Öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2009 Pazartesi

Ve puf...oldu!



Metin ol...
Arkamda kaldı tüm mutlulukların,kaybettin onları...
Koskaoca bir denize(neredeyse okyanusa varacak)döktün kurbanlarını!
Hepsini de ne çok sevmiştin...

Kaypak firarım benim
Sana nasıl da meltem esintileri hazırlamıştım
Çocukca,ağır ağır
Ellerimle,ruhumla,saçlarımla yarattığım o lodosun ardından
Tatlı bir okşayış bekliyordu seni

Ve o sert kabusların,haşince son buldurduğu
Melakelerden çalıntı uykular!
Perdeyi açtığımda bitmiş olacaktı gece
Hani!
Hani öyle uyuturlardı çocukları
Gözlerini kapayacaksın,açacaksın
Ve puf...

Ve puf...oldu!
Uyuttun beni,sonsuz bir geceye karşı çevirdin
Ay ve yıldızlar bile yalnızca sana layıkmış gibi...
Güneş bir tek senin ten renginmiş gibi..

Ve puf...oldu!
Kimsesiz gibi hissetmek önce ama mis kokuyormuş dünya

Yani yalnızdım,karanlıktı onca sapkınlık vardı
Fakat mis kokuyordu dünya öyle mi?
Uyuttun beni!

Ve puf...oldu!
Bir toz,bir duman,bir salgın sardı her yanı
Beklenenlerle dolu ve kayıplarla...
Sandığımda unutmuştum bebeklerimi
Sarılamadan onlara,uzandım...
Betona..soğuktu..
Uyuttun beni!

Metin ol...
Olmak kolay,olursun...
Sanki lokmayı yutamamış gibi
Yutmuşta sindirememiş gibi...
Dik durursun,kemik gibisindir.
Toprağa mahkum ve çırılçıplak,
Bir metre çarşafla sarmaş dolaş gibi...
Fidan gibi ve kurtçuklarla selamlaşırsın
Metinsindir!

Zaten olmasan da boşvermelisin
Artık kimse ninni söylemiyor!
Ya da sen bir bebekcik değilsin!

25 Eylül 2008 Perşembe

Buğulu Gökyüzü,Kömür Kokulu Mahalle



Düşünceli ve olabildiğince sessiz.Kimsesiz ve farkında.Yolculuğunun en sıkıcı günleri belki de.Yaşlı bir kadının anılarını tazelediği cam kenarında ve 21 yaşında...Geçmiş henüz hasretle anılamayacak kadar taze.

Dışarda ki buğulu akşamın gözyaşları,genç kızın yanaklarından süzülmekte.Kömür kokulu mahallenin uzak seyircisi.Aramızda bir hayat kadar uçurum var.

O kızın umutlarının kabardığı sokaklar,penceresinden gözükmüyor.Kararmış mahallenin ikinci el dükkanların yanından geçip,pırıltılı arka sokağın incisi olabilmenin derdinde.Yeşilçamdan kareler var aptal kutusunun yüzünde...Kömür kokusuna karşın,bir fincan mocha kokusu duyularını okşayan.

O buğulu gökyüzü,kömür kokulu şaşkın mahalle...

Tam da sağından geçen ve bakışlarında terkedilmişliğin züriyetini gördüğüm adam.Kaç yaşındadır kim bilir elleri?Ancak gözleri,bir kara delik gibi yığınla içine akıtmış yılları.Acılı bir seferi sanki.Belki kırklarınının bile hakkından gelmemiştir daha lakin,yüzünde ki çizgiler ahirete yol olmuş şimdiden.

Kömür kokulu mahalle...

Sıcacık yatağından sabahın bir körü uyandırılan evlatcık.Kolalı yakalığı,masmavi önlüğü.Defterle kitap,evle okul arasında yüz adım hayat...Masumiyetin yaşı dokuz!Geceyle gündüz arasında çığlıklar,yatağıyla yan oda arasında savaş çıkmış.Geçen her dakika kolalı yakalığına bir damla yaş bırakıyor.Masumiyet erkenden terketti evlatcığı.Nerede kaldığını bilmeden,kömür kokulu mahallenin bir köşesinden dönünce şuracıkta ki pembe evin bir odasının bir köşesinde,sinmiş hayat.Nerede unuttuğunu bilmeden..

Buğulu gökyüzü,kömür kokulu mahalle

Başka bir pencereden aynı hikaye dökülüyor zihnimize.Kömür kokusu,sıcak mokayla;buğulu gökyüzü bir kaç damla yaşla servis ediliyor soframıza.

26 Ağustos 2008 Salı

GÜNEŞ



Bu kokuyu anlamıyorum.Dışardan mı geliyor içerden mi?Henüz bilemiyorum.Nereye gitsem de benimle.Sanki çürümüş bir şeyler.Çürüyenler içimde
Kaçaklar korkar ama ben burdayım.Her zaman bildiğim gibi.Gitmeden,gidemiyorum.Bu kokuyu anlamak mümkün değil!Kıskıvrak sarıyor tüm neşemi ve boğuyor beni.Burda olmak,orda olmaktan da beter olmaya başladı.

Susacağımı bilenler,görüyorlar da şimdi.Değmeyenler için cümle sarfedilmez ama bu çıkmaz sokak farklı.Hem kirli hem dar.Sağ ya da sol en fazla.Büyük
hareketlere yer yok.Acı bir kokunun düşsel izlerini taşıyor zihnim.Her bir düş bir önceki hikayenin başlangıcı ve sona doğru kabuslarla doyuyoruz.Kimseye yetişemiyor cümlelerim.Daha havadayken kapıyor yanlış olan birileri.Daha hızlı olsaydım belki bu kadar dibinde kalmazdık hayatın.

Benzetemiyorum da bu kokuyu.Güzel bir düş gibi hatırlatıyor kendini hemen ardından çürümüş et kokusu duyumsuyorum her yanımda.Yakmışlardır belki de..Öyle
içerden ve öyle yakın ki,korkutuyor artık.Geçmişe bakıpta,geldiğim yolu görmek istiyorum.Anımsamaktan fazlası için,gitmek için lazım her şey.Kelimelerimi sıkıştırmayan adamlar ve kem gözleri olmayan kadınlarla beraber.Kaçmak değil bu,korunmak belki!

Hatırlatan gözler istemiyorum.Benzer kıyafetler,aynı cümleler,öperken bile aynıymış her şey.Oysa tüm dünya karanlıktı o zaman.Aniden yanan ışıklardan kaçarken dalıverdim bu yola.Belki de hep üzerimdeydi bu çürük koku ya da o şaşkınlıkta birilerinin kanı üzerimde kaldı.Bu sokakta öyle sakin ve öyle ıssızdı ki düşünmeden yürüyordum.Bir son aradığım yoktu yalnızca yürüyordum.Güzel evlerine bakıyordum,tıpkı hayalimde ki gibiydi.Renkler,sesler ve sözler!Her şey loştu ve sevindirici.Yine geldiğim gibi aniden gördüm sonunu.Ardımda ki tüm kapılar kapalı ve önümde koskoca bir duvar.Koskoca bir sahne gibi aydınlanıverdi bütün bir çıkmaz yol.O geliyor sanırken kokusuyla,bir düş kadar yakın zannederken elleri,çürüdüğünü duyumsamaya başlamıştım.Ardımdakilerler,karşımdakiler,elimdekiler ve şu kahrolasıca koku!Bir güneş vardı hem de sıcacıktı.Ama engelde vardı hem de büyük bir çıkmaz.Hem kokuyorum da...Yalnızca ben biliyorum belki ama çürüyorum da...Hatta bu çok iyimser bir kaçış,cesedime bile dokunurum istesem şu an.

Ahh güneş!Aydınlığından kaçarken,yalnızca ay ışığı sanmıştım bu kadranı.Yanılmışım!Koskoca bir çatının buğusuymuş bu yalancı gece.Bak şimdi perdeler de kalktı.Sen ordasın ve ben burda.Gece de bitti ve gün de batmak üzere.Gerçek geceye kalmak için çok çaresizim.Sana varamadan geceye kalacağım.Hem ben belki hiç çıkamam artık bu sokaktan.

Yoruldum güneş,bilir misin ne demek!Korkuyorum da senden,yine bir sahneyse bu koskoca umut.Yine yalnızca bir çocuk kandırmacasıysa bu çokluk.Ben artık bu duvarı tırmanamam güneş.Ancak biliyorum bu gece bu kokuyla da yaşayamam.Kaçtığım kaldırımları bir bir yeniden tepip geri de dönmem.Çürüyorum ben hem de sensiz ve sessizce.Kaçamıyorum bile artık.Hem ardımdan kovalayan da yok.İçimde hissediyorum bu nahoş sesleri ve halleri.Orda öylece yiten mutluluğummuş gibi bakma bana.Seni de bitirirdim eğer dokunabilseydim ya da sen de beni yakardın eğer o kadar kolay görebilseydin.Gözlerimden bir iki damla sızması gerekti şimdi ama akmıyorlar onlar da artık.Kurumuş pınarlarım ve içeri göçmüş gözlerim ve yara bere içinde ki ellerim ne kadar layık gelir sana artık bilemiyorum.Belki de biliyorum da ondan öylece duruyorum.Kızma bana güneş,sakın kızma!Yetebilseydim eğer beraber parlardık daha nice hallerde.Yetebilseydim eğer!

21 Ağustos 2008 Perşembe

Bir Daha Asla



Korkunç..Her şey gün geçtikçe daha da korkunçlaşıyor.İnsanlardan,bedenlerden,ruhlardan uzağa kaçabileceğin tek bir delik bile kalmadı.Oysa beynim çınlıyor her gün.

Dayanmaya dayanamıyor olmak!

Gitmelisin bence.Öyle bir yer bulmalı ve keşfetmelisin.Hepsinden uzakta hatta uzak bile olmayan bir yerlerde.Bilinmeyen hiç görülmemiş ve duyulmamış.Tıpkı ölüm gibi ancak onu bile biliyorlar.Lanet olasıcaların bilmedikleri de yok zaten!

Kimdiniz ki siz?Neden geldiniz?Çağırdığımı ve misafir etmek istediğimi hatırlamıyorum.Ancak açıktı kapı ve girdiniz içeri..Öyleyse şimdide aynı yerden çıkın dışarıya.Ancak dikkat edin!Bu kapı içerden açılmayan bir duvardır aslında.Yıkmayın duvarları,lütfen.Bırakın duvarımı,ben bir delik kazıyacağım kendi ellerimle.Sizin yuruklarınızdan daha az zarar verecektir bu.Merak etmeyin daha fazla tutmayacağım sizi burada,kalmanızı da istemem hem.Yalnızca biraz zaman verin,kendi ellerimle uğurlayacağım sizi.

Daha uzak bir köşe seçin kendinize.Bakmayın öyle şaşkın şaşkın.Nasıl da yardığım görüyorsunuz ya!Bembeyaz duvar kapkara ve kırmızılaşıyor farkettiniz mi?Dışarı çıkabileceğiniz bir delik olsun diye hepsi.Sırf daha fazla burada kalmayın diye.Canım yanıyor aslında,ellerim çok acıyor.İşte biraz daha büyüdü,gün ışığı sızıyor artık içeriye.Aç aç bakmayın öyle şu ışığa.Gözlerime bir kere olsun böyle baksaydınız keşke.Her neyse,çıkın gidin artık.Burdan tek bir parça bile götürmeyin kendinizle.Hırsız gibi girdiğiniz bu küçük köşkümden bir misafir olarak ayrılıyorsunuz.İyi dileklerimle ve göz yaşlarımla...

Bu kapıyı unutun artık.Dışardan daha ne kadar çalsanızda,içerden bir duvar burası unutmayın.Değerlerinizide kendinizle götürün.Unutmadan,şunlarda sözleriniz ve günleriniz...Bunları da alın lütfen!Unutun bu kapıyı artık,bir daha asla!

Nasıl kapanacak bu yarık şimdi!
Yine yama lazım etlerden!