4 Eylül 2010 Cumartesi

uyanana kadar hepsi

Elimden geldiğince düşünmüyor, elimden geldiğince itiyorum zamanı.

Toz kondurmuyorum en sevdiklerime o yüzden onlar beni kazığın üzerine kondurmaya çekinmiyorlar mesela...

Of çok sıkılınca takılıyorum işte böyle.

Tesadüf diye bir şey yoktur!
İnsan ister, bekler ve gerçekleşir.Bazen öylesine anlam dışı kalır ki her şey, gerçeklik öylesine düş kadar soyutlaşır ki, işte o noktada kaybolursun.

ve insan en çok ''çok değer verdiklerini'' değersizleştirir bir kalemde.Onun değer sandığı küfür kadar can yakıyordur kimbilir.
Ve öyleyse eğer,
nasıl bir konuşmaktır bu aynı dilden aynı yerden.Nasıl bir susmaktır bu, hep yanlış cümleler içinde yüzen.

Kimseye anlatamazsın.Anlatmayı denesende yorulmuş küçük çocuklar senin hikayenin peşinden koşmazlar.Ne anlamak için ne yardım etmek için.Üşengeç elleri ve dilleri ve hatta yürekleri sınanır bu yolda.Onlar farkına bile varmazlar.

Kimseyi yormak istemem kimsede beni yormasın lütfen''
Ama kim dinler ki böyle nacizane fikir artıklarını.Hedefe kitlenmiş sayborglar misali, cümbür cemaat ve sadece ele geçirmek ve yoketmek isterler tüm huzurları.

İşte onlar , işte siz.Evet evet size diyorum, huzur yiyicileri!!

Küçük evimde küçük hayatımla mutluyken ben, size yer var mı yok mu bunu bile anlayamadan ben, bir elinizle beni diğer elinizle hayatımı tutup, beni tam bir sirk hayvanına çevirmeyi arzu etmek nasıl bir ruh bozukluğunun eseridir acaba?

Ve siz, evet evet siz.Bana mı diyor acaba diye içinden geçirenler ve geçiren.Eeğer içinden bunu geçiriyorsan, emin ol ki sana diyorumdur.Çünkü çok net kızıyorum ben.

*******


ve bir duman yükseliyor yine bilmediğim bir tepeden
yanına gitmek istiyorum bir umut
Belki kurtulurum tüm yoksunluktan ve ruhsuzluktan
belki kurtulurum biraz olsun üzerime düşen gölgelerin ağırlığından
ılık bir rüzgar esmeli diyorum,
ılık bir rüzgar ve üzerine eylül yağmurları süzülmeli
hepsinin altında ben, hepsinin gerisinde siz.
gözlerimin tam önünde güzellikler,
gözlerimin tam önünde bir sevgi
vazgeçilmez, korkak, umutsuz ...
gözlerimin içinde bir düş
yeşile çalar kendini
yüreğimde bir düş
uyanana kadar hepsi.

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Şimdi

Birbirimizi parçalayalım
Hadi!
Şimdi tam zamanı sessiz atların
Yutalım acımasızca, diri etlerimizi
Nasılsa ruh kaybolur gider bir gece vakti
Ansızın diner acılar
Hep aniden gelir mutluluk gibi huzursuzluklar

Bunu bir hünkar gibi dimdik söylerse mahcup
Pişmanlığı dişlerinin arasında kenetli
Sırf bu yüzden kırpık, sırf bu yüzden eksik

Yoksa savaşıyoruz biz
Hem seninle hem onlarla
Hem vurdumduymaz bir kayıpla

Aniden vurur kalp atışları fikir rüzgarlarını
Biribirine karışır sis ve bulut
Rüzgar fırtına sanılınca
Bir kaşık suda da boğulunabilir.

24 Haziran 2010 Perşembe

yok böyle bir koy

Sonuçta hatalar hatalar üzerine biniyor ve doğru bildikleri insanın yanlış çıktıkça bir anormallik seziyor hayat damarlarının sağlıklı oluşu konusunda.Ya kan akmıyor ya da sızdırıyor olmalı bir şekilde.Yoksa böyle körü körüne atlamak denize, hem de yüzme bilmeden, hem de boyu geçtiğinde…Yok, bu büsbütün delilik ya da delice inanma isteği güzel olan bir şeylere.Aç olmak ya da güzel olana... Ya da doğruya ya da bunun gibi bir şeylere işte bu dünya üzerinde kıtlığına doyulan.

Oysa yok öyle bir dünya.Yok böyle bir koy, böyle bir deniz kenarı öyle bir ağaç gölgesi yok.Sabaha karşı belki, en fazla kendinleyken, en fazla sen şahitken sana…İşte sadece o yaşanmışlıklarda bırakıyor pişmanlık peşini.Kaçmıyorsun, kovalamıyorsun.Duruyorsun, küçük hareketlerle.Dinlemiyorsun böylece, dinlemiyorlar seni, anlatmıyorsun, anlatmak gibi bir problemin yok, anlaşılmak gibi bir gayen.Sonuçta hep topu sensin işte.Bir başına, bir başınla bu dünyayla ruhun arasında gidip gelip kaynaşıyorsun benliğinle.

Ve her gece bittiğinde bu koy da kararıyor, bu denizde boğabiliyor.Sözde aydınlık temiz bir zift çekiyor herkesin üzerine.Kimse kimseyi görmüyor.Gölgelerden ibaret hayatlar, saniyelere tabii samimiyetler, anlardan ibaret duygular, seslerden ibaret sözcükler …

Ve geceye giren bir kin olabilir misin sen?

Onu da benden sen çalmış olabilir misin?

Ya da yalnızca tazesindir biraz,
Biraz eskiyince bu geceye sen de bir mezar taşı armağan edecek olabilir misin?

1 Haziran 2010 Salı

....

Sadece yılmamak...
Bu hayatta her zaman yalnız ve tek başımıza olduğumuzu anladığım yegane günlerden biridir bu.
Bazen size en uzak ve en beklemediğiniz insanların elleri sizi uçurumun tam kenarında yakalarken; kimi zaman da en yakınınız olacakların elleri aynı uçurumun kenarında size çelme takıyor.

Çelmelere ağlamaktan ellere sarılamadığım anlar oluyor ama bu sefer farklı.Artık kendim için ve kendime çalışıyorum.Dönüştüğümü bilmek beni mutlu etmese de güçlü kılıyor!

9 Mayıs 2010 Pazar

Böyle zamanlar

Kilometrelerce uzaktayım o küçük şehirden
Oralardan buralara tek bir parça getirmedim yanımda
Ya da yalnızca öyle zanneder ya bazen insan
Öylece kendimi kandırmak niyetindeyim
Utanmadan!

Saatlerin, günlerin, ayların ve yılların
Tüm bunların anlamsız olabileceğini görmek,
Koşulların törpülediği durumların
İnsanı nasıl da birbirine kattığını anlamak
Hiç bir şey yapamamak, seyreylemek
Gideni, gidenleri, gelenleri, kaçanları
İşte böyle zamanlar da bilhassa ben,
İnanmak istediğime inanır, onu gerçek kılarım.

Sanki uzun bir yolculuğun sonuna geliyorum
Yavaş yavaş içime çekiyorum geçmişi
Hepsini kusmak niyetindeyim oldukları zamana
Ve bugün, burda geçerli olan
Benim, sensin, onlar,
Biziz...
Koşulların konumlandırğını bizler!
Konumların sorgulattığı hallerde,
Sorularla ve cevapların ağırlığıyla boğuşuyoruz...

Ben değiştim, sen değiştin, o değişti
Ben değişmeye devam edeceğim, sen de öyle
O da bambaşka biri olacak
İşte böyle zamanlarda bilhassa ben,
İnanmak istediğime inanır, onu gerçek kılarım.

Ve şimdi ben, yeniden inanıyorum,
Yeniden ve hiç olmamış gibi...

26 Nisan 2010 Pazartesi

Ne önemi var

Göstermek zorunda mıyım sana gerçeklerimi
Bilmek zorunda mısınız her şeyi?
Böyle kurcalayınca ne oluyor sanıyorsunuz,
Daha mı güzelsiniz şimdi
Ya da dürüstlük istediniz diye
Daha mı dürüst bilmeliyim sizi?
İnanmalı mıyım size?

Ne önemi var...

Buruk buruk bir kenarda oturmamın
Ya da ne önemi olabilir ki
Herhangi bir bankın üzerindeki adının...
Ne yapabilir ki bana şuncacık harfler!
Zafer kazandığınızı mı sanıyorsunuz?

Acı içinde yanılmakla yüzleştiğinde göreceksin
Acı içinde seninle nasıl yüzleştiğimi...

Kokular ve tatlar geçersiz tanıklar artık,
Sen yaşlandıkça, onlar da eskiyorlar...

24 Nisan 2010 Cumartesi

Bir cumartesi gecesi kararırsa ne olur?

Bir cumartesi gecesi kararırsa ne olur?
Ilık rüzgar keserse etlerini,
Saçlarını yolarsa yıldızlar
Kim dağıtır bu sisli çığlıkları?

Ter dökmüyor artık hiçbir hayat bir başka hayat için!

Sakladığımız ruhlar,
Şu bedenlerimizde sonsuz denizlerden derin
Şu kısacık hayatlarmızın içine saklanmış kayıplar,
Kaybolanlar...

Sisle beraber doğar mı güneş?
Cevabını bildiğimiz soruları sormaktan vazgeçmeyiz,
Biz umut bağımlıları, biz güz arsızları
Hep bekleriz,
Hep daha ilerde durur ancak daha geriden takip ederiz.

Bir cumartesi gecesi diyorum,
Susarsa herkes ve sen konuşursan yalnızca
Yahut yalnızca ben seni duyarsam ne olur?
Tüm inciler dökülür, bütün camlar parçalanır
Ve tamamı sen olursun tüm kırıklıkların
Tamamı sensin, yokluklarımın
Ve sen hiçbir şeysin aslında
Ben seni değil, beni özlüyorum!
Bu kadar bencil olmayı biliyorum artık,
Bu kadar arsız!

Bir beden özlenmez, kimse kemiği ve deriyi özlemez
Herkes soyutu özler, çoğu zaman anlayamaz bile neyi aradığını,
Neyi kaybettiğini anlamaz çoğu zaman.
Bir cumartesi gecesi karardığında görür
Neyi, nerede, ne için, nasıl kaybettiğini...

Şimdi bir cumartesi gecesi kararırsa ne olur?

Ne dünya yıkılır, ne de sen altında kalırsın,
Yalnızca geçer gidersin,
Kendi toprağından havalanan tozları yutarak...
O sisli denizi içine çekersin ve susup dinlemeye devam edersin
Ta ki susuncaya dek,
Ta ki sen dinlemeyi bırakıncaya kadar...