Ve unutmak yüzüstü düşerken andığım her şeyi
Hatırlamak aynı zamanda hep reddettiğim o kızgın gerçeği
Yalnız kalmak, yalnız olmak ve aşık olmak yalnızlığa
Bilmeden onunla bir hayat kurmak ona alıştıkça onun esiri kalmak
Yalnızlık dediğin bir kendim bir ben
Bir üçüncü sığdıramaz içine
Dışında böler onca sevinci, içinde büyütür
Solmaz her hüzün çiçeğini
Onu her terk edişinde daha büyük bir özlemle geri döner sana
Her dönüşünde daha terk edilmez olur,
Kalır …
Yalın bir gerçek
Ben.
Ben ben derken
Ya sen?
Hakkımda
- korkunç akıllılar
- Delilik kayda değer bir gelişmedir! DİKKAT BURASI BİR ANI DEFTERİ NİTELİĞİ TAŞIMAZ!!
7 Aralık 2010 Salı
20 Kasım 2010 Cumartesi
...
İnsan neyi kaybetmekten korkar
Neyi kaybetmekten
Onca ayı bağışladıktan sonra bir insanoğluna
Şimdi vazgeçmen gerektiğini söylüyorsan
Bu güç müdür, mecburiyet mi, zaaf mı ?
Hayal dünyasının derinlikleri derindir
Boğulduğun sıfatla yeniden uyanırsın kabusa
Ve belki de hep kabusa inanmalı
Düşmemek için hayal çukurlarına
Hayal çukurları kırdı benim bileklerimi
Neyi kaybetmekten
Onca ayı bağışladıktan sonra bir insanoğluna
Şimdi vazgeçmen gerektiğini söylüyorsan
Bu güç müdür, mecburiyet mi, zaaf mı ?
Hayal dünyasının derinlikleri derindir
Boğulduğun sıfatla yeniden uyanırsın kabusa
Ve belki de hep kabusa inanmalı
Düşmemek için hayal çukurlarına
Hayal çukurları kırdı benim bileklerimi
7 Kasım 2010 Pazar
çocuk
Farklı olmalıydı
Farkı vardı
Var olduğunu sanmıştım
Sualsiz mutluluğun adı yok
Ve kayboldu
Boşlukta sayılı günler
Keder dediğin üç günlük yalnızlığa eşlik
Deliymişim deliye gün verdim
Gün içinde sayısız ruh
Ruhum tenden ayrıldı bir gün
Ölü beden kimsesiz çocuk
Çocuk ,
Bir Kabul
Çocuk bir aşk
Çocuk …
Yalnızca bir düş
Delice kemik
Umutsuz bir yol
Bir yokluk bu çocuk.
Kementini saldım bende yalnızlığın
Hangi rüzgara yelken açsam
Hangi denize bir gül atsam
Açsam çiçeklerce ve ölsem
Öldürmeyi göze alarak
Gönüllüleri var bu işin hem
Gel desem ve git
Bende biraz yangın bende biraz acı olsam
Biber gibi.
Tenini unutsam sonsuza dek
Fikrini içsem ve bitse bu bir bardak acı su
Içinde boğulmadan boğsam içimde
Ne rengi kalsa onun da ne adı
Tıpkı onlar gibi . . .
Bir isim olsa o da yalnızca
Bir göz bir dudak ve bir nefesten ibaret kalsa
O da tıpkı onlar gibi.
Farkı vardı
Var olduğunu sanmıştım
Sualsiz mutluluğun adı yok
Ve kayboldu
Boşlukta sayılı günler
Keder dediğin üç günlük yalnızlığa eşlik
Deliymişim deliye gün verdim
Gün içinde sayısız ruh
Ruhum tenden ayrıldı bir gün
Ölü beden kimsesiz çocuk
Çocuk ,
Bir Kabul
Çocuk bir aşk
Çocuk …
Yalnızca bir düş
Delice kemik
Umutsuz bir yol
Bir yokluk bu çocuk.
Kementini saldım bende yalnızlığın
Hangi rüzgara yelken açsam
Hangi denize bir gül atsam
Açsam çiçeklerce ve ölsem
Öldürmeyi göze alarak
Gönüllüleri var bu işin hem
Gel desem ve git
Bende biraz yangın bende biraz acı olsam
Biber gibi.
Tenini unutsam sonsuza dek
Fikrini içsem ve bitse bu bir bardak acı su
Içinde boğulmadan boğsam içimde
Ne rengi kalsa onun da ne adı
Tıpkı onlar gibi . . .
Bir isim olsa o da yalnızca
Bir göz bir dudak ve bir nefesten ibaret kalsa
O da tıpkı onlar gibi.
1 Kasım 2010 Pazartesi
...
Eriyorum...
Damarlarımdan çekiyor hayat
Aklım tuzla buz ve bilmekte güçlük çekiyorum
Doğru olan hangisi?
Sana ne demeliydim
Ne dememeliydim
Sen olmalı mıydın?
Neden izin verdim?
Sessizliğim suratıma bir tokat gibi çarpıyor bazen
Canım yansa da susuyorum
Susmayı ilk kez deniyorum üstelik
Sözdeliklerden sıkıldım
Olmuş gibilerden varmış gibilerden sıkıldım
Yüzümün döküldüğü yerde duruyorsun
Sende onlar gibi
Aynı yerden bakıyorsun.
Daha iyi değilsin
Daha kötü değilsin
Tıpkı onlar gibisin
Ve işte beni asıl bu yoruyor.
Damarlarımdan çekiyor hayat
Aklım tuzla buz ve bilmekte güçlük çekiyorum
Doğru olan hangisi?
Sana ne demeliydim
Ne dememeliydim
Sen olmalı mıydın?
Neden izin verdim?
Sessizliğim suratıma bir tokat gibi çarpıyor bazen
Canım yansa da susuyorum
Susmayı ilk kez deniyorum üstelik
Sözdeliklerden sıkıldım
Olmuş gibilerden varmış gibilerden sıkıldım
Yüzümün döküldüğü yerde duruyorsun
Sende onlar gibi
Aynı yerden bakıyorsun.
Daha iyi değilsin
Daha kötü değilsin
Tıpkı onlar gibisin
Ve işte beni asıl bu yoruyor.
27 Ekim 2010 Çarşamba
o ben değildim
Bir yerinden koptu tüm ipler
Ne yerdi ama?
Ne zaman ve nasıl insanlardı onlar öyle
Onların yokluklarında varoluyordum daha insanca
Her itişlerinde düşmek yerine daha sıkıca tuttum
Yakalarından,
Silkeledim seslerini, yüzlerini,ruhlarını
Sözsüz anladım çiğnedikleri sevgileri
Yalanları beyaza boyanmış elleri kanlı adam
Sözsüz kaldığın yerde daha çok konuşuyordun
Sebebsiz!
Ve kirliydin pek çok kez.
Ve kimbilir belki bir günün yanılgısı
Gelmeyen bir günlerin sevimsiz suretleri
İştahsızlaşmak
Sevgiye vicdana ve doğruya karşı
Yine de sen.
Sen yapmamalıydın.
O ben değildim
Ben kanırtılacak kemik, et ben değildim.
Safi ruhtum, safi sevgi
Safi inanmıştım.
Ama o ben değildim.
Mevsimlik gül değildim.
Ne yerdi ama?
Ne zaman ve nasıl insanlardı onlar öyle
Onların yokluklarında varoluyordum daha insanca
Her itişlerinde düşmek yerine daha sıkıca tuttum
Yakalarından,
Silkeledim seslerini, yüzlerini,ruhlarını
Sözsüz anladım çiğnedikleri sevgileri
Yalanları beyaza boyanmış elleri kanlı adam
Sözsüz kaldığın yerde daha çok konuşuyordun
Sebebsiz!
Ve kirliydin pek çok kez.
Ve kimbilir belki bir günün yanılgısı
Gelmeyen bir günlerin sevimsiz suretleri
İştahsızlaşmak
Sevgiye vicdana ve doğruya karşı
Yine de sen.
Sen yapmamalıydın.
O ben değildim
Ben kanırtılacak kemik, et ben değildim.
Safi ruhtum, safi sevgi
Safi inanmıştım.
Ama o ben değildim.
Mevsimlik gül değildim.
26 Ekim 2010 Salı
Haberin yok
Rüya görmüşüm bir ucu saklı
Sen bir rüyaymışsın meğer
Onların aştığı hendeği aşamayan ben
Senin küçük çukurunda boğulan
Benliğimi satmak istiyorum
Hiç bilmediklerime...
Hiç böyle hissetmiş misindir?
Hiç sanmam.
Yoksunluk denizinde bir sarmalı çıkar sanan ben.
Beni sevdin mi sanki.
Hiç sanmam.
Sandın ki, yeter tüm acıların tüm kaçışlara
Oysa beni sıkıştırdın bir kapı ve eşik arasına
Ne içerde ne dışarda
Ben zilin başındayekn
Düştüm!
İşte gördün kepçe kulak.
Sanki anlamamıştın öncesinde.
Boşverdin değil mi?
Sen de dedin ki ,
en az benim kadar olur acır
En az senin kadar acıdı
Ama senden az değil
Mutlu musun?
Onlardansın bir nebze sende artık!
Bir salı gecesine gömdüm bu bildiklerini
Ben ağlıyorum
Haberin yok
Seni seviyorum
haberin yok
Canımı yaktın
Haberin yok...
İçim süklüm püklüm...
Sen...
Sen yokken varsın diye!
Ve bende ...
Ben saattım elimi eteğimi kahkahaların şenliğine
Acılar yalnızdır çünkü çoğu zaman!
Yalın ayaktır ve üşür çoğu zaman!
Ben de sattım kendimi,
Kahkahaların şenliğine!
Sen bir rüyaymışsın meğer
Onların aştığı hendeği aşamayan ben
Senin küçük çukurunda boğulan
Benliğimi satmak istiyorum
Hiç bilmediklerime...
Hiç böyle hissetmiş misindir?
Hiç sanmam.
Yoksunluk denizinde bir sarmalı çıkar sanan ben.
Beni sevdin mi sanki.
Hiç sanmam.
Sandın ki, yeter tüm acıların tüm kaçışlara
Oysa beni sıkıştırdın bir kapı ve eşik arasına
Ne içerde ne dışarda
Ben zilin başındayekn
Düştüm!
İşte gördün kepçe kulak.
Sanki anlamamıştın öncesinde.
Boşverdin değil mi?
Sen de dedin ki ,
en az benim kadar olur acır
En az senin kadar acıdı
Ama senden az değil
Mutlu musun?
Onlardansın bir nebze sende artık!
Bir salı gecesine gömdüm bu bildiklerini
Ben ağlıyorum
Haberin yok
Seni seviyorum
haberin yok
Canımı yaktın
Haberin yok...
İçim süklüm püklüm...
Sen...
Sen yokken varsın diye!
Ve bende ...
Ben saattım elimi eteğimi kahkahaların şenliğine
Acılar yalnızdır çünkü çoğu zaman!
Yalın ayaktır ve üşür çoğu zaman!
Ben de sattım kendimi,
Kahkahaların şenliğine!
25 Ekim 2010 Pazartesi
Senden ziyade
Sarı ışığın altında eriyoruz
Bir bir sırayla
Tek tek anlamını yitiren sözde''mühim''liklerin gölgesi içinde firara meyleden bir ruh.
Kendi sıfatından kendi olmaktan kendi olandan ziyade sohbetler
Sohbet olamayacak olanlar
Bazıları ölür ve duymaz kimse
Beden bir körlük timsali
Yeşeren bir cümle, ölüme terkedildi.
Senden ziyade benden kısım kısım sonlu hikayeler
Senin başlattığın cümlelere koyduğum noktalar
Ve aslında sen o noktalar için başlıyorsun cümleye
Ben yalnızca daha cesaretliyim senden
Ya da daha arsız.
Senden kurtulmayı hayal ediyorum
Senin acından sıyrılarak daha güzel olmayı.
Dümdüz bir yol olsa keşke,
Sonuna kadar yürüsem, kenarlarda mavi tümsekler
Üzerinde ağaçlar olsa
Sen gölge edemesen hiçbir zamanıma
Sensizliği hayal ediyorum,
Acından sıyrılamıyorum!
Bir bir sırayla
Tek tek anlamını yitiren sözde''mühim''liklerin gölgesi içinde firara meyleden bir ruh.
Kendi sıfatından kendi olmaktan kendi olandan ziyade sohbetler
Sohbet olamayacak olanlar
Bazıları ölür ve duymaz kimse
Beden bir körlük timsali
Yeşeren bir cümle, ölüme terkedildi.
Senden ziyade benden kısım kısım sonlu hikayeler
Senin başlattığın cümlelere koyduğum noktalar
Ve aslında sen o noktalar için başlıyorsun cümleye
Ben yalnızca daha cesaretliyim senden
Ya da daha arsız.
Senden kurtulmayı hayal ediyorum
Senin acından sıyrılarak daha güzel olmayı.
Dümdüz bir yol olsa keşke,
Sonuna kadar yürüsem, kenarlarda mavi tümsekler
Üzerinde ağaçlar olsa
Sen gölge edemesen hiçbir zamanıma
Sensizliği hayal ediyorum,
Acından sıyrılamıyorum!
23 Ekim 2010 Cumartesi
hiçbir yer
Gövdesi kumlara düşen çiçek,
Sersem…
Fındık kadar küçük aşk
Fındık kadar küçük olmalı
Soluksuzluk çok sevmek değil
Çok yorulmak demek
Ve bitirmemek için kendimi
Ve bendeki varlığını güneş altına yatırdım
Solman için belki, açman için belki
Ne yapmalıyım bende bilmiyorum
Seni sevmek mi daha zor
Sevmeme çabası mı
Ağrıyor aklım
Klabimde tık yok
Midem bulanıyor ama
Sen dedikçe
Gözlerimi açtıkca ve kapadıkça
Yanılmak yanılmak yanılmak
Baharda aşık olmak aptallık
Ama diğer mevsimler de şevksiz düşler için
Ama işte
Özlemek özlemek özlemek
Sana sarılmayı, kokunu, uykunu …
Ve katlanmak tabi
Tekliğe, serinliğe, üşümeye…
Yine de bir yerden uyanmak gerçeğe
Düşe kalka sıyrılmak
Ve kaçar adım
Hibir yere, hiçbir yere hiçbir yere...
Sersem…
Fındık kadar küçük aşk
Fındık kadar küçük olmalı
Soluksuzluk çok sevmek değil
Çok yorulmak demek
Ve bitirmemek için kendimi
Ve bendeki varlığını güneş altına yatırdım
Solman için belki, açman için belki
Ne yapmalıyım bende bilmiyorum
Seni sevmek mi daha zor
Sevmeme çabası mı
Ağrıyor aklım
Klabimde tık yok
Midem bulanıyor ama
Sen dedikçe
Gözlerimi açtıkca ve kapadıkça
Yanılmak yanılmak yanılmak
Baharda aşık olmak aptallık
Ama diğer mevsimler de şevksiz düşler için
Ama işte
Özlemek özlemek özlemek
Sana sarılmayı, kokunu, uykunu …
Ve katlanmak tabi
Tekliğe, serinliğe, üşümeye…
Yine de bir yerden uyanmak gerçeğe
Düşe kalka sıyrılmak
Ve kaçar adım
Hibir yere, hiçbir yere hiçbir yere...
20 Ekim 2010 Çarşamba
benim büyümekten anladığım
ne çaba ama
neyin çabası
midem bulanıyor, sırf aptallıktan
bir hissizlik sarıyor önce her yerimi
sonra aşırı hisleniyorum aniden
bu sefer başka bir şehir diliyorum
başka bir adam, başka bir kadın
elimden ne geliyorsa o kadar gidiyor
daha hiç çoğaldığımı göremedim vermekten
almayı hiç öğrenemedim doyana kadar
açlıktan mı ölüyorum ağırlıktan mı
ama her geçen gün biraz daha eksiliyor işte
bendir eksilen, kalbimdir, iyiliğimdir, vicdanımdır belki
ne mutluluk ama
ucu açık bir denizin içinde
boğulmayı öğrendim ilk önce
nasıl büyüdüm bilmiyorum
benim büyümekten anladığım
hayal etmemekti
zaten hepsinden önce hayallerim bitti
ne güven ama
gölgesinde yalnız suretler
bana inan, ben gerçeğim
diyen her kimse yalana dönük bir yüzü
o kimsedir ki bilmez daha
öyle sızdı ki içime, bir zehir adeta bir hırsız
hepsini iyiliğinden yaptı
o böyle dedi
ben inanmıyorum.
ne inanmak ama
körlüğün kapısından şapşallığa çıkış
öyle bir inanmak
her şey güzel olacak
daha önce olmuş gibi.
şimdi yitenlerin arasından
parçalanan insanlığımdan, aşkımdan, sevgimden,benden...
bir hiç yaratılıyor yeniden.
yeniden renksizleşti evler, insanlar ve ağaçlar
bir tek yıldızlare kaldı, onlarda zaten hep ordaydılar.
neyin çabası
midem bulanıyor, sırf aptallıktan
bir hissizlik sarıyor önce her yerimi
sonra aşırı hisleniyorum aniden
bu sefer başka bir şehir diliyorum
başka bir adam, başka bir kadın
elimden ne geliyorsa o kadar gidiyor
daha hiç çoğaldığımı göremedim vermekten
almayı hiç öğrenemedim doyana kadar
açlıktan mı ölüyorum ağırlıktan mı
ama her geçen gün biraz daha eksiliyor işte
bendir eksilen, kalbimdir, iyiliğimdir, vicdanımdır belki
ne mutluluk ama
ucu açık bir denizin içinde
boğulmayı öğrendim ilk önce
nasıl büyüdüm bilmiyorum
benim büyümekten anladığım
hayal etmemekti
zaten hepsinden önce hayallerim bitti
ne güven ama
gölgesinde yalnız suretler
bana inan, ben gerçeğim
diyen her kimse yalana dönük bir yüzü
o kimsedir ki bilmez daha
öyle sızdı ki içime, bir zehir adeta bir hırsız
hepsini iyiliğinden yaptı
o böyle dedi
ben inanmıyorum.
ne inanmak ama
körlüğün kapısından şapşallığa çıkış
öyle bir inanmak
her şey güzel olacak
daha önce olmuş gibi.
şimdi yitenlerin arasından
parçalanan insanlığımdan, aşkımdan, sevgimden,benden...
bir hiç yaratılıyor yeniden.
yeniden renksizleşti evler, insanlar ve ağaçlar
bir tek yıldızlare kaldı, onlarda zaten hep ordaydılar.
16 Ekim 2010 Cumartesi
Biz kaç kişiyiz
Zincirlerini kırmış gibi hızlıca koşuyorum
Kovalayan yok, kovaladığım yok
Koca bir hiçlik bulvarında
Kayda değer bir nimet aradığını sanarken
Kaybolmak, bildiklerini de unutmak.
Sızmış bir güzellik
Uyutulmuş bir sevgi
Değmeyene değişilmiş senceler
Gören göze göre yanlış
Seçilmiş kısım kısım isimler
Kaç kişiyiz, bir dönüm noktasının başında?
Kaç kişiyiz, uçurumun kenarında ?
Kaç kişi var, arkamızda
Önümüzdekiler kaç kişi
Ya sen, ya ben…
Biz kaç kişiyiz,
Biz olabilecek kadar çoğaldık mı?
Onlar kadar çok muyuz ?
Demek onca azız ki
Onlara – biz – olamadık.
Biz onlar ne dediyse onu olduk,
Birinci çoğul şahıslar cennetinden kaçarak
Aramızda bir bağlaç
Sen ve ben…
Bir ben, ben tek başıma
Önümde, arkamda.
Hiç sızmadan, hiç uyanmadan
İlk yanılgının şerefine,
Sonsuz kere yanarak.
Bir dağın başında
Bir tek ben, ben tek başıma.
Kovalayan yok, kovaladığım yok
Koca bir hiçlik bulvarında
Kayda değer bir nimet aradığını sanarken
Kaybolmak, bildiklerini de unutmak.
Sızmış bir güzellik
Uyutulmuş bir sevgi
Değmeyene değişilmiş senceler
Gören göze göre yanlış
Seçilmiş kısım kısım isimler
Kaç kişiyiz, bir dönüm noktasının başında?
Kaç kişiyiz, uçurumun kenarında ?
Kaç kişi var, arkamızda
Önümüzdekiler kaç kişi
Ya sen, ya ben…
Biz kaç kişiyiz,
Biz olabilecek kadar çoğaldık mı?
Onlar kadar çok muyuz ?
Demek onca azız ki
Onlara – biz – olamadık.
Biz onlar ne dediyse onu olduk,
Birinci çoğul şahıslar cennetinden kaçarak
Aramızda bir bağlaç
Sen ve ben…
Bir ben, ben tek başıma
Önümde, arkamda.
Hiç sızmadan, hiç uyanmadan
İlk yanılgının şerefine,
Sonsuz kere yanarak.
Bir dağın başında
Bir tek ben, ben tek başıma.
11 Ekim 2010 Pazartesi
Konu
hep bitecek, hep bitenlerle, bir gün batımında buluşulup,bu konu da kapatılacak.
Bu konu...
Hani şu yaşama mevzu olan...
Bu konu...
Hani şu yaşama mevzu olan...
Senin kalp dediğin
Kepenkler kapamak istiyorum üzerime
Hiç kimse görmeden geçip gitmek istiyorum
Hiç kimse görmesin istiyorum belki de
Yok olmak mümkün mü, bunca varlığın içinde
YOK- olmak istiyorum.
Bir delinin hatıra defterinde küçük bir çizik değil!
Elidmen düşürürüm diye korkarken ben
Elden düştüğümü görüyorum
Daha fenası anlıyorum, daha fenası biliyorum
Bilmenin yarısından bir fazla var
İşte tam orda nefes alamıyorum.
Yasaklanıyor, kenetleniyor...
İçim büyük değil ve ben nefes alamıyorum
Senin yüzünden değil
Geçmişi, geçirmediğimden belki...
Sen dediğim kimsin hem?
Sen dediğim, neresindesin tam olarak ben olmanın?
Olamamanın ya da ...
Ne arıyorsam koca boşlukta,
Koca kahramanların küçücük denizlerde boğulduğunu görmekten başka
Neye yaradı senin sözde sevgi dolu bakışların
Bir hiçe gömüldü,
Öldü!
Ve ben biliyorum...
Asla dirilmeyecek bir aşkın yasını tutmaktan başka ne yapabilir kalbim!
Hem senin kalp dediğin neresinde duruyor ki bedenin?
Hiç kimse görmeden geçip gitmek istiyorum
Hiç kimse görmesin istiyorum belki de
Yok olmak mümkün mü, bunca varlığın içinde
YOK- olmak istiyorum.
Bir delinin hatıra defterinde küçük bir çizik değil!
Elidmen düşürürüm diye korkarken ben
Elden düştüğümü görüyorum
Daha fenası anlıyorum, daha fenası biliyorum
Bilmenin yarısından bir fazla var
İşte tam orda nefes alamıyorum.
Yasaklanıyor, kenetleniyor...
İçim büyük değil ve ben nefes alamıyorum
Senin yüzünden değil
Geçmişi, geçirmediğimden belki...
Sen dediğim kimsin hem?
Sen dediğim, neresindesin tam olarak ben olmanın?
Olamamanın ya da ...
Ne arıyorsam koca boşlukta,
Koca kahramanların küçücük denizlerde boğulduğunu görmekten başka
Neye yaradı senin sözde sevgi dolu bakışların
Bir hiçe gömüldü,
Öldü!
Ve ben biliyorum...
Asla dirilmeyecek bir aşkın yasını tutmaktan başka ne yapabilir kalbim!
Hem senin kalp dediğin neresinde duruyor ki bedenin?
22 Eylül 2010 Çarşamba
Pollyanna ölmesin diye...
Boğazına düğümlendiği yerdesin yine
Tıkayan gözyaşı mı ruhunu yoksa?
Hiç mi değişmez bu küçük oyunların sonu
Nerde tutunmalıyız umuda
Yoksa umut dediğimiz
Pollyanna ölmesin diye miydi?
Hep kandırdılar bizi.
Baktığım yerden gökyüzü içime akıyor
Fakat o kadar büyük değilim ben
Ve toprak üstünde yürüyebilecek kadar da küçük
İki dünya arasında kalmak bu işte!
Nereye gideceğini bilmeden,
Nerede olduğunu bilmeden
Ve arada bir unutarak o yanılsamaların varlığını
Bir yerde, sanıyor işte insan,
Bir yerde inanıyor yine de
Mutluluğa, belki de mutlu edecek olana
Yağmur yağsa tam da şimdi
Onunla beraber ağlayınca kimse görmez belki...
Tıkayan gözyaşı mı ruhunu yoksa?
Hiç mi değişmez bu küçük oyunların sonu
Nerde tutunmalıyız umuda
Yoksa umut dediğimiz
Pollyanna ölmesin diye miydi?
Hep kandırdılar bizi.
Baktığım yerden gökyüzü içime akıyor
Fakat o kadar büyük değilim ben
Ve toprak üstünde yürüyebilecek kadar da küçük
İki dünya arasında kalmak bu işte!
Nereye gideceğini bilmeden,
Nerede olduğunu bilmeden
Ve arada bir unutarak o yanılsamaların varlığını
Bir yerde, sanıyor işte insan,
Bir yerde inanıyor yine de
Mutluluğa, belki de mutlu edecek olana
Yağmur yağsa tam da şimdi
Onunla beraber ağlayınca kimse görmez belki...
13 Eylül 2010 Pazartesi
Olmuştu ve bitti!
Adın sahtelikle,
baktığım aynadan yüzüme yansıdı bugün.
korkak, söz söyleyemez, bencil, kör
daha ötesine geçemeyecek bir bahanekar gördüm sanki...
bir kedi gördüm sanki!
unutulamayacak bir anı belirdi çevremde
sanki görülmüş yaşanmış daha önce
fakat farklıydı demek, farkını yoketmişti
salınıp geçmesine izin verildi önce
öyle saydam ve pürüzsüzdü şahaser
bir şahser değildi elbet
fakat gerçekti ve bundandı güzelliği
O tabii oldukça yalanlara
en az onlar kadar karardı gerçekleri
salt bir sevgiydi önce
sonra anın büyüttüğü körlük
sadece ordaydı sonra
anın ateşi yakmıştı
salt bir yalana dönüştü gerçek
hiç bir duman, bu kadar zehirli olmamıştı.
sadece yok oldu sonra
bunu ne ben haketmiştim
ne de ona yakışıkalmıştı!!
Susmaya karar verdi,
İncinmiş olmak, boyun bükmek için yeterli değildi
Duvarların eşiğinde bıraktı olan biteni
Adı üstünde,
Olmuştu ve bitti!!
baktığım aynadan yüzüme yansıdı bugün.
korkak, söz söyleyemez, bencil, kör
daha ötesine geçemeyecek bir bahanekar gördüm sanki...
bir kedi gördüm sanki!
unutulamayacak bir anı belirdi çevremde
sanki görülmüş yaşanmış daha önce
fakat farklıydı demek, farkını yoketmişti
salınıp geçmesine izin verildi önce
öyle saydam ve pürüzsüzdü şahaser
bir şahser değildi elbet
fakat gerçekti ve bundandı güzelliği
O tabii oldukça yalanlara
en az onlar kadar karardı gerçekleri
salt bir sevgiydi önce
sonra anın büyüttüğü körlük
sadece ordaydı sonra
anın ateşi yakmıştı
salt bir yalana dönüştü gerçek
hiç bir duman, bu kadar zehirli olmamıştı.
sadece yok oldu sonra
bunu ne ben haketmiştim
ne de ona yakışıkalmıştı!!
Susmaya karar verdi,
İncinmiş olmak, boyun bükmek için yeterli değildi
Duvarların eşiğinde bıraktı olan biteni
Adı üstünde,
Olmuştu ve bitti!!
10 Eylül 2010 Cuma
Mühim Olan
O ince tele vuran güz çığlıkları
Geliyorum diye seslenen yağmurlar
Kepenk indirmiş hayal dükkanları
Yalan tutmuş ruhu
Ruh elinden kayarken
Diken batmış işte,
Elin yüzün acısa da
Yine sırf sevgiden tıkanmış sözcükler
Dili acılar tutmuş
Vazgeçmenin öteki dilleri aranıyor
Kaç kelime kaç cümle
Daha acısız daha çabuk
Hep çabuk oluyor,
Hep bir var bir yok oluyor anın samimiyetleri
Uzuyor…
Ertelenen her kelime, bir günü daha çalıyor
Çalınan her gün
Bir kez daha üstünden geçiyor benliğin
Unutulmuş sıfatların arasında
Kurumuş birkaç önemsiz kişi
Mühim olan nedir diyor?
Yoksa anlamıyorum,
Mühimleştirmek mi hata?
Anlamıyorum,
Yoksa gülüp geçmek mi,
Altından üstünden…
İşte bir şekilde nefes alıp vermek mi?
Mühim olan . . .
Kirli birkaç gözbebeğinin sığınağı mı?
Anlamıyorum,
Yoksa mühimleştirmek mi hata!
Geliyorum diye seslenen yağmurlar
Kepenk indirmiş hayal dükkanları
Yalan tutmuş ruhu
Ruh elinden kayarken
Diken batmış işte,
Elin yüzün acısa da
Yine sırf sevgiden tıkanmış sözcükler
Dili acılar tutmuş
Vazgeçmenin öteki dilleri aranıyor
Kaç kelime kaç cümle
Daha acısız daha çabuk
Hep çabuk oluyor,
Hep bir var bir yok oluyor anın samimiyetleri
Uzuyor…
Ertelenen her kelime, bir günü daha çalıyor
Çalınan her gün
Bir kez daha üstünden geçiyor benliğin
Unutulmuş sıfatların arasında
Kurumuş birkaç önemsiz kişi
Mühim olan nedir diyor?
Yoksa anlamıyorum,
Mühimleştirmek mi hata?
Anlamıyorum,
Yoksa gülüp geçmek mi,
Altından üstünden…
İşte bir şekilde nefes alıp vermek mi?
Mühim olan . . .
Kirli birkaç gözbebeğinin sığınağı mı?
Anlamıyorum,
Yoksa mühimleştirmek mi hata!
8 Eylül 2010 Çarşamba
Sıradan bir gerçek
Aynaların içinden geçip kayboluyor hayaller
Sanki burada yoksun, sanki hepten hayal tüm dakikalar
Ardı sıra konuşan, susan ve ardından koşan
Hiçbir kimse için değişmedi zaman
Yol aldıkça sen, kaybettiğini göremedikçe
Hep yerinde saydıran yoksulluklar
Yalanlar, kendine söylenen
Kendine yalan söyleyenler
Kim daha zavallı
Hiçbir kimse için değişmedi yalan
Kucak kucak sevgi ve kucak kucak nefret
Büyüdükçe küçücük kafalar
Ve serinliğinde sözde özgürlüklerin
Şakadan noktalı, şakadan gerçek
Hepsi gülmek için
Hiçbir kimse için değişmedi gülmek
Sütüne acıkan bebek
Tenine acıkan bir büyümek
Doyamadan ölmek, ölümün temiz elleri
Hayatın fikrinden sömürüsü
Ardına ağlayan ve ardından ağlanan
Hiçbir kimse için değişmedi kaybetmek
Sıradan bir gerçek,
Noktanın resmi.
Sanki burada yoksun, sanki hepten hayal tüm dakikalar
Ardı sıra konuşan, susan ve ardından koşan
Hiçbir kimse için değişmedi zaman
Yol aldıkça sen, kaybettiğini göremedikçe
Hep yerinde saydıran yoksulluklar
Yalanlar, kendine söylenen
Kendine yalan söyleyenler
Kim daha zavallı
Hiçbir kimse için değişmedi yalan
Kucak kucak sevgi ve kucak kucak nefret
Büyüdükçe küçücük kafalar
Ve serinliğinde sözde özgürlüklerin
Şakadan noktalı, şakadan gerçek
Hepsi gülmek için
Hiçbir kimse için değişmedi gülmek
Sütüne acıkan bebek
Tenine acıkan bir büyümek
Doyamadan ölmek, ölümün temiz elleri
Hayatın fikrinden sömürüsü
Ardına ağlayan ve ardından ağlanan
Hiçbir kimse için değişmedi kaybetmek
Sıradan bir gerçek,
Noktanın resmi.
7 Eylül 2010 Salı
kork
İçini aç, açtıkça korkarsın
İçeri al, aldıkça korkarsın
Dışarı at, ölürse, korkarsın
Dışarı kaç, kaybolursan korkarsın
Öyleyse kork!!
Hiç değilse bir daha gördüğünde tanırsın.
İçeri al, aldıkça korkarsın
Dışarı at, ölürse, korkarsın
Dışarı kaç, kaybolursan korkarsın
Öyleyse kork!!
Hiç değilse bir daha gördüğünde tanırsın.
Gözler
Beni duyamaman,
Ne acı yalnızca sözcüklerimi dinlemen.
Oysa ben ne diyorsam şimdi, tersini anlatıyor gözlerim
Sen, sen de hiç bakmadın onlara
En az diğerleri kadar.
Ne acı yalnızca sözcüklerimi dinlemen.
Oysa ben ne diyorsam şimdi, tersini anlatıyor gözlerim
Sen, sen de hiç bakmadın onlara
En az diğerleri kadar.
Yitirmek
Karanlığın huzura doğru açması kapılarını
Deliliğin sınırlarını zorlamak
Çok düşünmek, çok yormak her şeyi
Ve bir yanda sen…
Diğer yanda kendim
Hiç bu kadar zorlanmamıştım
Anlamakta ve yaşamakta
Ne kadar içerdesin ne kadar dışarıda
Aslında sen de biliyorsun ki, hiç girmemeliydin o kapıdan
Ve biliyorsun ki,
Kalmak, harcamak demek oluyor.
Seni, beni, zamanı, yoksulları, zenginleri, meraklıları…
Hep söyleyecek çok şeyim var
Çok konuşuyorum ama en çok kendimle.
Ve hep unuttuklarım, unutmak istediklerim
Sohbetlerim…
Hiç duymadıklarınız…
Bir kere diyorum, bir kere oluyor her şey.
Bir kere bu yaşının içinde olacaksın
Bir kere bu kadar içten güleceksin
Bir kez bu kadar seveceksin
Bir kere bu kadar isteyip,
Bir defa bu kadar iteceksin
Sonra belki diyorum,
Belki bir kere bu kadar çok yitireceksin!
Diyorum…
Ve didikliyor yine kuşlar aklımı.
Benim kuşlarım…
Bir kere öyle mi diyorlar, emin misin?
Hiç yitirmedin mi şimdiye dek ?
Sonra bir aynaya ihtiyaç duyuyorum.
Algılamakta zorlandığım adım, rengim
Tek bir yerde duruyorum,hepiniz gibi
Gözlerimde…
Kendim diyorum, telaş içinde korkuyla
Beni bulmakta güçlük çekerken yalnız olmam deliliğe özendiriyor.
Sonra ivedi bir cesaret yükleniyor sırtıma
Ama bu kamburu seviyorum
Şimdi,
Beni bulana kadar hepiniz yoksunuz diyorum.
Yitirmek böylece manasını kaybediyor.
Daha fazla neyi yitirebilirim ki…
Deliliğin sınırlarını zorlamak
Çok düşünmek, çok yormak her şeyi
Ve bir yanda sen…
Diğer yanda kendim
Hiç bu kadar zorlanmamıştım
Anlamakta ve yaşamakta
Ne kadar içerdesin ne kadar dışarıda
Aslında sen de biliyorsun ki, hiç girmemeliydin o kapıdan
Ve biliyorsun ki,
Kalmak, harcamak demek oluyor.
Seni, beni, zamanı, yoksulları, zenginleri, meraklıları…
Hep söyleyecek çok şeyim var
Çok konuşuyorum ama en çok kendimle.
Ve hep unuttuklarım, unutmak istediklerim
Sohbetlerim…
Hiç duymadıklarınız…
Bir kere diyorum, bir kere oluyor her şey.
Bir kere bu yaşının içinde olacaksın
Bir kere bu kadar içten güleceksin
Bir kez bu kadar seveceksin
Bir kere bu kadar isteyip,
Bir defa bu kadar iteceksin
Sonra belki diyorum,
Belki bir kere bu kadar çok yitireceksin!
Diyorum…
Ve didikliyor yine kuşlar aklımı.
Benim kuşlarım…
Bir kere öyle mi diyorlar, emin misin?
Hiç yitirmedin mi şimdiye dek ?
Sonra bir aynaya ihtiyaç duyuyorum.
Algılamakta zorlandığım adım, rengim
Tek bir yerde duruyorum,hepiniz gibi
Gözlerimde…
Kendim diyorum, telaş içinde korkuyla
Beni bulmakta güçlük çekerken yalnız olmam deliliğe özendiriyor.
Sonra ivedi bir cesaret yükleniyor sırtıma
Ama bu kamburu seviyorum
Şimdi,
Beni bulana kadar hepiniz yoksunuz diyorum.
Yitirmek böylece manasını kaybediyor.
Daha fazla neyi yitirebilirim ki…
Süzek
Ne diyor tüm dünya ve insanlar?
Artık sizi dinlemeye üşenir oldum ve anlamaya.
Yordunuz beni…
Ve küstahlığınızdan sıkıldım.
Kisbeler…
Hepimiz bir doğruyuz ve bir yanlış
Her insan hayatında hiç olmazsa bir kez doğru olanı yapar
Ve herkes hayatında en az birkaç kez yanlışı seçer
Bile bile lades, umut etmenin sonucudur.
Bilmek fakat yanılmayı istemek arzusundan doğar.
Hiçbir şey bir fincan kahvenin dibi kadar tatlı değil.
Hayatın dibini merak ediyorum.
Kahveye mi benziyor zifte mi?
Yüzeyden bakınca her şey olağan belki,
Peki ya dibe çöken artıklar, dipteki dokunulmamış acılar ne olacak?
Hayatın dibi zifte benziyor.
Evet evet… tıpkı zift!
Kimse mutluluklarını dibe çökertmez.
Çünkü yaşamanın olası arzusudur güzel anılar.
Mutluluk bir tutanak….
Oysa kaçımız bilir ki gerçek tutanaklar acılardır.
Eğer doğru dinlersen onu, acımak dik yürümeyi kolaylaştırır.
Bir imkanım olsa da dönmesem bu geceden hiç…
Tepinmenin hiçbir manası yok gündüzleri, geceleri de öyle.
Gündüzler koşmak, geceler susmak için şimdilerde
Bu yüzden gündüzleri yokum, geceleriyse meşgul.
İnanmanın bu kadar zor olması.
İnandıklarından şüpheye düşmen.
Ve hayal kırıklıklarının peşinden koşması.
Kaçtıkça keşkelere takılıp düşmen.
Oysa pişman değilsin hiçbir geçmiş andan.
Yalnızca çok soru soruyor aklın, fazla didikliyor her şeyi.
Ne gereği var, sus sorma!
Zaten burada olmanın da bir manası yok
Gerçeği bunca merak etmeninde.
Ne de olsa bugünün gerçeklerinin, yarının yalanlarına dönüşmesi için çok fazla çaba sarfetmeye gerek yok.
Zaman öyle bir süzek ki…
İnsan her uyandığında bir gerçeğini yitiriveriyor.
Artık sizi dinlemeye üşenir oldum ve anlamaya.
Yordunuz beni…
Ve küstahlığınızdan sıkıldım.
Kisbeler…
Hepimiz bir doğruyuz ve bir yanlış
Her insan hayatında hiç olmazsa bir kez doğru olanı yapar
Ve herkes hayatında en az birkaç kez yanlışı seçer
Bile bile lades, umut etmenin sonucudur.
Bilmek fakat yanılmayı istemek arzusundan doğar.
Hiçbir şey bir fincan kahvenin dibi kadar tatlı değil.
Hayatın dibini merak ediyorum.
Kahveye mi benziyor zifte mi?
Yüzeyden bakınca her şey olağan belki,
Peki ya dibe çöken artıklar, dipteki dokunulmamış acılar ne olacak?
Hayatın dibi zifte benziyor.
Evet evet… tıpkı zift!
Kimse mutluluklarını dibe çökertmez.
Çünkü yaşamanın olası arzusudur güzel anılar.
Mutluluk bir tutanak….
Oysa kaçımız bilir ki gerçek tutanaklar acılardır.
Eğer doğru dinlersen onu, acımak dik yürümeyi kolaylaştırır.
Bir imkanım olsa da dönmesem bu geceden hiç…
Tepinmenin hiçbir manası yok gündüzleri, geceleri de öyle.
Gündüzler koşmak, geceler susmak için şimdilerde
Bu yüzden gündüzleri yokum, geceleriyse meşgul.
İnanmanın bu kadar zor olması.
İnandıklarından şüpheye düşmen.
Ve hayal kırıklıklarının peşinden koşması.
Kaçtıkça keşkelere takılıp düşmen.
Oysa pişman değilsin hiçbir geçmiş andan.
Yalnızca çok soru soruyor aklın, fazla didikliyor her şeyi.
Ne gereği var, sus sorma!
Zaten burada olmanın da bir manası yok
Gerçeği bunca merak etmeninde.
Ne de olsa bugünün gerçeklerinin, yarının yalanlarına dönüşmesi için çok fazla çaba sarfetmeye gerek yok.
Zaman öyle bir süzek ki…
İnsan her uyandığında bir gerçeğini yitiriveriyor.
4 Eylül 2010 Cumartesi
uyanana kadar hepsi
Elimden geldiğince düşünmüyor, elimden geldiğince itiyorum zamanı.
Toz kondurmuyorum en sevdiklerime o yüzden onlar beni kazığın üzerine kondurmaya çekinmiyorlar mesela...
Of çok sıkılınca takılıyorum işte böyle.
Tesadüf diye bir şey yoktur!
İnsan ister, bekler ve gerçekleşir.Bazen öylesine anlam dışı kalır ki her şey, gerçeklik öylesine düş kadar soyutlaşır ki, işte o noktada kaybolursun.
ve insan en çok ''çok değer verdiklerini'' değersizleştirir bir kalemde.Onun değer sandığı küfür kadar can yakıyordur kimbilir.
Ve öyleyse eğer,
nasıl bir konuşmaktır bu aynı dilden aynı yerden.Nasıl bir susmaktır bu, hep yanlış cümleler içinde yüzen.
Kimseye anlatamazsın.Anlatmayı denesende yorulmuş küçük çocuklar senin hikayenin peşinden koşmazlar.Ne anlamak için ne yardım etmek için.Üşengeç elleri ve dilleri ve hatta yürekleri sınanır bu yolda.Onlar farkına bile varmazlar.
Kimseyi yormak istemem kimsede beni yormasın lütfen''
Ama kim dinler ki böyle nacizane fikir artıklarını.Hedefe kitlenmiş sayborglar misali, cümbür cemaat ve sadece ele geçirmek ve yoketmek isterler tüm huzurları.
İşte onlar , işte siz.Evet evet size diyorum, huzur yiyicileri!!
Küçük evimde küçük hayatımla mutluyken ben, size yer var mı yok mu bunu bile anlayamadan ben, bir elinizle beni diğer elinizle hayatımı tutup, beni tam bir sirk hayvanına çevirmeyi arzu etmek nasıl bir ruh bozukluğunun eseridir acaba?
Ve siz, evet evet siz.Bana mı diyor acaba diye içinden geçirenler ve geçiren.Eeğer içinden bunu geçiriyorsan, emin ol ki sana diyorumdur.Çünkü çok net kızıyorum ben.
*******
ve bir duman yükseliyor yine bilmediğim bir tepeden
yanına gitmek istiyorum bir umut
Belki kurtulurum tüm yoksunluktan ve ruhsuzluktan
belki kurtulurum biraz olsun üzerime düşen gölgelerin ağırlığından
ılık bir rüzgar esmeli diyorum,
ılık bir rüzgar ve üzerine eylül yağmurları süzülmeli
hepsinin altında ben, hepsinin gerisinde siz.
gözlerimin tam önünde güzellikler,
gözlerimin tam önünde bir sevgi
vazgeçilmez, korkak, umutsuz ...
gözlerimin içinde bir düş
yeşile çalar kendini
yüreğimde bir düş
uyanana kadar hepsi.
Toz kondurmuyorum en sevdiklerime o yüzden onlar beni kazığın üzerine kondurmaya çekinmiyorlar mesela...
Of çok sıkılınca takılıyorum işte böyle.
Tesadüf diye bir şey yoktur!
İnsan ister, bekler ve gerçekleşir.Bazen öylesine anlam dışı kalır ki her şey, gerçeklik öylesine düş kadar soyutlaşır ki, işte o noktada kaybolursun.
ve insan en çok ''çok değer verdiklerini'' değersizleştirir bir kalemde.Onun değer sandığı küfür kadar can yakıyordur kimbilir.
Ve öyleyse eğer,
nasıl bir konuşmaktır bu aynı dilden aynı yerden.Nasıl bir susmaktır bu, hep yanlış cümleler içinde yüzen.
Kimseye anlatamazsın.Anlatmayı denesende yorulmuş küçük çocuklar senin hikayenin peşinden koşmazlar.Ne anlamak için ne yardım etmek için.Üşengeç elleri ve dilleri ve hatta yürekleri sınanır bu yolda.Onlar farkına bile varmazlar.
Kimseyi yormak istemem kimsede beni yormasın lütfen''
Ama kim dinler ki böyle nacizane fikir artıklarını.Hedefe kitlenmiş sayborglar misali, cümbür cemaat ve sadece ele geçirmek ve yoketmek isterler tüm huzurları.
İşte onlar , işte siz.Evet evet size diyorum, huzur yiyicileri!!
Küçük evimde küçük hayatımla mutluyken ben, size yer var mı yok mu bunu bile anlayamadan ben, bir elinizle beni diğer elinizle hayatımı tutup, beni tam bir sirk hayvanına çevirmeyi arzu etmek nasıl bir ruh bozukluğunun eseridir acaba?
Ve siz, evet evet siz.Bana mı diyor acaba diye içinden geçirenler ve geçiren.Eeğer içinden bunu geçiriyorsan, emin ol ki sana diyorumdur.Çünkü çok net kızıyorum ben.
*******
ve bir duman yükseliyor yine bilmediğim bir tepeden
yanına gitmek istiyorum bir umut
Belki kurtulurum tüm yoksunluktan ve ruhsuzluktan
belki kurtulurum biraz olsun üzerime düşen gölgelerin ağırlığından
ılık bir rüzgar esmeli diyorum,
ılık bir rüzgar ve üzerine eylül yağmurları süzülmeli
hepsinin altında ben, hepsinin gerisinde siz.
gözlerimin tam önünde güzellikler,
gözlerimin tam önünde bir sevgi
vazgeçilmez, korkak, umutsuz ...
gözlerimin içinde bir düş
yeşile çalar kendini
yüreğimde bir düş
uyanana kadar hepsi.
21 Ağustos 2010 Cumartesi
Şimdi
Birbirimizi parçalayalım
Hadi!
Şimdi tam zamanı sessiz atların
Yutalım acımasızca, diri etlerimizi
Nasılsa ruh kaybolur gider bir gece vakti
Ansızın diner acılar
Hep aniden gelir mutluluk gibi huzursuzluklar
Bunu bir hünkar gibi dimdik söylerse mahcup
Pişmanlığı dişlerinin arasında kenetli
Sırf bu yüzden kırpık, sırf bu yüzden eksik
Yoksa savaşıyoruz biz
Hem seninle hem onlarla
Hem vurdumduymaz bir kayıpla
Aniden vurur kalp atışları fikir rüzgarlarını
Biribirine karışır sis ve bulut
Rüzgar fırtına sanılınca
Bir kaşık suda da boğulunabilir.
Hadi!
Şimdi tam zamanı sessiz atların
Yutalım acımasızca, diri etlerimizi
Nasılsa ruh kaybolur gider bir gece vakti
Ansızın diner acılar
Hep aniden gelir mutluluk gibi huzursuzluklar
Bunu bir hünkar gibi dimdik söylerse mahcup
Pişmanlığı dişlerinin arasında kenetli
Sırf bu yüzden kırpık, sırf bu yüzden eksik
Yoksa savaşıyoruz biz
Hem seninle hem onlarla
Hem vurdumduymaz bir kayıpla
Aniden vurur kalp atışları fikir rüzgarlarını
Biribirine karışır sis ve bulut
Rüzgar fırtına sanılınca
Bir kaşık suda da boğulunabilir.
24 Haziran 2010 Perşembe
yok böyle bir koy
Sonuçta hatalar hatalar üzerine biniyor ve doğru bildikleri insanın yanlış çıktıkça bir anormallik seziyor hayat damarlarının sağlıklı oluşu konusunda.Ya kan akmıyor ya da sızdırıyor olmalı bir şekilde.Yoksa böyle körü körüne atlamak denize, hem de yüzme bilmeden, hem de boyu geçtiğinde…Yok, bu büsbütün delilik ya da delice inanma isteği güzel olan bir şeylere.Aç olmak ya da güzel olana... Ya da doğruya ya da bunun gibi bir şeylere işte bu dünya üzerinde kıtlığına doyulan.
Oysa yok öyle bir dünya.Yok böyle bir koy, böyle bir deniz kenarı öyle bir ağaç gölgesi yok.Sabaha karşı belki, en fazla kendinleyken, en fazla sen şahitken sana…İşte sadece o yaşanmışlıklarda bırakıyor pişmanlık peşini.Kaçmıyorsun, kovalamıyorsun.Duruyorsun, küçük hareketlerle.Dinlemiyorsun böylece, dinlemiyorlar seni, anlatmıyorsun, anlatmak gibi bir problemin yok, anlaşılmak gibi bir gayen.Sonuçta hep topu sensin işte.Bir başına, bir başınla bu dünyayla ruhun arasında gidip gelip kaynaşıyorsun benliğinle.
Ve her gece bittiğinde bu koy da kararıyor, bu denizde boğabiliyor.Sözde aydınlık temiz bir zift çekiyor herkesin üzerine.Kimse kimseyi görmüyor.Gölgelerden ibaret hayatlar, saniyelere tabii samimiyetler, anlardan ibaret duygular, seslerden ibaret sözcükler …
Ve geceye giren bir kin olabilir misin sen?
Onu da benden sen çalmış olabilir misin?
Ya da yalnızca tazesindir biraz,
Biraz eskiyince bu geceye sen de bir mezar taşı armağan edecek olabilir misin?
Oysa yok öyle bir dünya.Yok böyle bir koy, böyle bir deniz kenarı öyle bir ağaç gölgesi yok.Sabaha karşı belki, en fazla kendinleyken, en fazla sen şahitken sana…İşte sadece o yaşanmışlıklarda bırakıyor pişmanlık peşini.Kaçmıyorsun, kovalamıyorsun.Duruyorsun, küçük hareketlerle.Dinlemiyorsun böylece, dinlemiyorlar seni, anlatmıyorsun, anlatmak gibi bir problemin yok, anlaşılmak gibi bir gayen.Sonuçta hep topu sensin işte.Bir başına, bir başınla bu dünyayla ruhun arasında gidip gelip kaynaşıyorsun benliğinle.
Ve her gece bittiğinde bu koy da kararıyor, bu denizde boğabiliyor.Sözde aydınlık temiz bir zift çekiyor herkesin üzerine.Kimse kimseyi görmüyor.Gölgelerden ibaret hayatlar, saniyelere tabii samimiyetler, anlardan ibaret duygular, seslerden ibaret sözcükler …
Ve geceye giren bir kin olabilir misin sen?
Onu da benden sen çalmış olabilir misin?
Ya da yalnızca tazesindir biraz,
Biraz eskiyince bu geceye sen de bir mezar taşı armağan edecek olabilir misin?
1 Haziran 2010 Salı
....
Sadece yılmamak...
Bu hayatta her zaman yalnız ve tek başımıza olduğumuzu anladığım yegane günlerden biridir bu.
Bazen size en uzak ve en beklemediğiniz insanların elleri sizi uçurumun tam kenarında yakalarken; kimi zaman da en yakınınız olacakların elleri aynı uçurumun kenarında size çelme takıyor.
Çelmelere ağlamaktan ellere sarılamadığım anlar oluyor ama bu sefer farklı.Artık kendim için ve kendime çalışıyorum.Dönüştüğümü bilmek beni mutlu etmese de güçlü kılıyor!
Bu hayatta her zaman yalnız ve tek başımıza olduğumuzu anladığım yegane günlerden biridir bu.
Bazen size en uzak ve en beklemediğiniz insanların elleri sizi uçurumun tam kenarında yakalarken; kimi zaman da en yakınınız olacakların elleri aynı uçurumun kenarında size çelme takıyor.
Çelmelere ağlamaktan ellere sarılamadığım anlar oluyor ama bu sefer farklı.Artık kendim için ve kendime çalışıyorum.Dönüştüğümü bilmek beni mutlu etmese de güçlü kılıyor!
9 Mayıs 2010 Pazar
Böyle zamanlar
Kilometrelerce uzaktayım o küçük şehirden
Oralardan buralara tek bir parça getirmedim yanımda
Ya da yalnızca öyle zanneder ya bazen insan
Öylece kendimi kandırmak niyetindeyim
Utanmadan!
Saatlerin, günlerin, ayların ve yılların
Tüm bunların anlamsız olabileceğini görmek,
Koşulların törpülediği durumların
İnsanı nasıl da birbirine kattığını anlamak
Hiç bir şey yapamamak, seyreylemek
Gideni, gidenleri, gelenleri, kaçanları
İşte böyle zamanlar da bilhassa ben,
İnanmak istediğime inanır, onu gerçek kılarım.
Sanki uzun bir yolculuğun sonuna geliyorum
Yavaş yavaş içime çekiyorum geçmişi
Hepsini kusmak niyetindeyim oldukları zamana
Ve bugün, burda geçerli olan
Benim, sensin, onlar,
Biziz...
Koşulların konumlandırğını bizler!
Konumların sorgulattığı hallerde,
Sorularla ve cevapların ağırlığıyla boğuşuyoruz...
Ben değiştim, sen değiştin, o değişti
Ben değişmeye devam edeceğim, sen de öyle
O da bambaşka biri olacak
İşte böyle zamanlarda bilhassa ben,
İnanmak istediğime inanır, onu gerçek kılarım.
Ve şimdi ben, yeniden inanıyorum,
Yeniden ve hiç olmamış gibi...
Oralardan buralara tek bir parça getirmedim yanımda
Ya da yalnızca öyle zanneder ya bazen insan
Öylece kendimi kandırmak niyetindeyim
Utanmadan!
Saatlerin, günlerin, ayların ve yılların
Tüm bunların anlamsız olabileceğini görmek,
Koşulların törpülediği durumların
İnsanı nasıl da birbirine kattığını anlamak
Hiç bir şey yapamamak, seyreylemek
Gideni, gidenleri, gelenleri, kaçanları
İşte böyle zamanlar da bilhassa ben,
İnanmak istediğime inanır, onu gerçek kılarım.
Sanki uzun bir yolculuğun sonuna geliyorum
Yavaş yavaş içime çekiyorum geçmişi
Hepsini kusmak niyetindeyim oldukları zamana
Ve bugün, burda geçerli olan
Benim, sensin, onlar,
Biziz...
Koşulların konumlandırğını bizler!
Konumların sorgulattığı hallerde,
Sorularla ve cevapların ağırlığıyla boğuşuyoruz...
Ben değiştim, sen değiştin, o değişti
Ben değişmeye devam edeceğim, sen de öyle
O da bambaşka biri olacak
İşte böyle zamanlarda bilhassa ben,
İnanmak istediğime inanır, onu gerçek kılarım.
Ve şimdi ben, yeniden inanıyorum,
Yeniden ve hiç olmamış gibi...
26 Nisan 2010 Pazartesi
Ne önemi var
Göstermek zorunda mıyım sana gerçeklerimi
Bilmek zorunda mısınız her şeyi?
Böyle kurcalayınca ne oluyor sanıyorsunuz,
Daha mı güzelsiniz şimdi
Ya da dürüstlük istediniz diye
Daha mı dürüst bilmeliyim sizi?
İnanmalı mıyım size?
Ne önemi var...
Buruk buruk bir kenarda oturmamın
Ya da ne önemi olabilir ki
Herhangi bir bankın üzerindeki adının...
Ne yapabilir ki bana şuncacık harfler!
Zafer kazandığınızı mı sanıyorsunuz?
Acı içinde yanılmakla yüzleştiğinde göreceksin
Acı içinde seninle nasıl yüzleştiğimi...
Kokular ve tatlar geçersiz tanıklar artık,
Sen yaşlandıkça, onlar da eskiyorlar...
Bilmek zorunda mısınız her şeyi?
Böyle kurcalayınca ne oluyor sanıyorsunuz,
Daha mı güzelsiniz şimdi
Ya da dürüstlük istediniz diye
Daha mı dürüst bilmeliyim sizi?
İnanmalı mıyım size?
Ne önemi var...
Buruk buruk bir kenarda oturmamın
Ya da ne önemi olabilir ki
Herhangi bir bankın üzerindeki adının...
Ne yapabilir ki bana şuncacık harfler!
Zafer kazandığınızı mı sanıyorsunuz?
Acı içinde yanılmakla yüzleştiğinde göreceksin
Acı içinde seninle nasıl yüzleştiğimi...
Kokular ve tatlar geçersiz tanıklar artık,
Sen yaşlandıkça, onlar da eskiyorlar...
24 Nisan 2010 Cumartesi
Bir cumartesi gecesi kararırsa ne olur?
Bir cumartesi gecesi kararırsa ne olur?
Ilık rüzgar keserse etlerini,
Saçlarını yolarsa yıldızlar
Kim dağıtır bu sisli çığlıkları?
Ter dökmüyor artık hiçbir hayat bir başka hayat için!
Sakladığımız ruhlar,
Şu bedenlerimizde sonsuz denizlerden derin
Şu kısacık hayatlarmızın içine saklanmış kayıplar,
Kaybolanlar...
Sisle beraber doğar mı güneş?
Cevabını bildiğimiz soruları sormaktan vazgeçmeyiz,
Biz umut bağımlıları, biz güz arsızları
Hep bekleriz,
Hep daha ilerde durur ancak daha geriden takip ederiz.
Bir cumartesi gecesi diyorum,
Susarsa herkes ve sen konuşursan yalnızca
Yahut yalnızca ben seni duyarsam ne olur?
Tüm inciler dökülür, bütün camlar parçalanır
Ve tamamı sen olursun tüm kırıklıkların
Tamamı sensin, yokluklarımın
Ve sen hiçbir şeysin aslında
Ben seni değil, beni özlüyorum!
Bu kadar bencil olmayı biliyorum artık,
Bu kadar arsız!
Bir beden özlenmez, kimse kemiği ve deriyi özlemez
Herkes soyutu özler, çoğu zaman anlayamaz bile neyi aradığını,
Neyi kaybettiğini anlamaz çoğu zaman.
Bir cumartesi gecesi karardığında görür
Neyi, nerede, ne için, nasıl kaybettiğini...
Şimdi bir cumartesi gecesi kararırsa ne olur?
Ne dünya yıkılır, ne de sen altında kalırsın,
Yalnızca geçer gidersin,
Kendi toprağından havalanan tozları yutarak...
O sisli denizi içine çekersin ve susup dinlemeye devam edersin
Ta ki susuncaya dek,
Ta ki sen dinlemeyi bırakıncaya kadar...
Ilık rüzgar keserse etlerini,
Saçlarını yolarsa yıldızlar
Kim dağıtır bu sisli çığlıkları?
Ter dökmüyor artık hiçbir hayat bir başka hayat için!
Sakladığımız ruhlar,
Şu bedenlerimizde sonsuz denizlerden derin
Şu kısacık hayatlarmızın içine saklanmış kayıplar,
Kaybolanlar...
Sisle beraber doğar mı güneş?
Cevabını bildiğimiz soruları sormaktan vazgeçmeyiz,
Biz umut bağımlıları, biz güz arsızları
Hep bekleriz,
Hep daha ilerde durur ancak daha geriden takip ederiz.
Bir cumartesi gecesi diyorum,
Susarsa herkes ve sen konuşursan yalnızca
Yahut yalnızca ben seni duyarsam ne olur?
Tüm inciler dökülür, bütün camlar parçalanır
Ve tamamı sen olursun tüm kırıklıkların
Tamamı sensin, yokluklarımın
Ve sen hiçbir şeysin aslında
Ben seni değil, beni özlüyorum!
Bu kadar bencil olmayı biliyorum artık,
Bu kadar arsız!
Bir beden özlenmez, kimse kemiği ve deriyi özlemez
Herkes soyutu özler, çoğu zaman anlayamaz bile neyi aradığını,
Neyi kaybettiğini anlamaz çoğu zaman.
Bir cumartesi gecesi karardığında görür
Neyi, nerede, ne için, nasıl kaybettiğini...
Şimdi bir cumartesi gecesi kararırsa ne olur?
Ne dünya yıkılır, ne de sen altında kalırsın,
Yalnızca geçer gidersin,
Kendi toprağından havalanan tozları yutarak...
O sisli denizi içine çekersin ve susup dinlemeye devam edersin
Ta ki susuncaya dek,
Ta ki sen dinlemeyi bırakıncaya kadar...
15 Nisan 2010 Perşembe
İçime işleyen bu körlük...
Bazen bildiğin gibi değildir hiçbir şey ve hiçbir yer.Boşluğunun gölgesi bile korkutur adamı, ıskalatır sana bir çok dünyayı.Bir başına ve küçücük hissettiğin olmuş mudur mesela hiç?Ama öyle gerçek ve öyle kaçınılmazca tek hissettiğin olmuş mudur?Manasızlaşır mı hiç olan ve olmayanlar…
Gözyaşlarının içine bir yerlere sıkıştığı olmuş mudur ve içini delercesine oralarda kaynadığı ve kalbinde, ruhunda kocaman bir delik açtığı …
Deliriyorum işte, sonunda oluyor, sonunda anlıyorum ve deliriyorum ve nedense bu beni hiç korkutmuyor, kaybedecek hiçbir şeyin mi anlamı yok ya da anlamlandırılamaz mı varolanlar arasında bazıları ? Demek ki sıkıldım bu güzel bahar günü, renkleri ve kokuları hissedemeyecek kadar yorgun, tek ama hala güçlü hissediyorum!
Hayır yalan söylüyorum, güçlü hissettiğim falan yok, tek hissettiğim, hissizleşmekten başka bir şey değil. Sizin tam da tersinize, kazandıklarınız kaybettiklerimin aynası misali iki tarafıma boylu boyunca uzanmış.
Yani ben şimdi ya tam da bu dünyanın adamı oluyorum, şefkat ve merhametten uzak ya da bambaşka bir dünyanın ruhu içime siniyor da maddelerden kaçınıyorum. İçime işleyen bu körlük, ruhumu benden kaçıran bu taş duvarlık, işte beni bana acınır kılan tam da bu!
Gözyaşlarının içine bir yerlere sıkıştığı olmuş mudur ve içini delercesine oralarda kaynadığı ve kalbinde, ruhunda kocaman bir delik açtığı …
Deliriyorum işte, sonunda oluyor, sonunda anlıyorum ve deliriyorum ve nedense bu beni hiç korkutmuyor, kaybedecek hiçbir şeyin mi anlamı yok ya da anlamlandırılamaz mı varolanlar arasında bazıları ? Demek ki sıkıldım bu güzel bahar günü, renkleri ve kokuları hissedemeyecek kadar yorgun, tek ama hala güçlü hissediyorum!
Hayır yalan söylüyorum, güçlü hissettiğim falan yok, tek hissettiğim, hissizleşmekten başka bir şey değil. Sizin tam da tersinize, kazandıklarınız kaybettiklerimin aynası misali iki tarafıma boylu boyunca uzanmış.
Yani ben şimdi ya tam da bu dünyanın adamı oluyorum, şefkat ve merhametten uzak ya da bambaşka bir dünyanın ruhu içime siniyor da maddelerden kaçınıyorum. İçime işleyen bu körlük, ruhumu benden kaçıran bu taş duvarlık, işte beni bana acınır kılan tam da bu!
10 Nisan 2010 Cumartesi
Pamuk Prenses
Burada bir yokuş uzanıyor pamuk prenses
Yokuşun üzerinde dikenler
Dikenlerin tepesinde güller yatıyor
Gülleri koklayan yağmur damlaları
Onlar kimin gözyaşları?
Saadeti kumar oyunlarına benzetiyorlar
Zarlar hep aynı elde can veriyor
Köpüklenmiş yaşamlarımız, kitlenen gözler
Anlam veremediğim bir uyanış bu sabah
Yedi cücüleri özleyişim, zehirli elmaya susayışım,
Bilmediğim bir sefilliğe gözlerimi açışım
Sonra o sefillerden oluşum aniden
Ve aniden kıvranışım, kıvranışımız
Nefes almak için savaşımız
Bu renk oluyor sonra her yer
Böyle bir buğuya doyuyor sokaklar
Sana doyuyor , bana doyuyor
Hem de biz acıktıkça oluyor tüm bunlar...
Yani anlıyor musun, pamuk prenses
Pamuk kadar beyaz olman da yetmiyor
Isırdığın elma, soyundan ademe hediye olan hani,
Hani şu boynumuza borç kalan
O günden gayrı seni ancak bir oğlan öpüyor da öyle can buluyorsun
Oğlan acıkmadıkça öpmüyor da ,
Sonra sen sonsuz bir uykuda mahkum kalıyorsun
Sen bir prensessin ve cadı olamıyorsun!
Yokuşun üzerinde dikenler
Dikenlerin tepesinde güller yatıyor
Gülleri koklayan yağmur damlaları
Onlar kimin gözyaşları?
Saadeti kumar oyunlarına benzetiyorlar
Zarlar hep aynı elde can veriyor
Köpüklenmiş yaşamlarımız, kitlenen gözler
Anlam veremediğim bir uyanış bu sabah
Yedi cücüleri özleyişim, zehirli elmaya susayışım,
Bilmediğim bir sefilliğe gözlerimi açışım
Sonra o sefillerden oluşum aniden
Ve aniden kıvranışım, kıvranışımız
Nefes almak için savaşımız
Bu renk oluyor sonra her yer
Böyle bir buğuya doyuyor sokaklar
Sana doyuyor , bana doyuyor
Hem de biz acıktıkça oluyor tüm bunlar...
Yani anlıyor musun, pamuk prenses
Pamuk kadar beyaz olman da yetmiyor
Isırdığın elma, soyundan ademe hediye olan hani,
Hani şu boynumuza borç kalan
O günden gayrı seni ancak bir oğlan öpüyor da öyle can buluyorsun
Oğlan acıkmadıkça öpmüyor da ,
Sonra sen sonsuz bir uykuda mahkum kalıyorsun
Sen bir prensessin ve cadı olamıyorsun!
23 Mart 2010 Salı
bir kaç not
Bu bir tür pişmanlık
Elinde olmayana sebeplerin pişmanlığı
Bir tür kaçış,
Yeterince yorulduğunda yeniden hazır olunacak...
*****
Hiç bir gölün adı deniz olmadı
Senin denizin bana göl
Benim gölüm sana bir avuç birikinti
Ve şimdi bir gölden ve şu manasız birikintiden
Hiç doğar mı sonsuz okyanuslar...
*****
Cam gibisin ve ben seni kırmak için sabırsızlanıyorum
Ve sonra birileri yapıştırmalı, eğri büğrü belki
Ama hiç kimse cam gibi olmamalı,
Dümdüz ve pürüzsüz...
*****
Üşüyorum....neden?
Penceren açık
Üşüyorum, hala ....neden?
Penceren kapalı
Üşüyorum, yine....neden?
Çünkü üşümek istiyorsun.
*****
Seni unutmak
Eklemlerinin ne işe yaradığını, kollarının sarışını
Ve gözlerinin nasıl baktığını unutmak
Ve hatta yüzünü
Oysa her gün aynı yerde uyanıyorum
İlk seni görüyorum,
Her sabah sendeyim,
Yıkıyorum,değiştiriyorum,boyuyorum
Ama gel gör ki seni yine de unuttum
Hem de bazıları hala beni hatırlarken!
*****
Şu sessizliğe bak
Gerçekten yalnız olmayı biliyorsun
Kuma gömülü içinde ki bulutlar,
Hiç çıkmayacaklar mı güneşe
Ayaz görmeyecekler miartık,
Yağmur damlasıyla gülmeyecekler mi,
Doymak ya da susamak yok mu arık?
Yıkıldı mı gerçekten şu mabed,
Kör mü oldun sen?
Kırmızıyı mora mı gömdün...
Elinde olmayana sebeplerin pişmanlığı
Bir tür kaçış,
Yeterince yorulduğunda yeniden hazır olunacak...
*****
Hiç bir gölün adı deniz olmadı
Senin denizin bana göl
Benim gölüm sana bir avuç birikinti
Ve şimdi bir gölden ve şu manasız birikintiden
Hiç doğar mı sonsuz okyanuslar...
*****
Cam gibisin ve ben seni kırmak için sabırsızlanıyorum
Ve sonra birileri yapıştırmalı, eğri büğrü belki
Ama hiç kimse cam gibi olmamalı,
Dümdüz ve pürüzsüz...
*****
Üşüyorum....neden?
Penceren açık
Üşüyorum, hala ....neden?
Penceren kapalı
Üşüyorum, yine....neden?
Çünkü üşümek istiyorsun.
*****
Seni unutmak
Eklemlerinin ne işe yaradığını, kollarının sarışını
Ve gözlerinin nasıl baktığını unutmak
Ve hatta yüzünü
Oysa her gün aynı yerde uyanıyorum
İlk seni görüyorum,
Her sabah sendeyim,
Yıkıyorum,değiştiriyorum,boyuyorum
Ama gel gör ki seni yine de unuttum
Hem de bazıları hala beni hatırlarken!
*****
Şu sessizliğe bak
Gerçekten yalnız olmayı biliyorsun
Kuma gömülü içinde ki bulutlar,
Hiç çıkmayacaklar mı güneşe
Ayaz görmeyecekler miartık,
Yağmur damlasıyla gülmeyecekler mi,
Doymak ya da susamak yok mu arık?
Yıkıldı mı gerçekten şu mabed,
Kör mü oldun sen?
Kırmızıyı mora mı gömdün...
18 Mart 2010 Perşembe
Oysa insan hala
Bu cuma akşamı yanan muma isim veriyorum
Dile getiremediğim bir ad alıyor alevi
O eridikçe ben donuyorum
Soğuk bir güneş gibiyim
Kuma gömülü kafasını ellerime alıyorum
Kafatası öyle güzel ki,
Koparsam benle yaşasa
Bedenini bırakıp yalnızca gözleriyle uyusak
Bir denizi diğerine kavuşturmaya uğraşmak
Geçen yılları geçti saymadan,
Değişen yüzleri görmeden
Ve kabullenmeden ne kadar geç kalındığını
Uğraşmak…
Sonu olmayan bir maceraya son yazabileceğini sanmak
Yaşarken bu kadar hayal etseydik,
Bir rüyada son bulurdu kahkahalarımız.
Çok ciddiye almadan çok vazgeçmeden
Çok savurmadan zamanı, çok planlamadan…
Bir nefeste ayırmak bedenini gövdesinden dünyanın
Denizlerinde, ormanlarında, dağlarında yaşamak
Deniz hala deniz gibiyken, orman hala orman
Ve insan hala insanken…
Oysa insan hala…
Dile getiremediğim bir ad alıyor alevi
O eridikçe ben donuyorum
Soğuk bir güneş gibiyim
Kuma gömülü kafasını ellerime alıyorum
Kafatası öyle güzel ki,
Koparsam benle yaşasa
Bedenini bırakıp yalnızca gözleriyle uyusak
Bir denizi diğerine kavuşturmaya uğraşmak
Geçen yılları geçti saymadan,
Değişen yüzleri görmeden
Ve kabullenmeden ne kadar geç kalındığını
Uğraşmak…
Sonu olmayan bir maceraya son yazabileceğini sanmak
Yaşarken bu kadar hayal etseydik,
Bir rüyada son bulurdu kahkahalarımız.
Çok ciddiye almadan çok vazgeçmeden
Çok savurmadan zamanı, çok planlamadan…
Bir nefeste ayırmak bedenini gövdesinden dünyanın
Denizlerinde, ormanlarında, dağlarında yaşamak
Deniz hala deniz gibiyken, orman hala orman
Ve insan hala insanken…
Oysa insan hala…
14 Mart 2010 Pazar
Yazan, kaybedecek zamanı olduğunu sanan kadın...
Tozlu sayfaların arasından çıkarttığım anılarım. Çıkarttığım benler.Geçen zamanın bazen ne kadar şakacı olduğunu düşünüyorum.Eşek şakası kıvamını hiç bozmuyor anlaşılan.
Nasıl oluyor da bu kadar lezzetli oluyor bu hayat ve nasıl oluyor da gözyaşları bile keyifli geliyor bazen insana…
Öylece yüksekçe bir uçurumdan atlayıp uçmak istiyorum.Özgür olmak, hatta belki insan olmak bile istemiyorum o an. O kadar tıkandım ki…Anlaşılan yaşamaya ihtiyacım var, öyle diyorlar.Öyle galiba.
Sessiz ve uğurlu bir gece bu, öyle hissediyorum.Yarın sabah her şey şimdikinden daha güzel olacak ve aslında şimdi de fena sayılmaz. Ancak içimden geçenleri hiçbir zaman tam anlamıyla olması gerektiği gibi anlatamayacağım.Mutlaka kurgulanacak, değişecek ve bazen benim olmaktan bile çıkacak ancak yine de içim biraz böyle işte.
Ve bu kadar rahatsız eden tek şey, buraların bazen çok sessiz olması.Her şeyin anlamını kaybedecek kadar sessiz ve durağan.Zaman durmuyor belki ama ben duruyorum öyle anlarda.Bazen kelimleri kaybediyor ve günleri unutuyorum ve saatleri de tabi.Mesela hangisinin daha gerçek olduğunu anlamakta zorlandığım bir gün ananemin ölüm haberini aldım.İşte o günden beri, bu kadar sessiz geçen her zaman tedirgin edici ve anlamsız oluyor.
Kaybedecek o kadar da çok zamanımız yok, hem de hiç birimizin.Fakat ben hala bildiğim bu durumun farkına varamadım.
Yazan,
Kaybedecek zamanları olduğunu sana kadın…
Nasıl oluyor da bu kadar lezzetli oluyor bu hayat ve nasıl oluyor da gözyaşları bile keyifli geliyor bazen insana…
Öylece yüksekçe bir uçurumdan atlayıp uçmak istiyorum.Özgür olmak, hatta belki insan olmak bile istemiyorum o an. O kadar tıkandım ki…Anlaşılan yaşamaya ihtiyacım var, öyle diyorlar.Öyle galiba.
Sessiz ve uğurlu bir gece bu, öyle hissediyorum.Yarın sabah her şey şimdikinden daha güzel olacak ve aslında şimdi de fena sayılmaz. Ancak içimden geçenleri hiçbir zaman tam anlamıyla olması gerektiği gibi anlatamayacağım.Mutlaka kurgulanacak, değişecek ve bazen benim olmaktan bile çıkacak ancak yine de içim biraz böyle işte.
Ve bu kadar rahatsız eden tek şey, buraların bazen çok sessiz olması.Her şeyin anlamını kaybedecek kadar sessiz ve durağan.Zaman durmuyor belki ama ben duruyorum öyle anlarda.Bazen kelimleri kaybediyor ve günleri unutuyorum ve saatleri de tabi.Mesela hangisinin daha gerçek olduğunu anlamakta zorlandığım bir gün ananemin ölüm haberini aldım.İşte o günden beri, bu kadar sessiz geçen her zaman tedirgin edici ve anlamsız oluyor.
Kaybedecek o kadar da çok zamanımız yok, hem de hiç birimizin.Fakat ben hala bildiğim bu durumun farkına varamadım.
Yazan,
Kaybedecek zamanları olduğunu sana kadın…
5 Mart 2010 Cuma
ya mümkünse yanılmak ya yanılıyorsak...
Hep bilen hep anlatan hep isteyen ve ne kadar verebileceğini bile bilmeden onaylamak yorucu.Ya bilmiyorsa ya anlatamıyorsa ve mümkünse yanıldığı ya yanılıyorsa ve görmüyorsa…şimdi de hayat kaçmıyor mu? Ya kaçtığını zannettiğimiz zamanların adı deneyimse ve tecrübeyle sabitse gerçek olanın adı, şimdi hepimiz yanılmış olmuyor muyuz bağırarak başkalarının yanlışlarını?
24 Şubat 2010 Çarşamba
bana uçmayı öğretemezsin
Kapı kapalı değil ancak bu açık olduğu anlamına gelmez.Asıl sorun, bir kapının varolmaması.
Kapısı olmayan bir evde kaybolduğumun farkındayım, çatısı delik ama ben uçmayı bilmiyorum ve sen bana uçmayı öğretemezsin, öğretemeyeceksin.Bende öğrenmeyeceğim, henüz sandığın kadar büyümedim ve belki de sandığın kadar akıllı da değilim.Bana uçmayı öğretemezsin, çünkü ben körüm!Kör olduğum günden beri mutluyum.
Uçarak mutsuz olmaktansa kör olmayı ve belki de körelmeyi yeğliyorum.Yanlışlarım benim doğrularım bana ait ve hiçbir yanlışıma ya da doğruma ait değilim.Her şey bugün için ve şimdi...
Kapısı olmayan bir evde kaybolduğumun farkındayım, çatısı delik ama ben uçmayı bilmiyorum ve sen bana uçmayı öğretemezsin, öğretemeyeceksin.Bende öğrenmeyeceğim, henüz sandığın kadar büyümedim ve belki de sandığın kadar akıllı da değilim.Bana uçmayı öğretemezsin, çünkü ben körüm!Kör olduğum günden beri mutluyum.
Uçarak mutsuz olmaktansa kör olmayı ve belki de körelmeyi yeğliyorum.Yanlışlarım benim doğrularım bana ait ve hiçbir yanlışıma ya da doğruma ait değilim.Her şey bugün için ve şimdi...
13 Şubat 2010 Cumartesi
...
Bana iyi bak şimdi, gözlerime iyi bak
Cesaret ediyorum bu sefer, can yakacağım
Kanatacağım, kastedeceğim sana…
Lakin yine yetişemedim,
Yine önce beni yuvarlamışlar,
Şu gördüğün kuru yamaca.
Cesaret ediyorum bu sefer, can yakacağım
Kanatacağım, kastedeceğim sana…
Lakin yine yetişemedim,
Yine önce beni yuvarlamışlar,
Şu gördüğün kuru yamaca.
Fikr-i Cümbüş Seferleri
Bu gecenin adını yazmıyorum
İklimlere düşmeyecek gözlerim
Aklım aramayacak kaybettiklerini bu defa
Şimdi yeniden başlamayacak bu hikaye
Yine çocukcasına uyanmayacağım uykularımdan
Çok büyümüş gibi çekip gitmeyeceğim
Bir cuma akşamı yaslayıp sırtımı şu kiremite
Pişmanlığı sömürmeyeceğim içimde
Korkuyorum, yalan göğüs germelerim
Yalan cengaverlikler bunlar
Aklım büyüyor günden güne,
İçime çektikçe tıkanıyor damarlarım
Fikr-i cümbüş seferlerimde
Zihnim vuruyor duvarlarına bedenimin
Şayet ne acı, küçücük kaldı yüreğim
Ondan bu sancılar,
Ondan hiç gidemeyişim hiç kalamayışım
İklimlere düşmeyecek gözlerim
Aklım aramayacak kaybettiklerini bu defa
Şimdi yeniden başlamayacak bu hikaye
Yine çocukcasına uyanmayacağım uykularımdan
Çok büyümüş gibi çekip gitmeyeceğim
Bir cuma akşamı yaslayıp sırtımı şu kiremite
Pişmanlığı sömürmeyeceğim içimde
Korkuyorum, yalan göğüs germelerim
Yalan cengaverlikler bunlar
Aklım büyüyor günden güne,
İçime çektikçe tıkanıyor damarlarım
Fikr-i cümbüş seferlerimde
Zihnim vuruyor duvarlarına bedenimin
Şayet ne acı, küçücük kaldı yüreğim
Ondan bu sancılar,
Ondan hiç gidemeyişim hiç kalamayışım
Rüya da olsa...
Yazmak kolay gelişi güzel
Giderken bakarsın ardına tane tane senelerin
Bir sağını yoklar insan bir solunu
Neyi unuttum, nerdedir bir hışımla geçtiğim deniz?
Nerde boğulduğum dere?
Kimi kısacık bir kış, kimi uzun bir güz şöleni
Şaraplar kadar sarhoş, onlar kadar tatlı
Dumanı eksik olmayan bir dua benimkisi
Kapısında kaldığım evin adını unutsam
Aştığım tepenin adını unutsam
Geçtiğim denizi yeniden görsem
Boğulduğum derede hep yas tutsam
Kuma gömsem başımı, aklımı uyutsam
Ve bir gün yine uyandığımda
Bir sağımda bir solumda yeni benler bulsam
Güzel olmaz mıydı, rüyada da olsam!
Giderken bakarsın ardına tane tane senelerin
Bir sağını yoklar insan bir solunu
Neyi unuttum, nerdedir bir hışımla geçtiğim deniz?
Nerde boğulduğum dere?
Kimi kısacık bir kış, kimi uzun bir güz şöleni
Şaraplar kadar sarhoş, onlar kadar tatlı
Dumanı eksik olmayan bir dua benimkisi
Kapısında kaldığım evin adını unutsam
Aştığım tepenin adını unutsam
Geçtiğim denizi yeniden görsem
Boğulduğum derede hep yas tutsam
Kuma gömsem başımı, aklımı uyutsam
Ve bir gün yine uyandığımda
Bir sağımda bir solumda yeni benler bulsam
Güzel olmaz mıydı, rüyada da olsam!
30 Ocak 2010 Cumartesi
Kendini mutlu zannetmekten doğan garantinin insanda yarattığı eksiklik
Acaba en değerli olanı hangisi?
Değerleri neye göre doğru yanlış diye ayırıyoruz ki, ve bu lanet olası düzen nasıl da istediği gibi yapmış bizi.Garantiler arayan insanlarla dolu etrafımız.Mutluluğuna garanti, hayatına garanti, zamanına garanti, kalbine garanti…Zaman kaybetmeye tahammül yok.
İnsan kendini koca bir yalnızlığın içine çekiyor böylece.Yalnız ve sözde kendini mutlu zanneden bireyleriz.Ama öyle oldu ki, artık kendini mutlu zannetmek, mutlu olmaktan daha çok güven veriyor insana.Yani bu devirde mutlu olmak böyle oluyor.Önce kendini mutlu zannetmeyi garantiye alıyorsun ve mutluluk taklitleri gittiğin yere kadar eşlik ediyor sana.Sonra bıraktığın yerden aynen devam ediyorsun.
Mutlu olduğunu zannederek mutlu oluyorsun.Koşulların garantideyse, çok adice sen de kendini mutlu zannediyorsun.Büyük çelişki.Büyük çarpıklık.Sonra neden insanlar bu kadar çok boşanıyor , yok neden ilişkiler eskisi gibi değil.
Hoş eskiden de çok iyiymiş gibi.İnsan işte elini attığı yerde kendi yaradılışı dışında ki kendi yaratısından çıkan hiçbir şey doğru değil ya da tam değil.
…Ve eksikler gün geçtikçe bizi azaltıyor.
Değerleri neye göre doğru yanlış diye ayırıyoruz ki, ve bu lanet olası düzen nasıl da istediği gibi yapmış bizi.Garantiler arayan insanlarla dolu etrafımız.Mutluluğuna garanti, hayatına garanti, zamanına garanti, kalbine garanti…Zaman kaybetmeye tahammül yok.
İnsan kendini koca bir yalnızlığın içine çekiyor böylece.Yalnız ve sözde kendini mutlu zanneden bireyleriz.Ama öyle oldu ki, artık kendini mutlu zannetmek, mutlu olmaktan daha çok güven veriyor insana.Yani bu devirde mutlu olmak böyle oluyor.Önce kendini mutlu zannetmeyi garantiye alıyorsun ve mutluluk taklitleri gittiğin yere kadar eşlik ediyor sana.Sonra bıraktığın yerden aynen devam ediyorsun.
Mutlu olduğunu zannederek mutlu oluyorsun.Koşulların garantideyse, çok adice sen de kendini mutlu zannediyorsun.Büyük çelişki.Büyük çarpıklık.Sonra neden insanlar bu kadar çok boşanıyor , yok neden ilişkiler eskisi gibi değil.
Hoş eskiden de çok iyiymiş gibi.İnsan işte elini attığı yerde kendi yaradılışı dışında ki kendi yaratısından çıkan hiçbir şey doğru değil ya da tam değil.
…Ve eksikler gün geçtikçe bizi azaltıyor.
29 Ocak 2010 Cuma
Susmak da dilden gelir bazen
Hadi tut elimden…
Hadi sürükle bakalım ne kadar başaracaksın
Merak ediyorum…
Yetse keşke şu cahil sorularım
Sana derdimi anlatmaya, yetse dilim
Çok ağlardık karşılıklı
Bakma işte,
Sustum, susmak da dilden gelir bazen!
Ah elimden gelenlerim,
Kaç sene saydı on parmağım,
Beşi bir yerde sadetim,
Kıymetli on yedi…
Hoş estağfurullah mutluyum
İki tebessümüm, dostlarım, çoluk çocuk
Anam babam, gam yemem ben!
Eksiğim, hem de neler pahasına
Korkağım, hem de neler için
Üşüyorum, hiç kimse yüzünden
Hiçler yüzünden boğuldum,
Battık çıkamıyoruz, bir delik yüzünden!
Bir fırtına ki sırtımdan vurur
Ciğerlerim hep don,
Yüreğim hep ağzımda,
Ağzım dolu dolu…
Kadınım,
Adım sıkışmış içime, tenim güneşli günde asfalt yanığı
Bakın ki kör feleğe, bağıramıyorum da akşam üstü
Sırf günah diye!
Hadi sürükle bakalım ne kadar başaracaksın
Merak ediyorum…
Yetse keşke şu cahil sorularım
Sana derdimi anlatmaya, yetse dilim
Çok ağlardık karşılıklı
Bakma işte,
Sustum, susmak da dilden gelir bazen!
Ah elimden gelenlerim,
Kaç sene saydı on parmağım,
Beşi bir yerde sadetim,
Kıymetli on yedi…
Hoş estağfurullah mutluyum
İki tebessümüm, dostlarım, çoluk çocuk
Anam babam, gam yemem ben!
Eksiğim, hem de neler pahasına
Korkağım, hem de neler için
Üşüyorum, hiç kimse yüzünden
Hiçler yüzünden boğuldum,
Battık çıkamıyoruz, bir delik yüzünden!
Bir fırtına ki sırtımdan vurur
Ciğerlerim hep don,
Yüreğim hep ağzımda,
Ağzım dolu dolu…
Kadınım,
Adım sıkışmış içime, tenim güneşli günde asfalt yanığı
Bakın ki kör feleğe, bağıramıyorum da akşam üstü
Sırf günah diye!
Ben hala kendime muhtaç
Ellerimle eşeliyorum şu koca dağı
İçimden kalkan seyyar denizcilere mi güleyim
Yeni gelen rüzgarın okşadığı kuru yapraklarıma mı ağlamam gerekir?
Kalbimin kapılarını açmak için gıcırtısız,
Hangi kimyevi maddeyi solumalıyım
Daha şuursuz daha mutlu olabilmek için
Daha sağır ya da daha kör…
Belki biraz daha hayat, belki biraz daha ben!
Elimden düşüresim geliyor ruhları
Şangır, şungur yıkasım var dünyayı
Bir tek benim kadehlerim kalsın ayakta
İhitıyacım var çok şık sarhoş olmaya
Kan kaybediyor ellerim
Kan kaybediyorum…
Öyle sefil geliyor ki gözüme aşklar
Hem canım çekiyor hem iteliyorum.
Tek bedende onlarca ben barındırıyorum
Hepsi yavrum,
Bir tekini yeğleyemiyorum hala
Tek olmayı unutalı şu bedende
Yıllar geçmiş olmalı,
Bilerek yaşamanın hamurunun tadını.
Sancı çekiyorum, hiç göründüğü gibi değil
Ağlayasım var sen geliyorum dedikçe
Kaçamıyorum da artık, kalmak ne kelime!
Kim ne diyor duymuyorum
Ben hala kendime muhtaç…
İçimden kalkan seyyar denizcilere mi güleyim
Yeni gelen rüzgarın okşadığı kuru yapraklarıma mı ağlamam gerekir?
Kalbimin kapılarını açmak için gıcırtısız,
Hangi kimyevi maddeyi solumalıyım
Daha şuursuz daha mutlu olabilmek için
Daha sağır ya da daha kör…
Belki biraz daha hayat, belki biraz daha ben!
Elimden düşüresim geliyor ruhları
Şangır, şungur yıkasım var dünyayı
Bir tek benim kadehlerim kalsın ayakta
İhitıyacım var çok şık sarhoş olmaya
Kan kaybediyor ellerim
Kan kaybediyorum…
Öyle sefil geliyor ki gözüme aşklar
Hem canım çekiyor hem iteliyorum.
Tek bedende onlarca ben barındırıyorum
Hepsi yavrum,
Bir tekini yeğleyemiyorum hala
Tek olmayı unutalı şu bedende
Yıllar geçmiş olmalı,
Bilerek yaşamanın hamurunun tadını.
Sancı çekiyorum, hiç göründüğü gibi değil
Ağlayasım var sen geliyorum dedikçe
Kaçamıyorum da artık, kalmak ne kelime!
Kim ne diyor duymuyorum
Ben hala kendime muhtaç…
3 Ocak 2010 Pazar
Güngörmüşüm
Elveda gün görmüşüm, elveda sana …
Hiç bitmeyecekmişsin gibiydin,
Yalan olman çok düşündürdü
Birkaç kürek toprağa sığman, sığacak olmam
Ve daha önce görenler tüm bunları
Sıralı gitmek ne demek?
Toprak çekiyor mu kanı?
El ve ayakların, gözlerin, saçların
Sana ne kadar benziyorum, sana ne kadar benziyoruz
Seni sevmemem beni üzüyor
Sen giderken ağlayamamam
Gelememem yanına, günahlarımı görmek istememem
Ve günahlarını tabi, silememem hiç!
Ve bir sabah sıkıntımın taşması…
Cümlelerle dağıtıyorlar seni
Herkes ne çok tanıyormuş meğer
Sen buradayken kimse yoktu hani,
Kaçanlar, senden, bizden…
Onların da gözyaşları varmış
Öğrendik, iyi oldu…
Boylu boyunca uzandığın yerden buralar uzak sana,
Değer miydi diye soruyor insan,
Bu kadar hamallığa…
Ne aldım hayattan, ne aldın güzel kadın ?
Güzel olman mesela yetti mi sana?
Sen istedin, istemek yetti mi ?
Kiraz dudaklı, kara gözlü, Osmanlım
Son karı göremeden, en son baharından kaçıp
Ağırlığınca göçtün…
Can, öyle gerçekçi bir yalansın ki,
Ne kandırıyorsun adamı, ne doğrusun özünde…
Ne de yaman savaşıyorsun,
Benim güngörmüşüm seni sevmezdi bilesin
Felek diyordu, gözün kör olsun.
Dedem kördü mesela
Kum gibiydi rengi,kum gibiydi artık
Konuşmuyordun ama en iyi şimdi duyuyorduk seni
Onca çığlığını yeni duyduk,
Biz yorgun kalabalık.
Gitmeyi hiç istemedin oraya,
Amma velakin iş başa düşünce de
Seferber oldun,
Hadi diyordun, hadi artık,
Ben yoruldum…
Yorgun yaşadın, yorgun uyudun güngörmüşüm…
Senden hatıra bir karış yorganın…
Sen öğrettin canım,
Varken yok olmayı, varlığından şikayetçi olmayı,
Yok olurken, pişmanlığı…
Pişmanlığından saklanmayı
Sen öğrettin,
Hayat güzeldir, güzelliğince…
Yorgun yaşadın, yorgun uyudun Osmanlım!
Hiç bitmeyecekmişsin gibiydin,
Yalan olman çok düşündürdü
Birkaç kürek toprağa sığman, sığacak olmam
Ve daha önce görenler tüm bunları
Sıralı gitmek ne demek?
Toprak çekiyor mu kanı?
El ve ayakların, gözlerin, saçların
Sana ne kadar benziyorum, sana ne kadar benziyoruz
Seni sevmemem beni üzüyor
Sen giderken ağlayamamam
Gelememem yanına, günahlarımı görmek istememem
Ve günahlarını tabi, silememem hiç!
Ve bir sabah sıkıntımın taşması…
Cümlelerle dağıtıyorlar seni
Herkes ne çok tanıyormuş meğer
Sen buradayken kimse yoktu hani,
Kaçanlar, senden, bizden…
Onların da gözyaşları varmış
Öğrendik, iyi oldu…
Boylu boyunca uzandığın yerden buralar uzak sana,
Değer miydi diye soruyor insan,
Bu kadar hamallığa…
Ne aldım hayattan, ne aldın güzel kadın ?
Güzel olman mesela yetti mi sana?
Sen istedin, istemek yetti mi ?
Kiraz dudaklı, kara gözlü, Osmanlım
Son karı göremeden, en son baharından kaçıp
Ağırlığınca göçtün…
Can, öyle gerçekçi bir yalansın ki,
Ne kandırıyorsun adamı, ne doğrusun özünde…
Ne de yaman savaşıyorsun,
Benim güngörmüşüm seni sevmezdi bilesin
Felek diyordu, gözün kör olsun.
Dedem kördü mesela
Kum gibiydi rengi,kum gibiydi artık
Konuşmuyordun ama en iyi şimdi duyuyorduk seni
Onca çığlığını yeni duyduk,
Biz yorgun kalabalık.
Gitmeyi hiç istemedin oraya,
Amma velakin iş başa düşünce de
Seferber oldun,
Hadi diyordun, hadi artık,
Ben yoruldum…
Yorgun yaşadın, yorgun uyudun güngörmüşüm…
Senden hatıra bir karış yorganın…
Sen öğrettin canım,
Varken yok olmayı, varlığından şikayetçi olmayı,
Yok olurken, pişmanlığı…
Pişmanlığından saklanmayı
Sen öğrettin,
Hayat güzeldir, güzelliğince…
Yorgun yaşadın, yorgun uyudun Osmanlım!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)