklarını duyuyorum
Anlatılanlar hikaye..
Bir tek ucuza satılan mahçubiyetine üzülüyorum
Kaybolduğun sokağın başında
Şeklini bilmediğim bir el için ağlıyorum!
Elimi göğsüme koyup yasladığım sancıya
Kadim bir dostmuşcasına bağlanıyorum
Her geçen gün,geçmeden benden
Tel tel düşen yastıklı gölgelerin
Medeni kanamasına kaptırıyorum kendimi!
Senin gibi onun gibi herkes gibi yapıyorum
Bozulmuş süt gibi kokuyorsun bazen
Bazen çiçeklerin şahı gibi
Bazen bir zehrin merhemi sanıyorken seni
Kezzap gibisin,yanmış serseri ki beceremiyorsun da itliği!
Savrulmaya alıştımsa ben gocunmam şu halime
Yalnızca sorular boğuyor insanı
Bir celsede tek cüzde
Merak ettiğim memleketlerin kokularına uçmak istiyorum
Burdan fizana kadar kaybolup
Kavrulmak istiyorum!
Derine girdiysem çıkamamam normal
Aklımı yitirdiğimi sanıyorsun
Delice diyorsun,acınası belki
Oysa güldüğün sürece gözyaşlarıma
Tuzunda ilk önce sen kavrulacaksın
Kabuksuz tenin!
Önce sende tınlayacak bu bozuk ritim!
Kabuk bağlamış yaralar gibi
Köpüklü bir el uzanıyor ciğerime
Yalnızca anlattıklarını duyuyorum
Anlatılanlar hikaye..
Bir tek ucuza satılan mahçubiyetine üzülüyorum
Kaybolduğun sokağın başında
Şeklini bilmediğim bir el için ağlıyorum!
Elimi göğsüme koyup yasladığım sancıya
Kadim bir dostmuşcasına bağlanıyorum
Her geçen gün,geçmeden benden
Tel tel düşen yastıklı gölgelerin
Medeni kanamasına kaptırıyorum kendimi!
Senin gibi onun gibi herkes gibi yapıyorum
Bozulmuş süt gibi kokuyorsun bazen
Bazen çiçeklerin şahı gibi
Bazen bir zehrin merhemi sanıyorken seni
Kezzap gibisin,yanmış serseri ki beceremiyorsun da itliği!
Savrulmaya alıştımsa ben gocunmam şu halime
Yalnızca sorular boğuyor insanı
Bir celsede tek cüzde
Merak ettiğim memleketlerin kokularına uçmak istiyorum
Burdan fizana kadar kaybolup
Kavrulmak istiyorum!
Derine girdiysem çıkamamam normal
Aklımı yitirdiğimi sanıyorsun
Delice diyorsun,acınası belki
Oysa güldüğün sürece gözyaşlarıma
Tuzunda ilk önce sen kavrulacaksın
Kabuksuz tenin!
Önce sende tınlayacak bu bozuk ritim!
10 Nisan 2009 Cuma
İnsan olma izafiyeti!
Bir bebeğin gözyaşları kadar sessiz
Olabilir misin o kadar gerçek
O denli tek taraflı ve o denli olduğun kadar
Olduğun gibi kalabilmek için
Ve tükenmeden tek nefeslik somut düşler için
Belki de sen öyle öğrendiğini sanıyorsun
Oysa öğrenmenin eşiğinden düşüp
Yanlışın kucağında yoğruluyorsun!
Ve bir takım kimlik sorgularından kaçmanın
Vicdandan kaçmanın,karanlık
Ve bir o kadar da parlak yüzü...
Sen hiç böylesi bir gerçek gördün mü!
Çocuk gibisin...
Ki bir çocuk insan oluncaya dek güzel
Sonrası bir arsızlık,
Sonrası yalnızca acınası bir izafiyet..
Bir çocuk eninde sonunda insan olasıya dek düş gibi
Ve tertemiz bir yücelikte!
İnsan gibisin çocuk,insan gibi sağlıksız!
Ve kim bilecek tabi en gizli hikayelerini diye iç geçirirken sen
Görenler ve bilenler seni çocukken
İnsanlığına dair hikayeler yazıyorlar
Sessiz ve adice!
Sen çok fazla insan olmaya başladın çocuk...
Kendini kurtarmayı tek geçtim
Ki sen onur duyarken hayatından
Yazıklıyorsun kendini!
Biz insanlar özlüyoruz çocuk olmayı derken
Sen bize benzeme çocuk
Cıs denir ya hani,
Yanarsın,hikayesiz,suretsiz,varlıksız düşersin çocuk!
Olabilir misin o kadar gerçek
O denli tek taraflı ve o denli olduğun kadar
Olduğun gibi kalabilmek için
Ve tükenmeden tek nefeslik somut düşler için
Belki de sen öyle öğrendiğini sanıyorsun
Oysa öğrenmenin eşiğinden düşüp
Yanlışın kucağında yoğruluyorsun!
Ve bir takım kimlik sorgularından kaçmanın
Vicdandan kaçmanın,karanlık
Ve bir o kadar da parlak yüzü...
Sen hiç böylesi bir gerçek gördün mü!
Çocuk gibisin...
Ki bir çocuk insan oluncaya dek güzel
Sonrası bir arsızlık,
Sonrası yalnızca acınası bir izafiyet..
Bir çocuk eninde sonunda insan olasıya dek düş gibi
Ve tertemiz bir yücelikte!
İnsan gibisin çocuk,insan gibi sağlıksız!
Ve kim bilecek tabi en gizli hikayelerini diye iç geçirirken sen
Görenler ve bilenler seni çocukken
İnsanlığına dair hikayeler yazıyorlar
Sessiz ve adice!
Sen çok fazla insan olmaya başladın çocuk...
Kendini kurtarmayı tek geçtim
Ki sen onur duyarken hayatından
Yazıklıyorsun kendini!
Biz insanlar özlüyoruz çocuk olmayı derken
Sen bize benzeme çocuk
Cıs denir ya hani,
Yanarsın,hikayesiz,suretsiz,varlıksız düşersin çocuk!
8 Nisan 2009 Çarşamba
Küçük tımarhanenin sakin çocukları
Saklı bu şehirde göz ucuyla baktığın mutluluklar
Ya bir merdiven altında
Ya da sokak başında çullandılar üzerine
Bir cümleyi tamamlamadan az evvel düşündüklerine gelince
Kimisine göre zırva kimi için işkence..
Kimin umurudur ki içine sızan yüz bin kelime
Belli bir adı yok bu kafesin
Çırpınan duvaksız bir gelin gibi çaresiz
Can havliyle eşeliyor toprağı şu kahin
Sanki birazdan alıp gidecektir susuşları
Küçük bir tımarhanenin sakin çocukları için hediye
Belki…
Boşlukta kaybolan çalıntı yılları bir pabucun içinde
Giyip gitsen keşke zamanlarını
Şu caddede ki kırmızı renkli orospu siyahı
Yüksek ökçeli şu ayakkabı
Kabadayı bıyığı,köşe başı çırağı
Hepsi aynı oyunu oynuyor
Vur kaç bunların hepsi,durup dinlemek zor geliyor!
Zaman ki çalınmayı beker, umarsızca
Ya bir gören olur ya da bir sağır duyar sesini
Ki o zaman anlarsın bilinmeyen bir dildeki hüzünlü gırtlağını…
Tırmanmak gibi çıplak ellerinle cam kırıklarına
Boğulmak gibi ufacık bir denizin sebepsiz derin sularında..
Keşkelerle gelme şimdi saadet kucağıma
Biliyorsun ki parçadan bütüne yazdı bu hikaye…
Kambur bir hal aldı omurgan
Omurgam felç!
Bir duvar üzerinde cilasız adı
Adın gibi geliyordu bir zamanlar yirmi yıllık adresin
Şimdi o da yanlış,o da eksik
Sanki o da kaçmış senden ve sanki o da sebepsiz!
Gibileri yok saymak için,
Şeklini yok saymak gerek
Avuç açıp beklemiyor krallar önünde
Kraliçelerini emanet etmiyorlar senin yalak kabına
Onlar biliyor en azından zulmetmeyi
Sence değil bu işler boşuna bu çaba
Boşuna bu bıçkın delikanlı sayfaları!
Okuyamıyorsun kendi yazdıklarını dahi!
Saklıydı bu şehirde göz ucuyla baktığın mutluluklar..
Sen kenarından geçtin,
Bir parmak bal çaldın diline
Daha iyisini tatmak için bu yolu sen seçtin!
Sence değildi işte bu işler
Kefenini sen diktin!
Boşuna bu bıçkın delikanlı nameleri
Ben yazarken üzerini sen çizdin!!
Ya bir merdiven altında
Ya da sokak başında çullandılar üzerine
Bir cümleyi tamamlamadan az evvel düşündüklerine gelince
Kimisine göre zırva kimi için işkence..
Kimin umurudur ki içine sızan yüz bin kelime
Belli bir adı yok bu kafesin
Çırpınan duvaksız bir gelin gibi çaresiz
Can havliyle eşeliyor toprağı şu kahin
Sanki birazdan alıp gidecektir susuşları
Küçük bir tımarhanenin sakin çocukları için hediye
Belki…
Boşlukta kaybolan çalıntı yılları bir pabucun içinde
Giyip gitsen keşke zamanlarını
Şu caddede ki kırmızı renkli orospu siyahı
Yüksek ökçeli şu ayakkabı
Kabadayı bıyığı,köşe başı çırağı
Hepsi aynı oyunu oynuyor
Vur kaç bunların hepsi,durup dinlemek zor geliyor!
Zaman ki çalınmayı beker, umarsızca
Ya bir gören olur ya da bir sağır duyar sesini
Ki o zaman anlarsın bilinmeyen bir dildeki hüzünlü gırtlağını…
Tırmanmak gibi çıplak ellerinle cam kırıklarına
Boğulmak gibi ufacık bir denizin sebepsiz derin sularında..
Keşkelerle gelme şimdi saadet kucağıma
Biliyorsun ki parçadan bütüne yazdı bu hikaye…
Kambur bir hal aldı omurgan
Omurgam felç!
Bir duvar üzerinde cilasız adı
Adın gibi geliyordu bir zamanlar yirmi yıllık adresin
Şimdi o da yanlış,o da eksik
Sanki o da kaçmış senden ve sanki o da sebepsiz!
Gibileri yok saymak için,
Şeklini yok saymak gerek
Avuç açıp beklemiyor krallar önünde
Kraliçelerini emanet etmiyorlar senin yalak kabına
Onlar biliyor en azından zulmetmeyi
Sence değil bu işler boşuna bu çaba
Boşuna bu bıçkın delikanlı sayfaları!
Okuyamıyorsun kendi yazdıklarını dahi!
Saklıydı bu şehirde göz ucuyla baktığın mutluluklar..
Sen kenarından geçtin,
Bir parmak bal çaldın diline
Daha iyisini tatmak için bu yolu sen seçtin!
Sence değildi işte bu işler
Kefenini sen diktin!
Boşuna bu bıçkın delikanlı nameleri
Ben yazarken üzerini sen çizdin!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)