Gün batmadı daha
Şu görünen içimin buhranı
Gün batmadı daha ,
Henüz o kadar sarhoş olamadım
Aydınlığından yorulamadım daha
Gelmiş geçmiş en büyük aşklarım
Gün batmadı daha,
Batırmadım gemileri en koyu denizlerde
Getirdiğim yanımda zihnimin kuytusu
Götürdüklerin koca hazine
Fakir bıraktıkların var sonra
Ama gün batmadı hala
Daha uzanmam o yastığa doğru
Henüz bitmedi söyleyeceklerim
Yorulmadım henüz
Yeteri kadar direnmedim
Gün batmadı daha
Aylar geçti, yıllarla buluştu
Ben o günü batıramadım hala
Hali hazırda ki geleceğime
Sindiremedim belki…
Hevesli yıldızlar, sarı ay beklesin biraz
Gün batmadı daha
Hem yarın dediğin nedir ki
Tıpkı bugünden çalıntı
Batmayacak yeni bir gün daha doğacaksa
Boğazında kalsın şafağın,
Yeğlediğim budur aslında.
Hakkımda
- korkunç akıllılar
- Delilik kayda değer bir gelişmedir! DİKKAT BURASI BİR ANI DEFTERİ NİTELİĞİ TAŞIMAZ!!
29 Ağustos 2009 Cumartesi
27 Ağustos 2009 Perşembe
Ucuz Kapak
Şimdi ucuz bir kapağı var bu nefesin
Süslü püslü,
Kuşe kağıt bulamadık basmaya
Sayfaları eksik biliyorum
Saman kokuyor, eskiler gibi biraz
Geçmişi geçmişe emanet edemiyorsun burada
Soluksuz, çürümüş, hesap soran küçük bir kız
Koşuyor hep peşinden
Sen sildikçe o yazıyor
Üşenmiyor, yorulmuyor
Yeniden yeniden diriliyor
Her çığlıkta, her kapı çarpıldığında
Her çatık kaşta, her gece
Her yalnız uyuduğunda
Ve her sabah uyandığında
Mis gibi ekmek kokusu duymak istiyor
Uzun kış gecelerinde
Yıldızların gölgesinde, bembeyaz çatılar
Bir fincan kahvenin nasıl boğazına dizildiğini hatırlıyor
Bir damla gözyaşı,
Bembeyaz geceyi vuruyor
Senin ki hesabı yanlış kişiye soruyor
Karşılıksız çekler, yanlış babalar
Yaka paça kapının önünde şimdi küçük kız
Kapının önü, eksik sayfaların yeri
Battıkça içine inceden,
Ve ancak o kadar acıtabilecek derin sızılar
Battıkça etine, ruhun ağlar…
Bilsen ne kadar korkunç bir masal bu
Çoktan adını kaybetmiş olan
Her yerde bir hikaye gördüm
En acıklısının içinde değildim elbet
Kötünün iyisine tebessüm ettim,
Kahkahalar duydum yanı başımda
Kötünün iyisine tebessüm ettim!
Tebessümlerim,
Yanağımdan süzüldü yavaşca…
Süslü püslü,
Kuşe kağıt bulamadık basmaya
Sayfaları eksik biliyorum
Saman kokuyor, eskiler gibi biraz
Geçmişi geçmişe emanet edemiyorsun burada
Soluksuz, çürümüş, hesap soran küçük bir kız
Koşuyor hep peşinden
Sen sildikçe o yazıyor
Üşenmiyor, yorulmuyor
Yeniden yeniden diriliyor
Her çığlıkta, her kapı çarpıldığında
Her çatık kaşta, her gece
Her yalnız uyuduğunda
Ve her sabah uyandığında
Mis gibi ekmek kokusu duymak istiyor
Uzun kış gecelerinde
Yıldızların gölgesinde, bembeyaz çatılar
Bir fincan kahvenin nasıl boğazına dizildiğini hatırlıyor
Bir damla gözyaşı,
Bembeyaz geceyi vuruyor
Senin ki hesabı yanlış kişiye soruyor
Karşılıksız çekler, yanlış babalar
Yaka paça kapının önünde şimdi küçük kız
Kapının önü, eksik sayfaların yeri
Battıkça içine inceden,
Ve ancak o kadar acıtabilecek derin sızılar
Battıkça etine, ruhun ağlar…
Bilsen ne kadar korkunç bir masal bu
Çoktan adını kaybetmiş olan
Her yerde bir hikaye gördüm
En acıklısının içinde değildim elbet
Kötünün iyisine tebessüm ettim,
Kahkahalar duydum yanı başımda
Kötünün iyisine tebessüm ettim!
Tebessümlerim,
Yanağımdan süzüldü yavaşca…
25 Ağustos 2009 Salı
Belki
Her limanın adı olmalı
Kendini kuru yük gemileri gibi bellemelisin
Ama yolcun da olmalı
Direnmenin adı olmamalı yalnız
Sonuna kadar umut etmelisin
Canın dişindeyken tam da o sırada
Küçük bir balığa tutunmalısın
Belki yemsin, belki oltayla can alacaksın
Kim bilir bu defa sedyeni devireceksin
Denize düşeceksin,
Kim bilir …
Bir gün yok dediğinde
İlk kez aranıp, bulunmadığında öleceksin belki
Belki kaçacaksın…
Limanlarını terk edeceksin
Yüklerini yükleyip batacaksın belki
Bu defa sancağı gömeceksin en dibe
Ya da sarınıp onca yükü bacağına
Davetiye çıkaracaksın batan anılara…
Onca mavi koyun hasreti
Onca saadetin özlemi,
Belki turuncudur hayat diyeceksin
Kan kırmızı olduğunu görmeden
Belki güneş gibidir diyeceksin
Ateş olduğunu bile bile
Atlayacaksın okyanusun ortasına
Yüzemediğin halde
Belki yanarken boğulurken ya da !
Hep bir gideri olsun isteyeceksin
Bu koca deliğin tıkalı olduğunu bile bile
Hani bana diyeceksin, hani bana!
Sana hiçbir şey kalmadığını bile bile...
Kendini kuru yük gemileri gibi bellemelisin
Ama yolcun da olmalı
Direnmenin adı olmamalı yalnız
Sonuna kadar umut etmelisin
Canın dişindeyken tam da o sırada
Küçük bir balığa tutunmalısın
Belki yemsin, belki oltayla can alacaksın
Kim bilir bu defa sedyeni devireceksin
Denize düşeceksin,
Kim bilir …
Bir gün yok dediğinde
İlk kez aranıp, bulunmadığında öleceksin belki
Belki kaçacaksın…
Limanlarını terk edeceksin
Yüklerini yükleyip batacaksın belki
Bu defa sancağı gömeceksin en dibe
Ya da sarınıp onca yükü bacağına
Davetiye çıkaracaksın batan anılara…
Onca mavi koyun hasreti
Onca saadetin özlemi,
Belki turuncudur hayat diyeceksin
Kan kırmızı olduğunu görmeden
Belki güneş gibidir diyeceksin
Ateş olduğunu bile bile
Atlayacaksın okyanusun ortasına
Yüzemediğin halde
Belki yanarken boğulurken ya da !
Hep bir gideri olsun isteyeceksin
Bu koca deliğin tıkalı olduğunu bile bile
Hani bana diyeceksin, hani bana!
Sana hiçbir şey kalmadığını bile bile...
23 Ağustos 2009 Pazar
Sonlar
Sessizliğin içinden çıkan
Kül renginde, boğuk sesli
Yağmurun bıraktığı izleri kuruttun
Her yol birbirine benziyor şimdi
Yoğurduğumuz zamanla beraber kuytu köşeleri
Savunmasız tül perdeler gibi
Ardı ardına açılmış sayfalar
Biri diğerinin habercisi
Yoğun satırlar, asi dizeler
Kastı olmayan hain bir düş sandım
Can havliyle koşup sarıldığım
Kuru bir gövdeymiş, çürük ve kokuşmuş
Yoksul ve kıymetsiz ruhunun eksikleri
Yavaş yavaş içine çeker kefaretsiz sessizliklerimi
Kaba tabiriyle açılır kapılar kayıplara
Bilinmeyenler sever yontuk kelimeleri
Can havliyle kaçtığım
İs kokulu, çürük yalnızlığın
Kopardı beni küçük bir çocuğun ellerinden
Sade bir düşün içinden,
Koyu kırmızı destanlara yazılmak
Siyahın rengini öğrenirken
Beyaza acıkmayı marifet sanmak
Ve son bildiğin bir öncekini ezerken
Kölesi olmak ilk doğrunun, son hatanın
Zaman böyle seslenir işte
Koyduğun son noktanın,
İzi geçer her cümlene
Her son dediğinde,
Ucu açık bir kalabalığa bırakırsın istikbalini
Bütün sonların,
Kalabalık yalnızlıklardan ibaret şimdi
Kül renginde, boğuk sesli
Yağmurun bıraktığı izleri kuruttun
Her yol birbirine benziyor şimdi
Yoğurduğumuz zamanla beraber kuytu köşeleri
Savunmasız tül perdeler gibi
Ardı ardına açılmış sayfalar
Biri diğerinin habercisi
Yoğun satırlar, asi dizeler
Kastı olmayan hain bir düş sandım
Can havliyle koşup sarıldığım
Kuru bir gövdeymiş, çürük ve kokuşmuş
Yoksul ve kıymetsiz ruhunun eksikleri
Yavaş yavaş içine çeker kefaretsiz sessizliklerimi
Kaba tabiriyle açılır kapılar kayıplara
Bilinmeyenler sever yontuk kelimeleri
Can havliyle kaçtığım
İs kokulu, çürük yalnızlığın
Kopardı beni küçük bir çocuğun ellerinden
Sade bir düşün içinden,
Koyu kırmızı destanlara yazılmak
Siyahın rengini öğrenirken
Beyaza acıkmayı marifet sanmak
Ve son bildiğin bir öncekini ezerken
Kölesi olmak ilk doğrunun, son hatanın
Zaman böyle seslenir işte
Koyduğun son noktanın,
İzi geçer her cümlene
Her son dediğinde,
Ucu açık bir kalabalığa bırakırsın istikbalini
Bütün sonların,
Kalabalık yalnızlıklardan ibaret şimdi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)