30 Ocak 2010 Cumartesi

Kendini mutlu zannetmekten doğan garantinin insanda yarattığı eksiklik

Acaba en değerli olanı hangisi?

Değerleri neye göre doğru yanlış diye ayırıyoruz ki, ve bu lanet olası düzen nasıl da istediği gibi yapmış bizi.Garantiler arayan insanlarla dolu etrafımız.Mutluluğuna garanti, hayatına garanti, zamanına garanti, kalbine garanti…Zaman kaybetmeye tahammül yok.

İnsan kendini koca bir yalnızlığın içine çekiyor böylece.Yalnız ve sözde kendini mutlu zanneden bireyleriz.Ama öyle oldu ki, artık kendini mutlu zannetmek, mutlu olmaktan daha çok güven veriyor insana.Yani bu devirde mutlu olmak böyle oluyor.Önce kendini mutlu zannetmeyi garantiye alıyorsun ve mutluluk taklitleri gittiğin yere kadar eşlik ediyor sana.Sonra bıraktığın yerden aynen devam ediyorsun.

Mutlu olduğunu zannederek mutlu oluyorsun.Koşulların garantideyse, çok adice sen de kendini mutlu zannediyorsun.Büyük çelişki.Büyük çarpıklık.Sonra neden insanlar bu kadar çok boşanıyor , yok neden ilişkiler eskisi gibi değil.

Hoş eskiden de çok iyiymiş gibi.İnsan işte elini attığı yerde kendi yaradılışı dışında ki kendi yaratısından çıkan hiçbir şey doğru değil ya da tam değil.

…Ve eksikler gün geçtikçe bizi azaltıyor.

29 Ocak 2010 Cuma

Susmak da dilden gelir bazen

Hadi tut elimden…
Hadi sürükle bakalım ne kadar başaracaksın
Merak ediyorum…
Yetse keşke şu cahil sorularım
Sana derdimi anlatmaya, yetse dilim
Çok ağlardık karşılıklı
Bakma işte,
Sustum, susmak da dilden gelir bazen!
Ah elimden gelenlerim,
Kaç sene saydı on parmağım,
Beşi bir yerde sadetim,
Kıymetli on yedi…

Hoş estağfurullah mutluyum
İki tebessümüm, dostlarım, çoluk çocuk
Anam babam, gam yemem ben!

Eksiğim, hem de neler pahasına
Korkağım, hem de neler için
Üşüyorum, hiç kimse yüzünden
Hiçler yüzünden boğuldum,
Battık çıkamıyoruz, bir delik yüzünden!
Bir fırtına ki sırtımdan vurur
Ciğerlerim hep don,
Yüreğim hep ağzımda,
Ağzım dolu dolu…
Kadınım,
Adım sıkışmış içime, tenim güneşli günde asfalt yanığı
Bakın ki kör feleğe, bağıramıyorum da akşam üstü
Sırf günah diye!

Ben hala kendime muhtaç

Ellerimle eşeliyorum şu koca dağı
İçimden kalkan seyyar denizcilere mi güleyim
Yeni gelen rüzgarın okşadığı kuru yapraklarıma mı ağlamam gerekir?
Kalbimin kapılarını açmak için gıcırtısız,
Hangi kimyevi maddeyi solumalıyım
Daha şuursuz daha mutlu olabilmek için
Daha sağır ya da daha kör…
Belki biraz daha hayat, belki biraz daha ben!

Elimden düşüresim geliyor ruhları
Şangır, şungur yıkasım var dünyayı
Bir tek benim kadehlerim kalsın ayakta
İhitıyacım var çok şık sarhoş olmaya

Kan kaybediyor ellerim
Kan kaybediyorum…
Öyle sefil geliyor ki gözüme aşklar
Hem canım çekiyor hem iteliyorum.

Tek bedende onlarca ben barındırıyorum
Hepsi yavrum,
Bir tekini yeğleyemiyorum hala
Tek olmayı unutalı şu bedende
Yıllar geçmiş olmalı,
Bilerek yaşamanın hamurunun tadını.

Sancı çekiyorum, hiç göründüğü gibi değil
Ağlayasım var sen geliyorum dedikçe
Kaçamıyorum da artık, kalmak ne kelime!
Kim ne diyor duymuyorum
Ben hala kendime muhtaç…