3 Ocak 2010 Pazar

Güngörmüşüm

Elveda gün görmüşüm, elveda sana …
Hiç bitmeyecekmişsin gibiydin,
Yalan olman çok düşündürdü
Birkaç kürek toprağa sığman, sığacak olmam
Ve daha önce görenler tüm bunları
Sıralı gitmek ne demek?
Toprak çekiyor mu kanı?

El ve ayakların, gözlerin, saçların
Sana ne kadar benziyorum, sana ne kadar benziyoruz
Seni sevmemem beni üzüyor
Sen giderken ağlayamamam
Gelememem yanına, günahlarımı görmek istememem
Ve günahlarını tabi, silememem hiç!

Ve bir sabah sıkıntımın taşması…
Cümlelerle dağıtıyorlar seni
Herkes ne çok tanıyormuş meğer
Sen buradayken kimse yoktu hani,
Kaçanlar, senden, bizden…
Onların da gözyaşları varmış
Öğrendik, iyi oldu…

Boylu boyunca uzandığın yerden buralar uzak sana,
Değer miydi diye soruyor insan,
Bu kadar hamallığa…
Ne aldım hayattan, ne aldın güzel kadın ?
Güzel olman mesela yetti mi sana?
Sen istedin, istemek yetti mi ?
Kiraz dudaklı, kara gözlü, Osmanlım
Son karı göremeden, en son baharından kaçıp
Ağırlığınca göçtün…

Can, öyle gerçekçi bir yalansın ki,
Ne kandırıyorsun adamı, ne doğrusun özünde…
Ne de yaman savaşıyorsun,
Benim güngörmüşüm seni sevmezdi bilesin
Felek diyordu, gözün kör olsun.
Dedem kördü mesela

Kum gibiydi rengi,kum gibiydi artık
Konuşmuyordun ama en iyi şimdi duyuyorduk seni
Onca çığlığını yeni duyduk,
Biz yorgun kalabalık.
Gitmeyi hiç istemedin oraya,
Amma velakin iş başa düşünce de
Seferber oldun,
Hadi diyordun, hadi artık,
Ben yoruldum…

Yorgun yaşadın, yorgun uyudun güngörmüşüm…
Senden hatıra bir karış yorganın…
Sen öğrettin canım,
Varken yok olmayı, varlığından şikayetçi olmayı,
Yok olurken, pişmanlığı…
Pişmanlığından saklanmayı
Sen öğrettin,
Hayat güzeldir, güzelliğince…
Yorgun yaşadın, yorgun uyudun Osmanlım!

Hiç yorum yok: