
Şu ışık saçan şey de ne?
Yoksa yanıyor mu o çok uzakta sandığım bahçenin canımdan güzel gülleri!
Ne kadar da içerimde, nasıl da sindi şu koku üzerime…
Yanmışız belli! Kıvranmışız çok ve ağlamışız yastıklar ucuz sürme kokana kadar…
Şu kumların içinden çıkılmıştı yola, şurada ki asfaltta bir nefes ara verilmişti ucuz aşklara…
Sözde hiç acımayacaktı bu defa, bu defa hiç yorulmayacaktık sözde…
Sözde kolaydı, şu palavradan sevdanın lüks seyahatleri!
Yeniden başımızı kaldırdığımızda yer değiştirmişti güneş ve ay
Gün ve gece…
Rüyalar, kabuslarla buluşup uğurluyorlardı uykuları…
Satılmıştı uykularda çok çok ucuza!
Tek mabedimizdi ya şu kararmış retina…
Aranıp duruyorduk kuru kuruya
Çalıntı malın hükmü olmaz ki unutmamak gerek lanetini!
Ne kaldı şu çemberin içinde aitliğine nail olduğum…
Bir çift gözse ki baksa da görmüyor belli
Ellerimse ki deli başım arasında
Aklımdıysa medet umduğum göçeli çok olmuş buralardan…
Bir bedense ki kuru gürültü,
Şeytanın tapınağı!
Ne de olsa acizlikle avutulmuş insan evladı armağan diye!
Çalıntı malları bilmiş hep helaldir diye!
Satmış sonra da bir çürük elmayı iki dirhem bir çekirdeğe!

1 yorum:
Bir bedense ki kuru gürültü,
Şeytanın tapınağı.
Ben sadece yazının burasıyla ilgili içimden geleni yazmak istiyorum:] Harika!
Bu kadar derin yazıyorsun, bazen nereye gittiğimi anlayamıyorum. Sonra bir yere tosluyorum ve yeniden uyanıyorum, bakıyorum, okumak için dursam mı acaba, ama bitmiyor devam ediyor. Sert ve anlamlı bir söz daha çıkıyor yeniden, yine uyanıyorum aniden. Senfoni gibi:]
Ve yine bu kadar derin yazıyorsun, ruh üstünken beden şeytan tapınağına dönüyor yazılarını okurken. İşte burası çok güzel.
Yorum Gönder