5 Mart 2010 Cuma

ya mümkünse yanılmak ya yanılıyorsak...

Hep bilen hep anlatan hep isteyen ve ne kadar verebileceğini bile bilmeden onaylamak yorucu.Ya bilmiyorsa ya anlatamıyorsa ve mümkünse yanıldığı ya yanılıyorsa ve görmüyorsa…şimdi de hayat kaçmıyor mu? Ya kaçtığını zannettiğimiz zamanların adı deneyimse ve tecrübeyle sabitse gerçek olanın adı, şimdi hepimiz yanılmış olmuyor muyuz bağırarak başkalarının yanlışlarını?

24 Şubat 2010 Çarşamba

bana uçmayı öğretemezsin

Kapı kapalı değil ancak bu açık olduğu anlamına gelmez.Asıl sorun, bir kapının varolmaması.
Kapısı olmayan bir evde kaybolduğumun farkındayım, çatısı delik ama ben uçmayı bilmiyorum ve sen bana uçmayı öğretemezsin, öğretemeyeceksin.Bende öğrenmeyeceğim, henüz sandığın kadar büyümedim ve belki de sandığın kadar akıllı da değilim.Bana uçmayı öğretemezsin, çünkü ben körüm!Kör olduğum günden beri mutluyum.
Uçarak mutsuz olmaktansa kör olmayı ve belki de körelmeyi yeğliyorum.Yanlışlarım benim doğrularım bana ait ve hiçbir yanlışıma ya da doğruma ait değilim.Her şey bugün için ve şimdi...

13 Şubat 2010 Cumartesi

...

Bana iyi bak şimdi, gözlerime iyi bak
Cesaret ediyorum bu sefer, can yakacağım
Kanatacağım, kastedeceğim sana…
Lakin yine yetişemedim,
Yine önce beni yuvarlamışlar,
Şu gördüğün kuru yamaca.

Fikr-i Cümbüş Seferleri

Bu gecenin adını yazmıyorum
İklimlere düşmeyecek gözlerim
Aklım aramayacak kaybettiklerini bu defa
Şimdi yeniden başlamayacak bu hikaye

Yine çocukcasına uyanmayacağım uykularımdan
Çok büyümüş gibi çekip gitmeyeceğim
Bir cuma akşamı yaslayıp sırtımı şu kiremite
Pişmanlığı sömürmeyeceğim içimde

Korkuyorum, yalan göğüs germelerim
Yalan cengaverlikler bunlar
Aklım büyüyor günden güne,
İçime çektikçe tıkanıyor damarlarım
Fikr-i cümbüş seferlerimde
Zihnim vuruyor duvarlarına bedenimin
Şayet ne acı, küçücük kaldı yüreğim
Ondan bu sancılar,
Ondan hiç gidemeyişim hiç kalamayışım

Rüya da olsa...

Yazmak kolay gelişi güzel
Giderken bakarsın ardına tane tane senelerin
Bir sağını yoklar insan bir solunu
Neyi unuttum, nerdedir bir hışımla geçtiğim deniz?

Nerde boğulduğum dere?
Kimi kısacık bir kış, kimi uzun bir güz şöleni
Şaraplar kadar sarhoş, onlar kadar tatlı
Dumanı eksik olmayan bir dua benimkisi

Kapısında kaldığım evin adını unutsam
Aştığım tepenin adını unutsam
Geçtiğim denizi yeniden görsem
Boğulduğum derede hep yas tutsam
Kuma gömsem başımı, aklımı uyutsam
Ve bir gün yine uyandığımda
Bir sağımda bir solumda yeni benler bulsam
Güzel olmaz mıydı, rüyada da olsam!

30 Ocak 2010 Cumartesi

Kendini mutlu zannetmekten doğan garantinin insanda yarattığı eksiklik

Acaba en değerli olanı hangisi?

Değerleri neye göre doğru yanlış diye ayırıyoruz ki, ve bu lanet olası düzen nasıl da istediği gibi yapmış bizi.Garantiler arayan insanlarla dolu etrafımız.Mutluluğuna garanti, hayatına garanti, zamanına garanti, kalbine garanti…Zaman kaybetmeye tahammül yok.

İnsan kendini koca bir yalnızlığın içine çekiyor böylece.Yalnız ve sözde kendini mutlu zanneden bireyleriz.Ama öyle oldu ki, artık kendini mutlu zannetmek, mutlu olmaktan daha çok güven veriyor insana.Yani bu devirde mutlu olmak böyle oluyor.Önce kendini mutlu zannetmeyi garantiye alıyorsun ve mutluluk taklitleri gittiğin yere kadar eşlik ediyor sana.Sonra bıraktığın yerden aynen devam ediyorsun.

Mutlu olduğunu zannederek mutlu oluyorsun.Koşulların garantideyse, çok adice sen de kendini mutlu zannediyorsun.Büyük çelişki.Büyük çarpıklık.Sonra neden insanlar bu kadar çok boşanıyor , yok neden ilişkiler eskisi gibi değil.

Hoş eskiden de çok iyiymiş gibi.İnsan işte elini attığı yerde kendi yaradılışı dışında ki kendi yaratısından çıkan hiçbir şey doğru değil ya da tam değil.

…Ve eksikler gün geçtikçe bizi azaltıyor.

29 Ocak 2010 Cuma

Susmak da dilden gelir bazen

Hadi tut elimden…
Hadi sürükle bakalım ne kadar başaracaksın
Merak ediyorum…
Yetse keşke şu cahil sorularım
Sana derdimi anlatmaya, yetse dilim
Çok ağlardık karşılıklı
Bakma işte,
Sustum, susmak da dilden gelir bazen!
Ah elimden gelenlerim,
Kaç sene saydı on parmağım,
Beşi bir yerde sadetim,
Kıymetli on yedi…

Hoş estağfurullah mutluyum
İki tebessümüm, dostlarım, çoluk çocuk
Anam babam, gam yemem ben!

Eksiğim, hem de neler pahasına
Korkağım, hem de neler için
Üşüyorum, hiç kimse yüzünden
Hiçler yüzünden boğuldum,
Battık çıkamıyoruz, bir delik yüzünden!
Bir fırtına ki sırtımdan vurur
Ciğerlerim hep don,
Yüreğim hep ağzımda,
Ağzım dolu dolu…
Kadınım,
Adım sıkışmış içime, tenim güneşli günde asfalt yanığı
Bakın ki kör feleğe, bağıramıyorum da akşam üstü
Sırf günah diye!