15 Nisan 2009 Çarşamba

Kısaca...

Rüzgarı çok seviyordun
Öyleki ona ait olup ondan oldun!
Rüzgar fırtınaya kaçacağı sırada
Sen güneşe bakıyordun
Sıcacık,aydınlık,ışıl ışıl
Tozdan dumandan uzak...
Fırtınada kaybolmak ya da güneşte erimek
İkiside aynı kapıydı...
Senin günaydınların biraz daha sertçeydi
Ne fırtınada kayboldun ne de güneşte eridin
Birinde ordan oraya savrulurken
Diğerinde yalnızca kör oldun,göremedin!
Rüzgarı çok seviyordun,keike hep ondan olsaydın!

Bir.....meğer...

Bir yudum aldım hayattan
Bir yudum cesaret,acısı bol,sakin!
Bir damla istedim ruhuma
Bir damla,aitliğin yabancı olduğu
Bir fırça istedim,bir darbelik
Bir fırça boynumdan aşşağı
Tek bir darbeye sıkışmış
Bir tutam bekledim
Bir tutam huzur yağmuru,gökyüzünden yüzüme
Bir dakika daha istedim
Bir dakikalık kocaman hataları biriktirirken
Akrebe,yelkovana sıkışmıştık çığlık çığlığa

Bir saatim daha olsaydı ve ben orda olsaydım
Bir adamı bekledim yanlış gemide
Bir fırtınanın kapısında
Bir fincandaydı kalbim
Bir fincan kahvenin aşırı dozunda!
Bir silgim olmalıydı,cahil cühela...
Biraz geç kalınmıştı sanki
Çok daha önce geçmeliydim bu kapıdan
Bir gram umudun peşinde tükendim
Bir gram umudun yaşam demek olduğunu öğrenirken
Nefes nefeseydi tüm canlılar ve hayat!
Bir yüzümü gizledimse
Bir yüzüm hep gölgede yanlışa baktı
Bir gözüm hep dumanın içinde,hep dolu dolu
Hep ıslak!
Bir bulutu beklerken,şimşeği yıldırıma kaçarken
Yıldırıma vurulan ve kavrularak kuruyan bedenleri izledim
Bir bulutun yokedebileceğini öğrenirken
Beyazın nasıl kaçınası olduğunu gördüm!
Ben biraz fazla bekledim anlaşılan
Biraz fazla durdum
Bu durak paslanmış ve nemli
Burası bir numaralı sokağı çoktan geçmiş
Meğerse ben dönüşte sanarken kendimi
Gidiş yollarında sürtmekteymişim
Nacizane ruhumu o yolda terkedivermişim
Bir adamı beklemekten yorulup
Kendimi yitirmeyi öğrenirken
Bir yanlışın sürçen ayağının yoluma düşmesi benim yüzümdenmiş meğer...
Meğer...
Meğer...

14 Nisan 2009 Salı

Anladın mı!

Mor girişler,kırmızı çıkışlar
Pembe gidişler,gri bitişler...
Kefilsiz sonlar,bunaltıcı sıcaklar
Dönülmez çirkef ahlaklar..
Sırtı yere gelmez imanlar
Konuk düşmanlar
Misafir soyundan adiler
Kimsesiz komşular,
Yaralı düşler,yaralanmış bekçiler
Kapının ardından gizlice süzülen gelecek kumarı
Maymunların şahı,kedilerin kralı!
Maviş yeşimsi suları
Kaybolduğu yıldızların asfalta yansıması
İştahı kaçık,kumarbaz
Cüzdanı sarkık cengaver
Mahlası bozuk,fikri luzumsuz serseri
Adını hikmet adlandıran evlere cümbüş ruhlar
Işıklı duman altı geceler
Sarhoş kemirgenler ...
Hepimiz düşeriz onlar çıkana kadar !!

12 Nisan 2009 Pazar

Sevgiliye İmandan Aciz Teşekkürler Sunulurken!

Bana bakıyor musun?
Kaybolduğumuz sayfanın adını biliyor musun?
Yağan şu yağmurdan korkuyor musun?
Acımın resmiyetsiz şiddetini duyuyor musun?
Beni görüyor musun?
Bana yasakladığın sokakları vbiliyor musun?
Kör müsün ya da aptal
Her neysen işte bilmiyor musun?
Elimin kementi yok
Yok ruhumun cümbüşü
Yaknıyorasam,keyfi kederden ziyade bir durum içersindeyim!
Kendini soyup kavlamak asilce belki,
Donmuş anoılar var
Kuruyan dudakların üzerinde birer pırlanta bekçisi
Yasak meyvelerin zehirli kökleri gibisinBana bakıyor musun?
Tülden geçen bir geceden arta kalan
Hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı
Hiç bir şeyin ben gibi olmadığı
Hiç bir şeyin lanet olası sessizliğin gibi olmadığı
Hiç bir şeyin ikincisinin bulunmadığı,
Akabinde ilklerin harcandığı...
Resmiyetsiz şiddetim senden aylarımı istiyor ,yılımı
Sonrasında yıllarımı isteyecek!
Madem kömürsem
Israrla bir kıvılcıma sebep olduysan
Ateş olmayı göze aldıysan ve külleri savurmayı
Resmiyetsiz aşkım bunu kabul etmiyor
Çığlıklarıma kulaklarını tıkama
Gecenin karanlığından kurşuni fıtratıyla akan gözyaşlarım
var ya
Senden seni isteyen intikamım var ya
Runum göçüne şahit olmak isteyen bedenim var ya
Küfrederken sana
Öylece durma olur mu!
Anlat bana biraz
Ve unutma ..ne olur unutma ipeğimi
Bir dudak,bir diş ve bir dildi beni sana anlatan
Ben değildim içinde ki!
Biliyorum yoksun sen
Biliyorum gittiğini
Beni gecenin duvardan , soysuz ve kamçılı hırslarına emanet ettiğin için saol
Beni tek kelimelik pusulasız hoyratların şekline sürüklediğin için saol
Beni ürküttüğün için saol!
Teşekkür etme sakın ..
Sakın alçalma onun gibi
Keşke baksan ve ben anlasam
Eskiden olduğu gibi,
Oysa baksan şimdi
Yabancı bir dil gibi okurum seni
Ya da korkar kaçarım senden
Bok çuvalısın benim için!
İnanır mısın buna,
İnanman dileğiyle...
Bana kızma,hakkın da yok zaten
Cenk ettim imanınla sanki
İmanımı kaybettiğim için saol...
Seni kaybettiğim için...
Kanımı içtiğin için ve kanattığın için!
Gereksiz ve uslupsuz himayen için de
Keşke donsaydım bebeğim
Keşke donarak hayatta kalsaydım
Eritip toprağa kattığın için
Toprakla doyurduğun için saol sevgilim!

11 Nisan 2009 Cumartesi

Anlatılanlar hikaye..

Kemirgenim diyorsun,kabuklu ağaçlar gibi
Kabuk bağlamış yaralar gibi
Köpüklü bir el uzanıyor ciğerime
Yalnızca anlattıklarını duyuyorum
Anlatılanlar hikaye..
Bir tek ucuza satılan mahçubiyetine üzülüyorum
Kaybolduğun sokağın başında
Şeklini bilmediğim bir el için ağlıyorum!
Elimi göğsüme koyup yasladığım sancıya
Kadim bir dostmuşcasına bağlanıyorum
Her geçen gün,geçmeden benden
Tel tel düşen yastıklı gölgelerin
Medeni kanamasına kaptırıyorum kendimi!
Senin gibi onun gibi herkes gibi yapıyorum
Bozulmuş süt gibi kokuyorsun bazen
Bazen çiçeklerin şahı gibi
Bazen bir zehrin merhemi sanıyorken seni
Kezzap gibisin,yanmış serseri ki beceremiyorsun da itliği!
Savrulmaya alıştımsa ben gocunmam şu halime
Yalnızca sorular boğuyor insanı
Bir celsede tek cüzde
Merak ettiğim memleketlerin kokularına uçmak istiyorum
Burdan fizana kadar kaybolup
Kavrulmak istiyorum!
Derine girdiysem çıkamamam normal
Aklımı yitirdiğimi sanıyorsun
Delice diyorsun,acınası belki
Oysa güldüğün sürece gözyaşlarıma
Tuzunda ilk önce sen kavrulacaksın
Kabuksuz tenin!
Önce sende tınlayacak bu bozuk ritim!

10 Nisan 2009 Cuma

İnsan olma izafiyeti!

Bir bebeğin gözyaşları kadar sessiz
Olabilir misin o kadar gerçek
O denli tek taraflı ve o denli olduğun kadar
Olduğun gibi kalabilmek için
Ve tükenmeden tek nefeslik somut düşler için
Belki de sen öyle öğrendiğini sanıyorsun
Oysa öğrenmenin eşiğinden düşüp
Yanlışın kucağında yoğruluyorsun!
Ve bir takım kimlik sorgularından kaçmanın
Vicdandan kaçmanın,karanlık
Ve bir o kadar da parlak yüzü...
Sen hiç böylesi bir gerçek gördün mü!
Çocuk gibisin...
Ki bir çocuk insan oluncaya dek güzel
Sonrası bir arsızlık,
Sonrası yalnızca acınası bir izafiyet..
Bir çocuk eninde sonunda insan olasıya dek düş gibi
Ve tertemiz bir yücelikte!
İnsan gibisin çocuk,insan gibi sağlıksız!
Ve kim bilecek tabi en gizli hikayelerini diye iç geçirirken sen
Görenler ve bilenler seni çocukken
İnsanlığına dair hikayeler yazıyorlar
Sessiz ve adice!
Sen çok fazla insan olmaya başladın çocuk...
Kendini kurtarmayı tek geçtim
Ki sen onur duyarken hayatından
Yazıklıyorsun kendini!
Biz insanlar özlüyoruz çocuk olmayı derken
Sen bize benzeme çocuk
Cıs denir ya hani,
Yanarsın,hikayesiz,suretsiz,varlıksız düşersin çocuk!

8 Nisan 2009 Çarşamba

Küçük tımarhanenin sakin çocukları

Saklı bu şehirde göz ucuyla baktığın mutluluklar
Ya bir merdiven altında
Ya da sokak başında çullandılar üzerine
Bir cümleyi tamamlamadan az evvel düşündüklerine gelince
Kimisine göre zırva kimi için işkence..
Kimin umurudur ki içine sızan yüz bin kelime
Belli bir adı yok bu kafesin
Çırpınan duvaksız bir gelin gibi çaresiz
Can havliyle eşeliyor toprağı şu kahin
Sanki birazdan alıp gidecektir susuşları
Küçük bir tımarhanenin sakin çocukları için hediye
Belki…
Boşlukta kaybolan çalıntı yılları bir pabucun içinde
Giyip gitsen keşke zamanlarını
Şu caddede ki kırmızı renkli orospu siyahı
Yüksek ökçeli şu ayakkabı
Kabadayı bıyığı,köşe başı çırağı
Hepsi aynı oyunu oynuyor
Vur kaç bunların hepsi,durup dinlemek zor geliyor!
Zaman ki çalınmayı beker, umarsızca
Ya bir gören olur ya da bir sağır duyar sesini
Ki o zaman anlarsın bilinmeyen bir dildeki hüzünlü gırtlağını…
Tırmanmak gibi çıplak ellerinle cam kırıklarına
Boğulmak gibi ufacık bir denizin sebepsiz derin sularında..
Keşkelerle gelme şimdi saadet kucağıma
Biliyorsun ki parçadan bütüne yazdı bu hikaye…
Kambur bir hal aldı omurgan
Omurgam felç!
Bir duvar üzerinde cilasız adı
Adın gibi geliyordu bir zamanlar yirmi yıllık adresin
Şimdi o da yanlış,o da eksik
Sanki o da kaçmış senden ve sanki o da sebepsiz!
Gibileri yok saymak için,
Şeklini yok saymak gerek
Avuç açıp beklemiyor krallar önünde
Kraliçelerini emanet etmiyorlar senin yalak kabına
Onlar biliyor en azından zulmetmeyi
Sence değil bu işler boşuna bu çaba
Boşuna bu bıçkın delikanlı sayfaları!
Okuyamıyorsun kendi yazdıklarını dahi!
Saklıydı bu şehirde göz ucuyla baktığın mutluluklar..
Sen kenarından geçtin,
Bir parmak bal çaldın diline
Daha iyisini tatmak için bu yolu sen seçtin!
Sence değildi işte bu işler
Kefenini sen diktin!
Boşuna bu bıçkın delikanlı nameleri
Ben yazarken üzerini sen çizdin!!