Ellerini tuttum buz gibi
Gözlerin yorgun ve hırçın
Öyle mutsuzsun ki, hissedebiliyorum
Uyutmuyorsun geceleri,
Sen uyusan bile…
Kaç defa da harcanır bir kalp
Kaç kere geçmelidir elinden
Ellerden geçmesi kaç saat sürer
Kaç yıl biçmeliyim bir yürek adına
Nereye kaçtığını zannediyorsun acaba?
Boş bir arsa yok bu dünya üzerinde
Senin sığabileceğin kadar büyük!
Topla, tüfekle vuran mı vardı?
Yoksa intikam mıydı senin ki,
Kimin gölgesinden kimi kaçırdın?
Neyle, nasıl cezalandırdın dünleri?
Şimdi soluksuz koşuyorsun,
Oysa ben görüyorum yürüyorsun sadece!
Bir damla su istemek için bile doğrulmuyorsun
Oysa muhtaçsın evveline…
Çok mu gururlusun, çok mu utanıyorsun yoksa
Yoksa çok mu kötüsün, iyiyim diyebilecek kadar?
Onun için mi bu nahoş mealler!
Sanıyorsun ki kurtarır küçük bir pencere
Az biraz sıcaklık,
Belki ince beller, belki yüksün karılar
Belki iki ter atarsın omzundan
Ya da iki saç teli düşer aklına
Sende düşersin sonra
Aydan yıldızlara
Oradan dünyaya çakılırsın,
Gömülürsün inceden,
Günah toplamış yastığına!
Her sabah aynı güne uyanırsın
Her gece uçurumlar bekler kapında...
Seni yağmur sesi kurtarır
Ağaç kavuğu kurtarır
Kuş sesleri affeder
Sabah sessizliği anlatır
Gece karanlığı dinletir
Seni önce bir kadın affeder,
Sonra sen affedersin,
Sonra vesselam yine aynı gün, aynı gece!
Sonra bir ezan sesine kapılırsın,
Bakmışsın bir adım atmışsın sadece
Milyonları geride bırakmışsın!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder