Hakkımda
- korkunç akıllılar
- Delilik kayda değer bir gelişmedir! DİKKAT BURASI BİR ANI DEFTERİ NİTELİĞİ TAŞIMAZ!!
14 Ekim 2009 Çarşamba
9 Ekim 2009 Cuma
...
Yok, bu kadarı fazla mı acaba?
Delirdiğin yerde aklını bulabilir misin?
Unuttuklarını, kaybettiğin sokakta yeniden toplayabilir misin?
İsim, şehir, hayvan…
Ağır bir güz sancısı bu sıra
Yolların başında dikilip
Yürümeyi unuttuğun an gibi
Sanki hiç yürümemişsin gibi
Ki koşmaya o kadar alıştıktan sonra
Ağır aksak bir yer çekimi muhabbeti
Kadın derki,
Delirdiğim için öldüm
Adam derki,
Öldüğün için benimlesin
Tek parça şuur ve bin bir tilki
Çekil kenara rahat bırak seni!
Delirdiğin yerde aklını bulabilir misin?
Unuttuklarını, kaybettiğin sokakta yeniden toplayabilir misin?
İsim, şehir, hayvan…
Ağır bir güz sancısı bu sıra
Yolların başında dikilip
Yürümeyi unuttuğun an gibi
Sanki hiç yürümemişsin gibi
Ki koşmaya o kadar alıştıktan sonra
Ağır aksak bir yer çekimi muhabbeti
Kadın derki,
Delirdiğim için öldüm
Adam derki,
Öldüğün için benimlesin
Tek parça şuur ve bin bir tilki
Çekil kenara rahat bırak seni!
1 Ekim 2009 Perşembe
Yeşeren Cümleler
Bir dünyanın diğerine yandan kaydırması
İçinde ki boşlukları nasıl doldurursa
Kimilerinin loş zarafetleri boşluklarda yankı yapıyor.
Komşumun bahçesine girdiği için ölen adam
Sen hiç anlamamışsın,
Bak isteyince otla bok nasıl birbirine karışıyor
Kapıları üzerine çarptıran
Hıncın alt kümelerini yaratan,
Bir o kadar saf ve yanlış yerde duran
Ve bir o kadar ağlatan, ağlayan
Her şeye rağmen dedirten, her şeyi yıkan
Ve altında kaldığım zarif mutluluğunun koca götü
Sandığım kadar güçlü değilmişim
Bileklerim ağrıyor...
Böyle olduğun için mi kızıyorum
Yoksa ben zannettiğim gibi zift yürekli olmadığımdan mı?
Büyük soru mu?
Kısa cevaplı...
Bak susuyorum, açım hem de yorgun
Ama yine de yaşıyorum
Yani yaşanılıyor sessizce...
Nasıl cümleler yeşeriyor içimde
Yeni doğan bebeler gibi laf dolu ağzım
Manasız sesler çıkarıyorum çığlıkla karışık
Aslında çok şey anlatıyorum
Anlamıyorsun, anlamıyorlar
Lakin anlatamıyorum ...
Ben suçlu kaldım,
Sinsice üzerime yapıştı gözyaşların
Sinsiliğin sonra!
Sevmiyorum kalantor aşkları, aşıkları
Yüksek ökçeli kahkahalar boğuyor beni
İçim kalkıyor
Şöyle yanımdan geçsin gitsin istiyorum
Sakin kadınlar, adamlar
Gözlerim görmesede,
Canıma değsin ruhlar...
Ve bugün yine aynı koltuktayım
Sanıyor musun ki aynı şekilde oturuyorum
Hafif kambur hafif yılgın
Gençliğimin altında seneler yatıyor,
Çokta değil bir yirmi yıl kanatlanıyor içimden
Sendeliyorum hafifce
Midem bulandı,
Uzun koridorlu evin uzun yılları
Uzun çocukluk, hiç bitmeyen uzun acılar
Kaygılı günlüğüm
Sessiz gözyaşlarım
Arabesk geceler, göğsüme yapışmış yumruk
Göğsüm de kabaran korku!
Senin cesaretin olamaz bu kadarına
Olmasında zaten,
Hem yanlış dergahın kapısı bura
Sahte şeyhlerin, mümin bozuntularının mekanı!
Kısa kısa yollar...
Ne tam mutlu ne tam mutsuz
Ne tam ölü ne tam diri
Ne tam kadın ne tam çocuk
Ne tamım ne yarım
Ne tam yalnız ne tam kalabalık
Ne bugün ne yarın
Hep akşam üstü,
Hep el ayak boşalınca
Suya vurunca karanlık
İşte orada bekliyorum
Benim koyu gözlerim,
Kuytu kentlerim...
Hayali cinayetlerim!
İçinde ki boşlukları nasıl doldurursa
Kimilerinin loş zarafetleri boşluklarda yankı yapıyor.
Komşumun bahçesine girdiği için ölen adam
Sen hiç anlamamışsın,
Bak isteyince otla bok nasıl birbirine karışıyor
Kapıları üzerine çarptıran
Hıncın alt kümelerini yaratan,
Bir o kadar saf ve yanlış yerde duran
Ve bir o kadar ağlatan, ağlayan
Her şeye rağmen dedirten, her şeyi yıkan
Ve altında kaldığım zarif mutluluğunun koca götü
Sandığım kadar güçlü değilmişim
Bileklerim ağrıyor...
Böyle olduğun için mi kızıyorum
Yoksa ben zannettiğim gibi zift yürekli olmadığımdan mı?
Büyük soru mu?
Kısa cevaplı...
Bak susuyorum, açım hem de yorgun
Ama yine de yaşıyorum
Yani yaşanılıyor sessizce...
Nasıl cümleler yeşeriyor içimde
Yeni doğan bebeler gibi laf dolu ağzım
Manasız sesler çıkarıyorum çığlıkla karışık
Aslında çok şey anlatıyorum
Anlamıyorsun, anlamıyorlar
Lakin anlatamıyorum ...
Ben suçlu kaldım,
Sinsice üzerime yapıştı gözyaşların
Sinsiliğin sonra!
Sevmiyorum kalantor aşkları, aşıkları
Yüksek ökçeli kahkahalar boğuyor beni
İçim kalkıyor
Şöyle yanımdan geçsin gitsin istiyorum
Sakin kadınlar, adamlar
Gözlerim görmesede,
Canıma değsin ruhlar...
Ve bugün yine aynı koltuktayım
Sanıyor musun ki aynı şekilde oturuyorum
Hafif kambur hafif yılgın
Gençliğimin altında seneler yatıyor,
Çokta değil bir yirmi yıl kanatlanıyor içimden
Sendeliyorum hafifce
Midem bulandı,
Uzun koridorlu evin uzun yılları
Uzun çocukluk, hiç bitmeyen uzun acılar
Kaygılı günlüğüm
Sessiz gözyaşlarım
Arabesk geceler, göğsüme yapışmış yumruk
Göğsüm de kabaran korku!
Senin cesaretin olamaz bu kadarına
Olmasında zaten,
Hem yanlış dergahın kapısı bura
Sahte şeyhlerin, mümin bozuntularının mekanı!
Kısa kısa yollar...
Ne tam mutlu ne tam mutsuz
Ne tam ölü ne tam diri
Ne tam kadın ne tam çocuk
Ne tamım ne yarım
Ne tam yalnız ne tam kalabalık
Ne bugün ne yarın
Hep akşam üstü,
Hep el ayak boşalınca
Suya vurunca karanlık
İşte orada bekliyorum
Benim koyu gözlerim,
Kuytu kentlerim...
Hayali cinayetlerim!
20 Eylül 2009 Pazar
Korkarsın
Geçmiyor içindeki yaralar
Ağırlaşıyor kabukları
Seviyorsun geceyi artık gündüz kadar
Gündüzlerin aydın olmasa da ışıkları kabul ediyorsun artık
Gömülmesen de toprağın altına
Kime göre zor ölüm, kime göre zor hayat
Müşküliyetler cennetinde cehennemi ararken
Esasen kaybolduğunu anladığında biraz geç oluyor
Vakit gece yarısını yedi dakika geçti az önce
Ve büyük bir buhranla yazıldı camda ki buğuya adın
Sadık bir acısın inan ki, hiç bitmiyor sancın.
Gittiğin yerleri bilmiyorum, kaldığın odaları
Sattığın parçalarından da haberim yok
Ama geçmiyor içindeki yaralar
Ağırlaşıyor kabukların
Seviyorsun belki artık geceyi gündüz kadar
Fakat biliyorsun ki,
Bir daha gün doğduğunda ve mevsimlerden güze yakınken
Batıramayacaksın bu kadar cesurca sevinçleri
Ki kendinden çaldın en çok satır satır
Kaldır desem şimdi o mağrur perdeyi yüzünden
Altında ki çocuktan korkarsın,
Ölmekten korkarsın, gülmekten
Ve en nihayetinde sevmekten korkarsın
Birkaç cümle içinde mutluluktan korkarsın
Hiç bitmeyecek hatıralardan, göz bebeklerinden
Ruhundan korkarsın…
Kaldır desem şimdi o mağrur perdeyi
Gözyaşlarından korkarsın,
Belki insan olmaktan!
Ve belki de korkmaktan utanırsın…
O perdeyi aralasam şimdi azıcık
Gözlerime bakmaktan korkarsın!
Ağırlaşıyor kabukları
Seviyorsun geceyi artık gündüz kadar
Gündüzlerin aydın olmasa da ışıkları kabul ediyorsun artık
Gömülmesen de toprağın altına
Kime göre zor ölüm, kime göre zor hayat
Müşküliyetler cennetinde cehennemi ararken
Esasen kaybolduğunu anladığında biraz geç oluyor
Vakit gece yarısını yedi dakika geçti az önce
Ve büyük bir buhranla yazıldı camda ki buğuya adın
Sadık bir acısın inan ki, hiç bitmiyor sancın.
Gittiğin yerleri bilmiyorum, kaldığın odaları
Sattığın parçalarından da haberim yok
Ama geçmiyor içindeki yaralar
Ağırlaşıyor kabukların
Seviyorsun belki artık geceyi gündüz kadar
Fakat biliyorsun ki,
Bir daha gün doğduğunda ve mevsimlerden güze yakınken
Batıramayacaksın bu kadar cesurca sevinçleri
Ki kendinden çaldın en çok satır satır
Kaldır desem şimdi o mağrur perdeyi yüzünden
Altında ki çocuktan korkarsın,
Ölmekten korkarsın, gülmekten
Ve en nihayetinde sevmekten korkarsın
Birkaç cümle içinde mutluluktan korkarsın
Hiç bitmeyecek hatıralardan, göz bebeklerinden
Ruhundan korkarsın…
Kaldır desem şimdi o mağrur perdeyi
Gözyaşlarından korkarsın,
Belki insan olmaktan!
Ve belki de korkmaktan utanırsın…
O perdeyi aralasam şimdi azıcık
Gözlerime bakmaktan korkarsın!
19 Eylül 2009 Cumartesi
Cüzzamlı Adam
O cüzzamlıya bakıyorum
Lanet dağıtıyor en makbullerinden
Düşünmeden ayaklarımıza serdiği halılar
Halılar çamur, bataklık
Halılar gülmüyor
O cüzzamlı, melek sanıyor kendini
Sanrısında oluşan tatlı menekşeleri kokluyor
Ellerinde dört mevsim,
Oysa elleri çiçeklere yakışmıyor
O cüzzamlıya bakıyorum
Ne güzel, ne düzgün bir yüz bu
Onun kalbini görüyorum
Yara bere ve matem içinde
Güzel bir adamın neden hasta olduğunu şimdi anlıyorum
Cüzzamlıyı görüyorum,
Umutları toprağın altında
Kendi üzerinde bir çamur
Ruhu emaneten asılı duruyor kapıda
Sanki birazdan çıkıp gidecekmiş gibi
Sanki yanlış zili çalmış, hiç içeri girmemiş gibi!
Lanet dağıtıyor en makbullerinden
Düşünmeden ayaklarımıza serdiği halılar
Halılar çamur, bataklık
Halılar gülmüyor
O cüzzamlı, melek sanıyor kendini
Sanrısında oluşan tatlı menekşeleri kokluyor
Ellerinde dört mevsim,
Oysa elleri çiçeklere yakışmıyor
O cüzzamlıya bakıyorum
Ne güzel, ne düzgün bir yüz bu
Onun kalbini görüyorum
Yara bere ve matem içinde
Güzel bir adamın neden hasta olduğunu şimdi anlıyorum
Cüzzamlıyı görüyorum,
Umutları toprağın altında
Kendi üzerinde bir çamur
Ruhu emaneten asılı duruyor kapıda
Sanki birazdan çıkıp gidecekmiş gibi
Sanki yanlış zili çalmış, hiç içeri girmemiş gibi!
7 Eylül 2009 Pazartesi
RÜYA
Bir rüya gördüm
Gözlerim açıktı
Henüz gece olmamıştı
Geceler vardı ve gündüzler
Hep uykudaydım, hep uçuyordum sessizce
Bir rüya gördüğümü anladım
Hışımla uyandım bir gün
Bu kadar güzel olur muydu yalanlar?
Yürümeye çalıştım o sersemlikle
Takıldım sonra, düştüm
Dizlerim yarıldı tabi
Ama hala yürüyebiliyordum, durmadım
Bir tutam suya ihtiyacım vardı
Dilim damağım kurumuştu
Su sandım, içtim
Boğazımda kaldı, çürüttü!
Hışımla tükürdüm bu sefer
Ne yuttuysam, çıkardım
O sersemlikle oraya yığılıp kaldım
Yürüyemedim, koşamadım, doğrulamadım
Baktım gidemiyorum daha fazla
Son durağı evim yaptım!
Gözlerim açıktı
Henüz gece olmamıştı
Geceler vardı ve gündüzler
Hep uykudaydım, hep uçuyordum sessizce
Bir rüya gördüğümü anladım
Hışımla uyandım bir gün
Bu kadar güzel olur muydu yalanlar?
Yürümeye çalıştım o sersemlikle
Takıldım sonra, düştüm
Dizlerim yarıldı tabi
Ama hala yürüyebiliyordum, durmadım
Bir tutam suya ihtiyacım vardı
Dilim damağım kurumuştu
Su sandım, içtim
Boğazımda kaldı, çürüttü!
Hışımla tükürdüm bu sefer
Ne yuttuysam, çıkardım
O sersemlikle oraya yığılıp kaldım
Yürüyemedim, koşamadım, doğrulamadım
Baktım gidemiyorum daha fazla
Son durağı evim yaptım!
...
Kelimelerim ağır geliyor
Yorgun duruyorum aşağıya bakarken
Sessizliğim beni kementliyor
Çok canım acıyor, çok!
Susmak için o kadar zaman bekledim ki…
Artık diyorum,
Batsa şu gemi ve yenisine taşınsak biz
Daha mavi bir denize, daha çok yıldızı olan bir gökyüzüne
Nil’in kenarında uyusak,
Ya da birileri öyle huzurlu uyutsa
Belki de hiç uyanmamalıydık,
Ya da fazla uyuduk!
Çok mu istiyorum diyorum sonra
Azaldıkça, çok mu istiyorum diyorum...
Azalıyorum ama bir türlü bitemiyorum!
Yorgun duruyorum aşağıya bakarken
Sessizliğim beni kementliyor
Çok canım acıyor, çok!
Susmak için o kadar zaman bekledim ki…
Artık diyorum,
Batsa şu gemi ve yenisine taşınsak biz
Daha mavi bir denize, daha çok yıldızı olan bir gökyüzüne
Nil’in kenarında uyusak,
Ya da birileri öyle huzurlu uyutsa
Belki de hiç uyanmamalıydık,
Ya da fazla uyuduk!
Çok mu istiyorum diyorum sonra
Azaldıkça, çok mu istiyorum diyorum...
Azalıyorum ama bir türlü bitemiyorum!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)