19 Temmuz 2008 Cumartesi

Ne Sevgi Kadar Masum,Ne Aşk Kadar Gerçek



Tek kelime etmeye üşenir halde..Yalnız ve sinirli..
Bu kadar mı şuursuz bu insanlar ve zararları neden hep bir bedeni yakıyor.Ruhuma kadar akıyor bu nefret yavaş yavaş.Anlık değil belki hiç bir zikrim artık.

Nasıl da kolay artık birbirine dokunmak,birbirini koklamak.Hiç kimseye dert gibi gelmiyor incittiği tenler ya da hayaller.Kimsenin umurunda değil bunca sevgi.Şehvetin kararttığını hiç görmemişler anlaşılan.Oysa öyle bir kuyudur ki o,düştüğün yerden ışığı görmek imkansızdır.Dengeni ve ruhunu kaybedersin sonra.Öyle bir kayıptır ki bu yeniden bulduğunda bile eskisi gibi olmaz artık hiç bir şey.

Ona aşk derler,defterini temize çekmek için.Daha da utanmayıp sevgi derler masum kılıfı için.Oysa sevginin kokusunun sindiği beden de onca yaranın işi ne!Zevkin sussuzluğundan başka bir şey değil bu şehvet!

...Ve yıllar koşar peşinden.Yıllardan aylar çıkagelir sonra,aylardan günler ordan da saatlere akılır ve anlara takılırsın,kavanozun dibinde ki tortudur en çok sinirini bozan.Anlardadır tüm acıların.Tek kelimde,tek bakışta,tek bir nefeste kalmıştır tüm sarsıntılar.Sen tek başınasındır ve uçsuz bucaksızmış gibidir dünya o zamanlar.Yılların içinden böyle hızla karşına çıkabilen anılar nasılda kurcalatır insana kendini.

Oysa bizim gibiler kendini yer bitirir yalnızca.Yaşadıklarını da yaşayamadıklarınıda içinde saklar büyütür.Kelimelerden kaçınmaz hayatı ama insanlardan sakınır içini.Belki de haketmiyordur o yüce varlıklar bu kadar yükü.Evet!Onlara yüktür yalnızca bu loş duygular.

Şimdi yıldızlar arada sırada değil,hep kayıyor!Bir kalp kırıldıkça,şuursuz bir şehvetin kurbanı olan her bedenin ahı önce gökyüzünde parlıyor.Sevginin dokunduğu bedenlerse yalnızca bir hayal artık belki de...Sevgiyi unutan,tutkusunu aşk sanan bedenler yoruyor artık gözleri...

Hele o çok bilenler yok mu!En çok onlar yakıp yıkıyor ruhları da kör bilgilerinden göremiyorlar kanayan yaraları...

GÖR!



Kağıda dökülen yalnızlıklar ve suslar..
Yazacak çok şey var,ancak hiç bir şey yok.
Söyleyecek çok şey var belki ama dinleyen de yok
Kendince söyler,kendince yazarsın sen!
Kendine ima her cümlen
Gelin de sensin,kızında.
Pay olmalı oysa insanlara
Anlamak bu kadar zor olmamalı acıyı
Belki de işlerine gelmiyordur sevecenlerin.
Ne sevecen ya!
Düşüncesiz birer yeryüzü kimliğinden öte değil hiç biri.
Bu kadar kızgın olmak da doğru değil aslına bakarsan
Kimin seçimiydi ki böyle ve öyle hayatlar
Kim bilebilirdi ki rollerin çok önce dağıtıldığını
Kim anlayabilirdi yaşamadan ne olacağını ve neden olduğunu?
Sana söylüyorum!Evet,evet..Sana söylemekteyim
Öyle mi sanıyorsun yoksa
Bir derdinden büyük bin derdi olan bir beden olamaz mı zannediyorsun?
Bu kadar körlük hepimize fazla.
Daha dikkatli bak artık insanlara,yüzlere..
Bakmakla yetinme,görsün o nurdan gözlerin..
Daha dikkatli bak şimdi gözlere ve adımlara
Tökezleyen bir adam kadarsın sen de
Dalıp giden bir çift mavi gözün derdinden büyük değil derdin
Bilemezsin şuracıkta oturan kadının ruhunun ağırlığını
Kıyas edemezsin acılarını bilinmezlerle
Daha iyi bak bu yüzden artık varlıklara
Kim bilir kaç yokluk var bedenlerini sarmış,zihinlerini kanatan
Kim bilir kaç tane sen var içlerinde senden habersiz gezinen...

Tek Bir Doğru Yeter!



Hastalıklı,kıvrandırıcı düşünceler...Kimin yüzüne vurbilirsin ki kendisini.Herkes kusursuz,herkes mükemmel.Hep daha doğru olmak için uğraşan çarpık zihinlerin eserleri bunlar.Daha doğru olmak demek ne demek?Kimin için ve kime göre daha doğru?En doğru sandığın anların benim senden nefret ettiğim anlar belki.Biliyor musun,duyuyor musun ya da ?Ben görebiliyorum oysa olacakları.

Sen içinde kendi gerçekliklerine sarılıp onları koruduğunu zannederken kaybettiklerinin farkında mısındır acaba?Yanında olacakları ya da olmasını çok arayacağın insanları..ve farkında mısın acaba ne kadar can yaktığının.

Oysa herkes mükemmel ve kusursuz.Sanki hiç ölmeyecekmiş kadar ve hiç düşmeyecekmiş gibi.Bedenler müthiş genç.Herkes olduğu andan,durduğu yerden öyle emin ki,zeminin kayabileceği akıllarına bile gelmiyor belki.Küçük zihinler böyle çapraşık işlerle uğraşmamalı.

Öyle inanırlar ki kendilerine,seni yıkıp ayaklar altına almayı göze alırlar.O kadar değerlidir ki şuncacık yaşlarına sığdırdıkları doğrular,seni bile silerler onlar için.Tereddütsüz ve kesin.Oysa böyle zamanların dikişleri yıllar sonra atar ve kan gövdeyi götürür.Kimse inanmaz buna şimdi.Şimdiyi yaşarlar da ondan!Yıllar sonra ağızdan çıkacak,diline kemik vuramayacağın bir keşke siler atar tüm doğrularını,doğru sandıklarını.

Çok yaşadın,çok gördün..Daha çok yaşayanda vardı,o da gördü.Sen hızlı yaşadın,hızlı gördün,senden yavaş yaşayan vardı;öyle bir doğru bildi ki hayatında,senin sanrılarının yüzlercesine bedeldi.Adını hatırlıyorum senin,bakışlarını da...Onlarca yıl sonra hala hatırlıyor olacağım ve o zaman tek bir keşke çıkacak dilinden,senin yüzlerce sanrın yerle bir olacak o zaman.İşte yavaş yaşayan ben olacağım o an ve bir tek doğruyla göçüp gideceğim bu saçma sapan karmaşadan.Senin yüzlerce sanrına karşılık tek bir doğruyla...


Gömülebilirsin sonuna kadar geçmişin ve yalnızlıkların..
Aklını dilinin en derin yerine sokuşturup susturabilirsin kalbini..
Konuşturmayabilirsin,seni senden öte bilenleri..
Farkında olmak istersin belki de yalnızca hafif rüzgarların..
Ama istemezsin,fırtınaya çevirsin delilikleri..
Uzun uzadıya anlatamazsın nasıl delirdiğini
Senin için delilik değildir bu kısa film
Senin onurundur belki de tüm bu çılgınlıkların..

Kadının...



Kadının içi bomboş...
Hiç bir söz dilinde değil!
Kalbi bomboş,hiç bir aşk elinde değil!
Derinlerde öylece sarmaşık güllerini izliyor..
Gül ve diken yok bilmekte..
Yalnızca güller var.
Parlak,mis kokulu güller...
Kadının elleri kan içinde,mis kokulu acıttı canını
Oysa gül ve diken yok bilmekte,
Yalnızca güller var.
Huzur kokuyor şimdi her yer ve her şey.
Dikenler ayrı dalda salınmıyor bilmekte..
O şimdi duyuyor geceyi ve gündüzü
Geçmişini ve gününü...
Kadının içi sarhoş,zihni yokların içinde varoluyor sanki
Hoş nidalar çınlıyor kulaklarında
Onun rengi yok şimdi
Teni yok!
Kadının gözleri bomboş
Anlama vardıramıyor hiç bir şeyi.
Ona gitmek güzel geliyor,içmek şu ekşimsi hayatı.
Kadının ruhu bomboş..
Açlıktan kıvranıyor belki..
Onun elleri kan içinde,mis kokulu acıttı canını...
Şarap tadında artık her şey.
Tüm güller sarhoş artık,dikenlerine sarılıyor güller
İçinde kaybolasıya acının...
Kadının elleri kan içinde şimdi..
Kendine sarıldı...

Peşi Sıra Koştururken



İçindeyken her şey güzel.Her şey birden başlayıp birden susuyor.Oysa şimdi bu oyunun bir parçası olamayacağımı bile düşündüğümü görüyorum.Sanki öyle bir oyundayım ki ebe hep benim.Ben hep kovalıyorum ve hep çok iyi kaçanlar benim seçimlerim oluyor.Sokaklar aynı,ebe duvarı aynı,oynayanlarsa hep farklı.Aynı yollarda aynı umudu koşturuyorum hep.Her bakışın beni bulacağına inansam da hep canlı gibi görünen hayallerin peşi sıra gidiyorum ya da dokunduğum her şey donuyor farkında değilim.Gözden kaybolasıya kadar kovalıyorum hepsini.Ta ki,bir daha hiç karşıma çıkmayacakmışcasına.Yoruluyorum,nefes nefese geri dönüyorum duvarıma.Dönüp saymaya başlıyorum.Her yüzde,bir kalp parçası elimde kalıyor.Her parçasını ayrı koşturuyorum.

Skıldım oysa ben.Bu kadar koşturmaca yordu bedenimi ve ruhumu.Artık duvarımın dibine çökmüş bekliyorum.Koşturduğum şu daracık sokakları izlemek düşünmeme yardım ediyor.Neyi kovaladığımı merak ediyorum.Kovaladığım bedenlerin ardında neyi aradığımı.Yalnızca tek bir şeyi umuyordum demek ki...biraz güven ve biraz da sevgi ya da yalnızca biraz daha bana ihtiyacım vardı,kimbilir!Gerçek olup olmadığını o kadar iyi anlıyordum ki bedenlerim hep değişiyordu.Takılıp kaldıklarım da oldu.Çok fazlasını beklediklerim.Yakaladığım halde kaçırdıklarım da,kendi dileğimle bıraktıklarım...

Gece oluyor,gündüz dönüyor ve ben hala aynı sokakta sıkışıp kalmaktayım.Ne çıkış yolunu biliyorum ne de bir kaçağım var artık.Bildiğim tek şey bedenlerde yalnızca isimlerin olduğu.Oysa aradığımın bedenlerde olmadığını biliyorum artık.Kendime dönüyorum,duvarıma dönüyorum.Bu defa sokağımda onlarca ben var.Onlarca beden ve yalnızca biri benim ruhumun bedeni.Bu hepsinden de zor bir kovalamaca.Kendini umduğun her göz bebeğinin içinden bir günah çıkıveriyor.Bense yalnızca beni arıyorum.Dünyasından arınmış,günahlarından ve arzularından,dileklerinden ve azimlerinden sıyrılmış saf bir ben arıyorum.

Zor çırpınışlar...Her şeyin istediğin gibi olabilmesi için,biraz daha ödün vermen gerekiyor.Tüm dünyevi dertlerinden ve mutluluklarından.Bu öyle bir arayış ki,seni yalnızca senken istiyor.Öyleyse yol uzun,dar ve tek kişilik olacaktır!

18 Temmuz 2008 Cuma

Hayata Bak..




Kaçımız hayatı bekliyoruz acaba?Onun bize gelmesini ve bizi sarmasını kaçımız büyük bir arzuyla bekliyoruz.O kadar büyük bir şeyin bizi sarıp kollamasını nasıl da diliyoruz.Kaçınılmaz gerçeklerimizi görmezden gelerek buna kendimizi nasıl inandırıyoruz.Oysa hayat yalnızca ona doğru gelenlere gider.Hatta belki de o hiç kıbırdamıyordur.Yalnızca ona doğru gidenler,aradaki mesafayi kapatmanın haklı sevincini yaşıyordur belki..

Onun oyunlarından anlayamıyorum artık.Hayal gücümü ne kadar zorlasamda benimle böyle savaşmasını anlayamıyorum.Bütün sevinçlerinden ve lezzetlerinden biraz tattırıyor ve sonra bir kerede tüm pastayı önümden alıyor.En çok ekşilerle doymak zorunda kalıyorum.Bazen ona öyle kızıyorum ki,içinde bulunmaktan hiç de hoşnut kalamıyorum.Oysa sıcak bir beden ve güzel bir bakış bulduğumda tüm nefretlerimi bir çırpıda yakıyorum.Öyle bir hayal içinde oluyorum ki hiç tükenmesi beklenmeyecek kadar beyaz oluyor her şey.Bazense bir denize bakmak yetiyor onu anlamam için.Söylediği bana sessizce fısıldadığı şeyler oluyor denizin.
''Gitmene ne gerek var,hayat dediğin şey zaten sensin.İki adım ileri,üç adım geri...Dönüp dolaşıp yine kendine dolanırsın..''

Dönüp dolaşıp yine kendime dolanıyorum bende.Çünkü o hep sövdüğüm hayatı aynada görüyorum artık.O hep dağa taşa bakarak ''hayat'' diye çığırdığım sağırın,aynada öylece durup bana baktığını görüyorum.Gözleri sonuna kadar açılmış,sanki ilk defa gördüğü birine bakar gibi bakıyor bana.Öyle bir şokta ki sanki bunca zamanın gözyaşı bir defa da aktı akacak gözbebeklerinden...

''Ben...''diyor...
''Bendim onca yıl sövdüğün gerçek...''

Kalakalıyorsun.İnsan olmanın,bir beden olmanın ne olabileceğini düşünüyorsun.Burdaymış işte yıllardır.Öylece içinde yaşıyormuş hayat.Artık bağırmanı değilde,dinlemeni bekliyormuş can kulağıyla.Meğerse bir yük gibi yıllarca içinde taşımışsın onu.Böyle bir şeymiş demek ki...Bulduğunda nefes,sırda kaldığında yük oluyormuş,nefesini kesiyormuş insanın.

Kendine doyacaksın öyleyse.Ruhunu doyuracaksın hayata doymak için.Bir bütün olacaksın gözlerinle ve bedeninle...