
Hiç istemediğin bir şehrin, hiç sevemediğin sesleri
Köşe başı kaçakları, hayatından sokaklara akanların yaladığı caddeler!
Caddeleri aydınlatan sokak lambaları yüzleri de aydınlatabilseydi ya!
Hangi sokak kime çıkar,
Hangi caddenin adı bir anı travması yaşatır ki
Gözbebeklerimden yanaklarıma doğru süzülen çığlıklar bu denli koyu…
Peki ya hangi el temiz şimdi?
Hepimiz yağan yağmurda, çamur tarlasında kaçışıyoruz ya bir yerlere…
Oysa her yüzde bir asalet her bedende bir saadet
Sanki kır çiçekleri kokluyoruz ya kadimce!
Ağır ağır kapanıyor bu defter…
Her sayfasını düne hediye ettiğim,
Gümüş bedenlerin hikayesinin altında kaldı kelimler…
Bu acizlik horgörülmüşlüğün kefili…
Belki de bedeli ödetiliyordur sessizce…
Kimliksiz hayırseverler çıkmıştır kabuğundan
Geçmiş günahlarından arınmışçasına ve bir de ezelden masummuş gibi…
Sırtını verdiğin soğuk bedenlerin sıcak ruhlarının olmasını beklemekte ne kadar da saftık…
Fazla yeşil çam kokusu kaçmıştı genzimize
Boğulmadan su içmeye çalışıyorduk ki sanki bir sanattı ölmeden yaşamak…
Film karelerini sildik zekice, yerine sahneler koyduk ağır romanlardan
Bu da kurtarmıyorsa, ne alırdı ki sancıyı..
Daha ne kadar yaşanır ki bu aymaz akıllarla, daha kaç sokak geride bırakabilirsin sinsice
Ve adını anmadığın, sefaletinin bekçileri olmuş bebeklerini kimlere parçalatmak istersin ki
Ellerin kana doymasın daha,
Daha çok erken…
Oysa ne hoş bir edası vardı rüzgarın salıntısının
O ne ferah bir öğüt ne camdan bir kalpti…
Her kelimenin bir şarkısı vardı dilinde
Ve sen dinleyemeden güneş açtı uçsuz bucaksız kalbinde
Farklı kutuplarda can buluyordunuz ya
Sen aylarca geceye gömülmüştün şimdi ,
Oysa hiç bitmeyen bir sabahın tatlı dilinde esiyordu usulca!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder