Saklı bu şehirde göz ucuyla baktığın mutluluklar
Ya bir merdiven altında
Ya da sokak başında çullandılar üzerine
Bir cümleyi tamamlamadan az evvel düşündüklerine gelince
Kimisine göre zırva kimi için işkence..
Kimin umurudur ki içine sızan yüz bin kelime
Belli bir adı yok bu kafesin
Çırpınan duvaksız bir gelin gibi çaresiz
Can havliyle eşeliyor toprağı şu kahin
Sanki birazdan alıp gidecektir susuşları
Küçük bir tımarhanenin sakin çocukları için hediye
Belki…
Boşlukta kaybolan çalıntı yılları bir pabucun içinde
Giyip gitsen keşke zamanlarını
Şu caddede ki kırmızı renkli orospu siyahı
Yüksek ökçeli şu ayakkabı
Kabadayı bıyığı,köşe başı çırağı
Hepsi aynı oyunu oynuyor
Vur kaç bunların hepsi,durup dinlemek zor geliyor!
Zaman ki çalınmayı beker, umarsızca
Ya bir gören olur ya da bir sağır duyar sesini
Ki o zaman anlarsın bilinmeyen bir dildeki hüzünlü gırtlağını…
Tırmanmak gibi çıplak ellerinle cam kırıklarına
Boğulmak gibi ufacık bir denizin sebepsiz derin sularında..
Keşkelerle gelme şimdi saadet kucağıma
Biliyorsun ki parçadan bütüne yazdı bu hikaye…
Kambur bir hal aldı omurgan
Omurgam felç!
Bir duvar üzerinde cilasız adı
Adın gibi geliyordu bir zamanlar yirmi yıllık adresin
Şimdi o da yanlış,o da eksik
Sanki o da kaçmış senden ve sanki o da sebepsiz!
Gibileri yok saymak için,
Şeklini yok saymak gerek
Avuç açıp beklemiyor krallar önünde
Kraliçelerini emanet etmiyorlar senin yalak kabına
Onlar biliyor en azından zulmetmeyi
Sence değil bu işler boşuna bu çaba
Boşuna bu bıçkın delikanlı sayfaları!
Okuyamıyorsun kendi yazdıklarını dahi!
Saklıydı bu şehirde göz ucuyla baktığın mutluluklar..
Sen kenarından geçtin,
Bir parmak bal çaldın diline
Daha iyisini tatmak için bu yolu sen seçtin!
Sence değildi işte bu işler
Kefenini sen diktin!
Boşuna bu bıçkın delikanlı nameleri
Ben yazarken üzerini sen çizdin!!
Hakkımda
- korkunç akıllılar
- Delilik kayda değer bir gelişmedir! DİKKAT BURASI BİR ANI DEFTERİ NİTELİĞİ TAŞIMAZ!!
8 Nisan 2009 Çarşamba
6 Nisan 2009 Pazartesi
Beğendiniz mi!
Ben şimdi sana nasıl anlatacağım güzü..
Güzümü,kışımı,tersimi,düzümü...
Anlatsam ne olacak sonra ya da anlasan
Kim bilebilir ki beni, ben gibi!
Ben şimdi sana nasıl anlatacağım fikrimi
Fikrini anlatsan bana ne olacak ya da anlasam ben seni
Yani tersteyim ben biraz düzümü kaybetmiş gibi
Isınmıştım çok , soğukta kaldım sonra mevsimsiz
Bir kaç serseri düştü rüyama
Kabus olmasına yetti kibirleri
Ben şimdi dinlemiyorum kimseyi
Duysam da anlamıyorum hiç bir dili
Benim dilim damağım kurumuş gibi
Konuşamam sizin dilinizden,
Kendi dilimde kendi defterimde iyiyim böyle!
Ne yalzdızlı süslü kelimeler ne de şık defterler
Şimdi ben nasıl anlatayım size kendimi
Güzümü,kışımı,tersimi,düzümü
Beğendiniz mi!
Yaptığınızı beğendiniz mi!
Güzümü,kışımı,tersimi,düzümü...
Anlatsam ne olacak sonra ya da anlasan
Kim bilebilir ki beni, ben gibi!
Ben şimdi sana nasıl anlatacağım fikrimi
Fikrini anlatsan bana ne olacak ya da anlasam ben seni
Yani tersteyim ben biraz düzümü kaybetmiş gibi
Isınmıştım çok , soğukta kaldım sonra mevsimsiz
Bir kaç serseri düştü rüyama
Kabus olmasına yetti kibirleri
Ben şimdi dinlemiyorum kimseyi
Duysam da anlamıyorum hiç bir dili
Benim dilim damağım kurumuş gibi
Konuşamam sizin dilinizden,
Kendi dilimde kendi defterimde iyiyim böyle!
Ne yalzdızlı süslü kelimeler ne de şık defterler
Şimdi ben nasıl anlatayım size kendimi
Güzümü,kışımı,tersimi,düzümü
Beğendiniz mi!
Yaptığınızı beğendiniz mi!
Otuz Üç Kere Şapşal!
Bu fotoğrafı daha önce görmüştüm ben
Aynı yerde çekmişlerdi
Herkes otuzüç kere şapşal,peynir kadar beyaz...
Patlayan flaş,kör etti gözleri
Soluksuzdu insanlar,
Herkeste bir tabakhane havası!
Yetişsek yorulduğumuza,geciksek şurda durduğumuza değmeyecek''miş''!
Gibiydi bir de her şey...
Var gibiydi,güzel gibiydi
Tebessümler kahkaha,gözyaşlarıysa tebessüm gibiydi
Kördü elalem ve yaralıydı her diş!
Şu saat tık tık ediyor ya
Aynı bunun gibiydi sesleri de
Her bir yanımızda milyonlarca saat
Milyonlarca akrep ve yelkovan saadeti!
Ve aklımda bilmem kaçıncı yılın kaçıncı gününden kalma
Mosmor anılar!
Hatıraların delikli çuvalından,göğüs boşluğuna akan çerçevelenmiş film şeritleri...
Hepsi ait, hepsi sahipsiz!
Korkular fikirsiz...
Üşümeyi çağrıştıran hayaller ve
Büzüşmeyi anlatan riskler
Yağmur tadında bir ıslaklık
Üzerine yapışmış dünden kalma kumaş parçaları
Turuncu üzerine gider mi yağmur...
Esmere sarı ne zevksiz olur!
Dünden kalma sohbetler akılda
Unutulmuş sanılan esirlikler
Unutuldu zannedilen kafirlikler
Özlediğim fotoğraflar ve kimliksiz yüzler
Özlediğim cimcimeler,küçükler,
Küçük olan evler,odalar,bahçeler...
Özlenen sözler,tutulamayan sözler,yarım sözler,manasız sözler...
Yani bu fotoğrafı daha önce görmüştüm ben!
Herkes otuz üç kere yalnız ama hala peynir kadar beyaz!
Aynı yerde çekmişlerdi
Herkes otuzüç kere şapşal,peynir kadar beyaz...
Patlayan flaş,kör etti gözleri
Soluksuzdu insanlar,
Herkeste bir tabakhane havası!
Yetişsek yorulduğumuza,geciksek şurda durduğumuza değmeyecek''miş''!
Gibiydi bir de her şey...
Var gibiydi,güzel gibiydi
Tebessümler kahkaha,gözyaşlarıysa tebessüm gibiydi
Kördü elalem ve yaralıydı her diş!
Şu saat tık tık ediyor ya
Aynı bunun gibiydi sesleri de
Her bir yanımızda milyonlarca saat
Milyonlarca akrep ve yelkovan saadeti!
Ve aklımda bilmem kaçıncı yılın kaçıncı gününden kalma
Mosmor anılar!
Hatıraların delikli çuvalından,göğüs boşluğuna akan çerçevelenmiş film şeritleri...
Hepsi ait, hepsi sahipsiz!
Korkular fikirsiz...
Üşümeyi çağrıştıran hayaller ve
Büzüşmeyi anlatan riskler
Yağmur tadında bir ıslaklık
Üzerine yapışmış dünden kalma kumaş parçaları
Turuncu üzerine gider mi yağmur...
Esmere sarı ne zevksiz olur!
Dünden kalma sohbetler akılda
Unutulmuş sanılan esirlikler
Unutuldu zannedilen kafirlikler
Özlediğim fotoğraflar ve kimliksiz yüzler
Özlediğim cimcimeler,küçükler,
Küçük olan evler,odalar,bahçeler...
Özlenen sözler,tutulamayan sözler,yarım sözler,manasız sözler...
Yani bu fotoğrafı daha önce görmüştüm ben!
Herkes otuz üç kere yalnız ama hala peynir kadar beyaz!
4 Nisan 2009 Cumartesi
Midem kazınıyor şu anda..acı çekiyorum...
Midem kazınıyor şu anda..acı çekiyorum...
Derken havaya doğru bakan,yağmuru değil güneşi gören
Küçük ve sevimli bir arkadaşı gördüm
Kendisinden uzakta nefes bileyen bir düşman
Canını sıkan düdük boğazlı,satırlı bir katil
Ve fakat hesap soruyormuş bana ''nedenleri'' bolmuş!
Oysa ben sebepler ararken sonuçtan bir haber...
Yanlış rüyada olduğunu söylemek istercesine çığırdım kulağına
Küçük kardeşim bir kabusun eşiğinde
Nerden bilebilirdi güzel olanın yanlış olduğunu
Oysa estetik kaygılar da taşımıyordu zihin seferleri!
Benden çok uzakta olduğunu,komşuda pişsede bana düşmediğini
Kefaret öderken mahçup kaldığımı
Suçun ben olmadığımı,zanlının hiç olmadığımı anlatırken yakalarım kendimi...
Oysa güneşli bir gün,yağmur bulutlarından sakınır kendini
Ki zaten öyle oldu!
Oysa yalnızca güneş açacak,bahar gelecekti..
Kim bilir kaçıncı bahar gelecekti
Ve tabi kim bilir kaçıncı kışla beraber solacaktı...
Yani bahardı,kısaydı,zaten hiç benim de olmadı!
Derken havaya doğru bakan,yağmuru değil güneşi gören
Küçük ve sevimli bir arkadaşı gördüm
Küçük kardeşim bir kabusun eşiğinde
Oysa ne kadar temiz görünüyor burdan şu pencere
Dışa vuran beyazın içinde kararmış ve sararmış bir hayat
Bütün sorularının cevapları var
Ve fakat sicilime kayıtlı binlerce vicdan suçu
Ve tabi aklıma kazılı binlerce suçlu,desdursuz!
Kararmış ve sararmışın dört yüzü
Tek bir yanı güneşli,sana denk gelse de sende kalamayacak!
Derken havaya doğru bakan,yağmuru değil güneşi gören
Küçük ve sevimli bir arkadaşı gördüm
Kendisinden uzakta nefes bileyen bir düşman
Canını sıkan düdük boğazlı,satırlı bir katil
Ve fakat hesap soruyormuş bana ''nedenleri'' bolmuş!
Oysa ben sebepler ararken sonuçtan bir haber...
Yanlış rüyada olduğunu söylemek istercesine çığırdım kulağına
Küçük kardeşim bir kabusun eşiğinde
Nerden bilebilirdi güzel olanın yanlış olduğunu
Oysa estetik kaygılar da taşımıyordu zihin seferleri!
Benden çok uzakta olduğunu,komşuda pişsede bana düşmediğini
Kefaret öderken mahçup kaldığımı
Suçun ben olmadığımı,zanlının hiç olmadığımı anlatırken yakalarım kendimi...
Oysa güneşli bir gün,yağmur bulutlarından sakınır kendini
Ki zaten öyle oldu!
Oysa yalnızca güneş açacak,bahar gelecekti..
Kim bilir kaçıncı bahar gelecekti
Ve tabi kim bilir kaçıncı kışla beraber solacaktı...
Yani bahardı,kısaydı,zaten hiç benim de olmadı!
Derken havaya doğru bakan,yağmuru değil güneşi gören
Küçük ve sevimli bir arkadaşı gördüm
Küçük kardeşim bir kabusun eşiğinde
Oysa ne kadar temiz görünüyor burdan şu pencere
Dışa vuran beyazın içinde kararmış ve sararmış bir hayat
Bütün sorularının cevapları var
Ve fakat sicilime kayıtlı binlerce vicdan suçu
Ve tabi aklıma kazılı binlerce suçlu,desdursuz!
Kararmış ve sararmışın dört yüzü
Tek bir yanı güneşli,sana denk gelse de sende kalamayacak!
1 Nisan 2009 Çarşamba
Bilmiyordun!
Şu kapıdan çıkınca bir daha dönmeyeceksin diyordu
Dönmedim de eskisi gibi
Buradan çıkınca bir daha eskisi gibi asla olmayacak diyordu
Olmadı da zaten,hem olmasını kim isterdi ki!
Burası bir rüya , burada yalan yok ,yalnızca olan var diyordu
Gerçekleri tercih ederdim asaletine,bilmiyordu!
Tuhaf bir gökyüzü rengiydi, çalıntı gibi geliyordu
Ama konduramıyordum…
Sakat mıydı yoksa ,ondan mıydı,
Boynu hep biraz daha sola bakıyordu
Ona acıyordum,bilmiyordu!
Lüks bir koltuğa yayılmış gibiydim
Rahattı,kemiklerime batmıyordu ama korkuyordum
Huzurum çalıntı gibiydi,mutluluğum emanet
Bir tutam ekmeğe muhtaç hesabı
Tir tir titriyordum,görmüyordu!
Tebessüm etmiştim hayata
Tam o sırada gülmüştüm yüzüne ,
Ya onu ayna sanıyordum ya da kendimce bir yansıma…
Dibine kadar kaybolmuştum ama anlatamıyordum!
Öyleydin şaka gibi,duman gibi,gökyüzü gibi,
Açık mavi gibi,toz pembe gibi,
Hayal gibi,rüya gibi,
Oysa gerçekleri tercih ettim sefaletine
Dibine batmış kökler gibi
Ruhuna çözülmüş bedenler gibi
Kendine sarmış saçaklar gibi
Ben bu kışı tercih ettim yazına,
Sıcaktan bunalmış gibi,boğulmaktan sıkılmış gibi!!
Susamış,acıkmış gibi!!
Dönmedim de eskisi gibi
Buradan çıkınca bir daha eskisi gibi asla olmayacak diyordu
Olmadı da zaten,hem olmasını kim isterdi ki!
Burası bir rüya , burada yalan yok ,yalnızca olan var diyordu
Gerçekleri tercih ederdim asaletine,bilmiyordu!
Tuhaf bir gökyüzü rengiydi, çalıntı gibi geliyordu
Ama konduramıyordum…
Sakat mıydı yoksa ,ondan mıydı,
Boynu hep biraz daha sola bakıyordu
Ona acıyordum,bilmiyordu!
Lüks bir koltuğa yayılmış gibiydim
Rahattı,kemiklerime batmıyordu ama korkuyordum
Huzurum çalıntı gibiydi,mutluluğum emanet
Bir tutam ekmeğe muhtaç hesabı
Tir tir titriyordum,görmüyordu!
Tebessüm etmiştim hayata
Tam o sırada gülmüştüm yüzüne ,
Ya onu ayna sanıyordum ya da kendimce bir yansıma…
Dibine kadar kaybolmuştum ama anlatamıyordum!
Öyleydin şaka gibi,duman gibi,gökyüzü gibi,
Açık mavi gibi,toz pembe gibi,
Hayal gibi,rüya gibi,
Oysa gerçekleri tercih ettim sefaletine
Dibine batmış kökler gibi
Ruhuna çözülmüş bedenler gibi
Kendine sarmış saçaklar gibi
Ben bu kışı tercih ettim yazına,
Sıcaktan bunalmış gibi,boğulmaktan sıkılmış gibi!!
Susamış,acıkmış gibi!!
22 Mart 2009 Pazar
Koş...
Koş,sen hep koş
Ve asla arkana bakma...
Asla arkanda arama geleceği
Bugünden bile başlama yarını aramaya
O durağa gelmeden inemezsin unutma!
Bırak aksın su gibi,sakin ve çoşkulu
Boğulmazsın merak etme,
Her halükarda kaldırır bu denizin kuvveti seni
Her halükarda mecbur kalacaksın solumaya hayatı
Sen önce senden başlayacaksın sorulara
Hep en başa sarar bu film
Bu böyle bir soru işte
Hep aynı cevapla yüzyüze kalırsın
Bu böyle işte!
Gereklilikler kendilerini bedenlere emanet etmiş
Bu dünyada bu dil konuşuluyor
Korkma,öğrenirsin eninde sonunda
Boynuz kulağı geçer korkma
En adi cümleleri dünyanın en güzel iltifatlarıymışcasına savurmayı sende öğreneceksin eninde sonunda!
Koş,sen hep koş
Ve ardına dönme asla
Yaka paça bağırsalar da,vursalar da,çekiştirseler de
Cenneti de vadetseler
Dönme sen!
Arkada kalan gecedir unutma
Gün ışığı istiyorsan
Parmak ucundan tutup koşacaksın
Cehennemin içinden yeni çıkmıştın
Ne diye ateşi özlemiş olacaksın!
Sen hep koş kıymetlim
Ruhunuda sırtlayıp bir tek kendinle kaç
Zamanın içinden geçeceksin
Çelmelerin ve okşayışların yine bekliyor seni
Sen düşmeden yürümeyi de öğreneceksin,
Ruhunuda sırtlayıp kaç sevgilim
Sen yalnızca kendinle kaç!
Ve asla arkana bakma...
Asla arkanda arama geleceği
Bugünden bile başlama yarını aramaya
O durağa gelmeden inemezsin unutma!
Bırak aksın su gibi,sakin ve çoşkulu
Boğulmazsın merak etme,
Her halükarda kaldırır bu denizin kuvveti seni
Her halükarda mecbur kalacaksın solumaya hayatı
Sen önce senden başlayacaksın sorulara
Hep en başa sarar bu film
Bu böyle bir soru işte
Hep aynı cevapla yüzyüze kalırsın
Bu böyle işte!
Gereklilikler kendilerini bedenlere emanet etmiş
Bu dünyada bu dil konuşuluyor
Korkma,öğrenirsin eninde sonunda
Boynuz kulağı geçer korkma
En adi cümleleri dünyanın en güzel iltifatlarıymışcasına savurmayı sende öğreneceksin eninde sonunda!
Koş,sen hep koş
Ve ardına dönme asla
Yaka paça bağırsalar da,vursalar da,çekiştirseler de
Cenneti de vadetseler
Dönme sen!
Arkada kalan gecedir unutma
Gün ışığı istiyorsan
Parmak ucundan tutup koşacaksın
Cehennemin içinden yeni çıkmıştın
Ne diye ateşi özlemiş olacaksın!
Sen hep koş kıymetlim
Ruhunuda sırtlayıp bir tek kendinle kaç
Zamanın içinden geçeceksin
Çelmelerin ve okşayışların yine bekliyor seni
Sen düşmeden yürümeyi de öğreneceksin,
Ruhunuda sırtlayıp kaç sevgilim
Sen yalnızca kendinle kaç!
Laf-ı Güzar
Bir bütünden parça parça
Kumdan kalelerin tane tane incileri
Yerle bir olmuş masam
Keçeli kalemlerim,saman kağıtlarım çalınmış
Benim yerime bana nice masallar yazılmış
Hikaye bana emanet ben Tanrı'ya...
Sükunetimin içine dalınmış sessizce
Gürültü kıyamet çalınanların ve emanetlerin bedeli...
Oysa burdan bakınca her yer dümdüz
Binaların üzerinden,apartmanların tepelerinden güzel hayat
Uçurumun dibinde güzel
Nefes nefese,tıknaz ve kopuk!
Uzun metrajlı,kısa zamanlı bir film oldu bu
Yani olmadı bu,olmadı bu yanlış
Adı aşk oldu önce sonra laf-ı güzar
En son gereksiz bir inkar oldu bu sefalet
Şimdi yalnızca kağıt üzerinde cümle,
Cümle içinde bir kelime,kelime de bir tondan ibaret adı!
Ve sesler kaybolmaz evrende,insan ölmez
Toprak çeker kokusunu,içine çeker seni
Nemli,sıcak,karanlık ve eşsiz bir çığlık atar yüreğine
Herkes duyar ancak çok azı sarılıp uyur ona...
Uçurumun dibinde güzel işte
Toprakta,bedende,inkarlarda,sefaletlerde
Uçurumun dibinde güzel
Kanatlanıp uçana dek,göğü içine çekene dek
Kanatların kırılıp toprağa yığılana dek
Nefes nefese,tıknaz ve kopuk!
Kumdan kalelerin tane tane incileri
Yerle bir olmuş masam
Keçeli kalemlerim,saman kağıtlarım çalınmış
Benim yerime bana nice masallar yazılmış
Hikaye bana emanet ben Tanrı'ya...
Sükunetimin içine dalınmış sessizce
Gürültü kıyamet çalınanların ve emanetlerin bedeli...
Oysa burdan bakınca her yer dümdüz
Binaların üzerinden,apartmanların tepelerinden güzel hayat
Uçurumun dibinde güzel
Nefes nefese,tıknaz ve kopuk!
Uzun metrajlı,kısa zamanlı bir film oldu bu
Yani olmadı bu,olmadı bu yanlış
Adı aşk oldu önce sonra laf-ı güzar
En son gereksiz bir inkar oldu bu sefalet
Şimdi yalnızca kağıt üzerinde cümle,
Cümle içinde bir kelime,kelime de bir tondan ibaret adı!
Ve sesler kaybolmaz evrende,insan ölmez
Toprak çeker kokusunu,içine çeker seni
Nemli,sıcak,karanlık ve eşsiz bir çığlık atar yüreğine
Herkes duyar ancak çok azı sarılıp uyur ona...
Uçurumun dibinde güzel işte
Toprakta,bedende,inkarlarda,sefaletlerde
Uçurumun dibinde güzel
Kanatlanıp uçana dek,göğü içine çekene dek
Kanatların kırılıp toprağa yığılana dek
Nefes nefese,tıknaz ve kopuk!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)