16 Ekim 2010 Cumartesi

Biz kaç kişiyiz

Zincirlerini kırmış gibi hızlıca koşuyorum
Kovalayan yok, kovaladığım yok
Koca bir hiçlik bulvarında
Kayda değer bir nimet aradığını sanarken
Kaybolmak, bildiklerini de unutmak.

Sızmış bir güzellik
Uyutulmuş bir sevgi
Değmeyene değişilmiş senceler
Gören göze göre yanlış
Seçilmiş kısım kısım isimler

Kaç kişiyiz, bir dönüm noktasının başında?
Kaç kişiyiz, uçurumun kenarında ?
Kaç kişi var, arkamızda
Önümüzdekiler kaç kişi
Ya sen, ya ben…
Biz kaç kişiyiz,
Biz olabilecek kadar çoğaldık mı?
Onlar kadar çok muyuz ?
Demek onca azız ki
Onlara – biz – olamadık.
Biz onlar ne dediyse onu olduk,
Birinci çoğul şahıslar cennetinden kaçarak
Aramızda bir bağlaç
Sen ve ben…

Bir ben, ben tek başıma
Önümde, arkamda.
Hiç sızmadan, hiç uyanmadan
İlk yanılgının şerefine,
Sonsuz kere yanarak.
Bir dağın başında
Bir tek ben, ben tek başıma.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Konu

hep bitecek, hep bitenlerle, bir gün batımında buluşulup,bu konu da kapatılacak.
Bu konu...
Hani şu yaşama mevzu olan...

Senin kalp dediğin

Kepenkler kapamak istiyorum üzerime
Hiç kimse görmeden geçip gitmek istiyorum
Hiç kimse görmesin istiyorum belki de
Yok olmak mümkün mü, bunca varlığın içinde

YOK- olmak istiyorum.

Bir delinin hatıra defterinde küçük bir çizik değil!

Elidmen düşürürüm diye korkarken ben
Elden düştüğümü görüyorum
Daha fenası anlıyorum, daha fenası biliyorum
Bilmenin yarısından bir fazla var
İşte tam orda nefes alamıyorum.

Yasaklanıyor, kenetleniyor...
İçim büyük değil ve ben nefes alamıyorum
Senin yüzünden değil
Geçmişi, geçirmediğimden belki...

Sen dediğim kimsin hem?
Sen dediğim, neresindesin tam olarak ben olmanın?
Olamamanın ya da ...
Ne arıyorsam koca boşlukta,
Koca kahramanların küçücük denizlerde boğulduğunu görmekten başka
Neye yaradı senin sözde sevgi dolu bakışların
Bir hiçe gömüldü,
Öldü!

Ve ben biliyorum...
Asla dirilmeyecek bir aşkın yasını tutmaktan başka ne yapabilir kalbim!
Hem senin kalp dediğin neresinde duruyor ki bedenin?