9 Ağustos 2008 Cumartesi

Bir Tangodur Aşk



Yaz rüzgarının rengarenk kokuları
İçime de gelmişti bu his ya,her neyse!
Vardı,bilirdim onu
Görürdüm gerçek olmadan,düşte sayılmaz hoş.
Hani!
Verilen sözlerin uçtuğu hayalleri yakalayamıyoruz şimdilerde..
Gözlerime bakmalı ya,sevgili olduğunu duymalıyım en köklerde
Konuşmadan ve dokunmadan...
Becerilebiliniyorsa bir de böylesi gerek ruha..
Okşadığı tende,sonsuz tazelikler bahşetmeli
Hediyesi kalbi olmalı...
Zamansız ve rahatsız aşkların devri şimdi
Burda bu cebelleşmeler çok ucuza..
İçinde olana masal,dışında kalana oyundur aşk!
Aşk bencildir de aslında..
Kendinden çok o'sundur teninde.
Benliğide feda eder o..
Yakındır ve uzaktır aşk,
Hiçliktir ve herşeylik..
Arzudur ve nefrettir.
Tutkudur aşk..
Aşk bir tangodur!
Kendi kanıyla boyar her yanı.
Aşk bir tangodur!
Yasak elmalarla doyurur kendini..
Aşk bir tangoysa eğer
Anlaşılan bu bizim ki yalnızca el ele tutuşmak.
Bunun da kapısı eşik kadar yakın bize!

Bir Kaç Cümle

Çok bildiğini sananların sonsuz cahillikleri!

Sabreden sessizliklerin korkunç fırtınası ve o fırtınada sıkışıp kalan şapşallıklar.

Acımadan acıtmak!

En çok güven verenlerin en acı hançerleri...

Hançerleri sivri olanların pamuk gibi okşayışları...

Yalnızlıkların zevki ve kalabalıkların yorgunluğu..

Gerçeğin kaybolan yüzü,kaybın en acı hali!

Bencilliklerin kırbacı ve yanlış teni kanatan körlükleri!!

Sıkışıp Kalmak




Pamukların içinden çıkıldı.Hayallerin ve düşlerin.Gerçekler her zaman görülürdü ancak bu kadar apaçık olması uzun zamandır olamamıştı.Oysa her şey içimiz kadar,ordakilerden bir gram daha fazla yaşayamıyoruz anlaşılan.Çabaların ve yoksullaşmaların sebebi mi!

Kendini duvarlara vur canın yanmayacaktır.Kaybolmuş olan hisler,duygular,sahiplikler,yitirilmişlikler ve bedenler.Sıkışan bedenler!Dünyaya ölmeden sıkışan bedenler.Topraktan,havadan ve sudan ayrı nefesler.Sonuna kadar soyulmuş ruhlar ve civan gibi adamlar nahoş kadınlar...Onlara sormak hiç aklına gelmemiştir eminim.Hayatın farklı kokularda anlamını görmek istemedik belki de...

Sorgulamadan,soranlardan uzak durarak gitmek.Yok olmak için bahane ve icatlar bulmak.Çünkü artık çok çaresizlik var.Önünü görememek var,sesini duyamamak ve bilinmezlik var en feci!

Koklaşan köpekler gibi...Açlığın vurduğu,savurduğu kimsesizler gibi.Saldırışlar!Tenlere,gözlere,ruhlara ve kalplere.
...Ve pişmanlıklar,söylenemeyen.

Yağmur kokusunun çarptığı çarpık zihinler.Fırtınanın yüküne bırakılan vazgeçmişlikler.Rüzgarın sesiyle birbirine giren feryatlar.Bıkmışlığın ve çok çok tekliğin acısı.Tek bir çift göz,tek bir çift doğru.Şanssız kalabalık!

Civan gibi adamların açlığı ve nahoş kadınların hoş gönülleri.Boşluğa vuran kimliksiz sesler.Kimliğini kaybetmiş gözler ve yıkılmış sesler.Ölümle gezen tozan yolsuz yollular.Onlar gibi olmaya kaçan yalnız ve çıldırmış karanlıklar.

...Ve burda da sessiz çığlıklar var.Kendini sardığını sandığın aptallıklar.Sevildiğini ya da sevilebileceğinin umudunun yaygarası.Boşa kürek çekmek!Olmayacağını geç olsa da görmek.Karşılıksız yakarışlar ve susuşlar.Gözden kolay kolay çıkarılan gönüller.Civan gibi adamlara kanan yalnızlıklar.

Kimsenin görmeden onun göreceğini bildiğini sandığın bakışlar.Aslında yalnızca istekler ordakiler.Ötesi zıpçıktı beyinlerin huzursuz sohbetlerinin yüreğinde patlaması.

Aptal sanıldığın zamanlarda ki alaycı tebessümün.Sessizliğinin derin fırtınasının çığlıkları.Yakmadan ve yıkmadan olsun isterken toza dumana katmanın huzuru.Gözyaşlarının tenini yakışı ve yine yine yanlış kapıların doğru yüzleri.

Süzgeçten geçmiş hisler ve çaresizliğin bittiği andaki kör cesaret.Ölü aşkların ceset kokuları!Sonra yine yeniden cesetlerin dirilişi.Toprakla kanla ve açlıkla.Hortlakların aşk hikayeleri...Onlar da öldüğünde kokmuyor bile artık!!Sonra yine yeni yeniden sebepsiz yakarışlar,hesapsız aşk taklitleri!

....Ve ölmeden dünyaya sıkışan bedenlerin acısız sonsuz yaşam çabaları!!

8 Ağustos 2008 Cuma

Habersiz Yıkım!



Oyun oynuyoruz artık.Kendi hayatlarımızla.Öyle zamanlar oluyor işte!Öyle zamanlar geliyor ki benliğini satıyorsun bir gram umuda.Gelecek sonu bilerek ve geçmiş günün sancısıyla yüreğini bileyerek umut doğurmayı beceriyorsun hala..

Öyle ufaldın öyle küçüldün ki artık seni görmüyoruz.Yine unutturdun bize kendini.Yüreğinle beraber gidiyorsun sen gidince ve dönmüyorsun yıllarca.

Hiç bilmediğin işlerin içine girdin sen!Sabretmeyi aşıyorsun sessizce ve tahammülün sınırında yorgun halde yığılıyorsun tam da ortalarına.

Zaten bu kadar zor olduğunu bilseydin dilemezdin de!Bu kadar bencil olduğunu görseydin takılmazdın da ardı sıra peşine.Nasıl da nefesin sıkışıyor artık,nasıl da sıkça ağlıyorsun ve konuşuyorlar seninle hiç susmadan.Sona yaklaşınca insan böyle olur.Delirdiğini düşünürsün oysa olan yalnızca senden habersiz bir yıkımdır!

Sen Hep İste,Vermeksizin!!



Sen hep orada durmaya ve izlemeye devam et olacakları.Kaybersek ya!Oysa sen benim kadar korkmuyorsun bile.Kaybetmek benim için var olan bir korku.
Yalnızca sorgula sen ama fütursuzca.Hiç düşünme de zaten neden ben benim böyle sivrice.Neden adımlarım hep kendi önümde düşünme.Yalnızca iste sen,vermeyi göze almadan.
Görme de nasıl beklediğimi,nasıl sabrettiğimi de bilme zaten!
Bilemezsin,bilemeyeceksin de asla!Çünkü yalnızca fikrin var ortada,bir gram yürek görülmüyor ortalarda.

Oysa ben hep düşünmeliyim.Ne olduğumu!Onların adları var,hepsinin yeri ortada.Peki ben?Ne içindeyim ne de dışında.Öylece bekliyorum ve neyi beklediğimi bile unuttum artık.Kim bilir yorulduğumu biraz görsen ya da bir an ben olabilsen,beni hangi duvara çarpmak isterdin bilemiyorum!Çünkü ancak öyle dindirebilirdin kanayan beynimin çığlıklarını.

Ancak artık gör,gör bak ben bitiyorum!Nefesim kitlendiğinde ve yalnız kaldığımda,işte tam o anlarda gözümün önünden geçen kelimeler ve yalnızlıklar.Hepsi aslında o kadar açık ve o kadar gerçek ki;işte bu sebepten de çok korkutucu.

Ya da sen en iyisi mi beni tamamen unut.Yorma kendini benimle.

Değer veriyorlar oysa!İçten içe...

Seviyorlar oysa!Açık açık ve yalvararak...

Bense öyle bir kayboldum ki içerlerde,yalvarışlara ve çığlıklara kapalı yüreğim!

...Ve sen bunu da okuma...Anlamazsın,anlayamayacaksın da asla!