
İçine düşmeyecektik bu kuyunun
Suyu kirli,dünyası kayalık ve soğuk!
Sızmayacaktık içine yumrukların
Dolmadan boşaldı bu kap…
Unutulduk derinin ve karanlığın saflarında
Aydındı nasıl da her yer..
Gündüzler,geceleri kıskanıyordu
Geceler ışıl ışıl,geceler uzun ve aydın…
Kim derdi ki bir taşa takılıp düşeriz diye
Bir taş ki göz göre göre yardı dizlerimizi
Olmayacaktı işte!
Duyulmamalıydı güzel seslerin hırçın sevdaların gözyaşları
Acıdıkça acıdın, acıdıkça acıttılar!
Kanatıyorlardı düşlerini
Ve ben izlerken sanki bir devrin ıssızlığa gömülüşünü
Çalıntı umutlarımdı başrollerin ekmekleri…
Keyfe keder, yalnızlığa değerdi her şey
Şimdi de yalnızlık bir kader kadar gerçek bir mahkumiyet
Sonsuzluğun ışığını görmekten çok uzakta, ki yarını görmek bile işkenceyken bazen…
Sonu gelmeyen cümlelerin içinde
Hep bilinmeyenle dost, hep olmayana aşık
Olamayana ya da!
Bir düş oyunu tüm bunlar, çakıldığım yer gerçeğin sıfatıydı
Rüyalarından ,kabuslarına uyanırken gecenin bir yarısı
Yeniden boşluğu kokluyordun,kollarında ve süzgeçlerinde
Süzgeçlerindi aşkı sana solutan ve sen bir deniz kızı değildin
Okyanusundun ve içindeydin sonsuzluğun ta ki dalgalar seni kıyıya vurana dek!
Çırpınarak ,kendini bir deniz kızı sanarak öldün sen.
Ve uyandın bir sabah
Bedenini dışardan gördün ilk defa..
Küçük bir balıktın ,okyanus kusmuştu seni
Ve kokuyordun acı acı…
Birilerinin kanı seninkine karışmıştı
Ve bir deniz kızı değildin sen
Süzgeçlerindi aşkı sana solutan!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder