29 Kasım 2009 Pazar

İçimden konuşuyorum

Şimdi göz gözeyiz ve öylece bana bakıyorsun
Dudaklarım hareketsiz ve dilim,
Sesim çıkmıyor
İçimden konuşuyorum sen daha iyi duy diye
Yalnızca dinlemen gerekiyor,
Yalnızca biraz dikkat
Gözlerimin altlarına bak,
Orada eskiden olmayan şeylerden var
Burnuma eski kaşar kokusu geliyor
Pişmanlıklarını açıkta bırakmışsın
Oda sıcaklığında ekşimiş yaşanmışlıkların
Şimdi içimden konuşuyorum değil mi
Şimdi daha iyi duyuyorsun bence
Ve tabiî ki ben de daha iyi görüyorum seni
Çırılçıplak ve olduğun gibi!
Muştuların saçılmış etrafa
Artık toparlanmalısın bence
Birinin eteğinden tutup kaçmalısın
Ya da birinin bir yerinden tutup işte…
Hiç konuşmuyorum seninle,
Ne de olsa küsmüştüm çok önceleri
Çocukken kolaydı barışmak
Parmak uçlarında dolaşırdı kırgınlıkların adı
Oysa şimdi,
Hiçbir pişmanlık geri getiremiyor tebessümleri
İçimden konuşuyorum...
Fakat biliyorum,
Şimdi daha iyi duyuyorsun beni
Tıpkı benim daha iyi gördüğüm gibi…
Zaman tüm karanlıkları aydınlatıyor
Ve tüm aşıklar çırılçıplak şimdi!

26 Kasım 2009 Perşembe

Modası geçiyor bu aşkın da

Ağlamak geliyor içimden
İçimden bir parça dışarıya aksın istiyorum
Ağlıyorum aslında
Senin anlayamayacağın bir dilde
Senin tanıyamayacağın gözyaşlarım var

Unutuyorsun,
Uyanıp uyurken dalıp gidiyorsun
Hayat hep mızıkçı!
Yalnızsın ve kokuyorsun
Hiçlik, kimsesizlik, boşluk…
Ötekileşiyorsun
Beriden bana bakan adam gibi
Önümde ki çukur gibi
Ardımdakiler gibi, ardımda bıraktıklarım gibi…

Çaresiz üşüyorum
Az evvel yeniden hatırlattı yabancı bir tebessüm
Öyle tanıdık hayaller geçti ki göz bebeklerimden
Tanımıyor gibiyim,
Oysa öyle benden, öyle gerçek
Yabancılaştığım sokaklarda
Bizzat ayak izlerim varmış

Unutulmuyor…
Unutmak demek,
Artık güzel olmayan şeylerin
Güzelliği karşısında yorulmamak demek olmuyor
Unutulmuyor…
Unutmak demek, bağışıklık kurmak oluyor

Şafakla beraber kapanan gözlere,
Kokulara, izlere, kelimelere, günlere
Aylara, giysilere, seslere…

Unutulmuyor,
Yalnızca alışıyorsun,
Modası geçiyor bu aşkın da..

Oysa ağlıyorsun hala,
Kimsenin anlamadığı bir dilde
Göremeyecekleri yaşlara sahipsin…
Bir tek senin gözyaşlarının modası geçmiyor!

7 Kasım 2009 Cumartesi

Yani siz, ikiniz...

Yere düşünce parçalandı kimsi
Kimisi havada beş parande atınca öldü
Sen yalnızca durdun ve güldün…
Bekleyeni olmayan bir yola girmeden evvel üç kez düşündün
Düşününce ne oldu gördün
Kimse dinlemiyordu bu fısıltıyı
Yanmıştın,
Çok şık söndün!
Ardına dönüp bakmak
Kaç, gidebildiğin kadar uzağa
Enseden bir alevdir çekiyor aşağı
Yanıyorsun, ne kelime…
Düştür pençesinde kıvrandıkların.
Bir adamdır yahut bir kadın
Bir dosttur, olur ya bir aşk
Belki arasında kalır güz ve kışın
Yağan yaz yağmuru mu ?
Deme gitsin, bir ağıt ki yokuş aşağı
Yuvarlanır üzerime,
Kar, kış, kıyamet bir de siz,
İkiniz…
Ölmüş, dün bugün yarın…
Ne fark eder, yok artık.
Şimdi ezilmiş içimde yaşanmışlıklar
Birkaç çehre gölge ediyor tebessümlerime
Kaç, kaçabildiğin kadar uzağa
En fazla bir insan geçersin, bir düşü yakarsın
Sonların adı aynıdır,
Mutlulukların adı son olmaz,
Masallar ayrı tabi,
Esas kızın acısı bulaşmadan biter onlar
Yüz göz olmazlar gözyaşlarıyla
Öyle her gözyaşı da damgalamaz ruhu
İşte siz, yani ikiniz
Damgalıyorsunuz…
Kaçmak ne mümkün
Düşmek, kim bilir…
Solmak, tereddütsüz…
Yenilmek anılara, anıların ne renk olduğunu görmek
Grileşip, uyumak
Uyumak, güneşi olan bir sabahı dilemek
Dilenmek,
Tanrı’dan usulsüzce
Ve siz, yani ikiniz…
Hiç üşümediniz mi bensiz?,
Hiçbir gece titremediniz mi?
Mutlu olurken, hiç gölge etmedi mi yaptıklarınız?
Pişmanlık, gümüş kalkan
Vicdan...
Demek sağır…

5 Kasım 2009 Perşembe

Yazıyor , yazmıyor...

Yok olmak ki öylece sessiz
Canını satan, şerbetsiz tatlı gibisin
Eksik ve gereksiz
Hiç uyuşmayan ellerin
Hissettiğinde elbet bir gün soğuk geceyi
Ellerinin arasında,
Düşer birkaç bahar mevsimi kapına
Pencere önünde buluşan serçeler
Bilmelisiniz ki aç ve korkarak uçulmaz
Hiçbir kapı sahibi, hiçbir pencere tüneğine güvenilmez
Düşmek kolay, kalkmak zordur
Kaldırmak, yükünce ağırlığı hissetmeden
Nadir bir savaş…
Şu aciz med cezirleri kestirmek zamanında
Ve tutmak tam zamanında duaları
Tam zamanında ağlamak, geceye karşı
Kimsin ki bahtiyar bir tebessümle koşarsın üzerime
Daha dün ki , iki yıl olmuş
İşte o kadar tazedir cümleler
Bir yudum bir yudum daha
Hiç biter mi acı sen istemedikçe,
Hiç düşer mi bir çocuk bir çocuğun ayağına takılıp
Kurallar oyunlar içindi,
Arka bahçeler de oynanan oyunlar için
Biraz büyümüştük çanak çömlek adına
Kamburlarımızın adlarını sayıyorduk birbirimize
Her saat başı yeni bir yüz görüyordum yüzünde
Her gün yeni bir tepecik bindi sırtına
Şimdi gözlerini göremeyecek kadar aşağıdasın
Omzunda kadından tepecikler, yalnızlıktan evler
Ve yankı yapan bir bedenin sahibisin
Kör bir kalem var elimde
Yazıyor yazmıyor…
Seviyor sevmiyor gibi tıpkı…
Kör kalemim yazıyor, okuyor musun?
Sevmiyor musun?
Hiç olmadı dinle biraz…

4 Kasım 2009 Çarşamba

Kayan Yıldızları Biz Tutarız

Somurtmak dilemeden, çabalamadan
İçinde uyutmak derinlikleri
Kaçacağın caddelerin adını bilerek
Yine, aynı şekilde ve biçmen aynen
Serilmek tek kelime etmeden
Kırmızı halılar bizden sorulur...

Dertsiz tasasız olsun muhattabın
Koynunda ki pareleri küçültmek istiyorsan
Kimdir kapıyı açacak bu defa
Adı nedir bu defa ıssız denizlerin
Cümleten geçmiş olsun...
Namımız çizilmiş bir kaşık suda

Halbuki yücelmeliydi bu defa dualar
Gökyüzünden düşmeliydi tane tane yıldızlar
Her birimiz için bir yıldız,
Kayan yıldızları biz tutarız.

Gecenin kör karanlığında ellerimiz
Kimbilir ola ki kanlanır şuncacık bitimiz
Af buyurma zaten şimdilik
Günü gelir biz kendimiz yalvarırız...

Küçük çocuk seni tanıyorum ben
Kaçma ne olursun,
Daha dün konuştuk hani,
Hani bizim evde, hani benim masamda
Hani elimde kalem seni çiziyordum.
Öyle güzel bakıyordun ki bana
Şüphe etmiştim,
Kaç gamzem vardı benim,
Gülünce daha mı çoktular...

14 Ekim 2009 Çarşamba

Korkak olduğun için cahil kaldın ! Cahil olduğun için mutsuz ve mutsuz olduğun için yalnız kaldın!

9 Ekim 2009 Cuma

...

Yok, bu kadarı fazla mı acaba?
Delirdiğin yerde aklını bulabilir misin?
Unuttuklarını, kaybettiğin sokakta yeniden toplayabilir misin?
İsim, şehir, hayvan…

Ağır bir güz sancısı bu sıra
Yolların başında dikilip
Yürümeyi unuttuğun an gibi
Sanki hiç yürümemişsin gibi
Ki koşmaya o kadar alıştıktan sonra
Ağır aksak bir yer çekimi muhabbeti

Kadın derki,
Delirdiğim için öldüm
Adam derki,
Öldüğün için benimlesin
Tek parça şuur ve bin bir tilki
Çekil kenara rahat bırak seni!