
Acımasız oluyor çoğu zaman insanoğlu.Söz konusu ''ben!'' olunca işler boylu boyuna değişiyor.Herkesin konuşacak söyleyecek neleri neleri var ve fakat icraat sıfır.Yok efendim ''şu canımı yaktı,beriki beni tersledi,öbürü kalbimi çok kırdı,şu beni terketti,patron hakaret etti,hoca azarladı,kuzenimle kavga ettim..Ve ben bir meleğim ondan oluyor tüm bunlar!'' gibi başkasında duysan saçma olarak etiketleyeceğin ama kendi bünyende haklılığa kavuşan durumlar.
Herkes haklı ve herkes melek..ve dünya o yüzden kızıl ateşte kavruluyor değil mi!
Hepimizde var bu durum.Bir şeyi söylerken kendini atlama,kendini hesaba katmama,ben ne yapıyorum acaba dememe ve sadece suçlama''o yaptı'' deme.Ses çıkartma yeteneği herkeste mevcut ama her çıkan ses konuşma olmuyor,bunu öğrenmek gerek önce.
Dikkat ettiniz mi hiç acaba ki;bende Üstün Dökmen'in programını izlediğimde farketmiştim.Hani bir şeye kızdığımızda hınçla dolu bir halde işaret parmağımızı suçladığımız kişiye çevirip,seni seni yaparız.İşte tam o sırada elimize baktığımızda karşılaştığımız manzara çok düşündürücü.Sadece işaret parmağımız karşıdaki kişiyi işaret ederken,kalan üç parmağımız kendimize dönüktür,bizi gösterir.Yani aslında bakılırsa kader falan filan tamam da bir şeyden şikayet etmeden önce olaydaki payımızı düşünsek hiç fena olmaz.Suçlu ne kader ne de üçüncü şahıslar.Evet belki payları vardır ama insan yazgısını kendi çizer.Bir suçlu aranacaksa eğer ilk önce aynaya bakılsa hiç fena olmaz.Çünkü yolumuzdaki eğri doğru,uzun ince tüm izlerde ''ben''i görmek mümkün.Yaşamımız bizim içinde olduğumuz bir küçük kasaba.Bir çok yol var,kötü mahalleler var,çamurlu yollar var,kurabiye kokan evler,huzurun içine aktığı parklar var.Nereye gideceğini senin seçtiğim yerler var.
Belki hayatımızda ki insanlardan şikayetçiyiz ya da hayatımızdan,önümüzdeki yollardan ama o insanları ve o hayatı seçen de bizdik.Ne olursa olsun insan elindeki tek silahı ''varoluşu'' olan bir varlıktır,doğumdan ölüme kadar.Başka ''varlıklar,varoluşlar'' senin varlığına,her seferinde kement atıp tam da boynundan yakalayabiliyorsa ''seni'' , artık şikayet etme hakkın yok.
Yürümeyi adam gibi öğrenmeden takılıp düşünce dümseğe ters ters bakmamak lazım yani.Aynaya arada bir de konuşmak için bakmak lazım belkide.Belki de biraz şizofren bir ruh taşıyıp sohbet etmeye kendinden başlamak lazım sıkça,sorup sorgulamak lazım kendimizi.Birazda ''ben neyim acaba'' sorusunu iş edinmeliyiz.Yoksa olur olmadık yerde çeneye vuruyor.
Bugün seni seni yaparken,yarın bir gün o kalan üç parmağa aniden takılıp düşmek var.Üstelik bu sefer kızmak için,kaşlarımızı kaldırıp hınçla sen diye döndüğümüzde dev bir aynayla baş başa kalmak var ki,o an ölmeyi isteyebilir insan.Bildiklerin hepi topu sen kadarmış meğer..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder