18 Ocak 2011 Salı

İçimde bir bilmek var

İçimde bir ağlamak büyüyor
İçimde bir gülmek
Neydi derdi zamanın
Yordu bizi
Bir gömleğim var beyazdan kırık
Bir ceketi, sanki sığınak
Bir tarağım var yolmak hayatımdan
Yolmak
Tutam tutam nefesimden
İçimde bir gülmek var
Mutluluktan değil sevinçten değil
İçimdeki gülmek sevgisine
İçimde bir ağlamak var demiştim
O ağlamak bu sevginin densizliğine
İçimdeki ağlamak bilmekten geliyor
İçimde bir bilmek var
Daha yakın bugün,
Daha yakın yarın,
Daha yakın bir gün bugün!
Ama dışıma baksan,
Cennetteyim bugün...

8 Ocak 2011 Cumartesi

Düşmeden Düşünmeye Çalışanlar _ II _

Ve işte başlıyorum yazmaya çünkü, artık hayata dair olan bazı şeylerden eminim. Tüm bunları yazmak içinse fona harika eserler seçtim; je crois entendre encore ve Kieslowski’nin harika filmlerinden biri olan veronikanın ikili yaşamı’nın soundtrack’i. Okurken dinlemenizi tavsiye ederim.
Evet, sanıyorum ki artık insanın ne olduğunu biliyorum. Az ya da çok. Ama artık onlar sebebiyle daha az üzüleceğimi düşünüyorum. Çünkü anladım ki, insan kadar değersizliğe mahkum edilecek bir başka canlı yok bu dünya üzerinde. Evet yanlış anlamayın ama kediler değil, nankör olan bizleriz.
Ve bir gönül ilişkisi ne öğretebilir ki demeyin sakın !
Sevgi ilişkileri üzerine kuruludur bu dünya. Arkadaşlıklar, aşklar, aile ilişkileri hatta iş ilişkileri bile. Dünyamız sevgi ilişkileri üzerine kuruludur ya da sevgisizlik ilişkileri üzerine. Öyle ki sevgi yanında şefkati, vicdanı ve merhameti taşır. Sevmediğiniz birine dokunamazsınız hayatınızı paylaşamazsınız, sevgi duymadığınız bir arkadaşınıza dürüst ve yeterince paylaşımcı davranamazsınız, sevgisiz bir ailede büyüyerek sevgiyi öğrenemezsiniz, sevmediğiniz bir işi yapmak devamlı bir eziyet demektir. Tabi tüm bunların yanında söylediklerimin tam tersi halinde yaşayan milyonlarca insan olduğunu reddetmiyorum yanlış anlaşılmasın, işte onlar benim size anlatmak istediğim güruh. Çünkü diyeceğim şu ki, sevemeyen insanlardan korkmalısınız! Çünkü sevgisizlik bir sonuçtur, merhametsizliğin ya da vicdansızlığın sonucu.
Ve daha acısı bu vicdansızlıklarla karşı karşıya kalmış bir insan sevmekten vazgeçebilir. İşte bu dünyanın en büyük suçudur. Bir başkasının elinden, sevebilme yetisini almak. Çünkü o acı güruha bir kişi daha eklemek, bu dünyayı biraz daha az yaşanılır kılıyor her seferinde. Canı bunca yanan birininse ilk yapacağı kendisine yapılanı hızla bir başkasına yapmak olacaktır. Çünkü taraf değiştirdiğine göre ve artık üzülmek istemediğine göre bunu yapabilecek gücün kendisinde varolduğunu kendisine kanıtlamalıdır. Bu bir hastalık gibi yayılır. Bilinç dışı bir örgütlenme adeta. Ve Kafka’nın da dediği gibi iyiliği bilen bir kötü olarak sinsice bir başka ‘’iyi’’ olan hayatın içine dalar.

Düşmeden Düşünmeye Çalışanlar _ I _

Düşünmek bazen can sıkıcı olabiliyor.Ne yaptığını neden yaptığını sorgulamak…
Sanki o an, her şey gerçekleşirken, sonrasını düşünme ihityacını hissetmişsin gibi.Yaşarken her şey gereklidir ve olması gerektiği gibi oluyordur aslında.Geriye bakmak geresiz bir eğilim, geride olanlar yani olup bitenler adı üstünde artık üzerinde herhangi bir değişiklik yapamayacaklarındır.Ve biliyorsan ki her geçen gün daha kırık olsan da daha güçlü olduğunu, yaşananlar iyi ki olmuştur.Pişmanlık dediğin şey yüzeyde yaşayan insanların ve tehlikeli yalancıların oyunu olabilir ancak.Pişmanlık en basit şekliyle tehlikeli bir tür içini rahatlatmadır çünkü; farkında olmadan geleceğine setler çekersin.
‘’Bir daha yapmayacağım…’’
öyle bir an gelir ki bir daha ve bir daha yaparsın. Çünkü mutluluklar pişmanlıklardan yücedir ve sepepler sonuçların üstündedir her zaman!

7 Aralık 2010 Salı

yalın_azlık

Ve unutmak yüzüstü düşerken andığım her şeyi
Hatırlamak aynı zamanda hep reddettiğim o kızgın gerçeği
Yalnız kalmak, yalnız olmak ve aşık olmak yalnızlığa
Bilmeden onunla bir hayat kurmak ona alıştıkça onun esiri kalmak
Yalnızlık dediğin bir kendim bir ben
Bir üçüncü sığdıramaz içine
Dışında böler onca sevinci, içinde büyütür
Solmaz her hüzün çiçeğini
Onu her terk edişinde daha büyük bir özlemle geri döner sana
Her dönüşünde daha terk edilmez olur,
Kalır …
Yalın bir gerçek
Ben.
Ben ben derken
Ya sen?

20 Kasım 2010 Cumartesi

...

İnsan neyi kaybetmekten korkar
Neyi kaybetmekten
Onca ayı bağışladıktan sonra bir insanoğluna
Şimdi vazgeçmen gerektiğini söylüyorsan
Bu güç müdür, mecburiyet mi, zaaf mı ?
Hayal dünyasının derinlikleri derindir
Boğulduğun sıfatla yeniden uyanırsın kabusa
Ve belki de hep kabusa inanmalı
Düşmemek için hayal çukurlarına
Hayal çukurları kırdı benim bileklerimi

7 Kasım 2010 Pazar

çocuk

Farklı olmalıydı
Farkı vardı
Var olduğunu sanmıştım
Sualsiz mutluluğun adı yok
Ve kayboldu
Boşlukta sayılı günler

Keder dediğin üç günlük yalnızlığa eşlik
Deliymişim deliye gün verdim
Gün içinde sayısız ruh
Ruhum tenden ayrıldı bir gün
Ölü beden kimsesiz çocuk

Çocuk ,
Bir Kabul
Çocuk bir aşk
Çocuk …
Yalnızca bir düş
Delice kemik
Umutsuz bir yol
Bir yokluk bu çocuk.

Kementini saldım bende yalnızlığın
Hangi rüzgara yelken açsam
Hangi denize bir gül atsam
Açsam çiçeklerce ve ölsem
Öldürmeyi göze alarak
Gönüllüleri var bu işin hem
Gel desem ve git
Bende biraz yangın bende biraz acı olsam
Biber gibi.

Tenini unutsam sonsuza dek
Fikrini içsem ve bitse bu bir bardak acı su
Içinde boğulmadan boğsam içimde
Ne rengi kalsa onun da ne adı
Tıpkı onlar gibi . . .
Bir isim olsa o da yalnızca
Bir göz bir dudak ve bir nefesten ibaret kalsa
O da tıpkı onlar gibi.

1 Kasım 2010 Pazartesi

...

Eriyorum...
Damarlarımdan çekiyor hayat
Aklım tuzla buz ve bilmekte güçlük çekiyorum
Doğru olan hangisi?

Sana ne demeliydim
Ne dememeliydim
Sen olmalı mıydın?
Neden izin verdim?
Sessizliğim suratıma bir tokat gibi çarpıyor bazen
Canım yansa da susuyorum
Susmayı ilk kez deniyorum üstelik

Sözdeliklerden sıkıldım
Olmuş gibilerden varmış gibilerden sıkıldım
Yüzümün döküldüğü yerde duruyorsun
Sende onlar gibi
Aynı yerden bakıyorsun.

Daha iyi değilsin
Daha kötü değilsin
Tıpkı onlar gibisin
Ve işte beni asıl bu yoruyor.