30 Aralık 2007 Pazar

Kusursuz Düş

Kusursuz bir düş..Yağmurlar altında can veriyorum; öyle ki hep o anda kalabilirim.Son nefes bu kadar tatlı olabilecek mi bilmiyorum..Uçtuğumu,gövdemin yükseldiğini hissediyorum.Koca damlalar tenime değdikçe ferahlıyorum.Sanki tüm günahlardan ve acılardan arınıyorum.Sanki o kadar şanslıyım.
İçimden seneler geçiyor.Tek bir damlada bir kare daha siliniyor.Hafızam tertemiz,bedenim mis gibi...Saçlarım boşlukta ve her hücrem nefes alıyor.Hissediyorum hayat yaşamak değil,ölürken yaşamak en güzeli.

Ya o ... O ölmek mi? Nasıl bir ölmek bu? Tadından geçilmiyor.O an kendine esir ediyor.Hiç bitsin istemiyorsun.Hep yağsın o yağmur ve sen hep altında ol..Her bir damlanın kutsallığı ölçülemez.Aşkı hissediyorsun.

Huzur... Bu derece huzurlu olabileceği kimin aklına gelir.Tenin pürüzsüz,ruhun kusursuz,gözlerin henüz görmediğin bir meleğin ki kadar masum.Çünkü bom boşsun.Çünkü bildiğini sandığın her şeyi unuttun.Doğru olan her şey yok oldu.Sadece huzur yaşıyor bedeninde.Tenini yalnızca mutluluk göz yaşları ıslatıyor.Doğru yok,yanlış yok!

..Ve bir an da uyanıyorsun bu tatlı düşünden.Tavana gözlerini dikip yağmur damlası bekliyorsun,bir damla huzur bekliyorsun ama..

Uyanıyorsun en güzel yerinde.Hala aynı yerdesin,bedenin yıllanmaya devam ediyor.Yıllarını taşımaya..İşte o an nefes almak öyle zor geliyor ki,tutuyorsun içinde bir süre.Orda bir yerde tıkanıp kalmak istiyorsun ama öyle bir düştü o sadece anlıyorsun.Buralarda tıkanıp kalmak,gökyüzünde yağmurla dans etmeye benzemiyor anlıyorsun.

...Ve uyanıyorsun bu tatlı düşünden.Göğsüne düşen ağırlığı sindirmeye çalışıyorsun.Yatak sanki bir bataklık.Gömüldükçe gömülüyorsun içine.Gün ışığı sanki sana gerçekleri bu denli anlattığı için suçlu.Bu diyarda bunlara gerçek diyorlardı hatırlıyorsun.

Doğruluyorsun ama hayata karşı değil.Sadece bedenini taşımaya çalışıyor omurgaların.Dönüp baktığında ruhun hala yatakta. Görüyorsun...Öyle umarsızca huzuru bekliyor,biliyorsun.

..Ve gün başlıyor.Bildiğimiz yaşam,bildiğimiz gerçekler ve bildiğimiz huzur.Omurgan biraz daha doğruluyor.Ancak artık ruhunu göremiyorsun.Biraz daha hatırlıyorsun yapman gerekenleri ve ''bir düştü'' diyorsun.Artık ruhunu gömüyorsun.Sen gibilerin arasına karşıyorsun.Gülüyorsun,ağlıyorsun..Bedenini sızlatıyorsun,inceltiyorsun ve kör oluyorsun.Ruhunu göremiyorsun...

Kusursuz bir düştü biliyorsun.Bir düştü biliyorsun.Gözlerini dikip gökyüzüne gülümsüyorsun.İçine girdiğin altın sarısı,çamur kokulu bu boyalı tabloda işler böyle yürüyor,hatırlıyorsun.Huzur yaşamakta değil,ölmek yaşamak anlıyorsun.Ama öyle bir ölmek lazım..Öyle bir tatlı düş,öyle bir huzur damlası.Öyle bir ölmelisin ki bir kez yaşamak işkence gibi gelmeli.Öyle bir ölmek olmalı ki yaşamak korkutucu gelmeli.

Öyle bir ölmelisin ki kusursuz bir düş görmelisin!!

KAHVE ..



Hatırlamak hiç zor değil..

O kokuyu..


Acı,sert,vurucu,keskin.Bir kahve için fazla anlam taşıyor.Bir kahve için fazla sarsıcı..


Oysa o sadece bir kahve!O bir takıntının kalıntısı aslında.Yarım kalan bir hikayenin tam merkezi..Kendimi kahveyele zehirlemeye çalıştığım günlerin kahramanı.

İlk tattığımda sadece bir kahveydi.Zamanla varolmaya başladı.Zamanla varlık olmaya,zamanla kimlik kazanmaya...Artık bir adamdı.Artık o bir tatlı anıydı.

Bir kahve bir sohbet..
Bir kahve bir şarkı...
Bir kahve bir adam...
Bir kahve bir kalp...
Bir kahve bir yalan!
Acı ve sert bir anı..Keskin tadının damaktan kalbe açtığı yol.O sıkı bir geçmiş.Hayallerinin,anılarının ve kalbinin geçmişi.Şimdilerde bir kahve yalnızca sıcak bir içecek değil.İçine çekere içtiğin,her yudumunda biraz daha değiştiğin bir gerçek...

İlk tattığında masum bir kalp,şimdilerde şeytanca bir yakarış.O,kahve ve sen.O kahve ve o adam artık yok.O kahve artık yalnızca acı ve sert.

Uykusuz gecelerinin ilk yandaşı.Uyanıkken gördüğün kafein kokulu hayallerin sırdaşı.Kokusunun zihninde açtığı yol.Adımların geriye doğru gittiği,filmin geriye sardığı bir şerit.Sonra en baştan sonuna doğru usulca akan güneşli ve çamurlu bir patika.


....Ve sonunda en lezzetli anında sıcacık kahvenin üzerine döküldüğü an.Tam tadını almaya başladığın,kokusunun,lezzetinin biçim kazandığı an.Bir kahvenin şiddetli kalp çarpıntıların adönüştüğü an.Bir kahvenin artık sadece bir kahve olamadığı an.Bir kahvenin tüten dumanının kısa bir film şeridine dönüştüğü an.Bir sıcak kahveden bir adam yarattığın an...

O güzel kokulu,sıcacık kahveden hiç beklemediğin bir acı içine aktığı an...Ve bir kahvenin artık bir çok şey olduğu an...
Şatı bol,anısı bol..Son yudumunda dahi lezzeti tükenmeyen bir lezzet.Gözlerini kapatıp içine akıttığında zihnine vuran ışık.Bir kahve,bir kırıklık..

Bir kahve için artık çok geç.Bir kez daha tatmak için artık çok geç!

Akrep Yelkovan




Zamanın izleri o kadar belirgin ki gözlerde,hiç geçiştirilecek gibi değil.Zaman o kadar yakın ve o kadar uzak ki..yarın,dün ve bir yıl öncesi,on yıl sonrası..Çoğu kez korkutucu,çoğu an yanıltıcı,çoğu zaman acımasız..
Bakınca öncesine alınan darbeler insanı yoksullaştırmıyorsa,zenginleştirmiyor da.. darbeler yalnızca kalınlaştırıyor!Ruhu,kalbi,gözleri,teni..Yaşamı kalınlaştırıyor..Hatta nasırlaşıyorsun.Donuk bir kalp ve bir çift göz..Dimdik bir duruş ama içerde tüy kadar hafif bir yürek..Uzağa korku yakına acı vererek umarsızca salınıyorsun ortalarda.Bir zamanlar diyor insanlar.Bir zamanlar nasıl da .....

Boşluklar geçmiş için,boşluklar unutulanlar için,boşluklar değişenler için..Aynalar bile tanımıyor geçen günlerden sonra seni yahut sen seni tanımıyorsun aynalarda.Gözlerine her derin bakış,bir önceki yıllanmışlıkları anımsatıyor.Yıllanmışlıkları ya da yılmışlıkları..Yıldırıyor da bazen zaman..Vazgeçiveriyorsun en'lerinden,bırakıveriyorsun başka bedenlere yalvarmayı.Ruh karardıkça kararıyor,umursamaz,aldırmaz tavır aslında geçmişi yasını tutuyor..

Değiştiriyor zaman! İstemesen de hayatından haksız yere hak isteyenlerden soruyorsun hesabını.Haberleri bile olmuyor çoğu zaman..Sen kendince erimeye devam ediyorsun..Bir mum gibi eriyip bittikçe sen,gölgen daha da büyüyor sanıyorsun.Yandıkça sönüyorsun belki de..

Bir zanlı lazım belki de kolundan tutup parmaklıklar ardına ataibleceğin.Gözlerine bakıp,zaman yerine,geçen yıllarının yerine, unutamadığın anlarının yerine,içinde kalanlarının yerine acını kuasabileceğin bir ''şanslı'' lazım belki de..

Nasıl da ihtiyacın var ona! Nasıl da geri gelmiyor diye yanıyorsun.Geri gel!Yeniden başla..sıfırdan en baştan..Akrebinle yelkovanına hükmetmek bu kadar mı zor !! Öyle istiyorsun ki saniylerini.Bir gecenin gününü geri istiyorsun.Aynı güneş doğsun istiyorsun sabahına.Olabilseydi bu dediklerin nasıl da bir aşk duyardın zamana karşı.Oysa ne kadar fazla o kadar az..Ne kadar şans o kadar yanlış..Ne kadar zaman o kadar yalan...

Geçip gitmeli o..sana kıyarak,seni vurarak,seni sarsarak..Belki de seni duymayarak.Öğrenmen lazım onu duyarak kendini duyurmayı.Saniyeler gözyaşlarında durmaz hiç bir zaman..Durmuş bir saatin yalnızca pili biter,gücü değil!Yelkovan usulca geçer dakikalarından..Akrepse düşünmene yardım eder bir zaman daha durarak aynı yerde..Yelkovan kovalar akrep kaçar..Zaman usulca pırıltılar saçı acına,sevincine ve ruhuna dokunur ...

Hala on ikiyi gösteriyorsa akrep,rahatlama hemen..huzurun yelkovan akrebine kavuşana kadar ...

9 Kasım 2007 Cuma

Yolculuk



Sorular cevapsız kalıyor bu aralar, nefesim hep düğüm düğüm
Fotoğraflarla yaşananlar ayrı uçlarda…
Geldiğim yerler daha temizdi..
Kumların altın oyuncakların gümüş olduğu şehirden geldim
Sınırında sarmaşık güllerinden bahçe duvarı vardı o şehrin.
Hepimiz çığlık atıyorduk dünyaya,
İnadına kör inadına bembeyazdı ellerimiz..
Dünyayı yakacak kadar ateşliydi hayallerimiz,baktığımız ufkun tam dibindeydi mutluluklar..
Babadan daha çok anneden daha iyi bilirdik bilmek işini..
Bir tek gülücüktü zamanımıza karanfil tohumu eken..
Kalp çarpıntıları zevk verirdi o zaman..
Ve bir tek gözyaşı yetti ateşimizi kurutmaya
Boş gözlerle bakmayı öğrettiler hepimize,
Tokat attıkça yumruk yedik yüreğimize..
Ve bir tek söz yetti zamanımızı durdurmaya..
Varlığı anlatıp yokluğundan imkansızlıklar verdiler elimize..
Ve bir tek acı çığlıktı,engellerle körüklenip daracık sokaklardan şehirlere saçtığımız ateş..
Kocaman bir haykırış..
Ya daracık sokaktaki binalar çok büyüktü ya da ateşimiz bir kıvılcım..
Oysa ne binalar büyüktü o kadar ne de dar sokak koca bir çıkmaz..
Yalnızca göstermediler bize bir başından bir başına yolları,
Hiç çıkarmadılar binaların tepesine ruhlarımızı,
Hiç gidemedik rüyalarımızda ki şehre..
Yolculuk hep bir durak önce bitti
Ve biz bile bile yeniden ve yeniden bindik,
Aynı duraktan aynı otobüse…
Ta ki en sona varana dek..
Yeniden ve yeniden geçeceğiz aynı binaların önünden,
Ta ki o sokaktan çıkasıya kadar..
Hep en sonuna varmak için çıkacağız o yolculuğa
Hep en sonunda tek bir kerecik yürekten gülümsemek için…

30 Ekim 2007 Salı

Sonuçların En Sonu





Hiç bir şey tesadüf değil ama olanlar benim planlarım da değil.İçinde olduğum şeyler benim düşlerim.Oysa bir film izliyor gibiyim.

Ve ben,ben değilim!

Oysa hikaye benim üzerime,ben her yerdeyim ama yine de her yer bensizlikle doldu taşıyor.Anlamakta zorlanıyorum.

Sorgulamaktan hiç sıkılmadım şimdiye dek ve şimdiden sonra da böyle olacak.Neden demekten hiç vazgeçmedim.

Çünkü önemliydi sonuçlar!

Şimdi hayallerimin içinde sonuçlarımın en sonundayım.Tek bir sonuç başka sonuçlar doğurdu.Hissizlik,halsizlik,boşluk,yalnızlık,yorgunluk,yokluk...

Ve şimdi...Neden!

Çünkü önemli sonuçlar..

Cam ardından güneş yemiş cisimler gibiyim.Elle tutulur gözle görülür bir ben var.Ardımdaysa bir kaç gerçek...Ve gerçeklerin toplamı sanırım ben..Benle ilgili çok söylenti var..

Sandığımdan daha farklı ilerliyor işler.Zaman durmaksızın ağlıyor.O gözyaşlarının tam altında duruyorum.Zaman durmaksızın çığlık atıyor.İniltilerden sağır olan benim.Herkes yüzüne bile bakmazken onla dertleşen benim.Artık geceyin gündüze daha çabuk bağlıyor ve gündüzü geceye..Belki bir kaç kişi daha boğulur ya da sağırlaşır..

Ama herkesin keyfi yerinde!Ne biten gecenin derdinde bedenler ne de sığamadıkları gündüzün.Ne göçmenin derdinde ruhlar ne de kalmanın.Her şey öylesine,öylece,her yerde..

Hava karardıkça içinde kaybolamadığım geceye yanıyorum ve şafağa yaklaştıkça kısacık sürecek olan günün yasını tutuyorum.Çünkü zamanı duyuyorum.Çünkü geceleri gökyüzüne bakıyorum ve gündüzleri insanların yüzüne..

Geceyi yıldızlar terketmiş..

Yüzleryise gözler..

İnsanlarıysa ruhlar..

Dünyayıysa insanlar!

Çünkü önemlidir sonuçlar..Çünkü sonuçların en sonundayız..

22 Ekim 2007 Pazartesi

Seni Seni!Demeden Önce Bir Tık Nefes Al





Acımasız oluyor çoğu zaman insanoğlu.Söz konusu ''ben!'' olunca işler boylu boyuna değişiyor.Herkesin konuşacak söyleyecek neleri neleri var ve fakat icraat sıfır.Yok efendim ''şu canımı yaktı,beriki beni tersledi,öbürü kalbimi çok kırdı,şu beni terketti,patron hakaret etti,hoca azarladı,kuzenimle kavga ettim..Ve ben bir meleğim ondan oluyor tüm bunlar!'' gibi başkasında duysan saçma olarak etiketleyeceğin ama kendi bünyende haklılığa kavuşan durumlar.


Herkes haklı ve herkes melek..ve dünya o yüzden kızıl ateşte kavruluyor değil mi!


Hepimizde var bu durum.Bir şeyi söylerken kendini atlama,kendini hesaba katmama,ben ne yapıyorum acaba dememe ve sadece suçlama''o yaptı'' deme.Ses çıkartma yeteneği herkeste mevcut ama her çıkan ses konuşma olmuyor,bunu öğrenmek gerek önce.


Dikkat ettiniz mi hiç acaba ki;bende Üstün Dökmen'in programını izlediğimde farketmiştim.Hani bir şeye kızdığımızda hınçla dolu bir halde işaret parmağımızı suçladığımız kişiye çevirip,seni seni yaparız.İşte tam o sırada elimize baktığımızda karşılaştığımız manzara çok düşündürücü.Sadece işaret parmağımız karşıdaki kişiyi işaret ederken,kalan üç parmağımız kendimize dönüktür,bizi gösterir.Yani aslında bakılırsa kader falan filan tamam da bir şeyden şikayet etmeden önce olaydaki payımızı düşünsek hiç fena olmaz.Suçlu ne kader ne de üçüncü şahıslar.Evet belki payları vardır ama insan yazgısını kendi çizer.Bir suçlu aranacaksa eğer ilk önce aynaya bakılsa hiç fena olmaz.Çünkü yolumuzdaki eğri doğru,uzun ince tüm izlerde ''ben''i görmek mümkün.Yaşamımız bizim içinde olduğumuz bir küçük kasaba.Bir çok yol var,kötü mahalleler var,çamurlu yollar var,kurabiye kokan evler,huzurun içine aktığı parklar var.Nereye gideceğini senin seçtiğim yerler var.


Belki hayatımızda ki insanlardan şikayetçiyiz ya da hayatımızdan,önümüzdeki yollardan ama o insanları ve o hayatı seçen de bizdik.Ne olursa olsun insan elindeki tek silahı ''varoluşu'' olan bir varlıktır,doğumdan ölüme kadar.Başka ''varlıklar,varoluşlar'' senin varlığına,her seferinde kement atıp tam da boynundan yakalayabiliyorsa ''seni'' , artık şikayet etme hakkın yok.


Yürümeyi adam gibi öğrenmeden takılıp düşünce dümseğe ters ters bakmamak lazım yani.Aynaya arada bir de konuşmak için bakmak lazım belkide.Belki de biraz şizofren bir ruh taşıyıp sohbet etmeye kendinden başlamak lazım sıkça,sorup sorgulamak lazım kendimizi.Birazda ''ben neyim acaba'' sorusunu iş edinmeliyiz.Yoksa olur olmadık yerde çeneye vuruyor.


Bugün seni seni yaparken,yarın bir gün o kalan üç parmağa aniden takılıp düşmek var.Üstelik bu sefer kızmak için,kaşlarımızı kaldırıp hınçla sen diye döndüğümüzde dev bir aynayla baş başa kalmak var ki,o an ölmeyi isteyebilir insan.Bildiklerin hepi topu sen kadarmış meğer..


16 Ekim 2007 Salı

Karakalemlerim!!!




Ayna karşısına geçip kendime yakından baktım..o kadar yaklaşırsam belki ordakini tanırım diye..Yaklaştım,yaklaştım..neredeyse cildimin gözeneklerini görecek kadar içime yaklaştığımı sandım.Oysaki gördüğüm sadece cildimin gözenekleriydi,ruhumun derinlikleri değil!




Ruhumu görebilmek için ya da görebilceğimi umarak aynadan biraz uzaklaştım ve tam karşıya baktım.Tam karşıda gözlerim vardı.Sonra yeniden yaklaşmaya başladım.Ne zamandır kendimle göz göze gelmiyordum.Çok garipti.Garipti,çünkü kendi gözlerime nasıl olurda bu kadar yabancı olabilirdim.Nasıl olurda anımsaması bu kadar güç olurdu bazı şeyleri.Çocukluğuma inmek ve sonrasında bugüne kadar gelebilmek için bir pskiyatriste ihtiyacım olmadığını o an anladım.Birden bire bir doktorun yapabileceğinden çok daha hızlı beş yaşıma,on yaşıma,on ikime,on dördüme,on altıma,on dokuzuma uğradım.Hatırladım,ben neydim?Dünyanın en büyük sorularından ve sorunlarından biriydi bu benim için..20 yaşındasın,aynaya geçip gözlerine bakıp kimdim ben diyorsun.Kaldırması ve toparlanması çok zor oluyor.




Sonra yavaştan bakınıyorsun tüm benliğine ...''Ne sözler vermiştim kendime''diyorsun.Nasıl bir insan yavrusuydum.Nasıl güzel,temiz,saf bir ruhum vardı.Haa..Şimdi çok mu kirli hayır ama; ruhum beyaz bir tahta idiyse ve üzerinde yine beyaz kalemlerle mis kokulu düşlerin resmi çizilmişse zamanında;şimdi çamur olmasa da tahtamda,her renkden anlamsız çizgiler var.Kan kırmızı var ,gece karalığı var tahtamda ve hepsi beyaz düşlerimin üzerinde.İşte gözlerimi bu yüzden tanıyamadım,çünkü ben en son benim gözlerime baktığımda tahtamda ne kan kırmızı vardı ne de gece karanlığı..Tahtamda benim beyaz kalemlerimin yazıları vardı.Tahtamda ben vardım.




Oysa büyüdükçe benim tahtam onun tahtası,ötekinin tahtası bir diğerinin karalama kağıdı oldu sanki...Sanki küçük ne yatığını bilmeyen ilkokul çocukları gazlı kalemlerle bir daha silinmeyecek şekilde tahtama saldırıyorlardı.Adını yazan,kendini çizen,hikayesini yazan.Hepsini siliyordum ama izleri kalıyordu.Hepsi silniyordu ama izleri kalıyordu.Oysa ben onları silerken kendi beyaz kalemlerimi de siliyordum,onlarınkinin izi kalırken benim düşlerimin gölgesi bile yoktu artık.Ben de elime bir kara kalem aldım,bir de silgi.Düşlerimi kırmızıyla karalayanların karalarını silip,izlerinin üzerinden kendi kalemimle geçiyordum.Diyorum ya hepsi silniyordu ama izleri kalıyordu.




İşte şimdi aynama tekrar dönüp bakıyorum.Tüm bunlardan sonra bir kez daha bakıyorum.Gözler benim yüzümde,göz bebeklerinden içine girdiğim ruh benim ruhum.Değişen tek şey,ben artık beyaz kalemlerle yazı yazılamayacağını öğrendim.Gözlerinde;benim beyaz kalemlerimi göremeyeceğini...Artık gözlerimi tanıyamadığımda şaşırmıyorum.Çünkü yenisine hemen alışıyorsun.Çünkü böyle oluyor,çünkü dünya,hayat,insanlar bunu yaşıyor.




...Ve ben hiç unutmayacağım,beyaz kalemlerim olduğunu...ve ben hep kara kalemimle beyazın rengini bulmaya çalışıcam tahtamda..ve ben hiç acımayacağım artık diğer renklere..silip geçicem üzerinden kara kalemlerimle...

13 Ekim 2007 Cumartesi

Durup Durup




Durup durup korkuyorum..Durup durup soruyorum yanlışları...

Ama hep önce bir duruyorum..O kadar hızlı ki her şey,önce bir duruyorum..

Kaldığım yerden devam etmem gerekiyor çoğu zaman.İçimden çıkıp dışarıya aynalara dönmem gerekiyor bazen de..

Aynalara..Evet!!!Onlara bakmak bazen çok zorlaşıyor..

Her baktığımda beni görememek üzüyor..Bazen beni,bazen zamanı,bazen anıları,bazen vicdanımı görüyorum aynada..sonra duruyorum işte..sonra durup korkuyorum..sonra durup soruyorum..Neden diye!

Zaman çok can yakmıyor...vicdanınsa,yakandan olmuyor çok çektiriyor insana..Beni görmek zaten en güzeli..Ama en çok anılar yakıyor canımı..


Sizlerde de olur mu bilmiyorum ama bazen kendimi bir yıl öncesine,bir ay öncesine benzetirim aynada ..'' O zaman da böyleydim'' derim.İşte o an ...işte o zaman..İşte o zamanlar..Anılar ...


Bu ara yine oldu..ama bu sefer tüm gün ayna karşısındaydım sanki ve öyle ki gün boyu bir aynaya bakmadım durarak...ve tüm günüm sanki bir buçuk yıl öncesiydi..Sonra durdum,korktum,sordum..Gün bitti..Anılar tazelendi,kalbim ısındı,soğudu,yandı,kül oldu, sonra yapıştırdım..


Gün bitti ama ben bitmedim..Gün bitti ama anılar bitmedi..ve kabullenmek gerekirdi..bazı anıları yaşamak için aynaya ihtiyaç yok..Bazıları vardır kalır,bazıları vardır unutulmaz..aklına geldikçe durup,korkar,sorarsın..İşte bazıları vardır...Gözünden bir damla yaşı hep ona ayırırsın..Bazıları vardır;işte hep o bir damla yaşta kalmalıdır..Damlaların denizlere dönmesin diye...

11 Ekim 2007 Perşembe

Gözler Kapalı


Gözler Kapalı

Sözlerimde hep beraber boğulalım hadi..hadi gerçekleri içimize çekip vuralım kendimizi sokaklara.Balkondan kafayı uzatıp bir bakalım dünyaya..gördüğümüz kadarını dünya diye değerlendirmemek şartıyla..Fonda Johny Cash-Hurt çalıyor..Gözleri kapatıp,derin bir nefes alıp içimizde ki dünyaya kollarımızı açalım...ve sonra ...sonra..geri dönmesi çok zor..O andan sonra herkes gözünü açmaktan korkar;çünkü sanıldığı gibi olmak istediği yerde değildir insan..

Gözlerim açıkken bir şehir,kapalıyken bir dünya görüyorum ...
Gözlerim açıkken seni,kapalıyken içini görüyorum..
Gözlerim açıkken izliyorum,kapalıyken yaşıyorum aldığım nefesi..
Gözlerim açıkken hayal kuramıyorum ben...

Peki nerde o zaman..nerde sonu?

Neden gözlerimiz açıkken bu kadar azız?Neden yollar bu kadar kısa..

Acaba sorun gözlerin açık olmasında mı,yoksa gözlerimizi açıp baktığımız fotoğraf mı?

Fotoğraftaki telaş boğuyor insanı..gözlerim açıkken boğluyorum ben..

O yüzden şimdi pencere kenarında kollarım içime açık,gözlerim tüm dünyaya derin derin nefes alıyorum..yaşıyorum...görüyorum..izliyorum...seviyorum...ve bende ordan dönmek istemiyorum..Ama kaçar yok açılacak gözlerim...ve bir gün gözlerimi açtığımda kendimi kaybettiğim karanlıkda bulacağım bedenimi ve ruhumu...ya da bedenlerimizi ve ruhlarımızı...

korkunç akıllılar...


Korkunç Akıllılar

Manasız bir kaç cümleden öteye gidemiyor hiç bir keşif..hep işte tamam bu defa en ince ayrıntı benimdir dediğin anda;soyut,sıradan ve sakin oluyor herşey.Hayat senin hiç bilmediğin noktalarında kusursuzlaşıyor.Sade ve düz olanların hepsi aynı gibi geliyor.Sade ve düz olanlar kadar karışık hiç bir şey yok bu dünyada..Siyah ve beyaz kadar zıt görünsede olanlar,basit diye bir şey yok aslında...
Gördüğün kadar sanmak her şeyi büyük yanılgı..bu bende acıma hissi uyandırıyor.Baktığın yerde asla sadece insanlar ve ağaçlar yok..Baktığın yerde soluk var ve ateş ...
Aklını kaçırmak komik geliyor insanlara ya da acıklı ama neden!!Neden acıklı..ya da komik...
Hiç bir kimse bir deliye acıyan kadar komik değildir ve acınacak halde de değildir.
Ben çok düşündüğüm zaman ve bazı cümleler kurduğumda deli gibi görüldüğümü farkediyorum.Oysa ben bir aynayım onlar için ve herkes için...bana bakınca delilik görüyorsan eğer kardeşini görmüş kadar mutlu olmalısın..ama gerçekte ben senin kardeşin değilim..ben aynayım senden değilim..
Bir soğukluk var,bir yalnızlık ve bir kaç soru...dönüp duruyor dünya..saniyesiz,kuralsız,minnetsiz..
Zaman geçtikçe daha da yalnız ve soğuk;kuralsızlaştıkça daha da fazla soru ve dünya minnetsizleştikçe daha da fazla delilik saracak buraları..sonra isimler değişecek..deli olanlar buraları sararken akıllılar haklarını verecek onlara..öyleki her şeyi bu kadar korkunçlaştıran o meşhur akıllılar olacak çünkü...ve sonunda hak yerini bulacak akıl,asıl sahiplerine delilere verilcek.Ancak hiç bir akıllının yıktığını bir deli düzeltemeyecek!Ne kadar artık onlar da akıl sahibi olsa da ...O bizlere isim veren akıllılar artık isimlerimiz altında sığınacak... Ve hiç bir deli bir akıllının yıktığını düzeltemeyecek...Çünkü bir deli hiç bir zaman bir akıllı kadar şuursuz olamadı,olamayacak...
DELİLERE SAYGI DUYAR DİĞERLERİ....(SİYAM BALIĞI film)