22 Haziran 2008 Pazar

Bir Garip Sıkıntı


Kapatalım artık bu huzursuz sohbeti.Biliyorum daha söylenecek çok şey var ama ; kapatalım yine de ...Konuşmak ve daha fazla görmek istemiyorum.Ben hiç bu kadar kuru kalmadım.Yanalarım hiç bu kadar nemsiz kalmadı.İşitiyorum,üzülüyorum ama yine de hala kupkuru yanaklarım.Hiç bu kadar korkmamıştım.

Yitirdiklerimi,benliğimdeki sızıntıları daha fazla görmek istemiyorum.Nerem bu denli canımı acıtan merak etmiyorum.Belki de merak etmek istemiyorum.Ne kadar mümkünse tabi!

Yitirirsin varlıklarını elinde olmaz.Fakat bilmediğin sürece kaybettiğinin adını,acısını da hissetmezsin.Acı bile olamaz belki de..Olan yalnızca bir garip sıkıntı.

Nerem acıyor?

Farkındayım yitirdim.Farkındayım ancak sadece kaybettiğimin.Henüz neyi kaybettiğimi bilmiyorum.Bu acı daha çok az,farkındayım.

Adaları lazım,tek tek.Yerleri...Boşlukların adları gerek.O boşluklar için taşlar lazım,yaşamayı bir nebze daha kitabına uyduracağım çünkü.

''Mış'' gibi yapmam gerek.Hiç olmamış ve gitmemiş gibi.Eksikler var,nerede?Bulmak üzereyim,adları tek tek görmeye az kaldı.

...Ve biliyorum kimliksiz acının adı sıkıntı.Oysa şimdi meşru her şey.Kimlik açık ve net.Ruhumun dili ve vicdanımın elleri yok!

Dilsiz bir ruh ne kadar ağlarsa o kadar,elleri olmayan bir vicdan ne derece sarsabilirse o kadar.İşte gerçek acı şimdi başlıyor.

Sıkıntılarım artık dert!Gömülesi beden,kör olası gözler!Nasıl oldu da kesti ruhumun dilini ve nasıl kırdı vicdanımın ellerini ve ayaklarını...Artık hangi duvara vursam bedenimi vicdanım kadar kanatır.Hangi dilin anlattıkları ruhumun edebiyatından yüksek gelir bana!

Nerem acıyor?

Artık meşru her şey.Acıyan yerim şimdi kanıyor.

...Ve ister istemez diyor ki bedenim,keşke hep öksüz ve yetim kalsaydı bu acı.Keşke hep bir sıkıntı olsaydı kenarından.Kan gövdeyi götürürken tututancak bir dalın olurdu belki!

Hiç yorum yok: