22 Nisan 2009 Çarşamba

Yalnızca dündü....

Daha dün gördüm çölde boylu boyunca uzanmış genci
Daha dün yanından öylece geçtim hayatının
Öylece umarsız gibi geldi ona ya da öylesine gibi
Daha dün yeniden açtım tüm defterleri
Hesapları kaydetmek için değil
Silmek için tutanakları,borçluları kurtarmak için
Daha dün sebepsiz yere bağırdım ona,daha yalnızca dündü
Zamandan geçmiştim aniden,sırasız!
Neden diye sebepsiz bir çelişkiye boyun eğmeden evvel
Bir daha dedim,bir daha yalnızca emanet olunmayacak
Daha dündü işte,
Yalnızca korkuların eşiğinde olunduğundan görülememişti gökyüzü
Yıldızların parıltısı nereden geliyordu
Ayı düşman bildiğin gün,dünyan karardı!
Daha dün elindeydi her şey,
Avuçların kanıyordu belki fakat silmiyordun,
Gururla okşuyordun yaralarını,asil geliyordu sana
Daha dündü işte,yalnızca dün!
Bugünde ne işi vardı hayaletlerin,kasırgaların,cinnetlerin
Soğumadan gece , ısınmadan gündüz, yılmadan bir günü sıyırmak kolay mıydı sırtından?
Daha yalnızca dündü işte,
Bedeninden yıllar geçmişti bir sözcükte
Sen yanılmıştın bir kere
Bir kere sıyırmıştın hayatı,günlerce kez!
Sanki hayat kaçıyordu bir yerlere
Bilinmezliğe gömecekti sanki kendini
Ve sanki illede sana aitti ve senindi tüm nefesli çalgılar
Daha dündü işte,
Bir adım daha gerideydi tüm kaçışlar
Sırtından atmalıydın acınmaları,korkuları...
Daha bugün işte...bugün gördüm yüzünde ki incinmeyi
İnceliğinin sınırlarını...
Daha bugünden başlamıştın yine , ardında bir pencere,
Pencere de bir göz,buğulu...
Yalnızca dündü işte,yalnızca geçmiş bir kaç yüz saniye!!

20 Nisan 2009 Pazartesi

Öyle hasas yaratıklarız işte...

Öyle hassas yaratıklarız işte…

Zamanı kayıp sulara gömmek için uğraşmıyorum artık. İpsiz bir kuyunun içine düşmek için haşin bir çaba içinde değilim. Gayet sakin, gayet fikrime saklı ve sanki biraz ışıklıyım.Sanki…
.
Yalnızlıktan hiçbir cahil korkmaz, her bilirkişinin en büyük korkusudur sessiz odalar. Kelimeleri üst üste getiremeyen insanların, insan biriktirme derdi çokta olmaz. O en çok dinletenler yok mu, işte onlar gerçek öksüzler ve yetimler.
Oysa dinleseler rüzgarın şu tatlı şarkısını hiçbir fırtınaya meyil etmez insanlar. Öyle ki durmak dinlemek sanki korkulu bir rüya. Yalnızca bir defa durmak ve bir an hissetmek olsa cebimde, öyle dikkatli harcarım ki… Öyle dikkatli ve korkakça.

Gülünç işte… İnsan deyince gülmemek elde değil zaten. Olmayan iradesinin azmiyle yaşayıp, ona mahkum başka bir cins mahlukat var mıdır acaba!

…Ve konuşacak başka hiçbir şey kalmamış gibi bizden bahsetmek değil mi… Kızan olur eminim bunları duyunca.Ancak eğer soru buysa cevabı evet.Fakat bilinçli bir onay bu.Konuşacak başka bir şey kalamadı ne yazık ki..Son yaşananlar ki ,insanoğlu genelde sondadır, bu noktaya sürüklenmeme yardımcı olmuştur. İnsanı, seni, ,beni ,ruhumu, ruhumuzu, sizi ,bizi ve insandan türeyen her türlü canlı ve kavramı düşünürken yoruluyorum. Nasıl bu kadar bunaltıcı ve tek düze olabiliyoruz acaba,merak içindeyim? Öyle yüce ancak öyle aciz bir irade. Yazık mı acaba , yoksa keyfi burada mı? Aptallık bazen tatlı oluyor demek ki…

Peki gömebilir mi insan yaşananları. Silebilir mi yahut küçük bir kutuya kapatabilir mi bir daha açmamak üzere tüm geçmişi? Öyle hassas yaratıklarız işte. Bir acı bir acıtmanın habercisidir. Bir yalnızlık bir diğerinin bağı ve bir diğerinin yaratıcısı… Hiçbir yalnız yoktur ki bir başına bırakmayı bilmesin. Acımadan acıtmaksa yalnızca lüzumsuzların bileceği bir yol. Tek kelimeyle yıkarız bütün bir binayı, en güzel daireyi yakarız, en güzel adamı harcayıp en güzel kadını kanatırız ve sonra da arda bakmamasını öğreniriz, acı ve kadim bir şekilde. Sanki biraz büyüyoruzdur ya da hayır büyümekten ziyade eskiyoruz belk . Kirlenip yüksek sıcaklıkta soluyoruz. Solduruyorlar, en önce bunu öğretiyorlar kanlı canlı bedenlerimize.
Sonra bir adamın yahut bir kadının sırtını görmeye alışıyoruz. Sanıyoruz ki hep böyle yapılır, sonra biz de sergiliyoruz o müthiş gövdenin ardını.

Hiçbir adamın ya da kadının sırtında yüzünü gördün mü…
Hiç o yüze bakıp, kendini nasıl da terk ettiğini bildin mi…
Nasıl bir uzun yola bıraktığını suretini ve buna nasıl cesaret ettiğini hatırladın mı…

Yaşanır ve biter.Geriye yalnızca boşluk ve sessizlik kalır.Kıvamı oldukça katı olsa da çözünmesi için ne bir taş, ne bir kaya ne de bir ateş fayda olur.Sonrasında içine sızdığın geçmişten geleceğe doğru çekilirsin.Bir başka gövdenin bambaşka yüzünde kaybettiğin yüzünü bulur sevinirsin. Yeniden aynı yerdesindir. Yeniden kendine ait olan bir başkasında, bir başkası sende ve sen tam olarak nerdesin yine bilemezsin…

Tanıdık bir kayıp, tanıdık bir buluş, tanıdık bir koku, bildik bir bakışa kapılır ve zannedersin ki kaldığın yerdesin. Oysa insan asla kaldığı yerden devam etmez. İnsan zamanın bir tür kulu ve o daimi bir yolculuk. Kaldığın yer en fazla andığından ötesi olamaz. Durduğun yer yalnızca geçmişi ziyaretten ibaret kalır. Sen hep gidiştesindir, hep yoldasındır. İnsan hep ilersindedir,anın ve olanların.Engel işgal etmedikçe tıkanmazsın!

Hangisi daha emniyetli bilemiyorum....

Derken saat geç olmuştu.Ne derken susumuştuk?Merak içinde filitresiz buluşlarla uçan karıncalar vardı her yerde.Kime ne için ya da kim ne içindi,bilinmez olsun istiyorduk.Derken zaman susmuştu.Hesaplayamıyorduk artık gençliği.Gençlik sandığımız köşe başı çiçeklerinin hazin sonlarını merak bekliyorduk bir başka köşe başında.Dönüp dolaşıp sarabilecekti bu hezeyan bizi de…Ancak beklemek çok yanlıştı biz de beklemedik onun için.Keşkeli cümlelerin rivayet halinde ortalıkta dolaşması kaçımız için huzurluydu ki…

Kayıplar geçiyordu çiçekcinin önünden.Kayıplar yalnızca varmış gibiydiler.Taklit etmek boşunaydı.Çekilen ve dert denilen acılar herkese helal bize haramdı.Herkes acırdı ancak kayıplar kendileri kaybolmuşlardı.Biz her şeyden mesuldük,her şey bizim hatamız.

Kaçıncı caddeden dönülebileceğini çok düşünmüştük zamanında.Oysa o kadar da zor değildi ikram etmek korkuları.Düşünürken bütün kavşakları kaçırdık.Dönmek için yola çıkıp,bir daha asla arka penceresi olmayacak bir eve taşındık.

Yalnızca bize mi mahsustu,kelimeden dualar.Yalnızca bize mi aitti lanetler ve vuranlar.Sanki ayrılıyorduk incecik bir çizgiyle fikri hür insanlardan.Bizim paragraflarımız batıyordu,onların cümleleri öylesine bir vızıldı saçıyordu ortalığa.Dinlemiyorlardı,görmüyorlardı.

Biz hep öylesine ordan geçenlerdik,onlar isimleri belli şahsiyetler..Amaçlarından kaybolmuş sanıklar.Hangisi daha utanılası bilemiyorum.Bilmeden geldiği gibi yürümek mi;hesaplı yaşamaktan,koşarak nefes nefese kalmanın ne demek olabileceğini bile bilememek mi?

Hangisi daha emniyetli bilemiyorum.Yaşamak mı seyretmek mi!

15 Nisan 2009 Çarşamba

Kısaca...

Rüzgarı çok seviyordun
Öyleki ona ait olup ondan oldun!
Rüzgar fırtınaya kaçacağı sırada
Sen güneşe bakıyordun
Sıcacık,aydınlık,ışıl ışıl
Tozdan dumandan uzak...
Fırtınada kaybolmak ya da güneşte erimek
İkiside aynı kapıydı...
Senin günaydınların biraz daha sertçeydi
Ne fırtınada kayboldun ne de güneşte eridin
Birinde ordan oraya savrulurken
Diğerinde yalnızca kör oldun,göremedin!
Rüzgarı çok seviyordun,keike hep ondan olsaydın!

Bir.....meğer...

Bir yudum aldım hayattan
Bir yudum cesaret,acısı bol,sakin!
Bir damla istedim ruhuma
Bir damla,aitliğin yabancı olduğu
Bir fırça istedim,bir darbelik
Bir fırça boynumdan aşşağı
Tek bir darbeye sıkışmış
Bir tutam bekledim
Bir tutam huzur yağmuru,gökyüzünden yüzüme
Bir dakika daha istedim
Bir dakikalık kocaman hataları biriktirirken
Akrebe,yelkovana sıkışmıştık çığlık çığlığa

Bir saatim daha olsaydı ve ben orda olsaydım
Bir adamı bekledim yanlış gemide
Bir fırtınanın kapısında
Bir fincandaydı kalbim
Bir fincan kahvenin aşırı dozunda!
Bir silgim olmalıydı,cahil cühela...
Biraz geç kalınmıştı sanki
Çok daha önce geçmeliydim bu kapıdan
Bir gram umudun peşinde tükendim
Bir gram umudun yaşam demek olduğunu öğrenirken
Nefes nefeseydi tüm canlılar ve hayat!
Bir yüzümü gizledimse
Bir yüzüm hep gölgede yanlışa baktı
Bir gözüm hep dumanın içinde,hep dolu dolu
Hep ıslak!
Bir bulutu beklerken,şimşeği yıldırıma kaçarken
Yıldırıma vurulan ve kavrularak kuruyan bedenleri izledim
Bir bulutun yokedebileceğini öğrenirken
Beyazın nasıl kaçınası olduğunu gördüm!
Ben biraz fazla bekledim anlaşılan
Biraz fazla durdum
Bu durak paslanmış ve nemli
Burası bir numaralı sokağı çoktan geçmiş
Meğerse ben dönüşte sanarken kendimi
Gidiş yollarında sürtmekteymişim
Nacizane ruhumu o yolda terkedivermişim
Bir adamı beklemekten yorulup
Kendimi yitirmeyi öğrenirken
Bir yanlışın sürçen ayağının yoluma düşmesi benim yüzümdenmiş meğer...
Meğer...
Meğer...

14 Nisan 2009 Salı

Anladın mı!

Mor girişler,kırmızı çıkışlar
Pembe gidişler,gri bitişler...
Kefilsiz sonlar,bunaltıcı sıcaklar
Dönülmez çirkef ahlaklar..
Sırtı yere gelmez imanlar
Konuk düşmanlar
Misafir soyundan adiler
Kimsesiz komşular,
Yaralı düşler,yaralanmış bekçiler
Kapının ardından gizlice süzülen gelecek kumarı
Maymunların şahı,kedilerin kralı!
Maviş yeşimsi suları
Kaybolduğu yıldızların asfalta yansıması
İştahı kaçık,kumarbaz
Cüzdanı sarkık cengaver
Mahlası bozuk,fikri luzumsuz serseri
Adını hikmet adlandıran evlere cümbüş ruhlar
Işıklı duman altı geceler
Sarhoş kemirgenler ...
Hepimiz düşeriz onlar çıkana kadar !!

12 Nisan 2009 Pazar

Sevgiliye İmandan Aciz Teşekkürler Sunulurken!

Bana bakıyor musun?
Kaybolduğumuz sayfanın adını biliyor musun?
Yağan şu yağmurdan korkuyor musun?
Acımın resmiyetsiz şiddetini duyuyor musun?
Beni görüyor musun?
Bana yasakladığın sokakları vbiliyor musun?
Kör müsün ya da aptal
Her neysen işte bilmiyor musun?
Elimin kementi yok
Yok ruhumun cümbüşü
Yaknıyorasam,keyfi kederden ziyade bir durum içersindeyim!
Kendini soyup kavlamak asilce belki,
Donmuş anoılar var
Kuruyan dudakların üzerinde birer pırlanta bekçisi
Yasak meyvelerin zehirli kökleri gibisinBana bakıyor musun?
Tülden geçen bir geceden arta kalan
Hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı
Hiç bir şeyin ben gibi olmadığı
Hiç bir şeyin lanet olası sessizliğin gibi olmadığı
Hiç bir şeyin ikincisinin bulunmadığı,
Akabinde ilklerin harcandığı...
Resmiyetsiz şiddetim senden aylarımı istiyor ,yılımı
Sonrasında yıllarımı isteyecek!
Madem kömürsem
Israrla bir kıvılcıma sebep olduysan
Ateş olmayı göze aldıysan ve külleri savurmayı
Resmiyetsiz aşkım bunu kabul etmiyor
Çığlıklarıma kulaklarını tıkama
Gecenin karanlığından kurşuni fıtratıyla akan gözyaşlarım
var ya
Senden seni isteyen intikamım var ya
Runum göçüne şahit olmak isteyen bedenim var ya
Küfrederken sana
Öylece durma olur mu!
Anlat bana biraz
Ve unutma ..ne olur unutma ipeğimi
Bir dudak,bir diş ve bir dildi beni sana anlatan
Ben değildim içinde ki!
Biliyorum yoksun sen
Biliyorum gittiğini
Beni gecenin duvardan , soysuz ve kamçılı hırslarına emanet ettiğin için saol
Beni tek kelimelik pusulasız hoyratların şekline sürüklediğin için saol
Beni ürküttüğün için saol!
Teşekkür etme sakın ..
Sakın alçalma onun gibi
Keşke baksan ve ben anlasam
Eskiden olduğu gibi,
Oysa baksan şimdi
Yabancı bir dil gibi okurum seni
Ya da korkar kaçarım senden
Bok çuvalısın benim için!
İnanır mısın buna,
İnanman dileğiyle...
Bana kızma,hakkın da yok zaten
Cenk ettim imanınla sanki
İmanımı kaybettiğim için saol...
Seni kaybettiğim için...
Kanımı içtiğin için ve kanattığın için!
Gereksiz ve uslupsuz himayen için de
Keşke donsaydım bebeğim
Keşke donarak hayatta kalsaydım
Eritip toprağa kattığın için
Toprakla doyurduğun için saol sevgilim!