29 Ocak 2010 Cuma

Susmak da dilden gelir bazen

Hadi tut elimden…
Hadi sürükle bakalım ne kadar başaracaksın
Merak ediyorum…
Yetse keşke şu cahil sorularım
Sana derdimi anlatmaya, yetse dilim
Çok ağlardık karşılıklı
Bakma işte,
Sustum, susmak da dilden gelir bazen!
Ah elimden gelenlerim,
Kaç sene saydı on parmağım,
Beşi bir yerde sadetim,
Kıymetli on yedi…

Hoş estağfurullah mutluyum
İki tebessümüm, dostlarım, çoluk çocuk
Anam babam, gam yemem ben!

Eksiğim, hem de neler pahasına
Korkağım, hem de neler için
Üşüyorum, hiç kimse yüzünden
Hiçler yüzünden boğuldum,
Battık çıkamıyoruz, bir delik yüzünden!
Bir fırtına ki sırtımdan vurur
Ciğerlerim hep don,
Yüreğim hep ağzımda,
Ağzım dolu dolu…
Kadınım,
Adım sıkışmış içime, tenim güneşli günde asfalt yanığı
Bakın ki kör feleğe, bağıramıyorum da akşam üstü
Sırf günah diye!

Ben hala kendime muhtaç

Ellerimle eşeliyorum şu koca dağı
İçimden kalkan seyyar denizcilere mi güleyim
Yeni gelen rüzgarın okşadığı kuru yapraklarıma mı ağlamam gerekir?
Kalbimin kapılarını açmak için gıcırtısız,
Hangi kimyevi maddeyi solumalıyım
Daha şuursuz daha mutlu olabilmek için
Daha sağır ya da daha kör…
Belki biraz daha hayat, belki biraz daha ben!

Elimden düşüresim geliyor ruhları
Şangır, şungur yıkasım var dünyayı
Bir tek benim kadehlerim kalsın ayakta
İhitıyacım var çok şık sarhoş olmaya

Kan kaybediyor ellerim
Kan kaybediyorum…
Öyle sefil geliyor ki gözüme aşklar
Hem canım çekiyor hem iteliyorum.

Tek bedende onlarca ben barındırıyorum
Hepsi yavrum,
Bir tekini yeğleyemiyorum hala
Tek olmayı unutalı şu bedende
Yıllar geçmiş olmalı,
Bilerek yaşamanın hamurunun tadını.

Sancı çekiyorum, hiç göründüğü gibi değil
Ağlayasım var sen geliyorum dedikçe
Kaçamıyorum da artık, kalmak ne kelime!
Kim ne diyor duymuyorum
Ben hala kendime muhtaç…

3 Ocak 2010 Pazar

Güngörmüşüm

Elveda gün görmüşüm, elveda sana …
Hiç bitmeyecekmişsin gibiydin,
Yalan olman çok düşündürdü
Birkaç kürek toprağa sığman, sığacak olmam
Ve daha önce görenler tüm bunları
Sıralı gitmek ne demek?
Toprak çekiyor mu kanı?

El ve ayakların, gözlerin, saçların
Sana ne kadar benziyorum, sana ne kadar benziyoruz
Seni sevmemem beni üzüyor
Sen giderken ağlayamamam
Gelememem yanına, günahlarımı görmek istememem
Ve günahlarını tabi, silememem hiç!

Ve bir sabah sıkıntımın taşması…
Cümlelerle dağıtıyorlar seni
Herkes ne çok tanıyormuş meğer
Sen buradayken kimse yoktu hani,
Kaçanlar, senden, bizden…
Onların da gözyaşları varmış
Öğrendik, iyi oldu…

Boylu boyunca uzandığın yerden buralar uzak sana,
Değer miydi diye soruyor insan,
Bu kadar hamallığa…
Ne aldım hayattan, ne aldın güzel kadın ?
Güzel olman mesela yetti mi sana?
Sen istedin, istemek yetti mi ?
Kiraz dudaklı, kara gözlü, Osmanlım
Son karı göremeden, en son baharından kaçıp
Ağırlığınca göçtün…

Can, öyle gerçekçi bir yalansın ki,
Ne kandırıyorsun adamı, ne doğrusun özünde…
Ne de yaman savaşıyorsun,
Benim güngörmüşüm seni sevmezdi bilesin
Felek diyordu, gözün kör olsun.
Dedem kördü mesela

Kum gibiydi rengi,kum gibiydi artık
Konuşmuyordun ama en iyi şimdi duyuyorduk seni
Onca çığlığını yeni duyduk,
Biz yorgun kalabalık.
Gitmeyi hiç istemedin oraya,
Amma velakin iş başa düşünce de
Seferber oldun,
Hadi diyordun, hadi artık,
Ben yoruldum…

Yorgun yaşadın, yorgun uyudun güngörmüşüm…
Senden hatıra bir karış yorganın…
Sen öğrettin canım,
Varken yok olmayı, varlığından şikayetçi olmayı,
Yok olurken, pişmanlığı…
Pişmanlığından saklanmayı
Sen öğrettin,
Hayat güzeldir, güzelliğince…
Yorgun yaşadın, yorgun uyudun Osmanlım!

19 Aralık 2009 Cumartesi

Bir dün için onlarca yarın

Öylesine dolup taşan nehir
Kaç gece için uçsuz bucaksız
Ve bir dün için onlarca yarın
Harap edilmiş yastıklar, unutulmuş kamburlar
Kırık bel kemikleri ve aşifte aşıklar
Sızlayan burnunun direği
Sol omuzdan felç, sol kanattan yırtık
Cam gibi saydam ve bir o kadar karanlık
Sefalet dolu her yer, her göz, her kulak
Kalk buradan taa oraya yetiş şimdi
İçinde binlerce kilometre yol var
Sana gelene kadar daha çok iş var
Bir varmış bir yokmuş hikayeleri
Acımasız, devşirme hukuklar
Dinlendim, dinlendi, dinlendik
Yine aynı şeyleri yapmak için
Yorulduk yoruldum yoruldun
Aynı şeyleri yapmaktan
İçimde garip bir his,
Hala çatı delik, hala su sızdırıyor
Anlamadığım bir şeyler var
Bu evde kim yaşıyor?
Kim bu kadar ağlıyor ya da kim bu kadar duyarsız?
Öylesine dolup taşan nehir
Feda edilmiş olan kim, ne, neden?
Onlarca soruya tek bir cevap
Bir dün için onlarca yarın!
Yeminlenmiş günler, gecesi kafirliğe akan
Sabahı yumuk yumuk eller içinde umutlar
Öylesine dolup taşmaz hiçbir nehir
Ve bir dün için onlarca yarın düşmez elinden
Dünler cebinde ve sol tarafın uyumuşsa
Sızlayan burnunun direği yol gösterir sana
Kırık, yorgun ve emin adımlarla

14 Aralık 2009 Pazartesi

Ve tekrar baktığında değiş...

Aklını temizle, beynini ve gözlerini
Uzaklaş, oldukça uzağa doğru
Ve tekrar baktığında değiş...
Görmek için çaba sarfet ve duymak için
Sesleri olmayan, çok konuşan ve ancak sustuğunda bir şeyler ifade edebilen insanlardan uzak dur!
Vah benim, senin, onun, şunun, bunun geçmişine
Hayal dünyasının yankılı ürünleri
Gürültülü eserleri ve gerçeklerden kaçan delikanlı kadınlar ve erkekler
Sözde kanları deli, kanları yalan!
Cam gibi duruyor önünde kırılması gerekenler
Tek bir yumruk, tek bir nefes, tek bir söz
Tuzla buz edecek hala ayakta durduğunu zannedenleri
Ve kendin, ah güzel kendin
Sen hiç kendine kulak verdin mi, ne diyor diye?
Sus bundan böyle, sustur ve dön sırtını
Kendini dinle, aç içini
İçinden çıkanlar, çıkacak olanlar...
Geç bile kaldın çocuk,
Ama daha fazla gecikme
Umutlarını sıyırıp altından çıkacakları bekle
Ve kötü olanlara bakma, göz göze bile gelme
Öyle ki için bir tutam nefes ve huzur istiyor
Tek olmak, tekliğin dayanılmaz hafifliği,
Onca kalabalığın içinde yalnız kalmamak için,
Önce tek olmak, kendine hasret ruhuna kendini armağan etmek
Önce ruhunu doyurmalısın...
Dingin bir ruh asla yalnız değildir, unutma!

29 Kasım 2009 Pazar

İçimden konuşuyorum

Şimdi göz gözeyiz ve öylece bana bakıyorsun
Dudaklarım hareketsiz ve dilim,
Sesim çıkmıyor
İçimden konuşuyorum sen daha iyi duy diye
Yalnızca dinlemen gerekiyor,
Yalnızca biraz dikkat
Gözlerimin altlarına bak,
Orada eskiden olmayan şeylerden var
Burnuma eski kaşar kokusu geliyor
Pişmanlıklarını açıkta bırakmışsın
Oda sıcaklığında ekşimiş yaşanmışlıkların
Şimdi içimden konuşuyorum değil mi
Şimdi daha iyi duyuyorsun bence
Ve tabiî ki ben de daha iyi görüyorum seni
Çırılçıplak ve olduğun gibi!
Muştuların saçılmış etrafa
Artık toparlanmalısın bence
Birinin eteğinden tutup kaçmalısın
Ya da birinin bir yerinden tutup işte…
Hiç konuşmuyorum seninle,
Ne de olsa küsmüştüm çok önceleri
Çocukken kolaydı barışmak
Parmak uçlarında dolaşırdı kırgınlıkların adı
Oysa şimdi,
Hiçbir pişmanlık geri getiremiyor tebessümleri
İçimden konuşuyorum...
Fakat biliyorum,
Şimdi daha iyi duyuyorsun beni
Tıpkı benim daha iyi gördüğüm gibi…
Zaman tüm karanlıkları aydınlatıyor
Ve tüm aşıklar çırılçıplak şimdi!

26 Kasım 2009 Perşembe

Modası geçiyor bu aşkın da

Ağlamak geliyor içimden
İçimden bir parça dışarıya aksın istiyorum
Ağlıyorum aslında
Senin anlayamayacağın bir dilde
Senin tanıyamayacağın gözyaşlarım var

Unutuyorsun,
Uyanıp uyurken dalıp gidiyorsun
Hayat hep mızıkçı!
Yalnızsın ve kokuyorsun
Hiçlik, kimsesizlik, boşluk…
Ötekileşiyorsun
Beriden bana bakan adam gibi
Önümde ki çukur gibi
Ardımdakiler gibi, ardımda bıraktıklarım gibi…

Çaresiz üşüyorum
Az evvel yeniden hatırlattı yabancı bir tebessüm
Öyle tanıdık hayaller geçti ki göz bebeklerimden
Tanımıyor gibiyim,
Oysa öyle benden, öyle gerçek
Yabancılaştığım sokaklarda
Bizzat ayak izlerim varmış

Unutulmuyor…
Unutmak demek,
Artık güzel olmayan şeylerin
Güzelliği karşısında yorulmamak demek olmuyor
Unutulmuyor…
Unutmak demek, bağışıklık kurmak oluyor

Şafakla beraber kapanan gözlere,
Kokulara, izlere, kelimelere, günlere
Aylara, giysilere, seslere…

Unutulmuyor,
Yalnızca alışıyorsun,
Modası geçiyor bu aşkın da..

Oysa ağlıyorsun hala,
Kimsenin anlamadığı bir dilde
Göremeyecekleri yaşlara sahipsin…
Bir tek senin gözyaşlarının modası geçmiyor!