30 Mayıs 2009 Cumartesi

Mor Küme

Mor küme...
Bir iki üç...
Sayıları kadar ağırlar,saydıkları kadar çok hata
Mor küme...
Kim bilir kimin içinde bir dünya
Mor küme...
Hangi dillerde tatlı enstantenelerde
Acaba hangi şapkanın altında ki tavşan
Hangi güz,hangi güneş,hangi kış
Mor küme...
Acaba hangi şehirde sağnak bir yağmur
Kimin adının yanında daha güzel
Kimin için saf,temiz,el değmemiş
Mor küme..
Kime göre neye göre var!
Hangi dağdan esen rüzgar
Hangi uçurumun kenarından düşen çiçek
Hangi ağaçta ki kör böcek!
Mor küme...
Kime göre neye göre yok!
Pretty Man!

Mor dünya...
Kim için,ne için?
Bana,sana,ona buna ...
Pembe yanaklarının bir daha morarmaması adına
Mor kapılarının zorla aşılmaması için
Onca renginin içinden yalnızca mor görülmemen için
Mor dünya nasıl?
Uzun bir çaresizlik,delik deşik çelik yelekler
Ve belki sonunda açacak bir leylak
Ve işte hepsi birer belkiden ibaret
Belki sonunda açacak mor bir dünya!
Ellerine doğacak cennet kokulu yeni bir bebek...

Gece Fısıltıları

Bu defa kasırga değil,
Fırtına ya da büyüj bir toz bulutu da
Bu defa yalnızca duru bir boşluk
Bu yolun içinde ne görmeliyim
Bu yoldan geri dönmek ne demek!
Asalete bekçi olmaktan sıkılıp
Yanlış bir mabedin kehaneti olmak istemeyiz doğrusu.

*****

Ve güneşli günler
Mevsim kış...
Beyaz bir kabusa uyandım bu yıl
Sade ve ağır bir yola bakarken buldum kendimi
Kemikleştim artık,komikleştim biraz da tabi,
Kalınlaştım!
İçe döndükçe dışa kalanların hikayeleri gibi
Yozlaşmanın bir türlüsü
Hakim olamadan,sakilce...
Sabrediyorum artık
Donmuş olabilrim
Dondum tabi...
Burası buz gibi
Yankıyla uyandım!

*****

Bu akşam bolca hava yuttum
Nefesim kesildi
Sana inanamadığım günlerdeyim
Sana inanamıyorum!

*****

Şimdi bu kapıyı açıyorum
Sokak kırmızı,güneş mavi
Gökyüzü gri bir sabırsızlıkta
Çok yağacak belli,çok ağlayacak dünyanın gözü!
Gök gürlesin istiyorum
Yağacak olan yağmur her bir kahramanlığı,şaşkınlığı
Hataları,doğruları uyutsun..
Derin bir buğuyla ısıtsın güneş boşluğu
Damlalar koza kabuklarının içine dolmalı
Ayrıntılar gibi temiz!
Koyu mavi bir boşluğa aksın zümrüt taneleri
Belki de imitasyon gümüşler
Şu kuytu saatlere dolan çığlık
Kelimesiz,kayda geçmemeli bu yalnızlık!
Uçurumun tam kenarında bir gece meçhulün adı...
Yüzün..
Yüzün yalnızca acı kadar güzel bir çalıntı!

24 Mayıs 2009 Pazar

Yanlış Hesap

Dikdörtgen bir pencere,eşitkenar yanlışlıklar
Geniş açılı bir yalnızlık,
Şeytan üçgeninin iç açılarının toplamı!

Sade bir dünyamız vardı,oldukça basit problemler
İkiyle ikinin toplamıyla çarpımı aynıydı bize göre
Ayrıntılara gerek yoktu,genel geçere uygunduk
İki ile ikinin toplamı beşmiş aslında,haberimiz yoktu!
Bizim hesaplarımız çarşıya yetmedi...
Geçinmeyi de bir türlü öğrenemedik seninle

Saat on ikiyi geçerken kuru yeşil bir ışık aradı gözlerim
Seninle konuştum uzun uzun
Sanki tam karşımdaymışsın da
Her zaman ki gibi başın önünde ve kararsızca beklemekteymişsin
Yani seni hep öyle hatırlıyorum,gözlerin yarım
Sözlerin,sevgin,gülümsemen ve sen!
Ben seni hep yarım hatırlıyorum,kendimce...

Aynaları sevmezdim eskiden,
Konuşacak çok kimse varmış demek ki,
Belki de dinleyecek...
Oysa ben sağır,ben kalın ve kemirgen!
Şimdi en çok kendi gözlerimde,kendime yaranmaya gayret içindeyim!
Son zamanlar ağır geçti
Akrep yelkovanla olan aşkına ara vermiş gibiydi
Bozuk saatim günde kaç defa doğruyu gösterdi sayamadım!
Zamanın anlamsız sayıldığı şu dakikalarda
Anıların ortaya saçıldığı bu sokaktan tökezlyerek geçiyoruz
Yıllarımı kendi toprağıma gömüyorum
Ölmüş zamanların,huzurlu kucağı gibiyim
Ve sen hala benimlesin,
Adım içinde çok derinlerde esiyor sessizce,
Dilediğin kadar gürültü çıkarabilirsin
Tanımadığım tek kelimelik suretlerle.
Adımı bastırmak için,adlar yetmeyecektir!
Uyuyorum şimdi iyi geceler öpücüğümü de kendime sakladım
Sana yalnızca kuru bir gece ve hayaller
Bana da asla hatırlanamayan rüyaların kaldı...