
Ayna karşısına geçip kendime yakından baktım..o kadar yaklaşırsam belki ordakini tanırım diye..Yaklaştım,yaklaştım..neredeyse cildimin gözeneklerini görecek kadar içime yaklaştığımı sandım.Oysaki gördüğüm sadece cildimin gözenekleriydi,ruhumun derinlikleri değil!
Ruhumu görebilmek için ya da görebilceğimi umarak aynadan biraz uzaklaştım ve tam karşıya baktım.Tam karşıda gözlerim vardı.Sonra yeniden yaklaşmaya başladım.Ne zamandır kendimle göz göze gelmiyordum.Çok garipti.Garipti,çünkü kendi gözlerime nasıl olurda bu kadar yabancı olabilirdim.Nasıl olurda anımsaması bu kadar güç olurdu bazı şeyleri.Çocukluğuma inmek ve sonrasında bugüne kadar gelebilmek için bir pskiyatriste ihtiyacım olmadığını o an anladım.Birden bire bir doktorun yapabileceğinden çok daha hızlı beş yaşıma,on yaşıma,on ikime,on dördüme,on altıma,on dokuzuma uğradım.Hatırladım,ben neydim?Dünyanın en büyük sorularından ve sorunlarından biriydi bu benim için..20 yaşındasın,aynaya geçip gözlerine bakıp kimdim ben diyorsun.Kaldırması ve toparlanması çok zor oluyor.
Sonra yavaştan bakınıyorsun tüm benliğine ...''Ne sözler vermiştim kendime''diyorsun.Nasıl bir insan yavrusuydum.Nasıl güzel,temiz,saf bir ruhum vardı.Haa..Şimdi çok mu kirli hayır ama; ruhum beyaz bir tahta idiyse ve üzerinde yine beyaz kalemlerle mis kokulu düşlerin resmi çizilmişse zamanında;şimdi çamur olmasa da tahtamda,her renkden anlamsız çizgiler var.Kan kırmızı var ,gece karalığı var tahtamda ve hepsi beyaz düşlerimin üzerinde.İşte gözlerimi bu yüzden tanıyamadım,çünkü ben en son benim gözlerime baktığımda tahtamda ne kan kırmızı vardı ne de gece karanlığı..Tahtamda benim beyaz kalemlerimin yazıları vardı.Tahtamda ben vardım.
Oysa büyüdükçe benim tahtam onun tahtası,ötekinin tahtası bir diğerinin karalama kağıdı oldu sanki...Sanki küçük ne yatığını bilmeyen ilkokul çocukları gazlı kalemlerle bir daha silinmeyecek şekilde tahtama saldırıyorlardı.Adını yazan,kendini çizen,hikayesini yazan.Hepsini siliyordum ama izleri kalıyordu.Hepsi silniyordu ama izleri kalıyordu.Oysa ben onları silerken kendi beyaz kalemlerimi de siliyordum,onlarınkinin izi kalırken benim düşlerimin gölgesi bile yoktu artık.Ben de elime bir kara kalem aldım,bir de silgi.Düşlerimi kırmızıyla karalayanların karalarını silip,izlerinin üzerinden kendi kalemimle geçiyordum.Diyorum ya hepsi silniyordu ama izleri kalıyordu.
İşte şimdi aynama tekrar dönüp bakıyorum.Tüm bunlardan sonra bir kez daha bakıyorum.Gözler benim yüzümde,göz bebeklerinden içine girdiğim ruh benim ruhum.Değişen tek şey,ben artık beyaz kalemlerle yazı yazılamayacağını öğrendim.Gözlerinde;benim beyaz kalemlerimi göremeyeceğini...Artık gözlerimi tanıyamadığımda şaşırmıyorum.Çünkü yenisine hemen alışıyorsun.Çünkü böyle oluyor,çünkü dünya,hayat,insanlar bunu yaşıyor.
...Ve ben hiç unutmayacağım,beyaz kalemlerim olduğunu...ve ben hep kara kalemimle beyazın rengini bulmaya çalışıcam tahtamda..ve ben hiç acımayacağım artık diğer renklere..silip geçicem üzerinden kara kalemlerimle...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder