14 Haziran 2008 Cumartesi

Öğrenecek Çok Şey Var...

Kaptırdığım suların derinliği çok açık

Ama korkmak saçmalık...

Çok geç olduğu zaman endişeler hep saçmalıkdır zaten...

İsteyerek ve bilerek girdiysem eğer hikayeye

Tüm kahramanlar yük artık üzerimde

Ölsem desem mesela ki iyiler hep kazanır hikayelerde
Olmaz sanırım...

Terketsem desem,ki iyiler bırakıp gitmez ...

O zaman vazgeçeceksin bir şeylerden..

Ya erdemlerinin iplerini sereceksin yerlere

Ya da melekcilik oynamayı sürdüreceksin

Mümkün olsaydı eğer çok isterdim

Yanlışlarıma rağmen iyi ve erdemlerime rağmen

Arada bir kötü olmayı ...yani aslında insanca yaşamayı

Ve hayır demeyi..öğrenmek isterdim...

Ve öğretmek isterdim

Hayır dedinildiğinde cehennem kılıçlarını hazır etmemeyi

Ve evet denildiğinde cennet bahçelerinin çiçeklerinden

Taç armağan etmemeyi...

Çünkü kılıç adalet için kan,

Çiçekse öldürmek için bahar kokar bazen...

Oysa henüz yeterince büyümedim

Ki hiç bir zaman büyüyemeyeceğim yeterince

Şimdi yirmiyim,kırklar var

Yarın kırklarımdayken ben,onların altmışları olacak

Ve öğretmek için sonunda hep çok erken olacak..

Oysaki erdem biriktirdiğin yıllardan değil

Ruhun hamurundan gelir...

Oysaki bilgelik katettiğin fi kilometre yıldan değil

Ruhunun ışığından gelir...

Bunları da öğretmek isterdim ama dedim ya..

Ben henüz yeterince büyümedim...

Ve işte bu yüzden,ne iyi ne de kötü olabildim

Yanlışlarıma rağmen iyi,erdemlerime rağmen

Arada bir kötü olamadım bu yüzden...


Belki de ben de bir şeyi kaçırdım bu arada

Belki ben de yanlışlarıma rağmen iyi ve erdemlerime rağmen

Arada bir kötü olmalıydım..

Hem de size rağmen...

Ve insanlığın tanımı değişmişken..

Belki ben de bunu öğrenmeliydim ..

Bilmem...

13 Haziran 2008 Cuma

TEK TON TEK RİTİM..YA SONRA...?



Gününü,zamanını,anını beklemek.Bıraksan hep beklemekle geçicek hayatımız.Belki de!İstekleri,istenilenleri anlamakla en azından anlamaya çalışmakla.Her ruhta ne kadar da farklı kokular var oysa.Binbir çeşit insan ve ruh..Binbir çeşit beklenti...


Onların zihinlerinde olduğumu varsayıyorum da,hiç birine hakim olamazdım aynı anda(sanırım).Tüm bu ruhlar artık o kadar da esrarengiz değil oysa.Ne de olsa hayat mecbur kılıyor bir takım yanlışları doğru kılmayı(ki ben bu mecburiyeti reddediyorum).İnanmak kabullenmek istemesen de,bir anda yılıyorsun ve farkına bile varmadan bir de bakmışsın ki karşında durduklarının içinde,hem de tam ortasındasın.


Hep aynı yılışlar,aynı gülüşler,aynı gözyaşları...


Artık insanlar en çok parasızlığa ve aşksızlığa ağlıyorlar ve nedense insanlar artık yalnızca ağlıyorlar.Onca renk ruh,artık sadece tek rengin tonları kadar birbirinden farklı olabiliyor.Herkes şikayet ediyor,oysa kimsenin umurunda değil yanlışın başladığı yerden doğruyu yaşatmak.


Kime sorsan ya yanlış ya da eksik bir hayatın parçası.Hatta öyle ki insanlar artık kendi kendilerine bir şeylerin parçası bile olamıyorlar.Hayat dışında,o da hasbel kader,engel olamayacakları bir durum.


Oysa bir ruha sahip olmak demek,diğerleriden farklı bir adıma sahip olmak demek.Onun yüceliğini anlayabilmek ve onu sahiplenebilmekse,seni ''kendin'' olmaya sürüklemenin tam karşılığı.Ancak artık insanlar tek rengin yalnızca tonları kadar farklı,az önce de dediğim gibi...


Kendin olmaktan kaçmak,uzaklaşmak...Sanki bir tür hayatta kalma turnuvası.Oysa keşfedecek çok şey var.Yeniden Amerikayı keşfetmek aptallık olurdu ya da Babil'in asma bahçeleri kadar güzel bir şey olmadığına inanmak veya her şey artık var daha ne kaldı geride esrarengiz olan diyecek olursanız aynaya bakmak yeterli olacaktır(küstahlık belki ama aklı yerinde olanlar için söylüyorum,yeterli olacaktır).


Dünya üzerinde insan dilinde keşfedilecek hiç bir şey kalmadı diyebilmek için önce insanı yok etmek gerek.Yani kendi varlığını.Dünyanın en büyük sırları Mısır'ın piramitlerinde değil oysa ya da yalnızca Nil'den izlediğin yıldızlar o kadar güzel parlamıyor.Henüz keşfedilmemiş bir ruhtan daha gizemli ve daha parlak bir cevher olamaz.Ancak insanlar paranın yarattığı ışıltının sahteliğine ve şehvetin içindeki avam heycanın anlık büyüsüne kapılıp tek ton,tek ritim de hayatlar yaşıyorlar.Sorsan belki de herkes özgür ancak herkes aynı.Oysa özgürlük ruhu ve farklılığı çağırır.İnsanlar derinlerini yitirdiklerinden yalnızca nefeslerine yetecek kadar büyük ruhlara sahipler artık.Kontrolsüz para ve kontrolsüz aşk!Bunlar insanı yalnızca bedenden ibaret kılacak ve ruhuysa yalnızca soyut bir bağlamdan öteye geçiremeyecek katiller.


Yanlış anlaşılmasın.Elbette paranın gerçekliğini(dünya üzerindeki ve insan dilindeki gerçeklikten bahsediyorum yani sahte gerçeklik)reddediyor değilim.Ruhunu unutmayacak,huzurlu bir hayat sürecek kadar para gerek insana lüks değil ve ruhunu okşayacak kadar aşk gerek insana şehvet değil.Ancak bu şekilde kırmızının tonlarından kurtulup maviyi ve sarıyı da keşfedebilir zihinler.


Dibine kadar harcadığın her şey insanı mutsuzluğa sürükler.Bu kadar gerçek,elinde ve sınırsız olan her şey senin karanlıkta kaybolmandan başka bir işe yaramaz.Oysa aramak gerek.Buldukça da daha nezaketli kullanmak...Yıllardır insanoğlu yalnızca kıtaları,yıldızları ve türleri araştırdı.Elle tutulur gözle görülür tüm renkleri.Oysa kendine dönmek yalnızca bir kaçının aklına geldi.Gerçek mutluluğuysa bu insanlar tattı.Çünkü aradıkları şey hiç bir zaman bitmedi,sonu gelmedi.Ruh öyle bir gerçeklikti ki her bulduğun gizli kapının ardında yeni bir kilidin haritası vardı.O kadar sana özeldi ki,senin keşiflerin yalnızca sana ait ve senin içindi.


Artık durmalı ve farketmeli belki de..Bu kadar aynılıktan sıkılmadık mı hala...En özel anları bile aynı yaşamaktan.Kendimizi yanımızda ki insandan yalnızca ten rengimiz kadar farklı kılmaktan sıkılmadık mı...Kendimizi ortaçağın zincirlerinden kurtarıp sözde özgürlüğümüzün zincirleriyle paralamaktan yorulmadık mı!Özlüğümüzü ve benliğimizi ateşe atmak hiç mi koymuyor bize!Ruhsuz bir et parçası olmak bu kadar mı asil geliyor artık bu şuursuz bedenlere !!