7 Kasım 2009 Cumartesi

Yani siz, ikiniz...

Yere düşünce parçalandı kimsi
Kimisi havada beş parande atınca öldü
Sen yalnızca durdun ve güldün…
Bekleyeni olmayan bir yola girmeden evvel üç kez düşündün
Düşününce ne oldu gördün
Kimse dinlemiyordu bu fısıltıyı
Yanmıştın,
Çok şık söndün!
Ardına dönüp bakmak
Kaç, gidebildiğin kadar uzağa
Enseden bir alevdir çekiyor aşağı
Yanıyorsun, ne kelime…
Düştür pençesinde kıvrandıkların.
Bir adamdır yahut bir kadın
Bir dosttur, olur ya bir aşk
Belki arasında kalır güz ve kışın
Yağan yaz yağmuru mu ?
Deme gitsin, bir ağıt ki yokuş aşağı
Yuvarlanır üzerime,
Kar, kış, kıyamet bir de siz,
İkiniz…
Ölmüş, dün bugün yarın…
Ne fark eder, yok artık.
Şimdi ezilmiş içimde yaşanmışlıklar
Birkaç çehre gölge ediyor tebessümlerime
Kaç, kaçabildiğin kadar uzağa
En fazla bir insan geçersin, bir düşü yakarsın
Sonların adı aynıdır,
Mutlulukların adı son olmaz,
Masallar ayrı tabi,
Esas kızın acısı bulaşmadan biter onlar
Yüz göz olmazlar gözyaşlarıyla
Öyle her gözyaşı da damgalamaz ruhu
İşte siz, yani ikiniz
Damgalıyorsunuz…
Kaçmak ne mümkün
Düşmek, kim bilir…
Solmak, tereddütsüz…
Yenilmek anılara, anıların ne renk olduğunu görmek
Grileşip, uyumak
Uyumak, güneşi olan bir sabahı dilemek
Dilenmek,
Tanrı’dan usulsüzce
Ve siz, yani ikiniz…
Hiç üşümediniz mi bensiz?,
Hiçbir gece titremediniz mi?
Mutlu olurken, hiç gölge etmedi mi yaptıklarınız?
Pişmanlık, gümüş kalkan
Vicdan...
Demek sağır…

5 Kasım 2009 Perşembe

Yazıyor , yazmıyor...

Yok olmak ki öylece sessiz
Canını satan, şerbetsiz tatlı gibisin
Eksik ve gereksiz
Hiç uyuşmayan ellerin
Hissettiğinde elbet bir gün soğuk geceyi
Ellerinin arasında,
Düşer birkaç bahar mevsimi kapına
Pencere önünde buluşan serçeler
Bilmelisiniz ki aç ve korkarak uçulmaz
Hiçbir kapı sahibi, hiçbir pencere tüneğine güvenilmez
Düşmek kolay, kalkmak zordur
Kaldırmak, yükünce ağırlığı hissetmeden
Nadir bir savaş…
Şu aciz med cezirleri kestirmek zamanında
Ve tutmak tam zamanında duaları
Tam zamanında ağlamak, geceye karşı
Kimsin ki bahtiyar bir tebessümle koşarsın üzerime
Daha dün ki , iki yıl olmuş
İşte o kadar tazedir cümleler
Bir yudum bir yudum daha
Hiç biter mi acı sen istemedikçe,
Hiç düşer mi bir çocuk bir çocuğun ayağına takılıp
Kurallar oyunlar içindi,
Arka bahçeler de oynanan oyunlar için
Biraz büyümüştük çanak çömlek adına
Kamburlarımızın adlarını sayıyorduk birbirimize
Her saat başı yeni bir yüz görüyordum yüzünde
Her gün yeni bir tepecik bindi sırtına
Şimdi gözlerini göremeyecek kadar aşağıdasın
Omzunda kadından tepecikler, yalnızlıktan evler
Ve yankı yapan bir bedenin sahibisin
Kör bir kalem var elimde
Yazıyor yazmıyor…
Seviyor sevmiyor gibi tıpkı…
Kör kalemim yazıyor, okuyor musun?
Sevmiyor musun?
Hiç olmadı dinle biraz…

4 Kasım 2009 Çarşamba

Kayan Yıldızları Biz Tutarız

Somurtmak dilemeden, çabalamadan
İçinde uyutmak derinlikleri
Kaçacağın caddelerin adını bilerek
Yine, aynı şekilde ve biçmen aynen
Serilmek tek kelime etmeden
Kırmızı halılar bizden sorulur...

Dertsiz tasasız olsun muhattabın
Koynunda ki pareleri küçültmek istiyorsan
Kimdir kapıyı açacak bu defa
Adı nedir bu defa ıssız denizlerin
Cümleten geçmiş olsun...
Namımız çizilmiş bir kaşık suda

Halbuki yücelmeliydi bu defa dualar
Gökyüzünden düşmeliydi tane tane yıldızlar
Her birimiz için bir yıldız,
Kayan yıldızları biz tutarız.

Gecenin kör karanlığında ellerimiz
Kimbilir ola ki kanlanır şuncacık bitimiz
Af buyurma zaten şimdilik
Günü gelir biz kendimiz yalvarırız...

Küçük çocuk seni tanıyorum ben
Kaçma ne olursun,
Daha dün konuştuk hani,
Hani bizim evde, hani benim masamda
Hani elimde kalem seni çiziyordum.
Öyle güzel bakıyordun ki bana
Şüphe etmiştim,
Kaç gamzem vardı benim,
Gülünce daha mı çoktular...

14 Ekim 2009 Çarşamba

Korkak olduğun için cahil kaldın ! Cahil olduğun için mutsuz ve mutsuz olduğun için yalnız kaldın!

9 Ekim 2009 Cuma

...

Yok, bu kadarı fazla mı acaba?
Delirdiğin yerde aklını bulabilir misin?
Unuttuklarını, kaybettiğin sokakta yeniden toplayabilir misin?
İsim, şehir, hayvan…

Ağır bir güz sancısı bu sıra
Yolların başında dikilip
Yürümeyi unuttuğun an gibi
Sanki hiç yürümemişsin gibi
Ki koşmaya o kadar alıştıktan sonra
Ağır aksak bir yer çekimi muhabbeti

Kadın derki,
Delirdiğim için öldüm
Adam derki,
Öldüğün için benimlesin
Tek parça şuur ve bin bir tilki
Çekil kenara rahat bırak seni!

1 Ekim 2009 Perşembe

Yeşeren Cümleler

Bir dünyanın diğerine yandan kaydırması
İçinde ki boşlukları nasıl doldurursa
Kimilerinin loş zarafetleri boşluklarda yankı yapıyor.
Komşumun bahçesine girdiği için ölen adam
Sen hiç anlamamışsın,
Bak isteyince otla bok nasıl birbirine karışıyor

Kapıları üzerine çarptıran
Hıncın alt kümelerini yaratan,
Bir o kadar saf ve yanlış yerde duran
Ve bir o kadar ağlatan, ağlayan
Her şeye rağmen dedirten, her şeyi yıkan
Ve altında kaldığım zarif mutluluğunun koca götü
Sandığım kadar güçlü değilmişim
Bileklerim ağrıyor...

Böyle olduğun için mi kızıyorum
Yoksa ben zannettiğim gibi zift yürekli olmadığımdan mı?
Büyük soru mu?
Kısa cevaplı...
Bak susuyorum, açım hem de yorgun
Ama yine de yaşıyorum
Yani yaşanılıyor sessizce...

Nasıl cümleler yeşeriyor içimde
Yeni doğan bebeler gibi laf dolu ağzım
Manasız sesler çıkarıyorum çığlıkla karışık
Aslında çok şey anlatıyorum
Anlamıyorsun, anlamıyorlar
Lakin anlatamıyorum ...

Ben suçlu kaldım,
Sinsice üzerime yapıştı gözyaşların
Sinsiliğin sonra!

Sevmiyorum kalantor aşkları, aşıkları
Yüksek ökçeli kahkahalar boğuyor beni
İçim kalkıyor
Şöyle yanımdan geçsin gitsin istiyorum
Sakin kadınlar, adamlar
Gözlerim görmesede,
Canıma değsin ruhlar...

Ve bugün yine aynı koltuktayım
Sanıyor musun ki aynı şekilde oturuyorum
Hafif kambur hafif yılgın
Gençliğimin altında seneler yatıyor,
Çokta değil bir yirmi yıl kanatlanıyor içimden
Sendeliyorum hafifce
Midem bulandı,
Uzun koridorlu evin uzun yılları
Uzun çocukluk, hiç bitmeyen uzun acılar
Kaygılı günlüğüm
Sessiz gözyaşlarım
Arabesk geceler, göğsüme yapışmış yumruk
Göğsüm de kabaran korku!
Senin cesaretin olamaz bu kadarına
Olmasında zaten,
Hem yanlış dergahın kapısı bura
Sahte şeyhlerin, mümin bozuntularının mekanı!

Kısa kısa yollar...

Ne tam mutlu ne tam mutsuz
Ne tam ölü ne tam diri
Ne tam kadın ne tam çocuk
Ne tamım ne yarım
Ne tam yalnız ne tam kalabalık
Ne bugün ne yarın
Hep akşam üstü,
Hep el ayak boşalınca
Suya vurunca karanlık
İşte orada bekliyorum
Benim koyu gözlerim,
Kuytu kentlerim...
Hayali cinayetlerim!

20 Eylül 2009 Pazar

Korkarsın

Geçmiyor içindeki yaralar
Ağırlaşıyor kabukları
Seviyorsun geceyi artık gündüz kadar
Gündüzlerin aydın olmasa da ışıkları kabul ediyorsun artık
Gömülmesen de toprağın altına
Kime göre zor ölüm, kime göre zor hayat
Müşküliyetler cennetinde cehennemi ararken
Esasen kaybolduğunu anladığında biraz geç oluyor
Vakit gece yarısını yedi dakika geçti az önce
Ve büyük bir buhranla yazıldı camda ki buğuya adın
Sadık bir acısın inan ki, hiç bitmiyor sancın.
Gittiğin yerleri bilmiyorum, kaldığın odaları
Sattığın parçalarından da haberim yok
Ama geçmiyor içindeki yaralar
Ağırlaşıyor kabukların
Seviyorsun belki artık geceyi gündüz kadar
Fakat biliyorsun ki,
Bir daha gün doğduğunda ve mevsimlerden güze yakınken
Batıramayacaksın bu kadar cesurca sevinçleri
Ki kendinden çaldın en çok satır satır
Kaldır desem şimdi o mağrur perdeyi yüzünden
Altında ki çocuktan korkarsın,
Ölmekten korkarsın, gülmekten
Ve en nihayetinde sevmekten korkarsın
Birkaç cümle içinde mutluluktan korkarsın
Hiç bitmeyecek hatıralardan, göz bebeklerinden
Ruhundan korkarsın…
Kaldır desem şimdi o mağrur perdeyi
Gözyaşlarından korkarsın,
Belki insan olmaktan!
Ve belki de korkmaktan utanırsın…
O perdeyi aralasam şimdi azıcık
Gözlerime bakmaktan korkarsın!