6 Mayıs 2009 Çarşamba

Kimi beşeri,kimi domuz...

Kumbarası delik ufacık bir çocuk
Tepeleme alıyor her şeyden,
Fırtınalardan,yağmurlardan ve tabi eksiksiz mutluluktan
Kısmen bükülmüş çenesi,konuşmasına hiçte engel olmuyor
Damağında nefis bir çikolatanın,acı tadı
Dahilinde ne güzellikler katıyor gülüşüne,
Yüzünde ki ağır,usul ifadeden tüm bunlar anlaşılıyor
Derisi kalınlaştıkça,kursağı genişleyen türden
Hakaretin böylesi elinden tutsa keşke..

Bir milyon yıl geçse üstünden
Daha alacağı kalır hayattan
İnsanoğlu olunca konumuz,
Kimi beşeri kimi domuz!

Yerle bir olasıca tarihine mukayet olamasa da
Sırt kaslarını güçlendirmekten çekinmiyor olsa gerek
Önce kayda değer iyiliklere,
Sonrasında beş kuruşa varmaz değersiz lanetlere adıyor kendini
Bir cümle kursun diye yalvarıyorlar
Hani deliydi,hani kimsesiz...

Ekseriyetle böyle olur
Hiç yazasım yoktu oysa,
Demek ki bir kelimeye mecbur kalınca kazanımız
Zihnin küçük afetlerinden pay çıkarıyor kendine..

Mahkum olasıca nadir bulunan fikir tozu
Boğazına durduğu günden bu yana
Kesik başlı bir domuz gibi haykırıyor ona buna
Sana ne,ya da ona...
Berikinin hiç haberi yok bu olan bitenden
O hala o şarkıda uyusa keşke
Biz burda triolarla kemikleşirken
Göz kapakları yapışsa geçmişe
Uyandığı yerden yeniden başlasa kabusuna
Ya da öyle sansa,biraz yanılsa...

Bir bedenden geçen medeniyetsiz çatışma
Ruhun ince bunalımlarına ev sahipliği yaparken
Aman değmesin çöplenmiş sazlığıma...

Kıssadan herhangi bir hisse çıkartmaya kalkışma
Uyu sen kötü dünyaya karşı,
İster beşeri ol,dilersen yalnızca koca bir yalancı!

Hiç yorum yok: