11 Nisan 2009 Cumartesi

Anlatılanlar hikaye..

Kemirgenim diyorsun,kabuklu ağaçlar gibi
Kabuk bağlamış yaralar gibi
Köpüklü bir el uzanıyor ciğerime
Yalnızca anlattıklarını duyuyorum
Anlatılanlar hikaye..
Bir tek ucuza satılan mahçubiyetine üzülüyorum
Kaybolduğun sokağın başında
Şeklini bilmediğim bir el için ağlıyorum!
Elimi göğsüme koyup yasladığım sancıya
Kadim bir dostmuşcasına bağlanıyorum
Her geçen gün,geçmeden benden
Tel tel düşen yastıklı gölgelerin
Medeni kanamasına kaptırıyorum kendimi!
Senin gibi onun gibi herkes gibi yapıyorum
Bozulmuş süt gibi kokuyorsun bazen
Bazen çiçeklerin şahı gibi
Bazen bir zehrin merhemi sanıyorken seni
Kezzap gibisin,yanmış serseri ki beceremiyorsun da itliği!
Savrulmaya alıştımsa ben gocunmam şu halime
Yalnızca sorular boğuyor insanı
Bir celsede tek cüzde
Merak ettiğim memleketlerin kokularına uçmak istiyorum
Burdan fizana kadar kaybolup
Kavrulmak istiyorum!
Derine girdiysem çıkamamam normal
Aklımı yitirdiğimi sanıyorsun
Delice diyorsun,acınası belki
Oysa güldüğün sürece gözyaşlarıma
Tuzunda ilk önce sen kavrulacaksın
Kabuksuz tenin!
Önce sende tınlayacak bu bozuk ritim!

10 Nisan 2009 Cuma

İnsan olma izafiyeti!

Bir bebeğin gözyaşları kadar sessiz
Olabilir misin o kadar gerçek
O denli tek taraflı ve o denli olduğun kadar
Olduğun gibi kalabilmek için
Ve tükenmeden tek nefeslik somut düşler için
Belki de sen öyle öğrendiğini sanıyorsun
Oysa öğrenmenin eşiğinden düşüp
Yanlışın kucağında yoğruluyorsun!
Ve bir takım kimlik sorgularından kaçmanın
Vicdandan kaçmanın,karanlık
Ve bir o kadar da parlak yüzü...
Sen hiç böylesi bir gerçek gördün mü!
Çocuk gibisin...
Ki bir çocuk insan oluncaya dek güzel
Sonrası bir arsızlık,
Sonrası yalnızca acınası bir izafiyet..
Bir çocuk eninde sonunda insan olasıya dek düş gibi
Ve tertemiz bir yücelikte!
İnsan gibisin çocuk,insan gibi sağlıksız!
Ve kim bilecek tabi en gizli hikayelerini diye iç geçirirken sen
Görenler ve bilenler seni çocukken
İnsanlığına dair hikayeler yazıyorlar
Sessiz ve adice!
Sen çok fazla insan olmaya başladın çocuk...
Kendini kurtarmayı tek geçtim
Ki sen onur duyarken hayatından
Yazıklıyorsun kendini!
Biz insanlar özlüyoruz çocuk olmayı derken
Sen bize benzeme çocuk
Cıs denir ya hani,
Yanarsın,hikayesiz,suretsiz,varlıksız düşersin çocuk!

8 Nisan 2009 Çarşamba

Küçük tımarhanenin sakin çocukları

Saklı bu şehirde göz ucuyla baktığın mutluluklar
Ya bir merdiven altında
Ya da sokak başında çullandılar üzerine
Bir cümleyi tamamlamadan az evvel düşündüklerine gelince
Kimisine göre zırva kimi için işkence..
Kimin umurudur ki içine sızan yüz bin kelime
Belli bir adı yok bu kafesin
Çırpınan duvaksız bir gelin gibi çaresiz
Can havliyle eşeliyor toprağı şu kahin
Sanki birazdan alıp gidecektir susuşları
Küçük bir tımarhanenin sakin çocukları için hediye
Belki…
Boşlukta kaybolan çalıntı yılları bir pabucun içinde
Giyip gitsen keşke zamanlarını
Şu caddede ki kırmızı renkli orospu siyahı
Yüksek ökçeli şu ayakkabı
Kabadayı bıyığı,köşe başı çırağı
Hepsi aynı oyunu oynuyor
Vur kaç bunların hepsi,durup dinlemek zor geliyor!
Zaman ki çalınmayı beker, umarsızca
Ya bir gören olur ya da bir sağır duyar sesini
Ki o zaman anlarsın bilinmeyen bir dildeki hüzünlü gırtlağını…
Tırmanmak gibi çıplak ellerinle cam kırıklarına
Boğulmak gibi ufacık bir denizin sebepsiz derin sularında..
Keşkelerle gelme şimdi saadet kucağıma
Biliyorsun ki parçadan bütüne yazdı bu hikaye…
Kambur bir hal aldı omurgan
Omurgam felç!
Bir duvar üzerinde cilasız adı
Adın gibi geliyordu bir zamanlar yirmi yıllık adresin
Şimdi o da yanlış,o da eksik
Sanki o da kaçmış senden ve sanki o da sebepsiz!
Gibileri yok saymak için,
Şeklini yok saymak gerek
Avuç açıp beklemiyor krallar önünde
Kraliçelerini emanet etmiyorlar senin yalak kabına
Onlar biliyor en azından zulmetmeyi
Sence değil bu işler boşuna bu çaba
Boşuna bu bıçkın delikanlı sayfaları!
Okuyamıyorsun kendi yazdıklarını dahi!
Saklıydı bu şehirde göz ucuyla baktığın mutluluklar..
Sen kenarından geçtin,
Bir parmak bal çaldın diline
Daha iyisini tatmak için bu yolu sen seçtin!
Sence değildi işte bu işler
Kefenini sen diktin!
Boşuna bu bıçkın delikanlı nameleri
Ben yazarken üzerini sen çizdin!!

6 Nisan 2009 Pazartesi

Beğendiniz mi!

Ben şimdi sana nasıl anlatacağım güzü..
Güzümü,kışımı,tersimi,düzümü...
Anlatsam ne olacak sonra ya da anlasan
Kim bilebilir ki beni, ben gibi!
Ben şimdi sana nasıl anlatacağım fikrimi
Fikrini anlatsan bana ne olacak ya da anlasam ben seni
Yani tersteyim ben biraz düzümü kaybetmiş gibi
Isınmıştım çok , soğukta kaldım sonra mevsimsiz
Bir kaç serseri düştü rüyama
Kabus olmasına yetti kibirleri
Ben şimdi dinlemiyorum kimseyi
Duysam da anlamıyorum hiç bir dili
Benim dilim damağım kurumuş gibi
Konuşamam sizin dilinizden,
Kendi dilimde kendi defterimde iyiyim böyle!
Ne yalzdızlı süslü kelimeler ne de şık defterler
Şimdi ben nasıl anlatayım size kendimi
Güzümü,kışımı,tersimi,düzümü
Beğendiniz mi!
Yaptığınızı beğendiniz mi!

Otuz Üç Kere Şapşal!

Bu fotoğrafı daha önce görmüştüm ben
Aynı yerde çekmişlerdi
Herkes otuzüç kere şapşal,peynir kadar beyaz...
Patlayan flaş,kör etti gözleri
Soluksuzdu insanlar,
Herkeste bir tabakhane havası!
Yetişsek yorulduğumuza,geciksek şurda durduğumuza değmeyecek''miş''!
Gibiydi bir de her şey...
Var gibiydi,güzel gibiydi
Tebessümler kahkaha,gözyaşlarıysa tebessüm gibiydi
Kördü elalem ve yaralıydı her diş!
Şu saat tık tık ediyor ya
Aynı bunun gibiydi sesleri de
Her bir yanımızda milyonlarca saat
Milyonlarca akrep ve yelkovan saadeti!
Ve aklımda bilmem kaçıncı yılın kaçıncı gününden kalma
Mosmor anılar!
Hatıraların delikli çuvalından,göğüs boşluğuna akan çerçevelenmiş film şeritleri...
Hepsi ait, hepsi sahipsiz!
Korkular fikirsiz...
Üşümeyi çağrıştıran hayaller ve
Büzüşmeyi anlatan riskler
Yağmur tadında bir ıslaklık
Üzerine yapışmış dünden kalma kumaş parçaları
Turuncu üzerine gider mi yağmur...
Esmere sarı ne zevksiz olur!
Dünden kalma sohbetler akılda
Unutulmuş sanılan esirlikler
Unutuldu zannedilen kafirlikler
Özlediğim fotoğraflar ve kimliksiz yüzler
Özlediğim cimcimeler,küçükler,
Küçük olan evler,odalar,bahçeler...
Özlenen sözler,tutulamayan sözler,yarım sözler,manasız sözler...
Yani bu fotoğrafı daha önce görmüştüm ben!
Herkes otuz üç kere yalnız ama hala peynir kadar beyaz!