Kokuyor buralar,ıslak,rutubet var
Sarmal hayat,kat kat üst üste
Cibinlik giydirmiş gibiler sana,kaybolmuşsun
Sarmal hayat,sırt sırta...
Beklediğin geceler ve yüzsüz gün ışığının durduğu kapının eşiği
Kapıyı sen açacaktın,o boynuna sarılcaktı
Sonra ayrı birer parça,ayrı birer yol olacaktınız
Çok saygılar dileyecektiniz,üst üste
Kat kattı sevginiz,şelalerler akıyordu,
İklimsiz gecelerde,soyut rüzgarlar geçiyordu saçlarından
Anlamıyordun sen üşüyene dek, üşüyene dek sarılmıyordu sana!
Kimdi, soruyordun!
Korkmak yetmiyordu,cevaplar ardı sıra vuracaktı yüzüne
Yüzün kaçıyordu mevsiminden,yalan söylüyordu
Yaz gibi bir tebessüm,kış gibi gözler
Sonbaharda kurumuştu dudakların...
Caddelerde ki yapraklar gibiydin
Kökünden çok uzaklarda,kökünden savrulurcasına...
Bedenin hangi kutba aitti bilmiyordu...
Cibinlik giydirmişler sana,kaybolmuşsun
Görmüyor seni,arandığına bakma görmezden gelmek derdi!
Keskin bir bıçakla yüz yüze kalınca sen
Rutubete sıkıştın,siste yalnızdın!
Hiç kimse dönüp bakmadı suretine
Öylesine ahvalinin öylesine ağlak grilerinde mahsur kaldın!
Sarmal hayat,kat kat üst üste
Tüm geceler yalan söylerdi,tüm gündüzler göz kamaştırıyor
Peki hangi ikindideydi mutluluk
Haftasonlarının bitmek bilmez huzurumu saklamıştı saatlerine gülüşlerini
Bir tür pazartesi sendromu muydu şu zamansız,uzamdan kaçak haller!
Aaranmak,gaybı istemek arsızca
Sonra arsız olmak her daim
Çalmak çırpmak hayattan izinsiz
Kendinden gizli,ondan ayrı bir çaresizlik bu!
Konuş kendinle,bir aynaya yasla derdini,bir aynaya gülümse
Aç kapıları pencereleri,temiz havaya muhtaçsın
Güzel kokulara...
Kokmasın artık buralar ıslak ıslak ve iklimsiz!
Hakkımda
- korkunç akıllılar
- Delilik kayda değer bir gelişmedir! DİKKAT BURASI BİR ANI DEFTERİ NİTELİĞİ TAŞIMAZ!!
23 Nisan 2009 Perşembe
22 Nisan 2009 Çarşamba
Yalnızca dündü....
Daha dün gördüm çölde boylu boyunca uzanmış genci
Daha dün yanından öylece geçtim hayatının
Öylece umarsız gibi geldi ona ya da öylesine gibi
Daha dün yeniden açtım tüm defterleri
Hesapları kaydetmek için değil
Silmek için tutanakları,borçluları kurtarmak için
Daha dün sebepsiz yere bağırdım ona,daha yalnızca dündü
Zamandan geçmiştim aniden,sırasız!
Neden diye sebepsiz bir çelişkiye boyun eğmeden evvel
Bir daha dedim,bir daha yalnızca emanet olunmayacak
Daha dündü işte,
Yalnızca korkuların eşiğinde olunduğundan görülememişti gökyüzü
Yıldızların parıltısı nereden geliyordu
Ayı düşman bildiğin gün,dünyan karardı!
Daha dün elindeydi her şey,
Avuçların kanıyordu belki fakat silmiyordun,
Gururla okşuyordun yaralarını,asil geliyordu sana
Daha dündü işte,yalnızca dün!
Bugünde ne işi vardı hayaletlerin,kasırgaların,cinnetlerin
Soğumadan gece , ısınmadan gündüz, yılmadan bir günü sıyırmak kolay mıydı sırtından?
Daha yalnızca dündü işte,
Bedeninden yıllar geçmişti bir sözcükte
Sen yanılmıştın bir kere
Bir kere sıyırmıştın hayatı,günlerce kez!
Sanki hayat kaçıyordu bir yerlere
Bilinmezliğe gömecekti sanki kendini
Ve sanki illede sana aitti ve senindi tüm nefesli çalgılar
Daha dündü işte,
Bir adım daha gerideydi tüm kaçışlar
Sırtından atmalıydın acınmaları,korkuları...
Daha bugün işte...bugün gördüm yüzünde ki incinmeyi
İnceliğinin sınırlarını...
Daha bugünden başlamıştın yine , ardında bir pencere,
Pencere de bir göz,buğulu...
Yalnızca dündü işte,yalnızca geçmiş bir kaç yüz saniye!!
Daha dün yanından öylece geçtim hayatının
Öylece umarsız gibi geldi ona ya da öylesine gibi
Daha dün yeniden açtım tüm defterleri
Hesapları kaydetmek için değil
Silmek için tutanakları,borçluları kurtarmak için
Daha dün sebepsiz yere bağırdım ona,daha yalnızca dündü
Zamandan geçmiştim aniden,sırasız!
Neden diye sebepsiz bir çelişkiye boyun eğmeden evvel
Bir daha dedim,bir daha yalnızca emanet olunmayacak
Daha dündü işte,
Yalnızca korkuların eşiğinde olunduğundan görülememişti gökyüzü
Yıldızların parıltısı nereden geliyordu
Ayı düşman bildiğin gün,dünyan karardı!
Daha dün elindeydi her şey,
Avuçların kanıyordu belki fakat silmiyordun,
Gururla okşuyordun yaralarını,asil geliyordu sana
Daha dündü işte,yalnızca dün!
Bugünde ne işi vardı hayaletlerin,kasırgaların,cinnetlerin
Soğumadan gece , ısınmadan gündüz, yılmadan bir günü sıyırmak kolay mıydı sırtından?
Daha yalnızca dündü işte,
Bedeninden yıllar geçmişti bir sözcükte
Sen yanılmıştın bir kere
Bir kere sıyırmıştın hayatı,günlerce kez!
Sanki hayat kaçıyordu bir yerlere
Bilinmezliğe gömecekti sanki kendini
Ve sanki illede sana aitti ve senindi tüm nefesli çalgılar
Daha dündü işte,
Bir adım daha gerideydi tüm kaçışlar
Sırtından atmalıydın acınmaları,korkuları...
Daha bugün işte...bugün gördüm yüzünde ki incinmeyi
İnceliğinin sınırlarını...
Daha bugünden başlamıştın yine , ardında bir pencere,
Pencere de bir göz,buğulu...
Yalnızca dündü işte,yalnızca geçmiş bir kaç yüz saniye!!
20 Nisan 2009 Pazartesi
Öyle hasas yaratıklarız işte...
Öyle hassas yaratıklarız işte…
Zamanı kayıp sulara gömmek için uğraşmıyorum artık. İpsiz bir kuyunun içine düşmek için haşin bir çaba içinde değilim. Gayet sakin, gayet fikrime saklı ve sanki biraz ışıklıyım.Sanki…
.
Yalnızlıktan hiçbir cahil korkmaz, her bilirkişinin en büyük korkusudur sessiz odalar. Kelimeleri üst üste getiremeyen insanların, insan biriktirme derdi çokta olmaz. O en çok dinletenler yok mu, işte onlar gerçek öksüzler ve yetimler.
Oysa dinleseler rüzgarın şu tatlı şarkısını hiçbir fırtınaya meyil etmez insanlar. Öyle ki durmak dinlemek sanki korkulu bir rüya. Yalnızca bir defa durmak ve bir an hissetmek olsa cebimde, öyle dikkatli harcarım ki… Öyle dikkatli ve korkakça.
Gülünç işte… İnsan deyince gülmemek elde değil zaten. Olmayan iradesinin azmiyle yaşayıp, ona mahkum başka bir cins mahlukat var mıdır acaba!
…Ve konuşacak başka hiçbir şey kalmamış gibi bizden bahsetmek değil mi… Kızan olur eminim bunları duyunca.Ancak eğer soru buysa cevabı evet.Fakat bilinçli bir onay bu.Konuşacak başka bir şey kalamadı ne yazık ki..Son yaşananlar ki ,insanoğlu genelde sondadır, bu noktaya sürüklenmeme yardımcı olmuştur. İnsanı, seni, ,beni ,ruhumu, ruhumuzu, sizi ,bizi ve insandan türeyen her türlü canlı ve kavramı düşünürken yoruluyorum. Nasıl bu kadar bunaltıcı ve tek düze olabiliyoruz acaba,merak içindeyim? Öyle yüce ancak öyle aciz bir irade. Yazık mı acaba , yoksa keyfi burada mı? Aptallık bazen tatlı oluyor demek ki…
Peki gömebilir mi insan yaşananları. Silebilir mi yahut küçük bir kutuya kapatabilir mi bir daha açmamak üzere tüm geçmişi? Öyle hassas yaratıklarız işte. Bir acı bir acıtmanın habercisidir. Bir yalnızlık bir diğerinin bağı ve bir diğerinin yaratıcısı… Hiçbir yalnız yoktur ki bir başına bırakmayı bilmesin. Acımadan acıtmaksa yalnızca lüzumsuzların bileceği bir yol. Tek kelimeyle yıkarız bütün bir binayı, en güzel daireyi yakarız, en güzel adamı harcayıp en güzel kadını kanatırız ve sonra da arda bakmamasını öğreniriz, acı ve kadim bir şekilde. Sanki biraz büyüyoruzdur ya da hayır büyümekten ziyade eskiyoruz belk . Kirlenip yüksek sıcaklıkta soluyoruz. Solduruyorlar, en önce bunu öğretiyorlar kanlı canlı bedenlerimize.
Sonra bir adamın yahut bir kadının sırtını görmeye alışıyoruz. Sanıyoruz ki hep böyle yapılır, sonra biz de sergiliyoruz o müthiş gövdenin ardını.
Hiçbir adamın ya da kadının sırtında yüzünü gördün mü…
Hiç o yüze bakıp, kendini nasıl da terk ettiğini bildin mi…
Nasıl bir uzun yola bıraktığını suretini ve buna nasıl cesaret ettiğini hatırladın mı…
Yaşanır ve biter.Geriye yalnızca boşluk ve sessizlik kalır.Kıvamı oldukça katı olsa da çözünmesi için ne bir taş, ne bir kaya ne de bir ateş fayda olur.Sonrasında içine sızdığın geçmişten geleceğe doğru çekilirsin.Bir başka gövdenin bambaşka yüzünde kaybettiğin yüzünü bulur sevinirsin. Yeniden aynı yerdesindir. Yeniden kendine ait olan bir başkasında, bir başkası sende ve sen tam olarak nerdesin yine bilemezsin…
Tanıdık bir kayıp, tanıdık bir buluş, tanıdık bir koku, bildik bir bakışa kapılır ve zannedersin ki kaldığın yerdesin. Oysa insan asla kaldığı yerden devam etmez. İnsan zamanın bir tür kulu ve o daimi bir yolculuk. Kaldığın yer en fazla andığından ötesi olamaz. Durduğun yer yalnızca geçmişi ziyaretten ibaret kalır. Sen hep gidiştesindir, hep yoldasındır. İnsan hep ilersindedir,anın ve olanların.Engel işgal etmedikçe tıkanmazsın!
Zamanı kayıp sulara gömmek için uğraşmıyorum artık. İpsiz bir kuyunun içine düşmek için haşin bir çaba içinde değilim. Gayet sakin, gayet fikrime saklı ve sanki biraz ışıklıyım.Sanki…
.
Yalnızlıktan hiçbir cahil korkmaz, her bilirkişinin en büyük korkusudur sessiz odalar. Kelimeleri üst üste getiremeyen insanların, insan biriktirme derdi çokta olmaz. O en çok dinletenler yok mu, işte onlar gerçek öksüzler ve yetimler.
Oysa dinleseler rüzgarın şu tatlı şarkısını hiçbir fırtınaya meyil etmez insanlar. Öyle ki durmak dinlemek sanki korkulu bir rüya. Yalnızca bir defa durmak ve bir an hissetmek olsa cebimde, öyle dikkatli harcarım ki… Öyle dikkatli ve korkakça.
Gülünç işte… İnsan deyince gülmemek elde değil zaten. Olmayan iradesinin azmiyle yaşayıp, ona mahkum başka bir cins mahlukat var mıdır acaba!
…Ve konuşacak başka hiçbir şey kalmamış gibi bizden bahsetmek değil mi… Kızan olur eminim bunları duyunca.Ancak eğer soru buysa cevabı evet.Fakat bilinçli bir onay bu.Konuşacak başka bir şey kalamadı ne yazık ki..Son yaşananlar ki ,insanoğlu genelde sondadır, bu noktaya sürüklenmeme yardımcı olmuştur. İnsanı, seni, ,beni ,ruhumu, ruhumuzu, sizi ,bizi ve insandan türeyen her türlü canlı ve kavramı düşünürken yoruluyorum. Nasıl bu kadar bunaltıcı ve tek düze olabiliyoruz acaba,merak içindeyim? Öyle yüce ancak öyle aciz bir irade. Yazık mı acaba , yoksa keyfi burada mı? Aptallık bazen tatlı oluyor demek ki…
Peki gömebilir mi insan yaşananları. Silebilir mi yahut küçük bir kutuya kapatabilir mi bir daha açmamak üzere tüm geçmişi? Öyle hassas yaratıklarız işte. Bir acı bir acıtmanın habercisidir. Bir yalnızlık bir diğerinin bağı ve bir diğerinin yaratıcısı… Hiçbir yalnız yoktur ki bir başına bırakmayı bilmesin. Acımadan acıtmaksa yalnızca lüzumsuzların bileceği bir yol. Tek kelimeyle yıkarız bütün bir binayı, en güzel daireyi yakarız, en güzel adamı harcayıp en güzel kadını kanatırız ve sonra da arda bakmamasını öğreniriz, acı ve kadim bir şekilde. Sanki biraz büyüyoruzdur ya da hayır büyümekten ziyade eskiyoruz belk . Kirlenip yüksek sıcaklıkta soluyoruz. Solduruyorlar, en önce bunu öğretiyorlar kanlı canlı bedenlerimize.
Sonra bir adamın yahut bir kadının sırtını görmeye alışıyoruz. Sanıyoruz ki hep böyle yapılır, sonra biz de sergiliyoruz o müthiş gövdenin ardını.
Hiçbir adamın ya da kadının sırtında yüzünü gördün mü…
Hiç o yüze bakıp, kendini nasıl da terk ettiğini bildin mi…
Nasıl bir uzun yola bıraktığını suretini ve buna nasıl cesaret ettiğini hatırladın mı…
Yaşanır ve biter.Geriye yalnızca boşluk ve sessizlik kalır.Kıvamı oldukça katı olsa da çözünmesi için ne bir taş, ne bir kaya ne de bir ateş fayda olur.Sonrasında içine sızdığın geçmişten geleceğe doğru çekilirsin.Bir başka gövdenin bambaşka yüzünde kaybettiğin yüzünü bulur sevinirsin. Yeniden aynı yerdesindir. Yeniden kendine ait olan bir başkasında, bir başkası sende ve sen tam olarak nerdesin yine bilemezsin…
Tanıdık bir kayıp, tanıdık bir buluş, tanıdık bir koku, bildik bir bakışa kapılır ve zannedersin ki kaldığın yerdesin. Oysa insan asla kaldığı yerden devam etmez. İnsan zamanın bir tür kulu ve o daimi bir yolculuk. Kaldığın yer en fazla andığından ötesi olamaz. Durduğun yer yalnızca geçmişi ziyaretten ibaret kalır. Sen hep gidiştesindir, hep yoldasındır. İnsan hep ilersindedir,anın ve olanların.Engel işgal etmedikçe tıkanmazsın!
Hangisi daha emniyetli bilemiyorum....
Derken saat geç olmuştu.Ne derken susumuştuk?Merak içinde filitresiz buluşlarla uçan karıncalar vardı her yerde.Kime ne için ya da kim ne içindi,bilinmez olsun istiyorduk.Derken zaman susmuştu.Hesaplayamıyorduk artık gençliği.Gençlik sandığımız köşe başı çiçeklerinin hazin sonlarını merak bekliyorduk bir başka köşe başında.Dönüp dolaşıp sarabilecekti bu hezeyan bizi de…Ancak beklemek çok yanlıştı biz de beklemedik onun için.Keşkeli cümlelerin rivayet halinde ortalıkta dolaşması kaçımız için huzurluydu ki…
Kayıplar geçiyordu çiçekcinin önünden.Kayıplar yalnızca varmış gibiydiler.Taklit etmek boşunaydı.Çekilen ve dert denilen acılar herkese helal bize haramdı.Herkes acırdı ancak kayıplar kendileri kaybolmuşlardı.Biz her şeyden mesuldük,her şey bizim hatamız.
Kaçıncı caddeden dönülebileceğini çok düşünmüştük zamanında.Oysa o kadar da zor değildi ikram etmek korkuları.Düşünürken bütün kavşakları kaçırdık.Dönmek için yola çıkıp,bir daha asla arka penceresi olmayacak bir eve taşındık.
Yalnızca bize mi mahsustu,kelimeden dualar.Yalnızca bize mi aitti lanetler ve vuranlar.Sanki ayrılıyorduk incecik bir çizgiyle fikri hür insanlardan.Bizim paragraflarımız batıyordu,onların cümleleri öylesine bir vızıldı saçıyordu ortalığa.Dinlemiyorlardı,görmüyorlardı.
Biz hep öylesine ordan geçenlerdik,onlar isimleri belli şahsiyetler..Amaçlarından kaybolmuş sanıklar.Hangisi daha utanılası bilemiyorum.Bilmeden geldiği gibi yürümek mi;hesaplı yaşamaktan,koşarak nefes nefese kalmanın ne demek olabileceğini bile bilememek mi?
Hangisi daha emniyetli bilemiyorum.Yaşamak mı seyretmek mi!
Kayıplar geçiyordu çiçekcinin önünden.Kayıplar yalnızca varmış gibiydiler.Taklit etmek boşunaydı.Çekilen ve dert denilen acılar herkese helal bize haramdı.Herkes acırdı ancak kayıplar kendileri kaybolmuşlardı.Biz her şeyden mesuldük,her şey bizim hatamız.
Kaçıncı caddeden dönülebileceğini çok düşünmüştük zamanında.Oysa o kadar da zor değildi ikram etmek korkuları.Düşünürken bütün kavşakları kaçırdık.Dönmek için yola çıkıp,bir daha asla arka penceresi olmayacak bir eve taşındık.
Yalnızca bize mi mahsustu,kelimeden dualar.Yalnızca bize mi aitti lanetler ve vuranlar.Sanki ayrılıyorduk incecik bir çizgiyle fikri hür insanlardan.Bizim paragraflarımız batıyordu,onların cümleleri öylesine bir vızıldı saçıyordu ortalığa.Dinlemiyorlardı,görmüyorlardı.
Biz hep öylesine ordan geçenlerdik,onlar isimleri belli şahsiyetler..Amaçlarından kaybolmuş sanıklar.Hangisi daha utanılası bilemiyorum.Bilmeden geldiği gibi yürümek mi;hesaplı yaşamaktan,koşarak nefes nefese kalmanın ne demek olabileceğini bile bilememek mi?
Hangisi daha emniyetli bilemiyorum.Yaşamak mı seyretmek mi!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)