30 Nisan 2009 Perşembe

Mesai

Mesaiye kaldım dün gece
Her gece olduğundan farklıydı
Başım,kopuk başım mütemadiyen taşındı avuçlarımda
Avuçlarım nasırlaştı derdinden
Dün gece ipsiz bir kuyuda mesaiye kaldım
Nedenlerin peşinden koşup,sonuçlarda sıkışıp kaldım
Sabır sabır diye saç tellerimden çekerken boncukları
Bir tesbihten ilahi nameler okundu kulaklarıma
Böyle bir gecede mesaide unuttum kendimi
Çok uyandırmak istedm,
Yeri,göğü ve seni...
Böyle bir gecede dışında kaldım rüyaların
Öyle derin bir sessizlikte
Yersiz yurtsuz çığlıklara maruz kaldım
Ki nedendi bu denli çığlık çığlığa çocukca haykırışlar
Kör ebe olduğumu da bu yazık gece de anladım!
Hiç bir lafı yoktu onların,onlar ki
Zamanında en derin,en yakın,en yürekten sarhoşlardı
Onlar ki,inkarcı,kumarbaz,tutarsız aşklardı
Dilleri tutulmuştu zalimlerin,
Gözleri konuşuyordu ahmakça
Ve devrik cümlelere kalmıştı kala kala adım
Onlar ki beni bir gece mesai de unutmuşlardı
Sarsmadı hiç bir soluk tenli sefil,uyandırmadı
Ki öyle güzel uyutmuşlardı,en güzel ninnilerle,
Emeğe ihanet olamazdı!
Dün gece öye bir mesaide unuttum kendimi
Kendi kendime kazıdım,çukurumu daha da yonttum
Daha da derine daha da sonda aradım geleceği
Oysa geleceği dışında bırakmıştım bu mesainin
Ki mümkün müydü,öncesiz bir sonradan bahsetmek
Ve fakat korkular,kayıplar,kazançlar,kirli ve duru sular
Hepsi benimdi,hepsine içtim,hepsine dua ettim
Ruhumdan geçen her dakikayı yudum yudum seyrettim
Dün gece mesaideydim ya hani
Bu sabah sonsuz bir izinde uyandım!
Yer,gök,sen ve benle yapayalnızdım!

27 Nisan 2009 Pazartesi

Hep uyuduğum müzikte...

Geceyi yırtıp geçmeyide bilmiyordu
Silip atmayı azimli bir düş sayıyordu
Hep uyuduğum müzikte,küçük bir kabusla koşuşuyorduk...
Her omuz bir askı,et taşıyordu
Kanları çekilmiş,mürekkep tenli musluk bekçileri
Yüzlerini yitirmişlerdi
Bir aslan içinde bir fareyi büyütüyordu hem...
Tencere dibin karaydı senin ki benden de karaydı madem
Neden ben daha çok yanık kokuyordum suretimde
Yalan söyleseydim keşke,yalan söyleseydin ve tabi...
Doğrular vardı,yanlış yerde doğan yanlış zamana saplanmış
Olabildiğim gibi kalmak istedim şu gürültüde
Ve sonrasında gömüldüğümüz ıssız denizde
Yıldızları üzerime çekiyordum
Ay ışığından mahsur kaldığım odamda
Yıldızlar yağıyordu üzerime
Pırıltısız, yalnızca kütlesiyle...

Kapıları açamıyorduk artık
Seneleri kapatamadığımızdan
Ayları geçemediğimizden
On iki ayda br yirmi dört saatten kaçıyordum,
Bir yirmi dört saatin son dakikalarından
Bir mevsimin eksi üç derecesinde sıkışıp kalmıştım
Kışta da değildim madem,neden donma sınırını çoktan aşmıştım!
Yazla alakamız yoktu fakat öylesine sıcaktı,boğarcasına ...
Zehir saçmanın dehşet verici hüznüne bağımlı kalmıştık

Hep uyuduğum müzikteydim...

Kalemim suya düşmüştü sonra
Ne yazsam huşu içinde,gayba gömülmüştü
Kalemim bir kere suya düşmütü
Ne yazdıysam aşk içinde
Sırra kadem basıp önce beni gömmüştü
Kalemim suya düşmüştü
Gayri resmi bir fırtınada resmiyetsiz bir çöplükte bulunmuştum...
Kalemim eksikliğe aşık!
Tamamlanmanın gizli hayaline...

Şimdi kurşuni bir selam veriyorum hayata
Asilce uzanıp köşedeki divana,sefilce uyuyakalıyorum az sonra
Bu hikayenin fotoğrafını çerçeveliyorum
Ve sana hediye ediyorum nazikce...

Hep uyuduğum müzikte...