Geceyi yırtıp geçmeyide bilmiyordu
Silip atmayı azimli bir düş sayıyordu
Hep uyuduğum müzikte,küçük bir kabusla koşuşuyorduk...
Her omuz bir askı,et taşıyordu
Kanları çekilmiş,mürekkep tenli musluk bekçileri
Yüzlerini yitirmişlerdi
Bir aslan içinde bir fareyi büyütüyordu hem...
Tencere dibin karaydı senin ki benden de karaydı madem
Neden ben daha çok yanık kokuyordum suretimde
Yalan söyleseydim keşke,yalan söyleseydin ve tabi...
Doğrular vardı,yanlış yerde doğan yanlış zamana saplanmış
Olabildiğim gibi kalmak istedim şu gürültüde
Ve sonrasında gömüldüğümüz ıssız denizde
Yıldızları üzerime çekiyordum
Ay ışığından mahsur kaldığım odamda
Yıldızlar yağıyordu üzerime
Pırıltısız, yalnızca kütlesiyle...
Kapıları açamıyorduk artık
Seneleri kapatamadığımızdan
Ayları geçemediğimizden
On iki ayda br yirmi dört saatten kaçıyordum,
Bir yirmi dört saatin son dakikalarından
Bir mevsimin eksi üç derecesinde sıkışıp kalmıştım
Kışta da değildim madem,neden donma sınırını çoktan aşmıştım!
Yazla alakamız yoktu fakat öylesine sıcaktı,boğarcasına ...
Zehir saçmanın dehşet verici hüznüne bağımlı kalmıştık
Hep uyuduğum müzikteydim...
Kalemim suya düşmüştü sonra
Ne yazsam huşu içinde,gayba gömülmüştü
Kalemim bir kere suya düşmütü
Ne yazdıysam aşk içinde
Sırra kadem basıp önce beni gömmüştü
Kalemim suya düşmüştü
Gayri resmi bir fırtınada resmiyetsiz bir çöplükte bulunmuştum...
Kalemim eksikliğe aşık!
Tamamlanmanın gizli hayaline...
Şimdi kurşuni bir selam veriyorum hayata
Asilce uzanıp köşedeki divana,sefilce uyuyakalıyorum az sonra
Bu hikayenin fotoğrafını çerçeveliyorum
Ve sana hediye ediyorum nazikce...
Hep uyuduğum müzikte...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder