Sonuçta hatalar hatalar üzerine biniyor ve doğru bildikleri insanın yanlış çıktıkça bir anormallik seziyor hayat damarlarının sağlıklı oluşu konusunda.Ya kan akmıyor ya da sızdırıyor olmalı bir şekilde.Yoksa böyle körü körüne atlamak denize, hem de yüzme bilmeden, hem de boyu geçtiğinde…Yok, bu büsbütün delilik ya da delice inanma isteği güzel olan bir şeylere.Aç olmak ya da güzel olana... Ya da doğruya ya da bunun gibi bir şeylere işte bu dünya üzerinde kıtlığına doyulan.
Oysa yok öyle bir dünya.Yok böyle bir koy, böyle bir deniz kenarı öyle bir ağaç gölgesi yok.Sabaha karşı belki, en fazla kendinleyken, en fazla sen şahitken sana…İşte sadece o yaşanmışlıklarda bırakıyor pişmanlık peşini.Kaçmıyorsun, kovalamıyorsun.Duruyorsun, küçük hareketlerle.Dinlemiyorsun böylece, dinlemiyorlar seni, anlatmıyorsun, anlatmak gibi bir problemin yok, anlaşılmak gibi bir gayen.Sonuçta hep topu sensin işte.Bir başına, bir başınla bu dünyayla ruhun arasında gidip gelip kaynaşıyorsun benliğinle.
Ve her gece bittiğinde bu koy da kararıyor, bu denizde boğabiliyor.Sözde aydınlık temiz bir zift çekiyor herkesin üzerine.Kimse kimseyi görmüyor.Gölgelerden ibaret hayatlar, saniyelere tabii samimiyetler, anlardan ibaret duygular, seslerden ibaret sözcükler …
Ve geceye giren bir kin olabilir misin sen?
Onu da benden sen çalmış olabilir misin?
Ya da yalnızca tazesindir biraz,
Biraz eskiyince bu geceye sen de bir mezar taşı armağan edecek olabilir misin?
