
Kendinden hariç ve kendinden çok daha fazla bir şey taşımak.Yalnızca bir ‘şey’ demek onun için.Anlamını yitirdiğini zamanını harcadığını ve kim bilir bekli de artık saf ve taze olmadığını hatırlatmak.Lüks geliyor şimdi o zamandan kalma fırsatlar.Koştuğun maratonlar ve sefalet içinde yılgın büyümüş o bedenler.Hepsine kucak açacak kadar iyi miydin yoksa canın mı sıkılıyordu yoksa şuurunu mu kaybetmiştin?Nasıl ,neyi,neden yaptın bilmiyorum ama emin olduğum tek şey kendinde olmadığın.
Hafıza…o güçlü ve yamuk teker.Kimi zaman istediğin yönde,kimi zamansa kuytu köşeye virane seferler yapıyor.Kendisiyle uzun kavgalarımız sonunda hep onun haklı çıkması kabullenilmesi zor bir durum.Kareler eklemek istiyorum,olmayan olamamış ya da daha az vicdan azabı yaratan kareler…Elimde ki ufacık ucu körelmiş kalemle zamanı silmeye çalışıyorum.Hem de nerden!!Hafıza denilen o köklü ormandan..
Köklü ve lanetli…
Öleceğim gün geliyor sonra aklıma.Geçmişten değil gelecekten olan en meçhul son geliyor aklıma.Nasıl bir film istersin diyorum.Nasıl bir fragman geçmeli…Pişmanlık ve hata dolu mu…Yoksa başarı ve doğru kararlarla dolu mu..sevdiklerinle ve sevenlerinle mi dolu…Tek bir cevap asla bulamıyorum.Ki pişmanlık dolu olsun istemem.Buna rağmen öyle bir yolculuktayız ki sürekli ya bileğimiz burkuluyor ya da ruhumuz.Acımasız ve katiliz hepimiz.Bir zanlı aynı zamanda bir mağdur.Katil aynı zamanda kurban.İlginç…ve düşünmeye de bu kadar değmez belki.Zaten o gün yarınsa düşünmek için de artık çok geçtir.
Biliyorum ki şu düşünme ve zorla anlamaya çalışma inadım olmasa çok daha mutlu yaşardım.Kendimi emanet ettiğim hiçbir olgudan,varlıktan,amaçtan sapmaz,şüphe duymazdım.Tabii kendi kendime yarattığım kaçıklıklar değil bunlar.Ah zaman diyoruz işte;ah sefil ve onurlu ,kıymetli ve gereksiz,temiz ve çamur olan geçmiş.Seni kendime emanet etmekle hata mı yapıyorum acaba?
Kusurlarım mı!Tane tane ve tonla belki..O kusurlardan yorulanların şikayet etmeye hiçbir hakkı yok.Çünkü ben boşluğuma bir katkıda bulunacaksam uyarırdım komşu köyün oğullarını.Haylaz,kurnaz,gamsız,kedersiz ve vicdandan mahrum kullarım.Öyle ki ne söz vermekten ne de sözden caymaktan çekinirlerdi.Öyle ki inandırıcı ve muhtacımsı ses tonlarıyla dolaştıkları kapıların her birini ben açtım.Açlarsa doyurdum,hastalarsa baktım,şefkatse şefkat merhametse o da.. ha hiddetse onu da esirgemedim.Neyimi esirgedim acaba,ihanetimi mi,yalanlarımı mı yoksa ….
Hayır hayır!Ben yalnızca sanıyorum.Doyurduğumu,baktığımı,gülümsediğimi…yalnızca yanılsama hepsi.Zaten onlarda bununla doymazlar.Dolu dolu et,dolu dolu kemik vereceksin..Sıcağı sıcağına ve mahkum olacaksın onlara.Ya da kusursuz olacaksın işte.Ne bir eksiğin olacak ruhunda ne de sorular olacak aklında.Senin zihnin durduğu bir yer olacak.Çok can sıkmayacaksın.Sen boş ve huzur dolu bir sefahat elçisi olacaksın tenlerine ve yüreklerine.
Peki ya ben diyeceksin sonra.Benim doymaya hakkım yok mu!Benim elimden tutup kaldıracak bir rezile ihtiyacım yok mu!Benim omzumda bir ele,ruhumda derin bir sonsuzluğa…yok mu!Ben yalnızca …
Cevaplar bazen sinir bozucudur,onun için sormadan evvel sıkı düşünmek gerek.
Her neyse…Keyifsiz ama amma da gerçek dokundurmalardan sonra biraz daha nefes almaya ihtiyacım olduğunu anladım.Hayatımın son gününe kadar yetecek ve dolu dolu bir nefes almak istiyorum.Arada bir yerde olur da gırtlağımla,yine iyi niyetli bir el buluşursa ve okşayayım derken beni boğazlayacak olursa,ciğerlerim bana zaman ayırmalı…Her seferinde yeniden doğamam ya!!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder