23 Ağustos 2009 Pazar

Sonlar

Sessizliğin içinden çıkan
Kül renginde, boğuk sesli
Yağmurun bıraktığı izleri kuruttun
Her yol birbirine benziyor şimdi
Yoğurduğumuz zamanla beraber kuytu köşeleri
Savunmasız tül perdeler gibi
Ardı ardına açılmış sayfalar
Biri diğerinin habercisi
Yoğun satırlar, asi dizeler
Kastı olmayan hain bir düş sandım
Can havliyle koşup sarıldığım
Kuru bir gövdeymiş, çürük ve kokuşmuş
Yoksul ve kıymetsiz ruhunun eksikleri
Yavaş yavaş içine çeker kefaretsiz sessizliklerimi
Kaba tabiriyle açılır kapılar kayıplara
Bilinmeyenler sever yontuk kelimeleri
Can havliyle kaçtığım
İs kokulu, çürük yalnızlığın
Kopardı beni küçük bir çocuğun ellerinden
Sade bir düşün içinden,
Koyu kırmızı destanlara yazılmak
Siyahın rengini öğrenirken
Beyaza acıkmayı marifet sanmak
Ve son bildiğin bir öncekini ezerken
Kölesi olmak ilk doğrunun, son hatanın
Zaman böyle seslenir işte
Koyduğun son noktanın,
İzi geçer her cümlene
Her son dediğinde,
Ucu açık bir kalabalığa bırakırsın istikbalini
Bütün sonların,
Kalabalık yalnızlıklardan ibaret şimdi

Hiç yorum yok: