23 Aralık 2008 Salı

Kaç Gram İçin...



Korku...
Korkuların yarattığı yeni korkular ve endişe..

Hayat nereye doğru gider.Onun gittiği yoldan gitmek ne demek?Hayatı kaçırmak, sıyırmak ne demek?Her koşulda yaşanmıyor mu yine?Her halde dünya dönmüyor mu?
Dünya dönüyor elbet ancak;ya senin dünyan?

Hayat durmaz elbet,peki ne demeye her sabah aynı yerde uyanıyorsun?

Ya peki ne demeye,herkes doğru her şey doğru da ayna yanlış?Kendinden kaçmak mı kurtaracak seni,kendini unutmak mı ya da unutturmak mı rahatlatacak...Her gün hayattan çaldığın dakikalar ve uyuşuk anılar mı çare dersin bunca karmaşaya?

Onca sorunun altına bir tek cevap yetecek aslında.Belki de aynaya daha doğru bakmalısın.Neresinden dönüyorsun ki vicdanının!

Sigaramdan düşen dumanın ağırlığı kadarmış hayat sözde.Uçucuymuş..Rengi var,kütlesi var ancak;hafif bir rüzgar da dağıtmaya yetiyor.

Ruh 21 grammış.Öyle diyordu filmde de... o kadar mı demekten alamıyor insan kendini.Bir nefesimin,tebessümlerimin,gözyaşlarımın,diyaframımın,yaşayan her zerremin,yaşamımın değeri 21 gram.Yükte hafif pahada ağır demek ha!

Peki şimdi bir daha düşününce hangi korku,hangi endişe ne için?
Kaç gram için ve sana ne kadar ait olduğunu bile bilmediğin,kaç gün için?

7 Ekim 2008 Salı

Yanlış Bahar



Bir bahar geldi,kışa yüzünü dönmüş bir ayda
Sarı bir güneş yeşil yapraklar..
Bir bahar taşıdı elleriyle susuzluğunu sana
Bir bahar verdi eline kırçiçeklerini
O bahar koklattı en güzel hikayeleri
O bahar ki yalanlar söyledi sessizce
Duymadın sen ya da sırtını çevirdin en güzel acı gerçeklere
Aynı notalara döndün yüzünü aynı sesleri duymak için
Serildi yerlere kırçiçekleri
Kendi yüzüne bile yalancıymış meğer..
Kurudu hepsi şimdi..
Başka baharlar da başka düşleri mutlu ediyorsa ki...
Sakıncalı bir gerçektir bu!
Bir hayal kadar renkliydi ve gerçek kadar siyah beyaz
Yaza yüzünü dönmüşken tüm ayazlar
Aniden fırtınaya çaldırdılar hevesleri
Sımsıkı tutunanlar camlara
Elleriyle,derileriyle..
Gözyaşlarıyla sıkışanlar bir mevsimde binlerce bahara..
Şimdi yalnızca kurumuş bir ağacın karşısında izlenen yağmurlar
Ufacık saksıdan ufacık bir hayat
Küçücük isteklerin koskaca bedellerini öğüttüğün yüzler
Masumiyet çığlıklarının yeni kör ettiği tazeler.
Kim kime hesabını verir ki
Dört mevsimin bir bahara sıkışmış halini...
Ne senin terkeden yalancı sevgin
Ne de bir ihanetin bedeli...
Sıcacık kucaklardan yuvarlandığın çukurlar
Tek bir ışık hüzmesine hasret kaldığın karanlıklar
Ne senin yalancı sevgin kurtardı sessizliği ne de onun ihaneti..
Bir gün ışığına düşmanlık,bir karanlığa biraz aydınlık..
Bu sessizliğe biraz ses..
Ve bir bahara yalnızca bir yağmur..
Yoksa kim hesabını verebilir dört mevsimin bir bahara sıkışmış halini.
Ne senin yalan sevgin ne de bir ihanetin bedeli...

28 Eylül 2008 Pazar

DİPTEKİLER



Soğumuş bir fincan kahve.Gözleri düşünmekten küçülmüş bir adam.Karşı koltukta ona temkinle bakan kadın.Masa da iki gün öncesinden kalmış bir gazete.İki gün öncesinden artmış bir bugün.Adamın ağlamaya ihtiyacı var belki,kadının adama sarılmaya,soğuk kahvenin içilmeye ve eskimiş gazetelerin yenilenmeye ihtiyacı var.Her şey yarım...

Pencereye vuran yağmurun şiddetini arttırması bile incitmiyor adamı.Hala aynı yerde aynı hallerini düşünüyor.Kadının gardı git gide düşüyor ve boynu bükülüyor.Sanki bir ışık bekliyor.Adamın uzun ve kıvır kıvır saçları önüne düşmüş,bedeni koltuğa gömülmüş,sanki bir daha asla doğrulamayacakmış gibi.Halının desenlerini incelemek gibi mühim bir işin başında belki de.

Yağmur şiddetini daha da arttırır ve yapraklar fırtınadan cama çarparak savrulurlar.Yavaşca başını kaldırır adam ve düşen yaprağa bakar.Bir an o yaprak kadar özgür ve serindir.Bu yine de yaprağın öldüğü gerçeğini değiştiremez.Kadın ne hissettiğini bilir az çok ve cama serpilen damlalar kadar kızgındır.Kızgındır ama yine de o da sever ölü yaprağı.Cesedini kalbinde taşır.Yerinden kalkar ve adamın yanına gider.Öylece önünde dikilir ve ona bakar.Orda olduğunu kanıtlamak istercesine gölge etmektedir adamın düşsel özgürlüklerine.Yokmuş gibi ve yok olmuş gibi davranmayı tercih etmektedir adam.Varlığına saygı duyduğu ancak yalnızlığa aşık olduğundan kadın onun için yalnızca bir gölgedir işte!

Kendinde kaybolan bir garip adamdır yalnızca.Kuyuya bile isteye atlamıştır.Kadında bile isteye bir kayıpla varlığını kanıtlamaya çalışır.Biri çok dipte diğeriyse en az onun kadar dipte ancak güneşe heveslidir.Kadının gücü ikisine de yetmelidir,yetmek zorundadır.

Sonra güneş küçülür.
Önce ikiside donarlar.
Sonra güneş yeniden büyür ve ikiside çözülürler.
Sonra güneş daha da büyür ve ikisini de yakar.
Sonra rüzgar eser ve külleri birbirine karıştırır.
Sonra yağmur yağar ve külleri birbirine yapıştırır.
Sonra yine güneş açar ve kurutur ne var ne yoksa.
Sonra taze bir yaprak düşer kurumuş küllerin üzerine.
Biri çok dipte diğeri en az onun kadar dipte...

27 Eylül 2008 Cumartesi

OLSUN!SAĞLIK MI OLSUN!!



Nasıl da sağır herkes ve nasıl da aç!

Kime anlatabilirsin ki dönümlerini.Mutluluklarını,acılarını,sancılarını kime anlatsan anlar ki...Bu kadar erkenden tükenen umutların ve çürüyen bahçelerde ki güzel kokuların senden nasıl da kaçtıklarını nasıl açıklayabilirsin!O bahçelerde bir zamanlar açan binbir çeşit çiçeğin rengini,kokusunu damaklarına nasıl yerleştireceksin ki...Onca yılı kime yaşatabilirsin sırf seni anlaması için.Anlamaktan fazlası lazım oysa.Ama yine de..

Olsun!Sağlık olsun..

Umut,bir çöl bahçesi şimdi...

Bu yüzden kapıyı kapat ve kilidi vur üzerine.Dört duvara kesil dikkatini,belki onlar gözlerine daha çok bakıyordur.Hep susar ve dinler onlar,zaten sen de hiç anlatmazsın.Hissediyorsun değil mi!Bittiğini görüyorsun.Eskisi kadar hızla atamıyorsun kendini ateşe.Dile kolaydır her zaman!Her heveslendiğinde,yeniden hayatı solumaya başladığında,birileri ya da bir şeyler çıkıp nefesinden çalıyor.Hep paylaşacakken,azaltıyorlar.Neden yaptıklarını ne sen anlıyorsun ne de onlar anlatabiliyorlar.Yorgunluğunu sırtından alacaklar sanarken sen,yenilerini de onlar ekliyor.Onlar,hep varlar ve hep bir yerlerde olacaklar.Hiç yapmamış gibi,sanki hiç kırmamış gibi...Hiç bilmiyorlarmış gibi.Bencil ve çaresizlerin sığındığı limandan fazlasıydım oysa.Ama yine de şimdi olsun,sağlık olsun,öyle mi!!

İçimi bir nehre akıtabilsem keşke.Keşke şimdi bir sahil kenarında ve yalnızca yıldızları düşünüyor ve onu düşlüyor olsam.Ilık rüzgarın sesini tenimde duyumsasam.Keşke dalgalar kadar güzel şarkı söylese tüm insancıklar.Keşke onun için hala biraz daha cesaretim kalmış olsa.Oysa o kadar korkunçtu ki hepsi,artık hayal bile etmiyorum.Ne onu ne de beni.Hayallerim hep hayatım olduysa da kabuslarımdan da sakınmadılar kendilerini.Benim hayallerim yine hep beni vurdu.Yolundan dönmediğim ezgilerim dışında,ruhum hep birilerinin karalama kağıdı gibi...Ama yine de yani şimdi,olsun öyle mi!Sağlık mı olsun?

Hayatımı içime sokuşturup,buruşturup,kıvırıp sonra hala benimmiş gibi bana uzatıyorlar.Kendi pisliklerinde,kendilerince oynaşıp,sonra hala tertemiz olduklarını idda ediyorlar.Onlar en çok kendilerini sevip,besliyorlar.Oysa yine de..tüm bunlara rağmen olsun!Sağlık olsun,öyle mi!!

Geçen onca yıl nerde birikiyorsa artık,onca sağlık diliyorum ''onlar''a !

Zaten bu saatten sonra bir bardak çay,bir kafe köşesi,bir defter,bir kalem.Eksik bir şey de olsa,olsun!Sağlık olsun,değil mi!

....

Korkulardan duvarlar ve acılardan saltanat.
Benim krallığımda ki sahte krallar ve kraliçeler...
Korkulardan duvarlar ve yalnızlığımdan daha kalın bir zırh yok.
Kelimelerimi sığdırdığım küçük kağıtlar.
Korkulardan duvarlar ve gözyaşlarımdan daha ağır bir silah yok yine beni vuran
Kendimi,kendime saklıyorum.
Vurdunuz dilediğiniz kadar ve sığındınız göğsüme
İnanç dilediniz,mutlu etmek için..
Açılan her kapıdan ezerek geçtiniz
Biriktirdiniz beni..
Yoldunuz,çaldınız çırptınız benden..
Aşk dilendiniz,mutlu etmek için..
Kirlettiniz hep ortalığı,dağıttınız
Toplamak bana kaldı hep..
Bir ben hep vardı arkada
Yalnızlığına sığınacak...
Gülüşleri hep vardı bir başka tohumdan yepyeni evler yapacak...
Kalmadı artık.
Ne bir ben kaldı ne de size bir aşk

25 Eylül 2008 Perşembe

Buğulu Gökyüzü,Kömür Kokulu Mahalle



Düşünceli ve olabildiğince sessiz.Kimsesiz ve farkında.Yolculuğunun en sıkıcı günleri belki de.Yaşlı bir kadının anılarını tazelediği cam kenarında ve 21 yaşında...Geçmiş henüz hasretle anılamayacak kadar taze.

Dışarda ki buğulu akşamın gözyaşları,genç kızın yanaklarından süzülmekte.Kömür kokulu mahallenin uzak seyircisi.Aramızda bir hayat kadar uçurum var.

O kızın umutlarının kabardığı sokaklar,penceresinden gözükmüyor.Kararmış mahallenin ikinci el dükkanların yanından geçip,pırıltılı arka sokağın incisi olabilmenin derdinde.Yeşilçamdan kareler var aptal kutusunun yüzünde...Kömür kokusuna karşın,bir fincan mocha kokusu duyularını okşayan.

O buğulu gökyüzü,kömür kokulu şaşkın mahalle...

Tam da sağından geçen ve bakışlarında terkedilmişliğin züriyetini gördüğüm adam.Kaç yaşındadır kim bilir elleri?Ancak gözleri,bir kara delik gibi yığınla içine akıtmış yılları.Acılı bir seferi sanki.Belki kırklarınının bile hakkından gelmemiştir daha lakin,yüzünde ki çizgiler ahirete yol olmuş şimdiden.

Kömür kokulu mahalle...

Sıcacık yatağından sabahın bir körü uyandırılan evlatcık.Kolalı yakalığı,masmavi önlüğü.Defterle kitap,evle okul arasında yüz adım hayat...Masumiyetin yaşı dokuz!Geceyle gündüz arasında çığlıklar,yatağıyla yan oda arasında savaş çıkmış.Geçen her dakika kolalı yakalığına bir damla yaş bırakıyor.Masumiyet erkenden terketti evlatcığı.Nerede kaldığını bilmeden,kömür kokulu mahallenin bir köşesinden dönünce şuracıkta ki pembe evin bir odasının bir köşesinde,sinmiş hayat.Nerede unuttuğunu bilmeden..

Buğulu gökyüzü,kömür kokulu mahalle

Başka bir pencereden aynı hikaye dökülüyor zihnimize.Kömür kokusu,sıcak mokayla;buğulu gökyüzü bir kaç damla yaşla servis ediliyor soframıza.

30 Ağustos 2008 Cumartesi

Bir Adresten Hiç Bir Kimseye!



Güven!
Sana ve onlara...Artık ne kadar ve nasıl?

Anlatabileceğim diller değil bunlar.Kimsenin hayatının kilometre taşı olsun da istemem.Yazık oldu derken şimdi,yalnızca kendim için korkuyorum.
Kimilerinin dediği kadar önemsiz ve birilerinin dediği kadar can yakıcı.Kasıtlı ya da kasıtsız,bedeli ödenemeyecek kadar ağır.

Saçlarından ve boynundan geçen anılar.Kalbine ve tenine kadar sabit ve kanatıcı.Şuursuz bir kasvetin bedeli.Kimin için?Dilinden ve elinden gelenler.Yanlış ve yanlış olan sen!Doğrunun yolunu kendine sabitlediğin yine kendine olan sapkın düşkünlüğün.Bu işin içinden çıkabiliyorsan eğer kendine değmeden,bir hiçlikten daha yokluktasın.

İçerden gelen,içinden gelen kabuller.Kendine ve ruhuna.Gözlerinden söz bile etmiyorum.Sebepsiz bir hikmet mi hepsi yani!Komiksin..Bu benim için çok acıklı!

Yardıma ihtiyacım var şimdi,kendime engel olmak için.Durdursun birileri zihnimi ve anılarımı dondurun.Elinizden gelemeyecek yazık işler bunlar biliyorum.Oysa en temiz ve en içtenken,en yanlış ve en uzak adamın elleriyleyken kaldım bu yolda !Tekledi bizim ki...

Yabancı!Seni bile daha iyi tanıyor olabilirim ancak;onun kokusunu hatırlıyorum hala.Kendimle savaşımın bir dönüm noktası.Bu durakta bırakılacaklar var.Gözler,dokunuşlar,sesler,izler,kokular,sözler,yüzler ve hisler...
Bu durakta esir kalacaklar da var!Kendim için bırakıyorum onları da...Ben bomboşken ve huzura daha yakınken...

Bir kaç cümleyle atlatabileceğini zanneden kefiller..Ruhum ve yüreğim için kefiller.Şimdi hepsi kendi için içiyor kadehlerden.Sen de kefildin sözde benliğine ve senetlerini sende bozduramadım ne yazık ki...Bir tutam öfkeyle bir gram acı arasında ki fark nedir peki?Acıdan korkman gerekir , bunu unutma!

Sızıntı var artık,kocaman bir delik hatta!Gün geçtikçe daha boş ve daha sancılı...Sona yaklaştıkça en başa,sonra yine sona ve şimdi yeniden en başa...Bu filmi sarmak için tekrara gerek yok.Hep aynı yerde zaten

...ve sakın!Çek sırtımda ki kirli ellerini.Düşerken bile tutanacağım son dalken bile,uçurum tatlı gelir bana,inan!
...ve unut inançlarımı,sana verdiğim hakları ve bende ki seni.İçimdekileri görebilseydin,kendine bir kez daha savaş açardın!
...ve tabi unut tüm söylediklerimi.Biliyorsun ki hiç bir zaman sana ait değildi,şimdi de senin için değil!

.....Ve bir kez olsun bana bakarmış gibi bak aynaya,sanki benmişim gibi!Ancak yapamazsın bunu çünkü;yüzün asla sana geri dönmeyecektir!

Tıpkı kalbimin bana geri dönmeyeceği gibi!!

Bir adresten hiç bir kimseye...

26 Ağustos 2008 Salı

GÜNEŞ



Bu kokuyu anlamıyorum.Dışardan mı geliyor içerden mi?Henüz bilemiyorum.Nereye gitsem de benimle.Sanki çürümüş bir şeyler.Çürüyenler içimde
Kaçaklar korkar ama ben burdayım.Her zaman bildiğim gibi.Gitmeden,gidemiyorum.Bu kokuyu anlamak mümkün değil!Kıskıvrak sarıyor tüm neşemi ve boğuyor beni.Burda olmak,orda olmaktan da beter olmaya başladı.

Susacağımı bilenler,görüyorlar da şimdi.Değmeyenler için cümle sarfedilmez ama bu çıkmaz sokak farklı.Hem kirli hem dar.Sağ ya da sol en fazla.Büyük
hareketlere yer yok.Acı bir kokunun düşsel izlerini taşıyor zihnim.Her bir düş bir önceki hikayenin başlangıcı ve sona doğru kabuslarla doyuyoruz.Kimseye yetişemiyor cümlelerim.Daha havadayken kapıyor yanlış olan birileri.Daha hızlı olsaydım belki bu kadar dibinde kalmazdık hayatın.

Benzetemiyorum da bu kokuyu.Güzel bir düş gibi hatırlatıyor kendini hemen ardından çürümüş et kokusu duyumsuyorum her yanımda.Yakmışlardır belki de..Öyle
içerden ve öyle yakın ki,korkutuyor artık.Geçmişe bakıpta,geldiğim yolu görmek istiyorum.Anımsamaktan fazlası için,gitmek için lazım her şey.Kelimelerimi sıkıştırmayan adamlar ve kem gözleri olmayan kadınlarla beraber.Kaçmak değil bu,korunmak belki!

Hatırlatan gözler istemiyorum.Benzer kıyafetler,aynı cümleler,öperken bile aynıymış her şey.Oysa tüm dünya karanlıktı o zaman.Aniden yanan ışıklardan kaçarken dalıverdim bu yola.Belki de hep üzerimdeydi bu çürük koku ya da o şaşkınlıkta birilerinin kanı üzerimde kaldı.Bu sokakta öyle sakin ve öyle ıssızdı ki düşünmeden yürüyordum.Bir son aradığım yoktu yalnızca yürüyordum.Güzel evlerine bakıyordum,tıpkı hayalimde ki gibiydi.Renkler,sesler ve sözler!Her şey loştu ve sevindirici.Yine geldiğim gibi aniden gördüm sonunu.Ardımda ki tüm kapılar kapalı ve önümde koskoca bir duvar.Koskoca bir sahne gibi aydınlanıverdi bütün bir çıkmaz yol.O geliyor sanırken kokusuyla,bir düş kadar yakın zannederken elleri,çürüdüğünü duyumsamaya başlamıştım.Ardımdakilerler,karşımdakiler,elimdekiler ve şu kahrolasıca koku!Bir güneş vardı hem de sıcacıktı.Ama engelde vardı hem de büyük bir çıkmaz.Hem kokuyorum da...Yalnızca ben biliyorum belki ama çürüyorum da...Hatta bu çok iyimser bir kaçış,cesedime bile dokunurum istesem şu an.

Ahh güneş!Aydınlığından kaçarken,yalnızca ay ışığı sanmıştım bu kadranı.Yanılmışım!Koskoca bir çatının buğusuymuş bu yalancı gece.Bak şimdi perdeler de kalktı.Sen ordasın ve ben burda.Gece de bitti ve gün de batmak üzere.Gerçek geceye kalmak için çok çaresizim.Sana varamadan geceye kalacağım.Hem ben belki hiç çıkamam artık bu sokaktan.

Yoruldum güneş,bilir misin ne demek!Korkuyorum da senden,yine bir sahneyse bu koskoca umut.Yine yalnızca bir çocuk kandırmacasıysa bu çokluk.Ben artık bu duvarı tırmanamam güneş.Ancak biliyorum bu gece bu kokuyla da yaşayamam.Kaçtığım kaldırımları bir bir yeniden tepip geri de dönmem.Çürüyorum ben hem de sensiz ve sessizce.Kaçamıyorum bile artık.Hem ardımdan kovalayan da yok.İçimde hissediyorum bu nahoş sesleri ve halleri.Orda öylece yiten mutluluğummuş gibi bakma bana.Seni de bitirirdim eğer dokunabilseydim ya da sen de beni yakardın eğer o kadar kolay görebilseydin.Gözlerimden bir iki damla sızması gerekti şimdi ama akmıyorlar onlar da artık.Kurumuş pınarlarım ve içeri göçmüş gözlerim ve yara bere içinde ki ellerim ne kadar layık gelir sana artık bilemiyorum.Belki de biliyorum da ondan öylece duruyorum.Kızma bana güneş,sakın kızma!Yetebilseydim eğer beraber parlardık daha nice hallerde.Yetebilseydim eğer!

25 Ağustos 2008 Pazartesi

En Büyük Bedduanın Anısına



Geçmişe dönmemizi ister misin?Yine öyle acımasız ve nahoş olmayı..
Aynalardan nefret etmeyi ve gözlerinden kaçmayı ister misin?
Boşa soruyorsun hala kendini
Ne var kaybettiysen diyemeyiz
Bulduklarından değerli miydi yani..
Sakın konuşma ve duyma
Bir sağır olmak en güzeli şimdi
Netleştikçe sesler,yalanlar çoğalıyor
Ve biz inanıyoruz her topala
Teklediğini görmek seslerini yalanlayamıyor ne yazık ki..
Sesleniyorlar şimdi
İçerden ve dışardan
Sanki zorla öğretmek istiyorlar tüm gerçekleri
Gerçekleri ne derece burdaysa tabi..
Elle tuttuğun ya da gözle gördüğün
İşte en büyük yalanlar,en önde ve en gerçek
Eğer gerçek buysa tabi..
Durmayacağım artık hem duramam istesemde
Gözyaşı istiyorum ve kanamalarını istiyorum..
Son nefeslerine kadar acımlarını aynalara
Görmelerini istiyorum ve doğru söylemelerini
Ruhları ellerimdeyken de bu kadar çirkinler miydi!
Sesin benden çok öte de ve yankılı
Anlamak ve anlatmak için çok geç belki..
Sıkıldığımı da biliyorsun
Dört duvar ve bir kapı
Ardına kaçmak ya da içerde boğulmak
Kaçmak nasıl olsa yine duvarlar ördürecek
Burda olmasa başka yerlerde donacak ellerim
Öyleyse kıpırdamayacağım bir adım daha
Güneş bile almayan bir ruhla ve sessizce gideceğim..
Hep böyle derler ya ''yorulmak'' kadar gerçek her şey..
Biraz yaklaş bana,nefesimi duymaya gayret et..
Ben hiç koşmadan nefessiz kaldım
Ciğerlerimi emanet ettiğim kalplerin kötü alışkanlıkları
Belki de kansere çok yakın artık..
Kimdiler ve kimdi o giden..
Bana çok benzesede resmimden fazlası değil bu saçmalayan
İzliyorum seni ve durmanı bekliyorum
Onca taşa çarpıp hiç yıkılmamak ne kadar mümkünse o kadar sağlam basıyorum şimdi yere
Hiç gözleri dolmadan ve vicdanı sızlamadan kaçtı!
Hiç böylesini görmemiştik...
Sanki elimde bir yanardağ var ve onunla yıkayacak mıydım seni..
Oysa senin tüm hücrelerin sudan saklanıyormuş..
Bilemezdik bu kadar kirli olduğunu...
Gözlerden kaybolan ve aniden doğrulan
Omurgalarıma kadar acı çekiyorum nefesimle
Günler ve gecelerin saatleri elimde
Akrebin intikamına tutulsun ruhun!
En büyük bedduanın anısına..
Yelkovana çok da önemsemeyecektir zaten..

24 Ağustos 2008 Pazar

Lanet!



Şimdi burası bir kapı ve ardındasın.Korkak,ürkek halde pısmışsın.Oysa bir dev ya da bir fırtına yok ortada sana zarar verecek.Titriyorsun,ne hakkı var sanki!
Ürkmek...

Karanlıktan ya da sessizlikten korkmuyorsun.En şiddetli huzur dalgalarının dans ettiği yerler.Ancak güneş ve aydınlık.Kapatın perdeleri!Kalın kalın yorganlar lazım,üşüyorum.Gece gelince haberim olsun,çıkacağım deliğimden.Ay ışığı kadar aydınlatacağım yüzleri daha fazlasına gerek yok zaten.Biraz daha derinden bakıp gözlere daha fazla yalan görmek için hiç vaktim yok artık!

..Ve gece.Sessiz ve çığlık çığlığa.Duyuyor musun acıları.Her yer ayrı keşmekeş.Üzerimde bir lanet bulutuyla dağılıyorum aranıza.Kaçmaya bile vaktiniz yok.Ay ışığının pusu sanıyorsunuz hepsini.Birer kere batırıyorum üzerinizi.Rengarenk giysileriniz kirleniyor.Biraz kara duman biraz kan!Ne var sanki korkmayın hepsi benim.Boyayın doyasıya kendinizi kanıma ve bulaştırın üzerinize lanetimin kirini pasını.Meraklanmayın hepsi benim!Hatta can acısına kadar sahiplendim.

Yalnız kalmanın ne demek olduğunu dile benden.Sana hissettirmemi istemezdin.Ne kadar güçlü bir kaçaklık bu tahmin bile edemezsin.Senin ki yalnızca korkaklık.Gerçekten tek olmanın sıcağını ensende hissetseydin erimiştin çoktan.Kayıpların varmış.Öyle derdiniz hep.Peki ya kayıpları sordunuz mu hiç.Seni korkak!Bir başkasının acısına bile tahammülün yok.Dilersen sana etten kemikten bir acı gösterirdim ancak dayanabileceğini sanmam.Aynı anda gözlerime bakmanı istesem mesela ki bu kadar acımasız olmam ama ölürdün!

Şimdi dilediğin kadar uzakta dilediğin kadar yalnız kalmaya çalış.Yapamazsın!Onun taklidi olmaz hem.O aniden gelir ve sana sormaz bile.Yalnız kalmak istiyorsan daha hızlı kaç.Çünkü hayat senin gibi kalabalıkları bizim gibi tek tabancaların yanında harcamaz.Günün eğlencesinin hayatın anlamının yanında işi ne?

Şimdi daha hızlı kaç...
Düşlerime çarpmadan..
Dikkat et!
Topladığın kuruşlar dökülüyor ceplerinden ya da kusuyor da olabilirsin..
Yavaş ol..Görmemen imkansız..
O kanlar senin değil ama kirlisin hem de onlar senin bile değil!

21 Ağustos 2008 Perşembe

Bir Daha Asla



Korkunç..Her şey gün geçtikçe daha da korkunçlaşıyor.İnsanlardan,bedenlerden,ruhlardan uzağa kaçabileceğin tek bir delik bile kalmadı.Oysa beynim çınlıyor her gün.

Dayanmaya dayanamıyor olmak!

Gitmelisin bence.Öyle bir yer bulmalı ve keşfetmelisin.Hepsinden uzakta hatta uzak bile olmayan bir yerlerde.Bilinmeyen hiç görülmemiş ve duyulmamış.Tıpkı ölüm gibi ancak onu bile biliyorlar.Lanet olasıcaların bilmedikleri de yok zaten!

Kimdiniz ki siz?Neden geldiniz?Çağırdığımı ve misafir etmek istediğimi hatırlamıyorum.Ancak açıktı kapı ve girdiniz içeri..Öyleyse şimdide aynı yerden çıkın dışarıya.Ancak dikkat edin!Bu kapı içerden açılmayan bir duvardır aslında.Yıkmayın duvarları,lütfen.Bırakın duvarımı,ben bir delik kazıyacağım kendi ellerimle.Sizin yuruklarınızdan daha az zarar verecektir bu.Merak etmeyin daha fazla tutmayacağım sizi burada,kalmanızı da istemem hem.Yalnızca biraz zaman verin,kendi ellerimle uğurlayacağım sizi.

Daha uzak bir köşe seçin kendinize.Bakmayın öyle şaşkın şaşkın.Nasıl da yardığım görüyorsunuz ya!Bembeyaz duvar kapkara ve kırmızılaşıyor farkettiniz mi?Dışarı çıkabileceğiniz bir delik olsun diye hepsi.Sırf daha fazla burada kalmayın diye.Canım yanıyor aslında,ellerim çok acıyor.İşte biraz daha büyüdü,gün ışığı sızıyor artık içeriye.Aç aç bakmayın öyle şu ışığa.Gözlerime bir kere olsun böyle baksaydınız keşke.Her neyse,çıkın gidin artık.Burdan tek bir parça bile götürmeyin kendinizle.Hırsız gibi girdiğiniz bu küçük köşkümden bir misafir olarak ayrılıyorsunuz.İyi dileklerimle ve göz yaşlarımla...

Bu kapıyı unutun artık.Dışardan daha ne kadar çalsanızda,içerden bir duvar burası unutmayın.Değerlerinizide kendinizle götürün.Unutmadan,şunlarda sözleriniz ve günleriniz...Bunları da alın lütfen!Unutun bu kapıyı artık,bir daha asla!

Nasıl kapanacak bu yarık şimdi!
Yine yama lazım etlerden!

20 Ağustos 2008 Çarşamba

İkinci El Bir Duman



Sönen sigaralar ve bitenler için...
Tatlı tatlı içerken bir yudum kahveyle beraber,aniden felç geçirdi ellerim
Tutamadım seni,ellerimde olana inanamadım belki de..
Fırlatıp atamasam da hemen,çürümüş bir tütündün artık benim için..
İkinci el bir duman...
Şekillerin,renklerin,sözlerin vardı senin de ve tutamadığın sözlerin tabi
Oysa kanatamadın da derimi..
Mosmor oldu ama..
Tenime kast!
Çözemedin içimdeki boşlukta sıkışıp kalan düğümü
Sana da layık değildi demek ki bu dudaklar
Değmiş olman,dokunmuş olman demek de değil zaten...
Şimdi bakıyorsun bana,yüzümü de göremeyeceksin artık...
Gördüğün suretten öteydi zamanında her şey..
Yaz sıcağının erittiği aşklardandı demek ki bu da..
Aşk bile değildi ya da..
Rüzgarın tozu dumanı kaçmıştı gözlere...
Yazın ortasında ki bir buz parçası olmak nasıl da zor
Gölgesinde zannederken kendini açığında kalmak evin...
Bacasından tüten ikinci el dumanlar...
Kapı ardına dek açık!
Kaçmak yok!
Yavaşca yürüyoruz eşiğe doğru..
Kapı ardına dek açık!
Kovarcasına çığlıklar yükseliyor evden ve bacasından dumanlar tütüyor..
İkinci el dumanlar...
Her adımda bir gram daha ağırlaşıyor yükler
İncinmek..incitilmek!
Korkunun yaktığı bir yürek,bir beden
Şimdi ürkmekte yok
Artık umutlar da saydam değil ve sabırlar tükendi
Tüten sigaranın acı dumanı yaktı..
Sönmüş bir sigaradan bir fırt daha çekmek
İkinci el bir duman
Tütüyor bak,tüttürüyorlar sensiz...
İkram da ihmal olmaksızın içiyor hepsi yudum yudum..
Kapı ardına dek açık ve kaçmak yok
Sürüklüyor geçmiş ve hızlandırıyor gelecek
İçmeselerdi keşke benim cigaramdan
Olduğu yerde heba olsaydı da gelmeseydi hiç bir nefesin dudağına
Bir ev ve dumanı tütüyor..
İkinci el bir duman
Cigaram bitmiş,ayılalı oluyor uzunca...
Dumanına yanıyor şimdi cigaralar!

13 Ağustos 2008 Çarşamba

....

Sembe bu gözler,görmüyorlar hiç bir şeyi
Bildiğin gibi değil ve anlaşılan bildiğim gibi de değil
Her şey büyüyor...
Adını koyamadığın hislerle beraber saklanıyorlar hayatına
Sızmış şimdi hepsi,yalnızca uyuyorlar
Uyurken bile birer iğne hepsi
Sanki görmediğimi düşünüyor ya da kandırdığını
Oysa bu ipler aynı ipler
Çocukken de oynamıştık ya hep beraber başka yerlerde..
Bir çınar ağacı var bir de gölgesi
Gölgesi olanlarla yaşamak zordur çınardan uzakta...
Nefesine kast eden ve düşlerimi bileyenle kavgalı
O,en doğru şekilde yanlış!
Oysa bilmiyor insan ve dinlemiyor
Sanki kanayınca daha çok öğrenecek ya da ıslanınca gözler...
Oysa asıl söz geçmeyen daha içerde soyuyor seni
Ruhunu arındırıyordur sanıyorken sen yalnızlaşıyorsun bir insan daha
Ve paylaşmanın ümidi bunlar,tek bir kez solmadan açabilme umudu...
Güneşte erimeden,yağmurda çürümeden büyümenin hevesi hepsi..

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Sonsuz Borç




Her yol çıkar ve her yol çıkmaz.Bir gün olurda sona gelirsek pişman olmadan ve huzurla nokta konmalı.Gözler biraz daha derinleştiğinde ve her bir çizginin altına bir hayat daha gizlendiğinde,hesaplar yarım kalmamalı.

Geri de bırakılan her bir tohumun çaresizliğine sığınmak!
Her gözün karardığında ilk akla gelendir en değerli şeyin...ve benim düşerken tutmak istediğim el de ordaydı.Babamdı!
Sana tutunan ve senin dalındı evin.

Yaşanılanların her geçen gün bir adım daha kendini geriye attığı,acıların her yeni günde bir kez daha tazelendiği ve her seferinde aynı gün öldüğü zamanlar çoğalıyor.

Oysa hepsine sonsuz borçlarım var.Acılarıma,sevinçlerime,o küçük kız çocuğuna,o ufaklığın üzerinde ki o adi ellere bile teşekkür ederiz.Her kir biraz daha aydınlattı o ufak bedeni ve bu garip genç kızı.
Şimdi sık sık kapatıyorum gözlerimi hayata.Her uyandığımda bir kez daha bakıyorum güneşe ve içimden geçenlerin zamana sarıldığını görüyorum....ve ışığın,karanlığın tozu olduğunu görüyorum her defasında.

Şarkıda dediği gibi birileri bize çok acı getirdi!Oysa şimdi hepsi en temiz dostlar gibi,hepsinin elleri ellerimde ve gözleri gözlerime öylesine cesaretle bakıyor.

Bedeninde ve ruhunda kalan yaralar...Siz en büyük dostsunuz bu akla.Krili eller,kötü diller...hepsi bugün burda benim içimde ve sizin gözlerinizde.Unutuldu sanılanlar bile unutulmaz hiç bir zaman.

....Ve şimdi hepiniz benim işte.O yüzden midir bilmem buz gibi buralar.Keşke biraz daha sıcak olabilseydi ya da birileri o sıcaklığı ellerime verseydi!

Bildin Mi?



Gökyüzüne kaç defa anlam katarak baktın acaba?
Yıldızları kaç defa gözlerinle değil de gönlünle süzdün?
Kaç defa sevdin,hiç aşık olabildin mi?
Kaç defa dostuna sarılarak ağladın?
Hayatın yüzüne tüm bunları yaparak kaç defa delirmişcesine kahkahalar attın?
Bu oyunu kuralına göre oynamayı denedin mi hiç?
Hiç bir defa alttan alarak üstte kalmayı becerdin mi?
Hiç yendin sanırken yenildiğin oldu mu peki?
Gözlerinin içine bakıp da hey be koca aptal diye çığırdın mı hiç?
O koca aptaldan yanıt alamadığın oldu mu acaba?
Konuşmuyorsa bil ki bir şeyler yanlış gidiyordur...

Peki ya sen adam?
Bilemedin mi sevginin nerde olduğunu?
Kalbinden ve ruhundan önde yolladığın aklına mı takıldın da öylece durduğun yerden bakmaktasın?
Hiç denedin mi bir kere olsun biraz kendinin dışına çıkabilmeyi..
Hiç denedin mi gözlerinin içine her baktığında yıkılan o kadına yardım etmeyi?
Aklından bir kez olsun geçmedi mi canının yanıyor olduğu?
Ya da hiç göremedin mi sınırların içinde yüzerken dışında kalanın da aslında seninle olduğunu?
Hiç hissetmedin mi huzurun bir lokmasını?
Senin hep durduğun yerden onun sana koşar adımlarla yaklaştığını da mı görmedin?
Peki sen şimdi onun yorulduğunu da göremezsin haliyle...
Umarız görmüyorsundur da zaten..
Eğer bile isteye büyüyorsa bu koca mesafe,kör olmanı tercih ederdik hepimiz!

Sen de kadın!
Sen de hiç anlamadın mı gözlerinde ki boşluğu?
Sesinde ki tek bir tonun bile seninle olmadığını...
Tek bir hatacıkla elinde ki yarım kalemiyle nasıl da hızla seni karaladığını da görmedin mi?
Aklının çemberine ikinizi birden takıp ordan oraya savurduğunu sen de mi görmedin?
İsteyerek mi bu sürüncemen yoksa!
Dayanıyorsan neden?
Savaşmak mı geliyor içinden yoksa boğuşmak mı?
Kanlı mı bitsin istiyorsun yoksa hep şimdi ki gibi yaralarla m büyüyelim?
Ya yara alacak yerin kalmazsa neyin kalıcak geriye meydana atacağın?
Böyle mi olsun istiyorsun sen de?

Durmak lazım dedi o!
Beklemek ve dinlemek lazım sesleri...
Senden olanı sevmek kolaydır ancak ya tanımıyorsan bu ruhu,bu teni,bu gözleri!
Sen koşarken yoruluyorsan durmak lazım...
..Ve sen dururken acımıyorsan sevgilinin tükenen nefesine
Sınırlarınla beraber yok olman lazım!
Sen seviyorsan eğer dillenmen gerek canana!
Seviliyorsan da taşının güzelliğine rağmen bükmen lazım kendini...
Yok ne o yola ne de bu yola uğruyorsa keyifleriniz
Acıyla yoğrulmuş ruhunuza şerbet gerekmiş demektir!

9 Ağustos 2008 Cumartesi

Bir Tangodur Aşk



Yaz rüzgarının rengarenk kokuları
İçime de gelmişti bu his ya,her neyse!
Vardı,bilirdim onu
Görürdüm gerçek olmadan,düşte sayılmaz hoş.
Hani!
Verilen sözlerin uçtuğu hayalleri yakalayamıyoruz şimdilerde..
Gözlerime bakmalı ya,sevgili olduğunu duymalıyım en köklerde
Konuşmadan ve dokunmadan...
Becerilebiliniyorsa bir de böylesi gerek ruha..
Okşadığı tende,sonsuz tazelikler bahşetmeli
Hediyesi kalbi olmalı...
Zamansız ve rahatsız aşkların devri şimdi
Burda bu cebelleşmeler çok ucuza..
İçinde olana masal,dışında kalana oyundur aşk!
Aşk bencildir de aslında..
Kendinden çok o'sundur teninde.
Benliğide feda eder o..
Yakındır ve uzaktır aşk,
Hiçliktir ve herşeylik..
Arzudur ve nefrettir.
Tutkudur aşk..
Aşk bir tangodur!
Kendi kanıyla boyar her yanı.
Aşk bir tangodur!
Yasak elmalarla doyurur kendini..
Aşk bir tangoysa eğer
Anlaşılan bu bizim ki yalnızca el ele tutuşmak.
Bunun da kapısı eşik kadar yakın bize!

Bir Kaç Cümle

Çok bildiğini sananların sonsuz cahillikleri!

Sabreden sessizliklerin korkunç fırtınası ve o fırtınada sıkışıp kalan şapşallıklar.

Acımadan acıtmak!

En çok güven verenlerin en acı hançerleri...

Hançerleri sivri olanların pamuk gibi okşayışları...

Yalnızlıkların zevki ve kalabalıkların yorgunluğu..

Gerçeğin kaybolan yüzü,kaybın en acı hali!

Bencilliklerin kırbacı ve yanlış teni kanatan körlükleri!!

Sıkışıp Kalmak




Pamukların içinden çıkıldı.Hayallerin ve düşlerin.Gerçekler her zaman görülürdü ancak bu kadar apaçık olması uzun zamandır olamamıştı.Oysa her şey içimiz kadar,ordakilerden bir gram daha fazla yaşayamıyoruz anlaşılan.Çabaların ve yoksullaşmaların sebebi mi!

Kendini duvarlara vur canın yanmayacaktır.Kaybolmuş olan hisler,duygular,sahiplikler,yitirilmişlikler ve bedenler.Sıkışan bedenler!Dünyaya ölmeden sıkışan bedenler.Topraktan,havadan ve sudan ayrı nefesler.Sonuna kadar soyulmuş ruhlar ve civan gibi adamlar nahoş kadınlar...Onlara sormak hiç aklına gelmemiştir eminim.Hayatın farklı kokularda anlamını görmek istemedik belki de...

Sorgulamadan,soranlardan uzak durarak gitmek.Yok olmak için bahane ve icatlar bulmak.Çünkü artık çok çaresizlik var.Önünü görememek var,sesini duyamamak ve bilinmezlik var en feci!

Koklaşan köpekler gibi...Açlığın vurduğu,savurduğu kimsesizler gibi.Saldırışlar!Tenlere,gözlere,ruhlara ve kalplere.
...Ve pişmanlıklar,söylenemeyen.

Yağmur kokusunun çarptığı çarpık zihinler.Fırtınanın yüküne bırakılan vazgeçmişlikler.Rüzgarın sesiyle birbirine giren feryatlar.Bıkmışlığın ve çok çok tekliğin acısı.Tek bir çift göz,tek bir çift doğru.Şanssız kalabalık!

Civan gibi adamların açlığı ve nahoş kadınların hoş gönülleri.Boşluğa vuran kimliksiz sesler.Kimliğini kaybetmiş gözler ve yıkılmış sesler.Ölümle gezen tozan yolsuz yollular.Onlar gibi olmaya kaçan yalnız ve çıldırmış karanlıklar.

...Ve burda da sessiz çığlıklar var.Kendini sardığını sandığın aptallıklar.Sevildiğini ya da sevilebileceğinin umudunun yaygarası.Boşa kürek çekmek!Olmayacağını geç olsa da görmek.Karşılıksız yakarışlar ve susuşlar.Gözden kolay kolay çıkarılan gönüller.Civan gibi adamlara kanan yalnızlıklar.

Kimsenin görmeden onun göreceğini bildiğini sandığın bakışlar.Aslında yalnızca istekler ordakiler.Ötesi zıpçıktı beyinlerin huzursuz sohbetlerinin yüreğinde patlaması.

Aptal sanıldığın zamanlarda ki alaycı tebessümün.Sessizliğinin derin fırtınasının çığlıkları.Yakmadan ve yıkmadan olsun isterken toza dumana katmanın huzuru.Gözyaşlarının tenini yakışı ve yine yine yanlış kapıların doğru yüzleri.

Süzgeçten geçmiş hisler ve çaresizliğin bittiği andaki kör cesaret.Ölü aşkların ceset kokuları!Sonra yine yeniden cesetlerin dirilişi.Toprakla kanla ve açlıkla.Hortlakların aşk hikayeleri...Onlar da öldüğünde kokmuyor bile artık!!Sonra yine yeni yeniden sebepsiz yakarışlar,hesapsız aşk taklitleri!

....Ve ölmeden dünyaya sıkışan bedenlerin acısız sonsuz yaşam çabaları!!

8 Ağustos 2008 Cuma

Habersiz Yıkım!



Oyun oynuyoruz artık.Kendi hayatlarımızla.Öyle zamanlar oluyor işte!Öyle zamanlar geliyor ki benliğini satıyorsun bir gram umuda.Gelecek sonu bilerek ve geçmiş günün sancısıyla yüreğini bileyerek umut doğurmayı beceriyorsun hala..

Öyle ufaldın öyle küçüldün ki artık seni görmüyoruz.Yine unutturdun bize kendini.Yüreğinle beraber gidiyorsun sen gidince ve dönmüyorsun yıllarca.

Hiç bilmediğin işlerin içine girdin sen!Sabretmeyi aşıyorsun sessizce ve tahammülün sınırında yorgun halde yığılıyorsun tam da ortalarına.

Zaten bu kadar zor olduğunu bilseydin dilemezdin de!Bu kadar bencil olduğunu görseydin takılmazdın da ardı sıra peşine.Nasıl da nefesin sıkışıyor artık,nasıl da sıkça ağlıyorsun ve konuşuyorlar seninle hiç susmadan.Sona yaklaşınca insan böyle olur.Delirdiğini düşünürsün oysa olan yalnızca senden habersiz bir yıkımdır!

Sen Hep İste,Vermeksizin!!



Sen hep orada durmaya ve izlemeye devam et olacakları.Kaybersek ya!Oysa sen benim kadar korkmuyorsun bile.Kaybetmek benim için var olan bir korku.
Yalnızca sorgula sen ama fütursuzca.Hiç düşünme de zaten neden ben benim böyle sivrice.Neden adımlarım hep kendi önümde düşünme.Yalnızca iste sen,vermeyi göze almadan.
Görme de nasıl beklediğimi,nasıl sabrettiğimi de bilme zaten!
Bilemezsin,bilemeyeceksin de asla!Çünkü yalnızca fikrin var ortada,bir gram yürek görülmüyor ortalarda.

Oysa ben hep düşünmeliyim.Ne olduğumu!Onların adları var,hepsinin yeri ortada.Peki ben?Ne içindeyim ne de dışında.Öylece bekliyorum ve neyi beklediğimi bile unuttum artık.Kim bilir yorulduğumu biraz görsen ya da bir an ben olabilsen,beni hangi duvara çarpmak isterdin bilemiyorum!Çünkü ancak öyle dindirebilirdin kanayan beynimin çığlıklarını.

Ancak artık gör,gör bak ben bitiyorum!Nefesim kitlendiğinde ve yalnız kaldığımda,işte tam o anlarda gözümün önünden geçen kelimeler ve yalnızlıklar.Hepsi aslında o kadar açık ve o kadar gerçek ki;işte bu sebepten de çok korkutucu.

Ya da sen en iyisi mi beni tamamen unut.Yorma kendini benimle.

Değer veriyorlar oysa!İçten içe...

Seviyorlar oysa!Açık açık ve yalvararak...

Bense öyle bir kayboldum ki içerlerde,yalvarışlara ve çığlıklara kapalı yüreğim!

...Ve sen bunu da okuma...Anlamazsın,anlayamayacaksın da asla!

25 Temmuz 2008 Cuma

SESSİZCE



Bunca birikmiş yükle sabretmek artık çok zor.Öyle tükettiler ki bütün iyi niyetleri,artık gülen yüzler bile yalnızca birer sıfattan ibaret kalıyor.Yanlışlıkla yapılmış,yanlışlıkla sürdürülen ve yanlışlıkla çalınanlar bunlar.Hiç bir şey bilinçli değil,öyle ya bu yüzden affetmek gerek.Sımsıcak yüzlerle,donmuş ruhlarla affetmek gerek.Sanki çalınanları geri vermişler ya da sanki öyle bir şey mümkünmüş gibi bakmazlar mı sana!Uyanmadan uyutmaya çalışmaktan başka bir şey değil bu.

Ne vardır oysa değil mi?Herkes acı çeker,herkes ağlar bu dünyada,bu sebepten de doğaldır olan biten her şey.Ne olursa olsun,dilersen onların attıkları çelmelerle tüm dünya yıkılsın ve sen de altında kal.Yine birileri çıkıpta ''çekilseydin'' diyecektir.Kimse kabul etmek istemez ne de olsa mutluluk hırsızı olduğunu.Neyin ve kimin olursa olsun!Kaçmak en namuslusu gelir onlara.Onca nutkun değeri kalacak sanarakta devam ederler anlatmaya.Hayatı cahillikten dinlemeni isterler.

Artık hiç sabrın kalmadı!Atılan çığlıklara,yüksek seslere gücün kalmadı.Hep sustun ve içine kustun yine her şeyi.Hep sessiz sessiz kaçtın sen.Büyüdükçe büyüdün ancak diri diri gömüldüğünü göremedi kimse.Çukuruna bile sığamadığını göremediler.Gözlerine bakmaya kimsenin cesareti yoktu anlaşılan.Gerçeği görmeye kim dayanabilirdi ki..

Ya söylenecek olupta söylenemeyenler.Bir gün kaçarsa ağızdan kim kalkabilecek bunca yükün altından.Vicdanının çığlılarını ancak canlarıyla ödeyebilirlerdi herhalde.Oysa can istemiyoruz biz,bedel istemiyoruz.Biraz huzur,biraz mum kokusu istiyoruz yalnızca,öyle hoş bir eda diliyoruz...

Oysa bu oyun körebeden farksızken!

Daha ne istiyorlar anlamıyorum.Yıllardır sıkıyorum ben de yumruklarımı.Yumruklarımın içinde biriktirdiklerim.Nefretlerim...Oysa kinden nefret ederdim ben.Yine de artık unutmak yok hiç bir şeyi.Yumruklarımda eriyemeycek bundan böyle olan bitenler.Gözyaşlarımı onların içine akıtmayacağım artık.Onlar birer sabır taşı olmayacak.Onlar benim cümlelerimi savuracak artık her yere.Hepinizin yüzüne çığlıklarımı onlarla atacağım.

...Ve vicdan da yok artık.Acımakta öyle..Nefret kokar mı?Hem de öyle bir kokudur ki yıllarca onunla uyur,onunla yer onunla içersin.Gün gelir nefret artık sensindir.

...Ve hep aynı şey olur.Sen bu kabusun en derin yerinde savrulurken derin bir nefesle uyanırsın.Bilirsin ki onun elleri hala seninle.Onun yüce dilekleri seninle..

.....Ve bir süre daha susarsın onun için.Şükürlerinle beraber,yumruklarına sığınırsın yine derin bir nefesle!

+Yani sen yine en iyi bildiğin şeyi yaparsın!

22 Temmuz 2008 Salı

Uzunca Başlangıcın İçinde



Canını yakmadan olmaz!
Kanatmadan..
Dökülüyor onun için şimdi saçlarımız
Bizim olana sahip değiliz artık
Meğersem ait olmak yokmuş,
Hiç bir bedene,hiç bir serinliğe,hiç bir nefese
Gözlerin bile senin değilmiş
Öyle ki kendinden dışardasın belki de
İçerde zannederken ellerini,dışardan bakıyor bedenin.
Kendimize misafiriz şimdi de..
Kalıcı mı geçici mi?
Uzunca mı,kısa mı?
Yolun neresinde bırakırız kendimizi?
Yol bile bize ait değilken...
Yıkıldığımız yerde tükenir bedenlerimiz
Bir başka ruha bayır oluruz.
An vardır yalnızca seninle olan ve hepsinden daha çok senin olan..
Bu uzunca başlangıcın içindeyken farket olanı biteni.
Öyle geçir ki zamanı bedeninden doy ona..
Damağında kalmasın hiç bir geçmiş günün lezzeti
Tadını iyi öğren ki daha yenilerini görmen kolay olsun.
..Ve tabi bitmeyecek zannetme
Bu düşün de bir sonu olacaktır elbet.
Son olanın tadından daha güzeli yoktur hiç bir zaman
Biteceğini bildiğinden midir ya da tüm lezzetleri yeniden hissettiğinden midir?
Bilinmeyenin acı tatlı renklerinin içinden düşersin bir çukura.
Öyle zengin bir sofrada ki son düşündür ölüm!
Sana ait olan anların en uzunu ve en eşsizidir ölüm!
Uzun bir başlangıcın keskin sonudur.
Tıpkı buraya göçtüğün gibi,oraya doğarsın şimdi de...

Olması Gerektiği Gibi




Hala reddediyorsun..
Hala içindesin ama dışarda görüyorsun kendini..
Hala oyundasın..
İstediğin kadar kenarda kal ama saklanamayacağın çok açık..
Korkuların ve huzursuzlukların var
Suçu hayata atmakda ısrarcısın..bu rahatlatıyor..
Oysa nedenleri var..
Ama kör olmak ışığı seçmekten daha kolay..
Karanlık dost ama sinsi..
Görmek istemediklerin üstü örtülü
Ama bu orada olduklarını değiştirmez..
Kaçıyorsun..
Bu kadar mı korkutucu hayat..
Bu kadar mı sindin içine..
Kendinden bu kadar mı vazgeçtin..
Ve gerçekler..yanında..
Küssün onlarla..
Sırtın dönük..Yüzün ayna..
Hesaplaşmaların derin..
Ve cesaret...
Işığın karşısında ve aynada olmak..
Ve cesaret..
Var olanla barışmak..
Aslında her şey olması gerektiği gibi..

İyi&Kötü



24/6/2007 - İyi&Kötü(Eski blogdan)

Kaptırdığım suların derinliği çok açık
Ama korkmak saçmalık...
Çok geç olduğu zaman endişeler hep saçmalıkdır zaten...
İsteyerek ve bilerek girdiysem eğer hikayeye
Tüm kahramanlar yük artık üzerimde
Ölsem desem mesela ki iyiler hep kazanır hikayelerde
Olmaz sanırım...
Terketsem desem,ki iyiler bırakıp gitmez ...
O zaman vazgeçeceksin bir şeylerden..
Ya erdemlerinin iplerini sereceksin yerlere
Ya da melekcilik oynamayı sürdüreceksin
Mümkün olsaydı eğer çok isterdim
Yanlışlarıma rağmen iyi ve erdemlerime rağmen
Arada bir kötü olmayı ...yani aslında insanca yaşamayı
Ve hayır demeyi..öğrenmek isterdim...
Ve öğretmek isterdim
Hayır dedinildiğinde cehennem kılıçlarını hazır etmemeyi
Ve evet denildiğinde cennet bahçelerinin çiçeklerinden
Taç armağan etmemeyi...
Çünkü kılıç adalet için kan,
Çiçekse öldürmek için bahar kokar bazen...
Oysa henüz yeterince büyümedim
Ki hiç bir zaman büyüyemeyeceğim yeterince
Şimdi yirmilerdeyim,kırklar var
Yarın kırklarımdayken ben,onların altmışları olacak
Ve öğretmek için sonunda hep çok erken olacak..
Oysaki erdem biriktirdiğin yıllardan değil
Ruhun hamurundan gelir...
Oysaki bilgelik katettiğin fi kilometre yıldan değil
Ruhunun ışığından gelir...
Bunları da öğretmek isterdim ama dedim ya..
Ben henüz yeterince büyümedim...
Ve işte bu yüzden,ne iyi ne de kötü olabildim
Yanlışlarıma rağmen iyi,erdemlerime rağmen
Arada bir kötü olamadım bu yüzden...
Belki de ben de bir şeyi kaçırdım bu arada
Belki ben de yanlışlarıma rağmen iyi ve erdemlerime rağmen
Arada bir kötü olmalıydım..
Hem de size rağmen...
Ve insanlığın tanımı değişmişken..
Belki ben de bunu öğrenmeliydim ..
Bilmem...


24/6/2007 - Kayboluş..(Eski Blogdan)

Bana söylenilenleri sende duydun..sende duyunca ağladın..ama hiçbir şey yapmadın.
Bir küçük umudu sende taşıdın..sende ağırlığında hırpalandın..ama umudundan caymadın.
En tepede için boşalıp dağlara yük olana kadar bağırdın…ama sende yeniden
dolup taştın.
Tek bir kez yapma denileni yaptın..ama sende kendini kendin olmakla çok suçladın.
En başındayken en sonuna vardırdı endişeler..ama sen henüz sonda değildin..
Gülünç olan her şey gerçek olmaya başladı birden..ama sen gülemedin o sulu şakalara..
Geceleri kendine döndün,kendine sordun en çok…ama sen orda değildin..
Endişeler en yakınındaydı artık aniden…ama zaman kayıptı uzun zamandır..
Ne..neden..niçin…kim içindin acaba …yanıtlar çoktan verilmişti ve sen duymamıştın aslında …
Aitliğini aradın uzun uzadıya,bağlılığını…ama onlar senden sıyrılmıştı bir boşlukta …
Yol boştu artık bomboştu.. o uzun belirsizlikte bildiğin tek şeyse yürümekti kendiliğinden…
Zaten dursan ne olacaktı ki…ne fark edecekti manasızca gitmekten..
Geçmiş sandığın gibi gelebilir miydi gerinden..ve dursan yakalayabilir miydi seni..
Bir ihtimal belki…
Sen yoktun,duyguların yoktu öyle ki zaman da yoktu…ama korkuların vardı sınır tanımayan…
Her şeyi yitirdiğin anda bile durmanı engelleyen gölgeler vardı zamanından kalan…
Hiç cesaret edemedin onları yanında taşımaya..ama sen onları kucaklamıştın çoktan..
Geriden alıp,önüne koymuştun yoktan yere …ama sen kaybetmiştin seni …
Ve çıkıp içinden ben baktım sana…
Seninleyken görmediğimi ..sen sensizken anladım aslında… En iyisi mi senle ben mesafe koyalım artık aramıza…

Geçmiş olsun




26/6/2007 - Geçmiş olsun..ne kadar geçmeyeceğni düşünsende...(Eski blogdan)

Kayboldu boşlukda tüm sözlerim..
Kilitli cümleler kurmuştum az önce..
Bitenler için..
Geri gelmeyecek olan zamanı anlamaya çalıştım..
Ve anlatmaya..
Bir hata yapınca böyle oluyor ...
Sesiz,dalgın ve derinden gidiyorsun..
Aslında bir fırtınasın o an ama sadece esiyorsun..
Bir hata yaptım ve şimdi esiyorum sadece..
Koca fırtına,bir tüyü savurabiliyor yalnızca...
Yine de geri getirmiyor hiç olan biten ...
Yeniden başlatmıyor,kaldığın yerden devam etmene izin de yok...
Sen yanıyorsun da bak!!!
Bazen kıvılcımlar ısıtır ama...
Kendin kazdıysan çukuru düşünce çırpınmada zaten..
Saçmalık yapma daha fazla....
Gün ışıdı işte..
Bugün az önce dün oldu bile..
Ve yanlışın hala sende ...
Ne oluyor diye bir bak istersen...
Bir yas var biten gerçek anların için..
Biten en güzel zamanların için..
Senin elinde olanlar ve olmayanlar..
Doğru olduğunu söyleyenler ve yanlış olduğunu..
Belki de hepsi senin yüzünden..beceremedin gerçekte..
Aslında bu sensin..kabul etmeyi reddetsende..
Kanatan bir kurşunsun..kuru sıkı gibi dursanda..
Ne olursa olsun değişmeyen şeyler var yine de..
Yeniden dönmeyenler..
Merak etme geçecek bu da ..
Çünkü zamanın ruhu yok ve kalbi...
Sen bile beklemiyorsun ki seni..
Ki...zaman beklesin..yanılmamak lazım..
Ve kandırmamak gerek kendini..
Sen,o ....siz...
Olmayacak tekrar tüm bunlar..
Elinde olanlar yetmez bazen seni durdurmaya ..
Hata da olsa apaçık...sersemce doğruluğunu sınarsın..
Ama her sınama bu kadar acı verecekse eğer..
Artık bu durakda beklemem ben..
Kilitli cümleler kuruyorum yine..
Açıkca anlatmaktan daha açık bu bence..
Olanlara böyle sövüyorum aslında..
Hiç sonbahar taze bir çiçeğe acıdı mı..
Çöktü yine üstüne kuruttu onu...
Ve bugün az önce yarında olacağı gibi dün oldu yine..
Hem de sen bu haldeyken..
Henüz dalgınken..
Sen yas içindeyken..
Açlık,savaş,kan ve ölüm için durmadıysa bu zaman..
Senin kalbin içinde durmayacak inan..
Dünleri biriktirmeye devam edicez hep beraber..
Geçmiş olsun..sen de kalanlara..
Geçmiş olsun..ne kadar geçmeyeceğini düşünsen bile..

Olması Gerekenlerle Olanlar



Kanla karışıyor bazen her şey…olması gerekenler ve olanlar ayrı yerlerde..Çok yorgun ve çok amaçsız ruh..sanki üzerinden dev yıllar geçmiş..sanki sınırsız aptallıklar..
Vurulduğun zaman kan akar ..normal olan budur..ama her vurulduğumda kanları kimse görmüyor buralarda…sırf bu yüzden bir daha ve bir daha vuruluyorsun..
Sanki az önce ölen de sen değilmişsin gibi..
Kıpırdamaya çekiniyorsun artık….can çekişmeye..
Sende istemediğin şeyler yapıyorsun artık..yapmam dediğin..sanki biraz değiştin..
Gözünden yaş gelip aktığında eskisi kadar şaşırmıyorsun ve ağlattığında..
Çok sesli bu hayatta her kafadan bir ses çıkarken sen kafaları sayıyorsun..
Ne kadar çok o kadar yanlış…ne kadar söz o kadar yalan..ve hepsi sende..
Sonsuz bir istek var içinde…ruhunu uçurmak..buralardan kaçırmak ama yine buralarda olmak…
Belki de yanlış insanların hayatında saçma sapan bir yalnızlıksın…
Ne olman gereken yerdesin ne de olması gerekenler sende …
Peki bu kadar yanlış olabilir mi her şey..sen hala hayattayken..
Sen henüz bunların arsındayken…hala yanlışlar olabiliyor mu…
Ve sen tamam mı diyorsun olanlara..
Hiçbir şey olması gerektiği gibi değil ama sen hala varsın öyle mi!!
Yalan işte…yalan bu…sen varsan neden hala bu kadar kabullenilemez her şey..
Sen aslında yoksun..suretin burada olabilir ama sen burada değilsin..
Kalbin uzakta,ruhun nerde bilmiyorsun bile,hislerin kayıtsız …
Ve sana ait saniyeler bomboş..adın burada ama zihnin saklı..
Olması gerekenler ve olanlar ayrı yerlerde…
Sen darmadağın ve amaçsızsın.. sınırsız bir aptallıksın..
Ve tüm o dev yıllar senden ibaret..kendi üzerinden geçip duruyorsun..
O kadar tanımsızsın ki,kendi ayaklarını bile tanımıyorsun..
O kadar kayıpsın ki,savurduğun yerde kalmış her şey..
Toplamaya halin yok..o kadar yorgunsun..
Hep aynı yerde gözlerin ..belki geri dönecekler sen toplamadan..
Ama o kadar doğru olmuyor hiç bir şey..
Olması gerekenlerle olanlar hep ayrı yerlerde oluyor ne de olsa!!

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Ne Sevgi Kadar Masum,Ne Aşk Kadar Gerçek



Tek kelime etmeye üşenir halde..Yalnız ve sinirli..
Bu kadar mı şuursuz bu insanlar ve zararları neden hep bir bedeni yakıyor.Ruhuma kadar akıyor bu nefret yavaş yavaş.Anlık değil belki hiç bir zikrim artık.

Nasıl da kolay artık birbirine dokunmak,birbirini koklamak.Hiç kimseye dert gibi gelmiyor incittiği tenler ya da hayaller.Kimsenin umurunda değil bunca sevgi.Şehvetin kararttığını hiç görmemişler anlaşılan.Oysa öyle bir kuyudur ki o,düştüğün yerden ışığı görmek imkansızdır.Dengeni ve ruhunu kaybedersin sonra.Öyle bir kayıptır ki bu yeniden bulduğunda bile eskisi gibi olmaz artık hiç bir şey.

Ona aşk derler,defterini temize çekmek için.Daha da utanmayıp sevgi derler masum kılıfı için.Oysa sevginin kokusunun sindiği beden de onca yaranın işi ne!Zevkin sussuzluğundan başka bir şey değil bu şehvet!

...Ve yıllar koşar peşinden.Yıllardan aylar çıkagelir sonra,aylardan günler ordan da saatlere akılır ve anlara takılırsın,kavanozun dibinde ki tortudur en çok sinirini bozan.Anlardadır tüm acıların.Tek kelimde,tek bakışta,tek bir nefeste kalmıştır tüm sarsıntılar.Sen tek başınasındır ve uçsuz bucaksızmış gibidir dünya o zamanlar.Yılların içinden böyle hızla karşına çıkabilen anılar nasılda kurcalatır insana kendini.

Oysa bizim gibiler kendini yer bitirir yalnızca.Yaşadıklarını da yaşayamadıklarınıda içinde saklar büyütür.Kelimelerden kaçınmaz hayatı ama insanlardan sakınır içini.Belki de haketmiyordur o yüce varlıklar bu kadar yükü.Evet!Onlara yüktür yalnızca bu loş duygular.

Şimdi yıldızlar arada sırada değil,hep kayıyor!Bir kalp kırıldıkça,şuursuz bir şehvetin kurbanı olan her bedenin ahı önce gökyüzünde parlıyor.Sevginin dokunduğu bedenlerse yalnızca bir hayal artık belki de...Sevgiyi unutan,tutkusunu aşk sanan bedenler yoruyor artık gözleri...

Hele o çok bilenler yok mu!En çok onlar yakıp yıkıyor ruhları da kör bilgilerinden göremiyorlar kanayan yaraları...

GÖR!



Kağıda dökülen yalnızlıklar ve suslar..
Yazacak çok şey var,ancak hiç bir şey yok.
Söyleyecek çok şey var belki ama dinleyen de yok
Kendince söyler,kendince yazarsın sen!
Kendine ima her cümlen
Gelin de sensin,kızında.
Pay olmalı oysa insanlara
Anlamak bu kadar zor olmamalı acıyı
Belki de işlerine gelmiyordur sevecenlerin.
Ne sevecen ya!
Düşüncesiz birer yeryüzü kimliğinden öte değil hiç biri.
Bu kadar kızgın olmak da doğru değil aslına bakarsan
Kimin seçimiydi ki böyle ve öyle hayatlar
Kim bilebilirdi ki rollerin çok önce dağıtıldığını
Kim anlayabilirdi yaşamadan ne olacağını ve neden olduğunu?
Sana söylüyorum!Evet,evet..Sana söylemekteyim
Öyle mi sanıyorsun yoksa
Bir derdinden büyük bin derdi olan bir beden olamaz mı zannediyorsun?
Bu kadar körlük hepimize fazla.
Daha dikkatli bak artık insanlara,yüzlere..
Bakmakla yetinme,görsün o nurdan gözlerin..
Daha dikkatli bak şimdi gözlere ve adımlara
Tökezleyen bir adam kadarsın sen de
Dalıp giden bir çift mavi gözün derdinden büyük değil derdin
Bilemezsin şuracıkta oturan kadının ruhunun ağırlığını
Kıyas edemezsin acılarını bilinmezlerle
Daha iyi bak bu yüzden artık varlıklara
Kim bilir kaç yokluk var bedenlerini sarmış,zihinlerini kanatan
Kim bilir kaç tane sen var içlerinde senden habersiz gezinen...

Tek Bir Doğru Yeter!



Hastalıklı,kıvrandırıcı düşünceler...Kimin yüzüne vurbilirsin ki kendisini.Herkes kusursuz,herkes mükemmel.Hep daha doğru olmak için uğraşan çarpık zihinlerin eserleri bunlar.Daha doğru olmak demek ne demek?Kimin için ve kime göre daha doğru?En doğru sandığın anların benim senden nefret ettiğim anlar belki.Biliyor musun,duyuyor musun ya da ?Ben görebiliyorum oysa olacakları.

Sen içinde kendi gerçekliklerine sarılıp onları koruduğunu zannederken kaybettiklerinin farkında mısındır acaba?Yanında olacakları ya da olmasını çok arayacağın insanları..ve farkında mısın acaba ne kadar can yaktığının.

Oysa herkes mükemmel ve kusursuz.Sanki hiç ölmeyecekmiş kadar ve hiç düşmeyecekmiş gibi.Bedenler müthiş genç.Herkes olduğu andan,durduğu yerden öyle emin ki,zeminin kayabileceği akıllarına bile gelmiyor belki.Küçük zihinler böyle çapraşık işlerle uğraşmamalı.

Öyle inanırlar ki kendilerine,seni yıkıp ayaklar altına almayı göze alırlar.O kadar değerlidir ki şuncacık yaşlarına sığdırdıkları doğrular,seni bile silerler onlar için.Tereddütsüz ve kesin.Oysa böyle zamanların dikişleri yıllar sonra atar ve kan gövdeyi götürür.Kimse inanmaz buna şimdi.Şimdiyi yaşarlar da ondan!Yıllar sonra ağızdan çıkacak,diline kemik vuramayacağın bir keşke siler atar tüm doğrularını,doğru sandıklarını.

Çok yaşadın,çok gördün..Daha çok yaşayanda vardı,o da gördü.Sen hızlı yaşadın,hızlı gördün,senden yavaş yaşayan vardı;öyle bir doğru bildi ki hayatında,senin sanrılarının yüzlercesine bedeldi.Adını hatırlıyorum senin,bakışlarını da...Onlarca yıl sonra hala hatırlıyor olacağım ve o zaman tek bir keşke çıkacak dilinden,senin yüzlerce sanrın yerle bir olacak o zaman.İşte yavaş yaşayan ben olacağım o an ve bir tek doğruyla göçüp gideceğim bu saçma sapan karmaşadan.Senin yüzlerce sanrına karşılık tek bir doğruyla...


Gömülebilirsin sonuna kadar geçmişin ve yalnızlıkların..
Aklını dilinin en derin yerine sokuşturup susturabilirsin kalbini..
Konuşturmayabilirsin,seni senden öte bilenleri..
Farkında olmak istersin belki de yalnızca hafif rüzgarların..
Ama istemezsin,fırtınaya çevirsin delilikleri..
Uzun uzadıya anlatamazsın nasıl delirdiğini
Senin için delilik değildir bu kısa film
Senin onurundur belki de tüm bu çılgınlıkların..

Kadının...



Kadının içi bomboş...
Hiç bir söz dilinde değil!
Kalbi bomboş,hiç bir aşk elinde değil!
Derinlerde öylece sarmaşık güllerini izliyor..
Gül ve diken yok bilmekte..
Yalnızca güller var.
Parlak,mis kokulu güller...
Kadının elleri kan içinde,mis kokulu acıttı canını
Oysa gül ve diken yok bilmekte,
Yalnızca güller var.
Huzur kokuyor şimdi her yer ve her şey.
Dikenler ayrı dalda salınmıyor bilmekte..
O şimdi duyuyor geceyi ve gündüzü
Geçmişini ve gününü...
Kadının içi sarhoş,zihni yokların içinde varoluyor sanki
Hoş nidalar çınlıyor kulaklarında
Onun rengi yok şimdi
Teni yok!
Kadının gözleri bomboş
Anlama vardıramıyor hiç bir şeyi.
Ona gitmek güzel geliyor,içmek şu ekşimsi hayatı.
Kadının ruhu bomboş..
Açlıktan kıvranıyor belki..
Onun elleri kan içinde,mis kokulu acıttı canını...
Şarap tadında artık her şey.
Tüm güller sarhoş artık,dikenlerine sarılıyor güller
İçinde kaybolasıya acının...
Kadının elleri kan içinde şimdi..
Kendine sarıldı...

Peşi Sıra Koştururken



İçindeyken her şey güzel.Her şey birden başlayıp birden susuyor.Oysa şimdi bu oyunun bir parçası olamayacağımı bile düşündüğümü görüyorum.Sanki öyle bir oyundayım ki ebe hep benim.Ben hep kovalıyorum ve hep çok iyi kaçanlar benim seçimlerim oluyor.Sokaklar aynı,ebe duvarı aynı,oynayanlarsa hep farklı.Aynı yollarda aynı umudu koşturuyorum hep.Her bakışın beni bulacağına inansam da hep canlı gibi görünen hayallerin peşi sıra gidiyorum ya da dokunduğum her şey donuyor farkında değilim.Gözden kaybolasıya kadar kovalıyorum hepsini.Ta ki,bir daha hiç karşıma çıkmayacakmışcasına.Yoruluyorum,nefes nefese geri dönüyorum duvarıma.Dönüp saymaya başlıyorum.Her yüzde,bir kalp parçası elimde kalıyor.Her parçasını ayrı koşturuyorum.

Skıldım oysa ben.Bu kadar koşturmaca yordu bedenimi ve ruhumu.Artık duvarımın dibine çökmüş bekliyorum.Koşturduğum şu daracık sokakları izlemek düşünmeme yardım ediyor.Neyi kovaladığımı merak ediyorum.Kovaladığım bedenlerin ardında neyi aradığımı.Yalnızca tek bir şeyi umuyordum demek ki...biraz güven ve biraz da sevgi ya da yalnızca biraz daha bana ihtiyacım vardı,kimbilir!Gerçek olup olmadığını o kadar iyi anlıyordum ki bedenlerim hep değişiyordu.Takılıp kaldıklarım da oldu.Çok fazlasını beklediklerim.Yakaladığım halde kaçırdıklarım da,kendi dileğimle bıraktıklarım...

Gece oluyor,gündüz dönüyor ve ben hala aynı sokakta sıkışıp kalmaktayım.Ne çıkış yolunu biliyorum ne de bir kaçağım var artık.Bildiğim tek şey bedenlerde yalnızca isimlerin olduğu.Oysa aradığımın bedenlerde olmadığını biliyorum artık.Kendime dönüyorum,duvarıma dönüyorum.Bu defa sokağımda onlarca ben var.Onlarca beden ve yalnızca biri benim ruhumun bedeni.Bu hepsinden de zor bir kovalamaca.Kendini umduğun her göz bebeğinin içinden bir günah çıkıveriyor.Bense yalnızca beni arıyorum.Dünyasından arınmış,günahlarından ve arzularından,dileklerinden ve azimlerinden sıyrılmış saf bir ben arıyorum.

Zor çırpınışlar...Her şeyin istediğin gibi olabilmesi için,biraz daha ödün vermen gerekiyor.Tüm dünyevi dertlerinden ve mutluluklarından.Bu öyle bir arayış ki,seni yalnızca senken istiyor.Öyleyse yol uzun,dar ve tek kişilik olacaktır!

18 Temmuz 2008 Cuma

Hayata Bak..




Kaçımız hayatı bekliyoruz acaba?Onun bize gelmesini ve bizi sarmasını kaçımız büyük bir arzuyla bekliyoruz.O kadar büyük bir şeyin bizi sarıp kollamasını nasıl da diliyoruz.Kaçınılmaz gerçeklerimizi görmezden gelerek buna kendimizi nasıl inandırıyoruz.Oysa hayat yalnızca ona doğru gelenlere gider.Hatta belki de o hiç kıbırdamıyordur.Yalnızca ona doğru gidenler,aradaki mesafayi kapatmanın haklı sevincini yaşıyordur belki..

Onun oyunlarından anlayamıyorum artık.Hayal gücümü ne kadar zorlasamda benimle böyle savaşmasını anlayamıyorum.Bütün sevinçlerinden ve lezzetlerinden biraz tattırıyor ve sonra bir kerede tüm pastayı önümden alıyor.En çok ekşilerle doymak zorunda kalıyorum.Bazen ona öyle kızıyorum ki,içinde bulunmaktan hiç de hoşnut kalamıyorum.Oysa sıcak bir beden ve güzel bir bakış bulduğumda tüm nefretlerimi bir çırpıda yakıyorum.Öyle bir hayal içinde oluyorum ki hiç tükenmesi beklenmeyecek kadar beyaz oluyor her şey.Bazense bir denize bakmak yetiyor onu anlamam için.Söylediği bana sessizce fısıldadığı şeyler oluyor denizin.
''Gitmene ne gerek var,hayat dediğin şey zaten sensin.İki adım ileri,üç adım geri...Dönüp dolaşıp yine kendine dolanırsın..''

Dönüp dolaşıp yine kendime dolanıyorum bende.Çünkü o hep sövdüğüm hayatı aynada görüyorum artık.O hep dağa taşa bakarak ''hayat'' diye çığırdığım sağırın,aynada öylece durup bana baktığını görüyorum.Gözleri sonuna kadar açılmış,sanki ilk defa gördüğü birine bakar gibi bakıyor bana.Öyle bir şokta ki sanki bunca zamanın gözyaşı bir defa da aktı akacak gözbebeklerinden...

''Ben...''diyor...
''Bendim onca yıl sövdüğün gerçek...''

Kalakalıyorsun.İnsan olmanın,bir beden olmanın ne olabileceğini düşünüyorsun.Burdaymış işte yıllardır.Öylece içinde yaşıyormuş hayat.Artık bağırmanı değilde,dinlemeni bekliyormuş can kulağıyla.Meğerse bir yük gibi yıllarca içinde taşımışsın onu.Böyle bir şeymiş demek ki...Bulduğunda nefes,sırda kaldığında yük oluyormuş,nefesini kesiyormuş insanın.

Kendine doyacaksın öyleyse.Ruhunu doyuracaksın hayata doymak için.Bir bütün olacaksın gözlerinle ve bedeninle...

3 Temmuz 2008 Perşembe

Sen Seninleyken

Dilersen unutmaya çalış.Bu gece uyumak için.Oysa mümkün değil.Bu saçma sapan,alıkça düşünceler yakanı bırakmıyor.Onun kalbini hissediyorsun.O emin değil hala.Senin sımsıkı tutunduğun ipe senden güç alarak yaklaşabiliyor.Halbuki ipi uzatan da oydu.Şimdi her zamankinden daha da yorgunsun.Şimdi daha da korkak ancak bir o kadar da yılmaz durumdasın.Bildiğin,o kadar emin olduğun o yanlış sonuca ulaşmak istemiyorsun.Bunu duymak istemiyorsun.Ancak gerçekse ya...Ya biraz sonra giderse!Ruhunun sessizliği herkesi yasa boğabilir.

Gözlerin..Onlar öyle bakıyor ki şimdi,neşe dolu.Ancak öyle anlar oluyor ki saydamlaşıyorsun.Sevigini de korkunuda saçıyorsuh her yere...

Kokusunu hissediyorsun.Şu sigara dumanlarının arasında hatrından gelen canlı bir geçmiş.Buğuların arasında onun en masum saatlerini görüyorsun.Bunu yaptıkça ne oluyor.O bir başkası ve sen de öyle.Nedir ona bu kadar iten seni.Bir sebebi olmalı,bunu da anlamak için yıllar geçmemeli...

...Oysa beklediğin yalnızca bir çift söz.Ondan asla duyamayacağını hissettiğin bir çift söz belki de.

Nedir bu paranoyaklık.Senden nefret etmeye başlıyorum.Seslerini göm artık içine bir yerlere.Hepimiz duymak zorunda mıyız sanıyorsun.Hayır!!Kaçmak değil bu.Yalnızca susmak.Bilir misin nasıl bir şeydir,bağardıkça susmak.Öyle bir gelir ki o haller,konuştukça sen durur herkes.Bakıp,ne dediğini anlamaya çalışırlar.Halbuki özel hiç bir şey istemiyorsundur ya da dile getirmiyorsundur.Sen,senden söz ederken bile onları duyarsın ve hiç bir zaman yalnız kalmak yetmez sana.Çünkü artık hiç yalnız kalamıyorsun.Senden bir tane daha var bu oda da.Öylece durup sana bakıyor.Daha geçmişten,daha toy,daha umutlu ve daha hüzünlü.Gözlerinde ki o kalıcı yalnızlığın nerden geldiğini şimdi anlıyoruz.

29 Haziran 2008 Pazar

Bu Gecenin Karmaşası


Gerginim bu gece yine.Anlamsız değil,sadece hafızam daha güçlü bu gece.Yaşanılan,tadılan,tadılamayan;acı,huzur,mutluluk,sancılar...Hepsi bir elden zihnimde kol geziyor..Varettiğim,aslında olmayan anlamlarım.Yaşamıma anlam katıyor dediğim ancak;yaşamımı bir kaosa sürükleyen takıntılar.Hepsi bu gece aynı yerde,zihnimde hazır olda sanki...

Bir korku var içimde.Belki de yalnızca bu sebepten.Beklediğim ama asla gelmeyecek olan gelecek sanrılarım.İstediğim fakat;çok zor olan gerçek tebessümler.Sıfıra indirgenmiş soru işaretleri ve saf huzur...Yanlışın ve doğrunun çok da değer taşımadığı bir akıl ve bir yaşam.Kelimelerime kusurlar veren o karışık kıvrımlar...Yalnızca sizin içinizde yaşamım,eğrilerim,doğrularım...

Bir aç kalıp,bir kaç duvar..Bir bombaya ihtiyacım var ya da daha sağlam kalıplara.Daha diri duvarlara..İçinde boğulmadığım ancak gün ışığı sarhoşu da olmadığım bir kalıba ihtiyacım var belki de...

...Ve Ben de Şimdi Şöyle Böyle


Hadi anlat artık...Bir şeyler söyle.Gideceğim yolu göster bana.Bu halde ne tarafa dönsem dört duvar.Kapı bile yok ya da var ama...Ben mi görmüyorum bu kupkuru,dört duvarın renklerini.Üzerinde rengarenk resimler var ama ben mi farketmiyorum!Seni göremeyen ben miyim yoksa?Sanırım okuyamıyorum ben seni...

Nerde sevinçlerim!Hani buradaydı,daha az önce.Belki de yalnızca biraz dikkatsizimdir.Tamam öyleyse,bir kez daha bakıyorum binlerce kez baktığım yerlere.Her bakışımda biraz daha yıkılıyor bu duvarlar.Sıvaları da dökülmeye başlamış.Anlayamıyorum,ben mi okuyamıyorum seni?

Buradan çok netsin aslında.Siyah ve beyaz kadar belirgin bir gri.Yalnızca önünde ki o perdenin buğusundan oluyor tüm bunlar.O perdeyi de kaldıramıyorum ben.Oysa izin versen,belki biraz daha bana yardım etsen.Öylece durup bakma bana.Bulmamı bekleme seni bu kadar çaresizce ya da bu kadar zor şeyler isteme benden.Yolu açar ruhumun içinde ki benzerlerin belki ama;sana vardığımda ne halde olurum bilmiyorum.

Belki de seni arayanı görmek istemiyorsundur.Belki de beklediğin kadın olmadığımdandır bunlar.Yanıldığını mı düşünüyorsun ya da düşlüyorsun.Öyleyse bu buğular senin düşlerin mi,bu perde düşüncelerin olabilir mi?Hadi biraz daha yardım et bana.Yenileri hafızama almaya çalışırken hatırlamaya çalışıyorum seni.Özlemini bir kez daha söylesen...Fakat tabi bir özlemin var mıdır ki?Oysa anlamak istemediğim şeyler var benim.Zamanında anladıklarımla yetinmeye çalışıyorum,yetiştirmeye çalışıyorum o günleri bu saçmalıklara.Oysa bakışların da yok şimdi...

Hadi ama komik oluyor bu oyun..Yakında gülmekten ağlamaya da başlarız.

Uzak ama yakın olmak mı istiyorsun.Peki nasıl olacak?Yeterince uzakta mısın ya da yakın olmak için o kadar uzaktayken,elinde neler var.Çiçeklerinin kokusu buraya ulaşmıyor.Meraklanma sen ne kadar uzaktaysan ben o kadar yakınım sana.Ancak benim ellerim sana ulaşan,çiçeklerinin kokusunu almak için.Senin bir çaban yok sanki.
''Çiçeklerim var biliyorsun,kokusuna ne gerek var'' diyorsundur şimdi.Oysa ben nerden bilebilirim ki,yaşıyorlar mı eskisi gibi...Bana çiçeklerinden gönder biraz ya da ellerini...

Sen hep öyle duracaksın değil mi?Çünkü sen öylesin ve ben de böyle...
Ne garip herkes bildiği gibi,bildiği kadar...

Ya değilsen,ya daha fazlası varsa.Söylemeye mi çekiniyorsun ya da ben kendimi bu kör kuyudan çıkarmak için saçmalıyorum değil mi!

Acıklı şimdi.Bu halim çok acıklı.Histerik düşüncelerle seyiren bir deli gibiyim.O kadar vahim ha!

Şimdi ben bekliyorum.Ben gitmeyi sevmem,gidenleriyse hiç!Ben şimdi bekliyorum;çiçeklerini özledim,kokusunu özledim...Hadi bana biraz yardım et!Özlemime biraz yol verde benden çıksın gitsin artık...
...Ama sen öylesin,ben de böyle...Bildiğin kadarsın,bildiğim kadardım.

Sen öylesin ve ben de şimdi şöyle böyle...




28 Haziran 2008 Cumartesi

Deli Çukuru



İçine konuşup konuşup susuyorsun.Sanki birileri duyuyormuş gibi,seni senden başka...Bile bile aynı yolu yürümekte ısrarcısın.Can acısı hoşuna gidiyor galiba.Ne oluyor?Bir tür hesaplaşma mı bu?Kendinden yola çıktığın ve kendinden başka onlarca durakta yolda kaldığın bir yol bu.Farkındasındır umarım!

Sorun gibi gelmiyor şimdi belki ama aldığın nefesler yavaş yavaş dizilmeye başladı bile boğazına.Sen artık çok geç kaldın.Biliyor musun ki yükün ağır ve yolun uzun.Güvenilirliklerininse ne kadar seninle devam edeceği meçhul.Bir gün aniden yapayalnız bir durakta daha kalmak var.Korkutucu!

Madem ki yok öyle bir ihtimal.Israrla reddediyorsun karşıma dikilmiş.Öyleyse nedir içinde ki bu titreklik?Nerden geliyor bu acının kokusu?Nerden çıktı şimdi bu gözlerinde ki buğular?Acı...Sen yine,bu defa da onlarca adım önden gidiyorsun.Belki sana yetişemiyor.Oysa öyle bir gaylesi bile olmayabilir.

Mutlulukları kovalamadan yakalamak.Güzel olurdu.Oysa sen kovalamıyorsun da..Sen hep dururken ani sevinçler seni mutluluk olma ihtimaliyle kandırıyorlar.Ne kadar safsın!Senin kalbinle oynamakta çok kolaydır şimdi.
Peki bir yerden tanıdık geliyor mu bu yitirme korkusu?Kulaklarında çınlayan bir ses var mı?
''Gitme,üzerler seni,unutursun kendini..Sana gitme demedim mi!!!''

Hayır tamamen bir saçmalık bu.Ne yani haklı mı çıkıyor?Oysa ben pişmanlık nedir bilmem.Ancak onun acısına çok benziyor,onun dualarına ...Çok benziyor senin bu bakışların,acımadan sırtını döndüğün o adamın gözyaşlarına...Zaman dönüp dolaşıp ayağına dolanıyor sanki...
Oysa tam da şimdi yeniden...Ne gereği var yılları böyle kurcalamanın.Senin zihnin bir deli çukuru yalnızca!

Hem yine beklemediğin şeyleri yapmadın mı?Yine olmaz dediklerini.Sen ne zaman imkansız cümleler kursan,en çok o zaman mümkün hale gelir her yanlışın.Oysa yanlış olduğuna bile emin değilim...

Sonuna kadar sarıp bütün bu duyguları içinde kaybolmaktan da korkuyorsundur belki.Bedeli umurumda bile değil şimdilerde,sanki o kadar kolay oluyormuş gibi...

Sızıyor bir yerlerden,farkındasın.Sanki koca testi delindi.Sanki sen yine çölün ortasındaki en değerli varlığını sızan bir testiye boşaltıverdin.Susuz kalma ihtimalini düşünmeden sana yetişene sen de yettin!Peki ya bu sana yetmezse ya da sen ona fazla gelirsen ne olur?

Anlamıyorsun değil mi,umurunda değil artık.İpin ucu bir kere kaçtı neyin ardından koşabilirim daha diyorsundur belki de...Kendinin...Kendini yine senden gitmeden durdurmalısın.Yine çok hızlı adımlarla uzaklaşıyor senden,yine bakıyorsun sen ardından.

İçinde kapanan boşluklar,taşıyor yanlış yerlerde...

Bunlar yalnızca bir kaç sözcük oysa...

26 Haziran 2008 Perşembe

Sevgilerimle Aşk!


Sana söylemek istemezdim değerini ama çenem hiç o kadar sıkı olamadı.Bilmemen gerektiğini de çok düşündüm ama düşündüklerimi uygulamak bu aralar daha zor gibi.Hem zaten neden sana göre olsun ki tüm bunlar.Bütün bu şeylerin içinde senin düşüncelerinin işi ne!Hatta,dur bir dakika!Benim bile bunu sorgulamam yanlış.Nasıl da bencilce konuşmaya başladım böyle.

Ancak kim inkar edebilir ki!Bunlar yalnızca benim.Bu kuruntular,bu heyecanlar,yalnızlıklarım kadar acılarım kadar bunlar da yalnızca bana ait.Sen sebep olmuş olabilirsin,senin varlığın neden olmuş olabilir ancak;şu dakikadan itibaren sen yokken bile benimleyse bu duygular,bu işlerin seninle artık pekte alakası yok gibi.Ne dersin?Seni seviyorum!Evet seni ilgilendiren kısmı eylemin uygun görüldüğü kişi olman,dışında ki tüm zelzele,tüm fırtınalar bana ait,benim ilgi alanımda,teşekkür de etme çünkü bu bir hediye değil.Belki de yalnızca benim için seçilmiş bir tür beladır bu.Olamaz mı?

Nasıl bir delilik bu böyle?Tek bir varlıkla başlayan sonra yavaşca ondan kopan ve geride onun neden olduğu duygulara hapsolan bir trajik vaka.

Aşk böyle bir şey mi yani?Onunla başlayan ancak onunla bitmeyen,hatta belki de gün geçtikçe ondan kopan bir hastalık mı?Kendi içinde ki eksikleri tamamladığını hissettiğin adama ya da kadına bağımlı olmak mı?Ten kokusu mu?Sözcüklerin büyüsü mü ya da gözlerin içinde ki kör kuyu mu?Belki de bir tür illüzyon...

Oysa çok fazla kurcalanıyor bu hal.Belki de yalnızca saf bir inançtır aşk.O adama ya da kadına inanmaktır.İnanmayı istemektir.Herkesten bir adım daha senin,biraz daha seninle ve biraz daha güvendir belki de... Ancak aşk,bu kadar ayrıntıyı da kaldıramaz.

Aptallık olduğunu düşünenlerde var tabi.Büyük bir iradesizlik olduğunu ve kişinin kendi kendini erittiği,aslında bir tür yalnızlaştırma olduğunu düşünenler.Bunları şahsen ben hiç kale almadığım gibi eriyecekleri günü de dört gözle bekliyorum.

Nasıl da küçük adlandırılmış öyle değil mi!Aşk...Üç harfli,pek mütevazi ancak adının geçtiği yerde tozu dumana katan bir küçük şeytan!Bu da çok ağır olmuş olabilir ancak;onun bir melek olmadığına adım kadar eminim.

Varlığına biçilen yıllar var.Sonrasında yerinde başka duyguları devrettiği söyleniyor.Acaba onlar başka duygular mı yoksa yalnızca bir tür evrim mi?Yani aşk aşktır öyle değil mi!Neden bir başka devşirme duyguya ihtiyaç duysun ki.Bana kalırsa kendi içinde kendini yenileyen bir hissiyat.Hem bir duygunun zamanı ölçülemez ki!

Ona herkesin ihtiyacı var oysa.Onun yarattığı heyecana,mutluluğa...O tatlı rüyaya herkesin ihtiyacı var.

Aşk;bedeni ve ruhu bu dünyadan koparan,insana yapamayacağı bir şey yokmuş gibi hissettiren,en bencil insana bile kendini paylaşabileceği bir başka beden seçtiren;zihni ve duygusal şoklarla ruhu,bedeni yenileyen ve bütün bunlara rağmen ironik bir biçimde bencilliği de elden bırakmayan,bir tür sapkınlık.Hem de ilahi bir sapkınlık.Belki de Tanrı'nın kullarını denediği en büyük sınav.Meşru görünen ancak oldukça sakıncalı bir hal.


Neden Sevgi varken aşka bu kadar takılıp kalmış insanlar anlıyoruz.Bu kadar çetrefilli bir şeyi herkes çözmek istiyor.İçine giren bir daha çıkamıyor orası ayrı ancak bu kalabalık bilmeceyi çözme isteği herkeste mevcut.Sevginin yalın,sakin emektar halleri çekmiyor insanoğlunu galiba.Onun iş isteyen işlemesi korkutuyor belki de zavallıları.

Oysa şu kadar basit:

Aşk;dışı renkli,parlak,göz alıcı bir zenginliğe sahip olan, görünce tadını anında hayal ettiğin bir heyecanla da çiğnemeden yuttuğun ve sindiremediğin,yedikçe de acıktıran bir şeker.Hep hayal ettiğin tadı beklediğin çoğu zaman da ulaşamadığın...

Sevgiyse;karakalem desen çizimi gibi.İçinde derin renklerin kurmacalarını barındırmayan,sade ancak emeğin incelttiği ayrıntıların insanı cezbettiği,siyah ve beyazın birbirini sahiplendiği,her şeyin net bir şekilde görülebildiği bir tablo.

Seçim yine kişinin kendisinin.Yedikçe doymadığın bir şekere bağımlı olmak ya da güzel bir tablo alıp yıllarca onu huzurla izlemek...

Veyahut en güzeli,o cezbedici renkli,parlak şekerin tadını farkettikten,kokusunu iyice soluduktan sonra karşına alıp siyah beyaz bir resmini çizmek...Sonra yıllarca o resmi izleyip,tadını anımsayıp,kokusunu hissedip huzurla dolmak.



Ne dersiniz?Asıl büyüleyici olan da bu umut değil mi?



24 Haziran 2008 Salı

Zaman!Sonun Devamında


Sakın benden şimdi bekleme doğruları ya da bekle ama;yüksek bir umudun olmasın.Sana verdiğim sözlerle iligili sorunlar yaşıyoruz,farkındayım.Bilmiyorum,belki de ben yine biraz değişiyorumdur.Belki de değişiyorum dediğim hala ve hala büyümektir.Büyümekte saçma aslında ya da ille de adlandırmaya çalışmak olan biteni nasıl bir delilik!

Zamanın eli şu aralar sadece okşamakla meşgul ama sağ gösterip sol vurmayı çok sever o.Güvenmek,zamana hem de ...Ona işleri bırakmak hiç de doğru olmaz.O gerektiği yerde gerekeni yapıyor ancak sen ne kadar eğilirsen o,o kadar yol veriyor sana.

Susuzluk hissediyorum.Yalnızca dilimde değil.Sanki bedenimin ihtiyacı var gibi.

Olan ve biten.Nedir bunlar?Olanlarla bitenlerin arasında ki o derin dostluk bazen düşmanlık.

Olan yalnızlık,biten ''diğerleri''.
Olan aşk,biten ''mantık''.
Olan ölüm,biten ''nefes''.

Olan ayrılık,biten ''mutluluk''.(aslında bu kişiye göre değişir.)

Bunların hepsi aslına bakılırsa birbirine sebep haller.Bugün kayıtlarda ''olan'' adlı haller yarın bir ''bitiş''olabilir.Bu yüzden son diye bir şey de yok aslında.Her sonun devamı mutlaka vardır.Bir önceki sonun etkileri görülür devamda...Zamanın tatlı sert oyunları bunlar...

Verdiğin sözler.Bir önceki sonunun seni bugün getirdiği noktada geçersiz kalmış gibi.Devam da oynanan oyun ne kadar aynı gibi görünse de bu defa çok farklı her şey.Bu defa daha gerçek ve içinde hiç şüphe barındırmıyor.Emin ve umursamaz.

Yaşanırken bile sorgulamak tüm bunları nasıl bir fırtına yaratıyor ruhta.Büyük bir delilik.

''Ne yani,ne oluyor şimdi,doğru..Hayır yanlış....Geçmiş,son ve devam.Yine aynı şey mi?Hayır hayır tabiki de değil.Ama benziyor.Hisler,onlar bu defa farklı olan..Bir dakika dur,kes şunu!''

Beyninde ki bu akıl oyunlarını susturduğn anda ki huzur.Sonrasındaysa boşvermişlik.Belki de boşvermişlik de değil.Benim kontrolümde ama benden uzakta olmak bu.

Zaman ve getirdikleri,hem de bir aralar götürdükleriyle birlikte şimdi önümde serili,öylece bana bakıyor.

O son!O devşirme duygu,devamında gerçekliğine ulaşıyor anlaşılan.






22 Haziran 2008 Pazar

Sabaha Karşı 18 Dakika

Saat 04:53 ...

Uykum var ancak yatıp uyumak tarafımdan hala gerekli görülmüyor.Binbir çeşit düşünce aklımda fırtına halinde.Çoğu zaman bunları birbirinden ayırt edemiyorum.Hoş bazen sadece duruyorum düşünmekten ziyade.

''Vardır canım.Olmalı düşünecek bir şeyler''

Sakıncalı bir takıntı!

Saat 04.55 ...

İki dakika önce düşündüklerimden çok daha farklı şeyler var zihnimde.Daha dünyevi.Yapılacaklar edilecekler.Bu saatte ayakta olmam doğru mu?

Doğruysa veya yanlışsa kime göre olduğunu çok merak ediyorum.Ancak söylemeliyim az uyumama rağmen yine de erken uyunıyorum(çoğu zaman).

Saat 04.58...

Aklımda beliren kararlarım.Ne kadar doğrular acaba.Merak yok,kimseye göre değil bu tamamen kendi içimde sorguladığım,göreceliği benim eksenimde olan düşünceler.

Sevmiyorum bu huyumu.Aslında sevmediğim çok huyum var.Yine de bütün bunlara rağmen bir çok insana göre kendimi sevmeyi onlardan daha iyi beceriyorum.Belki de eksiklerimi bilmek rahatlatıyordur.

Düşünemiyorum mükemmel olmayı.Yani aslında saçma oldu düşünebildiğimden böyle diyorum.Mükemmel olmakta ne demek.İnsan için gerekli olan bu mudur da o deliler bu kadar geriniyorlar.Yazık,onlar bir çoklarından daha da eksik de işte..Neyse...

Kendimden biraz memnun biraz rahatsız biraz burnu havada biraz kompleksli biraz bilmem ne biraz bilmem şu...Yaşıyorum ya ona bakmalı belki de...

Saat 05.04

Ohoo..aldı başını gitti benim kafa yine.Ciddi anlamda sorun muyum neyim?Hava bariz şekilde aydınlandı.Cem Yılmaz izledim,çok güldüm ondan uyuyamıyorum diycem de genel hal itibariyle uykuyla aram iyi değil,e bir de yazmaya başladım.Ne bekliyordum ki...

Gülmekte güzel şey bu arada cidden.Bakalım beni ilerleyen günler güldürecek mi?

''İlerleyen günler''

Bu aralaren tırstığım ama en merak ettiğim en çok kurduğum bozduğum tamlama.Hayır diyorum bazen ya ilerlemezse o günler ne halt yiyceksin diye de işte dünyevi olmak böyle bir şuursuzluk!

Saat 05.09...

Yok ama artık yatsam iyi olacak.Biraz dinlenmek iyi gelir.Benim gibi kaç kırık var acaba bu saatte ayakta hala.Neyse kırıklıklara hiç girmeyeyim bir yarım saat daha net ve kesin ayaktayım demektir.İyisi mi bana iyi geceler artık.Hoş hava aydınlandı ancak henüz ayakta insan olmadığından(en azından bulunduğum ev içinde)gece diyebiliriz.

Saat 05.12..

Bitti!

Bir Takım Notlar...


Kayıpları derle topla bir sen ediyorlar mı diye bak.Bir çok şeyden daha az olduğuna bakar bu işler aslında.

Kendinden ne kadar azsın,onlardan ne kadar eskiksin ve kalbinden ne kadar geride kaldın.Derle topla hepsini.

Gidenlerden sonra,kalanlarla aran nasıl olmuş.Sen bildiğin sana ne kadar benziyorsun,bir bak dilersen.

Eklediğini sanarken nasıl da azalmışsın.

Hangi ibrete alem olmaya çalışıyorsun.Hangi yanlışına doğru yol istiyorsun.Kendine sadakatini kirleten de kim?Senden kaç tane var böyle ve sen neden duymazdan geliyorsun yakarışları?

Kızıl bir güç seni çeken.Kesin,net ve belli...Sınırları ve sınırsızlıkları açık.Beyaz dumanlardan uzak duruyorsun.Belirsiz,rahatlatıcı aslında doğru olan ama işine gelmeyecek kadar açık ve sen fazla açık olunduğunda deli gibi kaçıyorsun...

Bir Not

Dalgalı denizde sakin olmak iyidir.

O sustuğunda sen konuşursun.

O dakikadan sonra herkes anlar içinde ki durgun sulara olan özlemi!

Bir Garip Sıkıntı


Kapatalım artık bu huzursuz sohbeti.Biliyorum daha söylenecek çok şey var ama ; kapatalım yine de ...Konuşmak ve daha fazla görmek istemiyorum.Ben hiç bu kadar kuru kalmadım.Yanalarım hiç bu kadar nemsiz kalmadı.İşitiyorum,üzülüyorum ama yine de hala kupkuru yanaklarım.Hiç bu kadar korkmamıştım.

Yitirdiklerimi,benliğimdeki sızıntıları daha fazla görmek istemiyorum.Nerem bu denli canımı acıtan merak etmiyorum.Belki de merak etmek istemiyorum.Ne kadar mümkünse tabi!

Yitirirsin varlıklarını elinde olmaz.Fakat bilmediğin sürece kaybettiğinin adını,acısını da hissetmezsin.Acı bile olamaz belki de..Olan yalnızca bir garip sıkıntı.

Nerem acıyor?

Farkındayım yitirdim.Farkındayım ancak sadece kaybettiğimin.Henüz neyi kaybettiğimi bilmiyorum.Bu acı daha çok az,farkındayım.

Adaları lazım,tek tek.Yerleri...Boşlukların adları gerek.O boşluklar için taşlar lazım,yaşamayı bir nebze daha kitabına uyduracağım çünkü.

''Mış'' gibi yapmam gerek.Hiç olmamış ve gitmemiş gibi.Eksikler var,nerede?Bulmak üzereyim,adları tek tek görmeye az kaldı.

...Ve biliyorum kimliksiz acının adı sıkıntı.Oysa şimdi meşru her şey.Kimlik açık ve net.Ruhumun dili ve vicdanımın elleri yok!

Dilsiz bir ruh ne kadar ağlarsa o kadar,elleri olmayan bir vicdan ne derece sarsabilirse o kadar.İşte gerçek acı şimdi başlıyor.

Sıkıntılarım artık dert!Gömülesi beden,kör olası gözler!Nasıl oldu da kesti ruhumun dilini ve nasıl kırdı vicdanımın ellerini ve ayaklarını...Artık hangi duvara vursam bedenimi vicdanım kadar kanatır.Hangi dilin anlattıkları ruhumun edebiyatından yüksek gelir bana!

Nerem acıyor?

Artık meşru her şey.Acıyan yerim şimdi kanıyor.

...Ve ister istemez diyor ki bedenim,keşke hep öksüz ve yetim kalsaydı bu acı.Keşke hep bir sıkıntı olsaydı kenarından.Kan gövdeyi götürürken tututancak bir dalın olurdu belki!

Bir Tutam Hayat




Düşün ve inan...Belki de sırrı budur tebessümlerle yaşamanın.Seni varedecek olan düşüncedir aslında,inandığın düşünceler.Çünkü inandıkların hayatın olurken diğerleri,hayal dünyasının parçacıklarıdır.Hayal kurmak sakinleştirir insanı ancak;gerçeklikte yaşar insan.Hayallerine inanmaksa,gerçekliğini mutlu kılmaktır.

İmkansızlıklar önce dilde gelir hayatımıza ve yavaş yavaş bize sokulurlar.Zamanla zihinlerimizi ele geçirirken,bir adım sonra yaşantımıza tabessümlerimize kastederler.İmkansızlıklar ancak onlara inanan bedenlerde can bulurlar.
Öyle ki gerçek anlamda imkansızlık bir ölünün asla direnemeyeceği gerçeğidir(maneviyat dışı maddesel olarak).Oysa diri ve canlı olmak demek,toprağın altında değilde üstünde olmak ya da nefes almak veyahut maddesel bir gerçekliği taşımak demek değildir.Tam tersini idda edenler için imkansızlık ölümle kanıtlanabilir.Oysa ben istersem ve hayal edersem ölüm bile yşamın en renkli en canlı noktası olur icabında...

...Ve zihnim bu yüzden tüm yalnızlıklarıma arkadaştır.

Düşünmenin ve inanmanın yanı sıra istemekte bir hayli önemli.Çünkü,ancak ve ancak isteyen insan inanır.İstekler,inancın en büyük güçleri...Ne derece imkansız ya da ne derece yanlış gibi görünse de ''düşünerek yüksek bir inançla isteyen kişi''dilediği o saçma sapan ,yanlış yola yine dilediği türden haritalar çizebilir.

''Varolmanın dayanılmaz hafifliği''harika bir cümle özellikle şu dönemler de biz insancıklara ağır gelen ruhlarımızı düşünürsek,imrenilecek bir his.Öyleyse bu da mı mümkünsüz şimdi!Bu günlerde bir şeyler daha zor diye,bu da mı mümküniyetlerimizin dışında.

Oysa şöyle sormak gerek belki de:

'Neden bu günler daha zor?''

Zor ...Belki de biz kanatıyoruz bu derece.Farkında değiliz belki ama bizler inanmayı bırakalı çok oluor.Unuttuğumuz şeyler var aslında.Kendimiz,bizim olan zihnimiz,bedenimiz ve ruhumuz...

Bizim olan bu nacizane varlıkları emanet ettiğimiz saçma sapan akıl oyunları.Oysa yapılcak olan çok basit.Biraz inanç ve biraz sorgu eşliğinde bir tutam hayat...

20 Haziran 2008 Cuma

YÜZLER


Yaşadığın yüzlerde gördüğün gerçeklerin çarpıcılığı bazı zamanlar da boğucu olabiliyor.Bakışların altında zaman zaman mutluluk ya da tatlı anılar barınabildiği gibi kimi zaman da acıyla bütünleşen ruhlar ve görüntüleri zihninde çarpıştırmaktan çekinmiyor.Gördüklerin görebileceklerinin bir kısmı mı acaba ? Hep böyle devam edebilir mi?Hayat galiba ,yüksek ihtimalle,bu bakışların altında ki anlamlardan oluşuyor.

Geçmişten gelen bir yüzün sana yaşatacağı hali bilmek imkansız değil.Aslında kötüsü ne yaşatacağını bilmek galiba.Bu sebepten yolda yürürken ya da sadece dalıp gitmişken karşına çıkma ihtimali seni karıştırıyor.Kimi zamansa o geçmişteki yüzlerden bir tanesiyle yüzyüze gelebilmek için dua ediyorsun.Mutluluğa ihtiyacın olduğunda ya da derin bir nefesle o günleri anmaya...Belki de nasıl da aştım o darmadağın yolları demek için.Kendi isteğin dahilinde kendi iradenin çağırdığı yüzler işte onlar...Oysa tüm bunların dışında bir de diğerleri var ki o diğerleri hatırlamak istemediğin ya da senin kendinsiz kaldığın zamanların izlerini yüzünde taşıyanlar.İşte o yüzler acıtan ya da acıtmak istediklerin.

İçini böylesine sıkıştıran belki de daha fazlasını sana hisettiren bu yüzler,onlar belki de farketmediğimiz kadar hayatımızın gerçekleri.Doğruları akılda tutmak ve onlarla sık sık yüz yüze gelmek güzeldir,onur verir.Peki ya hatalar!İşte asıl onlara bakıp da yine de devam diyebilmek güç olan.Kendine en yabancı kaldığın zamanlar...

O yüzlerin,bakışların sana hatırlattıklarıyla barışmak demek aslında kendinle biraz daha yüzleşmek demek belki de...O zamanlar ne kadar sana kendinsiz olduğun ya da sen gibi olmadığın zamanlar gibi gelse de aslında onlar senin bilmediğin taraflarının aynanın karşısında da artık belirgin olarak ''sen''olması.Kabullenmek istememen başlarda ya da zorlanman tabii olarak normal ancak;reddettiğin sürece de asıl ''sensizlikle''başbaşa kalmak daha acı olur sanırım.

Doğru yollarını nasıl bir onurla sahipleniyorsa insanoğlu,yanlışlarını da bu şekilde kavrayıp benimsemeli.Ne kadar reddedilirse bu gerçekliklerinin sana ait olduğu yanlışlar da o derece artacaktır.Ruhun tarafından kabullenilen parçaların dışında hiç bir şey sana daha fazla benzeyemez ve doğru olamaz.Ancak benliğine ait olanlar seni daha mutlu ve daha sen kılar.Sana ait olan bir dakikanın reddi bile eksik kalman için yeterli.

Karşılaştığın her yüz sırf bu sebepten bile sana mutluluk vermeli.Hayatında olan kısa ya da uzun süre senin anılarının içinde barınan her yüz senindir.Yaşattıkları acılar ya da mutluluklar huzurlar tabiki de inkar edilemez.Ancak pişmanlık duygusunu içinde barındırmak demek benliğini çürütmek kendine uzaklaşmak ''sen''den kaçmak demek.

Huzurun,mutluluğun,kırgınlığın,acının bedenleştiği her dakika ya da an için sevinmelisin.Bu kadar yaşamaya ve bu kadar seni aramaya vaktin vardı.Şimdi kendine çok daha yakınsın.Tüm insani duygulara daha aşina ve belki de artık gerçek acılarına daha uzaksın.

Kendi canını yakmamayı öğrenmiş olman gerek en azından.Kendine sahip çıkmayı işte tam da bu şekilde öğreniyorsun.Hep pas geçmek istediğin,görmeye katlanamadığın yüzlere artık daha iyi bak ve her kıvrımını hafızana kazı şimdi ve her gün şükret o yüzler için Allah'a...Sana en azından bu kadarını fırsat tanıdığı için...