30 Ağustos 2009 Pazar

Dinle

Sözünü bölüyorum, unutma söyleyeceklerini
Ama ben daha fazla duramayacağım bu yıkıntıda
Kayıtsız kalıyorsun her gözyaşıma, her duama gülüyorsun
Daha fazla dinlemeyeceğim seni
Ama sen yine de söyleyeceklerini unutma
Belki olur ya,
İçimde ki kaybolmuşluğun hatrına
Bir kez daha duyarım seni
Kötüyüm ben, bilmelisin
Sebep olduğun nefes kötü!
Ne kadar küçüldüm, zaten hiç o kadar büyükte olamadım
Sen zannettiğin gibisin belki ama
Ben hiç sandığın kadar dik duramadım
Şimdi susuz bir yaz geçiriyorum
Buharlaşıyor mutluluklarım
Ben öylece izliyorum imkansızlıkların oluş şeklini
Arada bir de olsa gözün ilişmiyor mu gözlerime
Görmüyor musun o koca deliği
Hani içinde yıllarımın yok olduğu!
Seni ne kadar da büyütmüşüm gözümde
Bir hayat nasıl yıkılır, nasıl gömülür bir çocuk
Nasıl hiç büyüyemez bir kadın
İzliyorum…
Elimden hiçbir şey gelmiyor
Acımı dindirecek belki küçük bir umut
Küçücük, yarından çalıntı,
Kendimi atabileceğim bir denizim bile yok
Uzun uzun boğulabileceğim ve duymayacağım...

Mutlu ailelerin tebessümlerinden kalıntı
Belki biraz da bu çatıya girer şu kahkahalar

Özlüyorum sen biliyor musun bunu?
Hiç görmediğim bir evi özlüyorum
Hiç yüzünü görmediğim babayı ve anneyi
Hiç tanımadığım o çocuğu da özlüyorum
Hiç bize benzemiyorlar, bunu da biliyor musun?
Ve engelleyemezsin ama ben görüyorum
Kıymetsiz safsataların inadı çok güçlüymüş

Kimse kimse için feda etmiyormuş
Yarınını, bugününü, umutlarını…
Ya da fedakarlık zannettikleri samana alevmiş!
Biliyor musun ben yapmıştım çok eskiden
Hem de senin için,
Ekmiştim bütün gençliğimi
Çuvala tıkmıştım, en güzel anlarımı
Sen bunu bilmiyorsun tabi…
Şimdi gülerim ben buna
Kimse kimsenin hiçbir şeyi olamıyormuş gerçekten
Ben çok tokat yedim öğrenmek için
Vurduğun yerde de gül falan bitmedi,
Hala kanıyor gözlerim

Gerek sebebim de olsan nefesime
Nefesimi sen vermedin,
Ben bunu da biliyorum artık,
Güvenmiyorum sana,
Bencil ve körelmiş ruhun…
Belki de ben biraz senden olmasam
Sevmezdim de seni!
Unutturamayacağın şeyler var unutma
Mesela saat gece yarısı
Kulağımda ağıtlardan ninniler
Ellerim ter içinde belki yarın, yarım oluruz diye
Unutma unutturamayacağın şeyler var
Mesela günlerden gençlik bayramı
Benim ellerimde on beşlik çareler
Mesela saat gece yarısı bir ben bir yıldızlar
Ben sana, yıldızlar aya küs
Bir de çığlıklar var, senin ellerine bulaşmış
Unutturamayacağın şeyler var yani
Ki ben affetmiştim sözde çoktan!
Ama hala unutturamadığın şeyler var
Yani sanmaki tertemiz kaldın yıllar sonra!

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Gün Batmadı Daha

Gün batmadı daha
Şu görünen içimin buhranı
Gün batmadı daha ,
Henüz o kadar sarhoş olamadım
Aydınlığından yorulamadım daha
Gelmiş geçmiş en büyük aşklarım
Gün batmadı daha,
Batırmadım gemileri en koyu denizlerde
Getirdiğim yanımda zihnimin kuytusu
Götürdüklerin koca hazine
Fakir bıraktıkların var sonra
Ama gün batmadı hala
Daha uzanmam o yastığa doğru
Henüz bitmedi söyleyeceklerim
Yorulmadım henüz
Yeteri kadar direnmedim
Gün batmadı daha
Aylar geçti, yıllarla buluştu
Ben o günü batıramadım hala
Hali hazırda ki geleceğime
Sindiremedim belki…
Hevesli yıldızlar, sarı ay beklesin biraz
Gün batmadı daha
Hem yarın dediğin nedir ki
Tıpkı bugünden çalıntı
Batmayacak yeni bir gün daha doğacaksa
Boğazında kalsın şafağın,
Yeğlediğim budur aslında.

27 Ağustos 2009 Perşembe

Ucuz Kapak

Şimdi ucuz bir kapağı var bu nefesin
Süslü püslü,
Kuşe kağıt bulamadık basmaya
Sayfaları eksik biliyorum
Saman kokuyor, eskiler gibi biraz
Geçmişi geçmişe emanet edemiyorsun burada
Soluksuz, çürümüş, hesap soran küçük bir kız
Koşuyor hep peşinden
Sen sildikçe o yazıyor
Üşenmiyor, yorulmuyor
Yeniden yeniden diriliyor
Her çığlıkta, her kapı çarpıldığında
Her çatık kaşta, her gece
Her yalnız uyuduğunda
Ve her sabah uyandığında
Mis gibi ekmek kokusu duymak istiyor
Uzun kış gecelerinde
Yıldızların gölgesinde, bembeyaz çatılar
Bir fincan kahvenin nasıl boğazına dizildiğini hatırlıyor
Bir damla gözyaşı,
Bembeyaz geceyi vuruyor
Senin ki hesabı yanlış kişiye soruyor
Karşılıksız çekler, yanlış babalar
Yaka paça kapının önünde şimdi küçük kız
Kapının önü, eksik sayfaların yeri
Battıkça içine inceden,
Ve ancak o kadar acıtabilecek derin sızılar
Battıkça etine, ruhun ağlar…
Bilsen ne kadar korkunç bir masal bu
Çoktan adını kaybetmiş olan

Her yerde bir hikaye gördüm
En acıklısının içinde değildim elbet
Kötünün iyisine tebessüm ettim,
Kahkahalar duydum yanı başımda
Kötünün iyisine tebessüm ettim!
Tebessümlerim,
Yanağımdan süzüldü yavaşca…

25 Ağustos 2009 Salı

Belki

Her limanın adı olmalı
Kendini kuru yük gemileri gibi bellemelisin
Ama yolcun da olmalı
Direnmenin adı olmamalı yalnız
Sonuna kadar umut etmelisin
Canın dişindeyken tam da o sırada
Küçük bir balığa tutunmalısın
Belki yemsin, belki oltayla can alacaksın
Kim bilir bu defa sedyeni devireceksin
Denize düşeceksin,
Kim bilir …
Bir gün yok dediğinde
İlk kez aranıp, bulunmadığında öleceksin belki
Belki kaçacaksın…
Limanlarını terk edeceksin
Yüklerini yükleyip batacaksın belki
Bu defa sancağı gömeceksin en dibe
Ya da sarınıp onca yükü bacağına
Davetiye çıkaracaksın batan anılara…
Onca mavi koyun hasreti
Onca saadetin özlemi,
Belki turuncudur hayat diyeceksin
Kan kırmızı olduğunu görmeden
Belki güneş gibidir diyeceksin
Ateş olduğunu bile bile
Atlayacaksın okyanusun ortasına
Yüzemediğin halde
Belki yanarken boğulurken ya da !
Hep bir gideri olsun isteyeceksin
Bu koca deliğin tıkalı olduğunu bile bile
Hani bana diyeceksin, hani bana!
Sana hiçbir şey kalmadığını bile bile...

23 Ağustos 2009 Pazar

Sonlar

Sessizliğin içinden çıkan
Kül renginde, boğuk sesli
Yağmurun bıraktığı izleri kuruttun
Her yol birbirine benziyor şimdi
Yoğurduğumuz zamanla beraber kuytu köşeleri
Savunmasız tül perdeler gibi
Ardı ardına açılmış sayfalar
Biri diğerinin habercisi
Yoğun satırlar, asi dizeler
Kastı olmayan hain bir düş sandım
Can havliyle koşup sarıldığım
Kuru bir gövdeymiş, çürük ve kokuşmuş
Yoksul ve kıymetsiz ruhunun eksikleri
Yavaş yavaş içine çeker kefaretsiz sessizliklerimi
Kaba tabiriyle açılır kapılar kayıplara
Bilinmeyenler sever yontuk kelimeleri
Can havliyle kaçtığım
İs kokulu, çürük yalnızlığın
Kopardı beni küçük bir çocuğun ellerinden
Sade bir düşün içinden,
Koyu kırmızı destanlara yazılmak
Siyahın rengini öğrenirken
Beyaza acıkmayı marifet sanmak
Ve son bildiğin bir öncekini ezerken
Kölesi olmak ilk doğrunun, son hatanın
Zaman böyle seslenir işte
Koyduğun son noktanın,
İzi geçer her cümlene
Her son dediğinde,
Ucu açık bir kalabalığa bırakırsın istikbalini
Bütün sonların,
Kalabalık yalnızlıklardan ibaret şimdi

20 Ağustos 2009 Perşembe

Kaçtın bellki ama...

Kaybettiklerim adına
Kimsesiz bıraktıklarım, bıraktığım
Çok ağlattığım, çok ağladığım
Yüzünde gördüğüm korkuların adını koyamadım
Saldırdı zaman, saldırdı içime
Öyle bir rüzgarla çarpıyor ki kapılar
Saçlarım kaldı arasında, eşiğe düştü aşkım

Yok edememek seni, seni sarkıtmak en aşağı
Aşağıda bırakmak senden olanları
Yok olamıyorsun, yok olamadan ben
Kaçıyorsun gölgemden bile,
Gölgem bile seni soruyor,
Yani tüm bunlar sence …

Ne verdiler sana, şunca zaman geçti
Saatlere bile sığmayan,
Miş gibi mutlulukların mı kurtaracaktı seni!
Sen ne ummuştun ki şuncacık bedenlerden…
Dört mevsim gül yüzü kim görmüştü ki?
Sen ne ummuştun,
Hangi kıştan koca bir bahara kaçabildin ki
Ya da sen hangi kışı seçmiştin?
Hangi gülü değiştin kuru yaprağa?

Kaçmak kurtarsaydı keşke,
Oysa mahkûmiyetlerin en ağırını getirdi sana…
Kaçtın sen belki ama,
Bana doğru koştun!

14 Ağustos 2009 Cuma

Korku (muz) !

Ve birden düşersin…
Nerede olduğunu anlayana kadar yıllar geçer
Gözyaşları akar, yanakların biraz paslanır
Düş görmeyi seversin,
Ancak düşmek korkutucu olduğundan
Sınırlarını öğrenmeyi ihmal edemezsin.
Korkunun baş tacı edildiği bir yerde olmak istemiyorum!
Korkudan sıyrılmak gerek
Engel olmamalı,
Uygun bir dille özgürlüğümün anahtarlarını vermeli bana…
Dikkatli dinlemezsen korkularını
Yalnız kalırsın!

Kaç adam ya da kadın eder bu şehirler, bilemiyorum
Ancak topumuzun korkularını sıraya dizsek
Ölüm ve yalnızlık yarışırdı bu aciz zamanlarda…
Tek bildiğimse çok daha kalabalık olmamıza rağmen
Artık çok daha az ‘’insanız’’ !