12 Temmuz 2009 Pazar

O günden beri!

Sağlam basıyorum toprağa
Gökyüzüne bakamıyorum bile
Ellerimin arasında zannettiğim ben bile dışında kalsam da
Ruhuma sindirdim alkışlarımı, yoksunluklarımı
Topal bir adam var karşımda, doğduğu günden bugüne
Ve hayat onun adına hep eksik
Onun gibi işte
Sıcaklığını kaybeden bir çatının altında
Eski kabuslardan kalma yeni günler
Yeni günler, eksik,
Doğduğum günden beri!

O kokunun adını bilirim ben, ruhunu yazdım
İçinde yıllarımı hapsettiğim, yıllarıma göz diken
Yüzlerce kez affettiğim ve affedilememekle lanetli
O kokuyu ezberledim, zehrini temizledim
Bedellerle akıttım kirini
Mutlu zamanlarımla intikam peşinde
Ve öylesi kör, öylesi acınası!!
Ya çalacaksa birazdan kapım
Ve gözlerim görecekse hayal misali geçmişten bir bugün
Zaman kendine dönecekse ve yine bildiğim gibi
Bildiğini okuyacaksa herkes,
En az onlar kadar üzülürüm
Lisanım çözülmeden, kara kitap gibi kalacaksam masada
Hiç dinlenmeden benim şarkım, öleceksem
Ya hiç anlatamazsam dilimi…
Hüznüm yaprak yaprak dökülürken
En az herkes kadar üzülürüm
Bildiğim gibi, beklediğim şekilde…
Umduğum yerde, koyu bir yalana bakarken bulunurum belki!!

Şimdi izlemekle meşgulüm
Yorulmak bana göre değil artık
Birileri görsün diye beklerken
Her gün biraz daha dün gibi
O günden beri!

Kambur Beli

Yıllar keyfe keder gelip geçerken
Değerken benim hayallerime
Olurmuş gibi yaparken mutluluklarım
Gerçeği ters düz eden ayaklarım
İleri geri nerede olduğunu bilmediğim kararlarım
Ve sanki birazdan gelecek olan cahil seferi
Hayatıma dokunduğu kambur beliyle
Yıllarını devirecek sırtıma
Sanki en nadir en temiz hisleriymiş gibi
O da iyiymiş gibi yapacak bu defa
Kötülüğün emrini haykırmaya geldi sanki
Sanki toz dumanı bana yutturacak
Kan,hançer,yara,merhem hepsi birbirne karışmış
Ölürken bile yaşıyorum zannedecek
Ağlarken gülüyorum sanacak
Ve öyle geçip gidecek yıllar
Değerken benim hayallerime kambur beli
Elleri süsleyecek cenazemin toz pembe döşeğini!!

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Ve onlarca kez düştüm,öldüm...

Ve onlarca kez düştüm,öldüm
Onlarca kez dirildim yeniden
Şimdi yine öldüğümü hissediyorum
Nedir bu lanet, bir lanet midir içimi acıtan!
İçime sığışan hainlikler!
Ruhuma sinen hainler!
Nasıl değişir ki her şey, nasıl silinir bütün güz,bahar ve kış
İçinde yoktu belki hiç kötülük
En çok iyiler yıktı beni
En çok onları taşıdım sırtımda
İndirdiğimde de acıttı yoklukları
Varlıkları yoktu ki,
Varolamamalarının gerçeği sızlattı beni

Her gün konuşuyorum kendi kendime
Bir deli için onlarca hikaye anlatıyorum
Bir deli için ne güzel kaçışlar bunlar
Hala kaçırmadığım aklım,ne zaman terk edecek beni acaba?

Mutluluk oyunları yaratıyorum kendime
Güzel düşlere sarıyorum tüm uykularımı
Uyumuyorum oysa öylece derin
Uyanığım her gün ve gece de
Bunu anlatmak ne güç
Susmak ne zor ve beklemek
Sanki ardımdan gelen isimsiz bir kara bulut
Her yerde bir sağanak, her durakta bir sel

Soğuyorum gün geçtikçe
Isınıyorum tekrar
Ve sonra yine soğuyorum bir daha yanmayacağımı düşünerek
Ve gün geliyor yine ısınıyorum ,inadımla!
Kelimenin tam anlamıyla olmasa da eksik kalmanın bilnci bunlar
Olmayan oyunlar, olamayan insanlarla beraber rüyalarımda
Her uyanış uzun bir ağıt yakıyor ölü uykuma

Bitmeli artık, tıkandı damarlarım
Kurudu gözlerim ve sözlerim
Bitmek bilmeyen bir karmaşa
Beynimin içine giren her yüz, her ses
Geçmiş değil bunlar yalnızca
Geleceğime sinen kokular
Çiçek bahçesine ait olmayan kokular!
Derdim istememek değil
Derdim ne unuttum zaten
Gözyaşlarım susunca, dilimde sustu bir süre
Boşlukta yankılandı kıpkırmızı gözlerim
Suya düşen yansımama güldüm,komikti !
Sana baktım,komiktin!

Hem onca sözü yaz bir kenara
Ben yazıyorum ve dönüp okuyorum sonra
Her defasında aynı kapıda buluyorum kendimi
Aynı pencereden, aynı manzara
Bir gün ya bu ev yıkılacak ya da manzara silinecek
Belki de pencerem kapanacak ve içinde ben olacağım
Kapılar çarpılacak hızla
Şiddetinde boğulacaklar
Ve ben yine sana lanet ediyor olacağım
Mutluluğun olmayacak, ben senden geçene dek!
Bu bir yeminse sence, korkma
Acırken, acıtmadan edemiyor insan,
İnsan ne de olsa kocaman bir safsata!!

3 Temmuz 2009 Cuma

Sen çirkinsin,biliyorum!

Beni yoruyorsun
Ve kendimle savaşmama sebep oluyorsun
Beni üzdün hem de çok
Üzüldüğünü de biliyorum
Çok eskiden de olsa ağladığından da eminim
Tozdan gözyaşların vardı
En küçük rüzgarda unutulan
Beni yordun,artık bilmiyorum!
Gittiğim yol gün geçtikçe kayboluyor
Sesini hala hatırlıyorum,ancak yüzün karartılı
Anılarımsa dipsiz bir kuyuda birikiyor
Her geçen gün birini daha o kuytuya gömüyorum
Acıtıyorsun hala,inkar etmiyorum.
Acına acıyorum artık,utanıyor musun?

Ama asla unutmayacağım ve unutmayacaksın
En güzelini ve en çirkinini!
Hatırladığım her güzel şeyin önünde çirkinliğin yatıyor
Her çirkinliğinin önüneyse geçmişin güzellikleri seriliyor
Hem affedilensin hem nefrete layık

Sen çirkinsin , biliyorum!
Tıpkı bir zamanlar güzel olduğunu bildiğim gibi
İnsan olduğunu unutmuştum
Hatırlattığın her an için teşekkür ediyorum!
Sen çirkinsin biliyorum ve biliyorsun,
Ben hala benim!!

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Delilerin Derdi

Keyifsizim bu gece.Çoğu gece olduğundan farklı olmamakla beraber her zaman daha şaşırtıcı oluyor.

Garip bir boşlukla sarsılıyorum.Sanki artık koca birer et yığınıymışız gibi.Kelimelerimin anlamlarını yitirdim.Eskisi gibi her şeye sinirlenemiyorum.Yine huysuzum ama öyle aniden parlayamıyorum artık.
Belkide sömürüldüm.Sömürdüm ya da kendimi.

Ne olduğumu hatırlamıyorum.Hatırladıklarımsa vicdan azabıma sebep olmaktan öteye geçirmiyor beni.İnançlarım,algılarım,anlayışlarım değişiyor.Korkuyorum kendimden.İnsan sanki büyüdükçe gücünü yitiriyormuş gibi.Büyümek sanki bir tür yenilgi.Kazansanda daimi bir kayıptasın.

İyi olmak,şevkatli olmak,merhametli olmak,paylaşımcı olmak...bunlar güç istiyor ve insan büyüdükçe kasları zayıflıyor.Çocukken aç diye üzüldüğün kediciğin yanından şimdi umarsızca geçip gidebiliyorsun ve bu çok normal.Hatta bazı bazı olması gereken.Arkadaş kalbi kırmayı artık çok iyi beceriyorum.Adaletin yerini ihanet aldı ki,bu korkutucu.Bencil olmayı öğrendim.Yüreğimi kavlatmayı,üzerini çelikten bir naneyle sarıp,gözyaşı pınarlarımı kurutmayı öğrendim,öğrendik zamanla.

Aşkmış,sevgiymiş,öyleymiş,böyleymiş,sonsuzmuş,sonsuzlukmuş...vesayre hani...
Pardon,duyamadım!Güvenden mi bahsediyoruz yoksa?
Kime?
Bir çocuğa,kadına bir adama mı?Oysa bunların hepsi de insan değil mi?
Ve insan büyüdükçe küçülürken,silmiyor mu değerlerini?
Hangi ölünün yasını tutayım ki şimdi!Neresinden başlasak biter ki bu kara liste!

Hani hep derler ya;kaçıp gitmeli diye.Sanki kaçacak bir yer varmışcasına.İnsan tüm dünyadan kaçsa da kendinden kaçamıyor nihayetinde.

Özünde iki kişi olan bir varlık.Hep sohbet halindedir yalnızken insan.Kendiyle konuşur.''Ben..'' der mesela ''Ben neden böyle oldum...''
Ben'den cevap gelir hemen ''malsın ulan sen!Aç gözlerini artık...''

Hıhh..Kendi kendine konuşan deliymiş.Öyle diyorlar.Tüm dünya delirmiş,ben eksik kalırsam olmaz!

Kahvemin tadı çok hoş.Tam kıvamını bulmuş.Her zaman ya tozu fazla kaçar ya da kahvesi.Bu gece elimin ayarı yerinde anlaşılan.Bir benzetme yapacak olursak da galiba hayatımın süt tozu bir eksik.Kahvem acı değil aslında ama süt tozum eksik olunca kahvem de bok yoluna gidiyor.Oysa kahveyi çok seviyorum.Sade içince de midem yanıyor.Hayat...sevdiğim her şeyden azar azar alıyorum sayende.Belki de oyunun tarzı budur.
Az verip,çok al!!

Sağ mı çıktım şimdi ben bu savaştan?

Bana bir düş verin.
İçinde kaybolabileceğim bir sır.
Bana dünden kalma bir bugün gerekmez.
Siz bana dokunmayın en iyisi
Kim demiş zaman öylece akar gider diye
Zaman eskitir giydiği her bedeni
Dokunduğu her ruh ispatıdır ateşinin
Öyleki kesişen yollar destekçisidir
Tanıdık yüzler komşusu.
Yangınına körük olur kötülük,
İyilikse nacizane bir cana tutunur
Yarına dek!

******

Soğuyup akan ellerim mi
Gözlerimi ışığını kaybeden
Bedenim mi öylece gençken çürüyen
İçinde bıraktığım sessizlik mi onu böyle körelten
Attığı adımı göremeyen adamın ezdiği ilk beden
Vurduğu ilk ruh,kaybettiği ilk oyun
Oyun zannettiği ilk gerçek!!
Kim bilirdi ki durmaksızın sızlayacak bu yara
Gün geçtikçe dibine çökecek bu acı
Olağan sayılacak tüm gözyaşları
Tüm tebessümler sıradan kalacak orospu kahkahalarının yanında
Dik duruyorsun diye, kamburunu isteyecekler
Bükülmeyen bedeninse ruhunu gömecekler
Doyana kadar aç kalacaklar!

******

Kim görebilirdi ki yarını bugünden
Sır gibi saklıyorum içimi
Sır olup düşeceğim yola
Kapanırsa bunca kapı yeniden
Sırtımı sıvazlayacağım naif bir yalnızlıkla
Tek kelime edilmeyecek bundan sonra
Cümle içinde geçmeyecek sureti
Sıfatı yok sayılacak,
Hiçbir zaman yok olmadan ölecek
İçimde can çekişen bu aşkın adı
Aşk bile olamayacak dillerde
Ruhum bunalmış, öyle diyorlar
Kalbimi hissetmeyecek kadar hem de!
Yazık…
Sağ mı çıktım şimdi ben bu savaştan?

30 Haziran 2009 Salı

Düşe Emanet

Bu düşe bir emanetsem eğer diye başlayan cümleler
Bu düş bir matemi bekliyorsa içinde
Tırmanıyorsa bir huzur
Ve tepeleme boşalıyorsa acı üzerine
Kendini alamazsın korkudan
Kaçmak gerektiğini söylüyorsa melekler
Anlaman lazım kini ve nefreti
Sancının güzel yüzü
Kapıları yüzüme çarparken uzun bir öykü
Tutam tutam kayıp akıyor elime yüzüme
Sevgi dolu evin bahtsız kalbi gibi
Öylesine taş,öylesine mahkum
Öylece imkansız görüyor yüreğin sesini
Tadı kaçınca geçmişin,gelecekte bekliyor umudu
Azından kaçarken,çoğuna mahkum
Öylesine taş,öylesine duvar
Ve öylece buz gibi
Sandığından kaçırır kendini,
Bir gerçek ki hayalde saklıdır
Rüyandan uyandınsa az evvel
En az bir gece daha gerek sana
Senin sen sandığına bir gerçek daha gerek
Korkusuz!
En az bir cümle daha gerek sana
Kaçırılmış olandan hediye
Bir uçurum daha gerek,gökyüzüne yakın
Bir el daha gerek,yeryüzünden uzak
Senin sen sandığına bir gerçek daha gerek
Usulca…