18 Temmuz 2008 Cuma

Hayata Bak..




Kaçımız hayatı bekliyoruz acaba?Onun bize gelmesini ve bizi sarmasını kaçımız büyük bir arzuyla bekliyoruz.O kadar büyük bir şeyin bizi sarıp kollamasını nasıl da diliyoruz.Kaçınılmaz gerçeklerimizi görmezden gelerek buna kendimizi nasıl inandırıyoruz.Oysa hayat yalnızca ona doğru gelenlere gider.Hatta belki de o hiç kıbırdamıyordur.Yalnızca ona doğru gidenler,aradaki mesafayi kapatmanın haklı sevincini yaşıyordur belki..

Onun oyunlarından anlayamıyorum artık.Hayal gücümü ne kadar zorlasamda benimle böyle savaşmasını anlayamıyorum.Bütün sevinçlerinden ve lezzetlerinden biraz tattırıyor ve sonra bir kerede tüm pastayı önümden alıyor.En çok ekşilerle doymak zorunda kalıyorum.Bazen ona öyle kızıyorum ki,içinde bulunmaktan hiç de hoşnut kalamıyorum.Oysa sıcak bir beden ve güzel bir bakış bulduğumda tüm nefretlerimi bir çırpıda yakıyorum.Öyle bir hayal içinde oluyorum ki hiç tükenmesi beklenmeyecek kadar beyaz oluyor her şey.Bazense bir denize bakmak yetiyor onu anlamam için.Söylediği bana sessizce fısıldadığı şeyler oluyor denizin.
''Gitmene ne gerek var,hayat dediğin şey zaten sensin.İki adım ileri,üç adım geri...Dönüp dolaşıp yine kendine dolanırsın..''

Dönüp dolaşıp yine kendime dolanıyorum bende.Çünkü o hep sövdüğüm hayatı aynada görüyorum artık.O hep dağa taşa bakarak ''hayat'' diye çığırdığım sağırın,aynada öylece durup bana baktığını görüyorum.Gözleri sonuna kadar açılmış,sanki ilk defa gördüğü birine bakar gibi bakıyor bana.Öyle bir şokta ki sanki bunca zamanın gözyaşı bir defa da aktı akacak gözbebeklerinden...

''Ben...''diyor...
''Bendim onca yıl sövdüğün gerçek...''

Kalakalıyorsun.İnsan olmanın,bir beden olmanın ne olabileceğini düşünüyorsun.Burdaymış işte yıllardır.Öylece içinde yaşıyormuş hayat.Artık bağırmanı değilde,dinlemeni bekliyormuş can kulağıyla.Meğerse bir yük gibi yıllarca içinde taşımışsın onu.Böyle bir şeymiş demek ki...Bulduğunda nefes,sırda kaldığında yük oluyormuş,nefesini kesiyormuş insanın.

Kendine doyacaksın öyleyse.Ruhunu doyuracaksın hayata doymak için.Bir bütün olacaksın gözlerinle ve bedeninle...

3 Temmuz 2008 Perşembe

Sen Seninleyken

Dilersen unutmaya çalış.Bu gece uyumak için.Oysa mümkün değil.Bu saçma sapan,alıkça düşünceler yakanı bırakmıyor.Onun kalbini hissediyorsun.O emin değil hala.Senin sımsıkı tutunduğun ipe senden güç alarak yaklaşabiliyor.Halbuki ipi uzatan da oydu.Şimdi her zamankinden daha da yorgunsun.Şimdi daha da korkak ancak bir o kadar da yılmaz durumdasın.Bildiğin,o kadar emin olduğun o yanlış sonuca ulaşmak istemiyorsun.Bunu duymak istemiyorsun.Ancak gerçekse ya...Ya biraz sonra giderse!Ruhunun sessizliği herkesi yasa boğabilir.

Gözlerin..Onlar öyle bakıyor ki şimdi,neşe dolu.Ancak öyle anlar oluyor ki saydamlaşıyorsun.Sevigini de korkunuda saçıyorsuh her yere...

Kokusunu hissediyorsun.Şu sigara dumanlarının arasında hatrından gelen canlı bir geçmiş.Buğuların arasında onun en masum saatlerini görüyorsun.Bunu yaptıkça ne oluyor.O bir başkası ve sen de öyle.Nedir ona bu kadar iten seni.Bir sebebi olmalı,bunu da anlamak için yıllar geçmemeli...

...Oysa beklediğin yalnızca bir çift söz.Ondan asla duyamayacağını hissettiğin bir çift söz belki de.

Nedir bu paranoyaklık.Senden nefret etmeye başlıyorum.Seslerini göm artık içine bir yerlere.Hepimiz duymak zorunda mıyız sanıyorsun.Hayır!!Kaçmak değil bu.Yalnızca susmak.Bilir misin nasıl bir şeydir,bağardıkça susmak.Öyle bir gelir ki o haller,konuştukça sen durur herkes.Bakıp,ne dediğini anlamaya çalışırlar.Halbuki özel hiç bir şey istemiyorsundur ya da dile getirmiyorsundur.Sen,senden söz ederken bile onları duyarsın ve hiç bir zaman yalnız kalmak yetmez sana.Çünkü artık hiç yalnız kalamıyorsun.Senden bir tane daha var bu oda da.Öylece durup sana bakıyor.Daha geçmişten,daha toy,daha umutlu ve daha hüzünlü.Gözlerinde ki o kalıcı yalnızlığın nerden geldiğini şimdi anlıyoruz.

29 Haziran 2008 Pazar

Bu Gecenin Karmaşası


Gerginim bu gece yine.Anlamsız değil,sadece hafızam daha güçlü bu gece.Yaşanılan,tadılan,tadılamayan;acı,huzur,mutluluk,sancılar...Hepsi bir elden zihnimde kol geziyor..Varettiğim,aslında olmayan anlamlarım.Yaşamıma anlam katıyor dediğim ancak;yaşamımı bir kaosa sürükleyen takıntılar.Hepsi bu gece aynı yerde,zihnimde hazır olda sanki...

Bir korku var içimde.Belki de yalnızca bu sebepten.Beklediğim ama asla gelmeyecek olan gelecek sanrılarım.İstediğim fakat;çok zor olan gerçek tebessümler.Sıfıra indirgenmiş soru işaretleri ve saf huzur...Yanlışın ve doğrunun çok da değer taşımadığı bir akıl ve bir yaşam.Kelimelerime kusurlar veren o karışık kıvrımlar...Yalnızca sizin içinizde yaşamım,eğrilerim,doğrularım...

Bir aç kalıp,bir kaç duvar..Bir bombaya ihtiyacım var ya da daha sağlam kalıplara.Daha diri duvarlara..İçinde boğulmadığım ancak gün ışığı sarhoşu da olmadığım bir kalıba ihtiyacım var belki de...

...Ve Ben de Şimdi Şöyle Böyle


Hadi anlat artık...Bir şeyler söyle.Gideceğim yolu göster bana.Bu halde ne tarafa dönsem dört duvar.Kapı bile yok ya da var ama...Ben mi görmüyorum bu kupkuru,dört duvarın renklerini.Üzerinde rengarenk resimler var ama ben mi farketmiyorum!Seni göremeyen ben miyim yoksa?Sanırım okuyamıyorum ben seni...

Nerde sevinçlerim!Hani buradaydı,daha az önce.Belki de yalnızca biraz dikkatsizimdir.Tamam öyleyse,bir kez daha bakıyorum binlerce kez baktığım yerlere.Her bakışımda biraz daha yıkılıyor bu duvarlar.Sıvaları da dökülmeye başlamış.Anlayamıyorum,ben mi okuyamıyorum seni?

Buradan çok netsin aslında.Siyah ve beyaz kadar belirgin bir gri.Yalnızca önünde ki o perdenin buğusundan oluyor tüm bunlar.O perdeyi de kaldıramıyorum ben.Oysa izin versen,belki biraz daha bana yardım etsen.Öylece durup bakma bana.Bulmamı bekleme seni bu kadar çaresizce ya da bu kadar zor şeyler isteme benden.Yolu açar ruhumun içinde ki benzerlerin belki ama;sana vardığımda ne halde olurum bilmiyorum.

Belki de seni arayanı görmek istemiyorsundur.Belki de beklediğin kadın olmadığımdandır bunlar.Yanıldığını mı düşünüyorsun ya da düşlüyorsun.Öyleyse bu buğular senin düşlerin mi,bu perde düşüncelerin olabilir mi?Hadi biraz daha yardım et bana.Yenileri hafızama almaya çalışırken hatırlamaya çalışıyorum seni.Özlemini bir kez daha söylesen...Fakat tabi bir özlemin var mıdır ki?Oysa anlamak istemediğim şeyler var benim.Zamanında anladıklarımla yetinmeye çalışıyorum,yetiştirmeye çalışıyorum o günleri bu saçmalıklara.Oysa bakışların da yok şimdi...

Hadi ama komik oluyor bu oyun..Yakında gülmekten ağlamaya da başlarız.

Uzak ama yakın olmak mı istiyorsun.Peki nasıl olacak?Yeterince uzakta mısın ya da yakın olmak için o kadar uzaktayken,elinde neler var.Çiçeklerinin kokusu buraya ulaşmıyor.Meraklanma sen ne kadar uzaktaysan ben o kadar yakınım sana.Ancak benim ellerim sana ulaşan,çiçeklerinin kokusunu almak için.Senin bir çaban yok sanki.
''Çiçeklerim var biliyorsun,kokusuna ne gerek var'' diyorsundur şimdi.Oysa ben nerden bilebilirim ki,yaşıyorlar mı eskisi gibi...Bana çiçeklerinden gönder biraz ya da ellerini...

Sen hep öyle duracaksın değil mi?Çünkü sen öylesin ve ben de böyle...
Ne garip herkes bildiği gibi,bildiği kadar...

Ya değilsen,ya daha fazlası varsa.Söylemeye mi çekiniyorsun ya da ben kendimi bu kör kuyudan çıkarmak için saçmalıyorum değil mi!

Acıklı şimdi.Bu halim çok acıklı.Histerik düşüncelerle seyiren bir deli gibiyim.O kadar vahim ha!

Şimdi ben bekliyorum.Ben gitmeyi sevmem,gidenleriyse hiç!Ben şimdi bekliyorum;çiçeklerini özledim,kokusunu özledim...Hadi bana biraz yardım et!Özlemime biraz yol verde benden çıksın gitsin artık...
...Ama sen öylesin,ben de böyle...Bildiğin kadarsın,bildiğim kadardım.

Sen öylesin ve ben de şimdi şöyle böyle...




28 Haziran 2008 Cumartesi

Deli Çukuru



İçine konuşup konuşup susuyorsun.Sanki birileri duyuyormuş gibi,seni senden başka...Bile bile aynı yolu yürümekte ısrarcısın.Can acısı hoşuna gidiyor galiba.Ne oluyor?Bir tür hesaplaşma mı bu?Kendinden yola çıktığın ve kendinden başka onlarca durakta yolda kaldığın bir yol bu.Farkındasındır umarım!

Sorun gibi gelmiyor şimdi belki ama aldığın nefesler yavaş yavaş dizilmeye başladı bile boğazına.Sen artık çok geç kaldın.Biliyor musun ki yükün ağır ve yolun uzun.Güvenilirliklerininse ne kadar seninle devam edeceği meçhul.Bir gün aniden yapayalnız bir durakta daha kalmak var.Korkutucu!

Madem ki yok öyle bir ihtimal.Israrla reddediyorsun karşıma dikilmiş.Öyleyse nedir içinde ki bu titreklik?Nerden geliyor bu acının kokusu?Nerden çıktı şimdi bu gözlerinde ki buğular?Acı...Sen yine,bu defa da onlarca adım önden gidiyorsun.Belki sana yetişemiyor.Oysa öyle bir gaylesi bile olmayabilir.

Mutlulukları kovalamadan yakalamak.Güzel olurdu.Oysa sen kovalamıyorsun da..Sen hep dururken ani sevinçler seni mutluluk olma ihtimaliyle kandırıyorlar.Ne kadar safsın!Senin kalbinle oynamakta çok kolaydır şimdi.
Peki bir yerden tanıdık geliyor mu bu yitirme korkusu?Kulaklarında çınlayan bir ses var mı?
''Gitme,üzerler seni,unutursun kendini..Sana gitme demedim mi!!!''

Hayır tamamen bir saçmalık bu.Ne yani haklı mı çıkıyor?Oysa ben pişmanlık nedir bilmem.Ancak onun acısına çok benziyor,onun dualarına ...Çok benziyor senin bu bakışların,acımadan sırtını döndüğün o adamın gözyaşlarına...Zaman dönüp dolaşıp ayağına dolanıyor sanki...
Oysa tam da şimdi yeniden...Ne gereği var yılları böyle kurcalamanın.Senin zihnin bir deli çukuru yalnızca!

Hem yine beklemediğin şeyleri yapmadın mı?Yine olmaz dediklerini.Sen ne zaman imkansız cümleler kursan,en çok o zaman mümkün hale gelir her yanlışın.Oysa yanlış olduğuna bile emin değilim...

Sonuna kadar sarıp bütün bu duyguları içinde kaybolmaktan da korkuyorsundur belki.Bedeli umurumda bile değil şimdilerde,sanki o kadar kolay oluyormuş gibi...

Sızıyor bir yerlerden,farkındasın.Sanki koca testi delindi.Sanki sen yine çölün ortasındaki en değerli varlığını sızan bir testiye boşaltıverdin.Susuz kalma ihtimalini düşünmeden sana yetişene sen de yettin!Peki ya bu sana yetmezse ya da sen ona fazla gelirsen ne olur?

Anlamıyorsun değil mi,umurunda değil artık.İpin ucu bir kere kaçtı neyin ardından koşabilirim daha diyorsundur belki de...Kendinin...Kendini yine senden gitmeden durdurmalısın.Yine çok hızlı adımlarla uzaklaşıyor senden,yine bakıyorsun sen ardından.

İçinde kapanan boşluklar,taşıyor yanlış yerlerde...

Bunlar yalnızca bir kaç sözcük oysa...

26 Haziran 2008 Perşembe

Sevgilerimle Aşk!


Sana söylemek istemezdim değerini ama çenem hiç o kadar sıkı olamadı.Bilmemen gerektiğini de çok düşündüm ama düşündüklerimi uygulamak bu aralar daha zor gibi.Hem zaten neden sana göre olsun ki tüm bunlar.Bütün bu şeylerin içinde senin düşüncelerinin işi ne!Hatta,dur bir dakika!Benim bile bunu sorgulamam yanlış.Nasıl da bencilce konuşmaya başladım böyle.

Ancak kim inkar edebilir ki!Bunlar yalnızca benim.Bu kuruntular,bu heyecanlar,yalnızlıklarım kadar acılarım kadar bunlar da yalnızca bana ait.Sen sebep olmuş olabilirsin,senin varlığın neden olmuş olabilir ancak;şu dakikadan itibaren sen yokken bile benimleyse bu duygular,bu işlerin seninle artık pekte alakası yok gibi.Ne dersin?Seni seviyorum!Evet seni ilgilendiren kısmı eylemin uygun görüldüğü kişi olman,dışında ki tüm zelzele,tüm fırtınalar bana ait,benim ilgi alanımda,teşekkür de etme çünkü bu bir hediye değil.Belki de yalnızca benim için seçilmiş bir tür beladır bu.Olamaz mı?

Nasıl bir delilik bu böyle?Tek bir varlıkla başlayan sonra yavaşca ondan kopan ve geride onun neden olduğu duygulara hapsolan bir trajik vaka.

Aşk böyle bir şey mi yani?Onunla başlayan ancak onunla bitmeyen,hatta belki de gün geçtikçe ondan kopan bir hastalık mı?Kendi içinde ki eksikleri tamamladığını hissettiğin adama ya da kadına bağımlı olmak mı?Ten kokusu mu?Sözcüklerin büyüsü mü ya da gözlerin içinde ki kör kuyu mu?Belki de bir tür illüzyon...

Oysa çok fazla kurcalanıyor bu hal.Belki de yalnızca saf bir inançtır aşk.O adama ya da kadına inanmaktır.İnanmayı istemektir.Herkesten bir adım daha senin,biraz daha seninle ve biraz daha güvendir belki de... Ancak aşk,bu kadar ayrıntıyı da kaldıramaz.

Aptallık olduğunu düşünenlerde var tabi.Büyük bir iradesizlik olduğunu ve kişinin kendi kendini erittiği,aslında bir tür yalnızlaştırma olduğunu düşünenler.Bunları şahsen ben hiç kale almadığım gibi eriyecekleri günü de dört gözle bekliyorum.

Nasıl da küçük adlandırılmış öyle değil mi!Aşk...Üç harfli,pek mütevazi ancak adının geçtiği yerde tozu dumana katan bir küçük şeytan!Bu da çok ağır olmuş olabilir ancak;onun bir melek olmadığına adım kadar eminim.

Varlığına biçilen yıllar var.Sonrasında yerinde başka duyguları devrettiği söyleniyor.Acaba onlar başka duygular mı yoksa yalnızca bir tür evrim mi?Yani aşk aşktır öyle değil mi!Neden bir başka devşirme duyguya ihtiyaç duysun ki.Bana kalırsa kendi içinde kendini yenileyen bir hissiyat.Hem bir duygunun zamanı ölçülemez ki!

Ona herkesin ihtiyacı var oysa.Onun yarattığı heyecana,mutluluğa...O tatlı rüyaya herkesin ihtiyacı var.

Aşk;bedeni ve ruhu bu dünyadan koparan,insana yapamayacağı bir şey yokmuş gibi hissettiren,en bencil insana bile kendini paylaşabileceği bir başka beden seçtiren;zihni ve duygusal şoklarla ruhu,bedeni yenileyen ve bütün bunlara rağmen ironik bir biçimde bencilliği de elden bırakmayan,bir tür sapkınlık.Hem de ilahi bir sapkınlık.Belki de Tanrı'nın kullarını denediği en büyük sınav.Meşru görünen ancak oldukça sakıncalı bir hal.


Neden Sevgi varken aşka bu kadar takılıp kalmış insanlar anlıyoruz.Bu kadar çetrefilli bir şeyi herkes çözmek istiyor.İçine giren bir daha çıkamıyor orası ayrı ancak bu kalabalık bilmeceyi çözme isteği herkeste mevcut.Sevginin yalın,sakin emektar halleri çekmiyor insanoğlunu galiba.Onun iş isteyen işlemesi korkutuyor belki de zavallıları.

Oysa şu kadar basit:

Aşk;dışı renkli,parlak,göz alıcı bir zenginliğe sahip olan, görünce tadını anında hayal ettiğin bir heyecanla da çiğnemeden yuttuğun ve sindiremediğin,yedikçe de acıktıran bir şeker.Hep hayal ettiğin tadı beklediğin çoğu zaman da ulaşamadığın...

Sevgiyse;karakalem desen çizimi gibi.İçinde derin renklerin kurmacalarını barındırmayan,sade ancak emeğin incelttiği ayrıntıların insanı cezbettiği,siyah ve beyazın birbirini sahiplendiği,her şeyin net bir şekilde görülebildiği bir tablo.

Seçim yine kişinin kendisinin.Yedikçe doymadığın bir şekere bağımlı olmak ya da güzel bir tablo alıp yıllarca onu huzurla izlemek...

Veyahut en güzeli,o cezbedici renkli,parlak şekerin tadını farkettikten,kokusunu iyice soluduktan sonra karşına alıp siyah beyaz bir resmini çizmek...Sonra yıllarca o resmi izleyip,tadını anımsayıp,kokusunu hissedip huzurla dolmak.



Ne dersiniz?Asıl büyüleyici olan da bu umut değil mi?



24 Haziran 2008 Salı

Zaman!Sonun Devamında


Sakın benden şimdi bekleme doğruları ya da bekle ama;yüksek bir umudun olmasın.Sana verdiğim sözlerle iligili sorunlar yaşıyoruz,farkındayım.Bilmiyorum,belki de ben yine biraz değişiyorumdur.Belki de değişiyorum dediğim hala ve hala büyümektir.Büyümekte saçma aslında ya da ille de adlandırmaya çalışmak olan biteni nasıl bir delilik!

Zamanın eli şu aralar sadece okşamakla meşgul ama sağ gösterip sol vurmayı çok sever o.Güvenmek,zamana hem de ...Ona işleri bırakmak hiç de doğru olmaz.O gerektiği yerde gerekeni yapıyor ancak sen ne kadar eğilirsen o,o kadar yol veriyor sana.

Susuzluk hissediyorum.Yalnızca dilimde değil.Sanki bedenimin ihtiyacı var gibi.

Olan ve biten.Nedir bunlar?Olanlarla bitenlerin arasında ki o derin dostluk bazen düşmanlık.

Olan yalnızlık,biten ''diğerleri''.
Olan aşk,biten ''mantık''.
Olan ölüm,biten ''nefes''.

Olan ayrılık,biten ''mutluluk''.(aslında bu kişiye göre değişir.)

Bunların hepsi aslına bakılırsa birbirine sebep haller.Bugün kayıtlarda ''olan'' adlı haller yarın bir ''bitiş''olabilir.Bu yüzden son diye bir şey de yok aslında.Her sonun devamı mutlaka vardır.Bir önceki sonun etkileri görülür devamda...Zamanın tatlı sert oyunları bunlar...

Verdiğin sözler.Bir önceki sonunun seni bugün getirdiği noktada geçersiz kalmış gibi.Devam da oynanan oyun ne kadar aynı gibi görünse de bu defa çok farklı her şey.Bu defa daha gerçek ve içinde hiç şüphe barındırmıyor.Emin ve umursamaz.

Yaşanırken bile sorgulamak tüm bunları nasıl bir fırtına yaratıyor ruhta.Büyük bir delilik.

''Ne yani,ne oluyor şimdi,doğru..Hayır yanlış....Geçmiş,son ve devam.Yine aynı şey mi?Hayır hayır tabiki de değil.Ama benziyor.Hisler,onlar bu defa farklı olan..Bir dakika dur,kes şunu!''

Beyninde ki bu akıl oyunlarını susturduğn anda ki huzur.Sonrasındaysa boşvermişlik.Belki de boşvermişlik de değil.Benim kontrolümde ama benden uzakta olmak bu.

Zaman ve getirdikleri,hem de bir aralar götürdükleriyle birlikte şimdi önümde serili,öylece bana bakıyor.

O son!O devşirme duygu,devamında gerçekliğine ulaşıyor anlaşılan.