3 Haziran 2009 Çarşamba

Kalbi Gümüş Adam

Kalbi gümüş olan bu adamı kapat!
Kimsesiz ve yalnızlık cümbüşü içinde kendini kaybetmiş
Bir uyku ki derin ve duraksız
Uyanman için dua ediyorum,dürtmedi mi hala birileri!
Neden böyle olduğuna dair neden böyle olunduğuna dair fikirler
Sepet sepet yumurta sakın beni unutma
Yumurtaları kaybettik,eşek kazığıyla beraber kayıp..
Peki kim severdi kokuları,en güzellerini
Karın doyuran kokular,kalbi doyuran kokular
Bu caddedden iki sokak yukarda bir ev
Caddede bir koku,aşkı doyuran
Bir çılgınlık yontulmamış bir arzu değirmeni
Ve sen,o .. kimdiniz kuzum neydiniz kimbilir..
İçine yııları sakladığımız küçük kutu
Dünya bir duvarda asılı,duvar bir binada kapalı kalmış
Bir adamın koynuna sıkışmış notalar!
Garip bir renk,farklı bir ışık
Dünya bir adamın kalbine asılı!
Serserilik etme kuzum...
Zamanın eli ne senin ne benim üzerimde
Zaman sormaz ki giderken,durmaz ya da beklemez ki seni
Oysa her grinin açılımı bir tutam yalnızlık
Sen grisin sanırım,en çok onu yakıştırdım şimdi.
Şimdi gül biraz,ben istedim diye gül
Eskiden olduğu gibi şimdi biraz temizlen,ben istedim diye
Bana değil,kendine...
Çok acı kokuyorsun,ruhunu mu kaybettin kuzum
Çok acı çekiyorsun!
Ben sana demiştim oysa sen de bana demiştin ya neyse!
Haklımıydık yani ikimizde,ondan mıydı tüm bu kargaşa?
Hani samanlığı seyran eden şu gönüller
Bizi neden perişan etti dersin
Kim bilir artık çok farklıyız ya ondan
Hani bu devir biraz daha imitasyon sanırım!
Keyfine bak kuzum
Ne derler,elle gelen düğün bayram
Bir tek bizmiyiz bu kadar kaybolan
Boşver kuzum,tıpkı senin dediğin gibi
Fakat nolursun yapma,böyle olma!
Sen sanki biraz değiştin mi ne
Yok yok...sen sen değilsin ki artık
Ne yaptın kendine...
Fakat nolursun yapma,gümüş kalbin nerede
Serin suların veyahut saklı bakışların...
Şimdi nedense yalnızca acıtmak için bakıyorsun
Çok mu canın yanıyor kuzum,kıyamam ki sana
Ya da aslen ilk ben mi kıydım yoksa sana!!
Pardon kuzum,kusuruma bakma
Bende ki yara biraz maziden kalma!!

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Mor Küme

Mor küme...
Bir iki üç...
Sayıları kadar ağırlar,saydıkları kadar çok hata
Mor küme...
Kim bilir kimin içinde bir dünya
Mor küme...
Hangi dillerde tatlı enstantenelerde
Acaba hangi şapkanın altında ki tavşan
Hangi güz,hangi güneş,hangi kış
Mor küme...
Acaba hangi şehirde sağnak bir yağmur
Kimin adının yanında daha güzel
Kimin için saf,temiz,el değmemiş
Mor küme..
Kime göre neye göre var!
Hangi dağdan esen rüzgar
Hangi uçurumun kenarından düşen çiçek
Hangi ağaçta ki kör böcek!
Mor küme...
Kime göre neye göre yok!
Pretty Man!

Mor dünya...
Kim için,ne için?
Bana,sana,ona buna ...
Pembe yanaklarının bir daha morarmaması adına
Mor kapılarının zorla aşılmaması için
Onca renginin içinden yalnızca mor görülmemen için
Mor dünya nasıl?
Uzun bir çaresizlik,delik deşik çelik yelekler
Ve belki sonunda açacak bir leylak
Ve işte hepsi birer belkiden ibaret
Belki sonunda açacak mor bir dünya!
Ellerine doğacak cennet kokulu yeni bir bebek...

Gece Fısıltıları

Bu defa kasırga değil,
Fırtına ya da büyüj bir toz bulutu da
Bu defa yalnızca duru bir boşluk
Bu yolun içinde ne görmeliyim
Bu yoldan geri dönmek ne demek!
Asalete bekçi olmaktan sıkılıp
Yanlış bir mabedin kehaneti olmak istemeyiz doğrusu.

*****

Ve güneşli günler
Mevsim kış...
Beyaz bir kabusa uyandım bu yıl
Sade ve ağır bir yola bakarken buldum kendimi
Kemikleştim artık,komikleştim biraz da tabi,
Kalınlaştım!
İçe döndükçe dışa kalanların hikayeleri gibi
Yozlaşmanın bir türlüsü
Hakim olamadan,sakilce...
Sabrediyorum artık
Donmuş olabilrim
Dondum tabi...
Burası buz gibi
Yankıyla uyandım!

*****

Bu akşam bolca hava yuttum
Nefesim kesildi
Sana inanamadığım günlerdeyim
Sana inanamıyorum!

*****

Şimdi bu kapıyı açıyorum
Sokak kırmızı,güneş mavi
Gökyüzü gri bir sabırsızlıkta
Çok yağacak belli,çok ağlayacak dünyanın gözü!
Gök gürlesin istiyorum
Yağacak olan yağmur her bir kahramanlığı,şaşkınlığı
Hataları,doğruları uyutsun..
Derin bir buğuyla ısıtsın güneş boşluğu
Damlalar koza kabuklarının içine dolmalı
Ayrıntılar gibi temiz!
Koyu mavi bir boşluğa aksın zümrüt taneleri
Belki de imitasyon gümüşler
Şu kuytu saatlere dolan çığlık
Kelimesiz,kayda geçmemeli bu yalnızlık!
Uçurumun tam kenarında bir gece meçhulün adı...
Yüzün..
Yüzün yalnızca acı kadar güzel bir çalıntı!

24 Mayıs 2009 Pazar

Yanlış Hesap

Dikdörtgen bir pencere,eşitkenar yanlışlıklar
Geniş açılı bir yalnızlık,
Şeytan üçgeninin iç açılarının toplamı!

Sade bir dünyamız vardı,oldukça basit problemler
İkiyle ikinin toplamıyla çarpımı aynıydı bize göre
Ayrıntılara gerek yoktu,genel geçere uygunduk
İki ile ikinin toplamı beşmiş aslında,haberimiz yoktu!
Bizim hesaplarımız çarşıya yetmedi...
Geçinmeyi de bir türlü öğrenemedik seninle

Saat on ikiyi geçerken kuru yeşil bir ışık aradı gözlerim
Seninle konuştum uzun uzun
Sanki tam karşımdaymışsın da
Her zaman ki gibi başın önünde ve kararsızca beklemekteymişsin
Yani seni hep öyle hatırlıyorum,gözlerin yarım
Sözlerin,sevgin,gülümsemen ve sen!
Ben seni hep yarım hatırlıyorum,kendimce...

Aynaları sevmezdim eskiden,
Konuşacak çok kimse varmış demek ki,
Belki de dinleyecek...
Oysa ben sağır,ben kalın ve kemirgen!
Şimdi en çok kendi gözlerimde,kendime yaranmaya gayret içindeyim!
Son zamanlar ağır geçti
Akrep yelkovanla olan aşkına ara vermiş gibiydi
Bozuk saatim günde kaç defa doğruyu gösterdi sayamadım!
Zamanın anlamsız sayıldığı şu dakikalarda
Anıların ortaya saçıldığı bu sokaktan tökezlyerek geçiyoruz
Yıllarımı kendi toprağıma gömüyorum
Ölmüş zamanların,huzurlu kucağı gibiyim
Ve sen hala benimlesin,
Adım içinde çok derinlerde esiyor sessizce,
Dilediğin kadar gürültü çıkarabilirsin
Tanımadığım tek kelimelik suretlerle.
Adımı bastırmak için,adlar yetmeyecektir!
Uyuyorum şimdi iyi geceler öpücüğümü de kendime sakladım
Sana yalnızca kuru bir gece ve hayaller
Bana da asla hatırlanamayan rüyaların kaldı...

17 Mayıs 2009 Pazar

Hastalık Güncesi

Ben bu çamurun içine daha çok tükürüm
Lazım imiş ya da gereksiz idi…
Durumların çokta önemi yok
Sebebini at çöpe ki sonuçları doğuranın yüzü gözlerinin önünde
Çok kez aynı çöplükten mücevherler ışıldadı gözlerine
Yeşimler,yakutlar,safirler ve falanlar filanlar…
Ki sen renk körüsün o ayrı…
Demem o ki hiçbir kelimeyi bilemeden anlamından ayırt edemeden
Göçeceksin şu kuru kara yeryüzünden tek nefeste

Mavi de görünse o da ruhların ayakbastığı yer
Unutma gökyüzünü…

Bir dilim idi,bir dilim gözyaşı
Tatlı mıydı tuzlu mu bilemeden akıttım ellerine
Sen belki öyle doyurdun karnını
Ben acıktıkça ağladım,ben ağladıkça sen doydun
En sonunda sen benden zehirlendin,bense senin yokluğundan çürüyerek geberdim!
Dedi çocuk!

Adalet,sefalet,kıyamet…
Hiç biri çözemedi bu problemi
Evet,evet bir bulmacadan çok bir problemdi senin ki
Hastalık güncesi..
Can acısı diye bir hissiyat kalmadı tasında
Temiz suların çoktan çekildi,kendi suyuna boğuldun yavaşça
Ona da şükrederken yakalandın,
Diline yenik düştün bu defa da…
Hatalık güncesi
Son kez ve cuma gecesi
Sen kraliçeydin en son,
O da bilinmeyen ülkenin yenik prensi!
Hastalık güncesi
Son kez ve cuma gecesi

8 Mayıs 2009 Cuma

Bu Şehrin İnsanları

Tenin içinde ki gözyaşları
Kumbarandaki paraların gibi,bozuk paraların
Devri ve günü geçmiş
Millattan önce,İsa'ndan öncesine ait...
Kocaman pireli yorganların hayalinde ki ısısı
Sen bile tahmin edemezdin
Makul bir aşkın seviyesiz nakışını

Kin beslemek,nefret etmek
Her birinin aynı kapıyı çaldığını
Her birinin aynı rüyayı gördüğünü
Ve herkesin aynı kabusla uyandığını anlamak
Ve bildiğin günden beri
Soysuzluğun kelime anlamını
Sonsuz bir felç halinde
Kopuk bir zihnin,emanet edilemeyecek fikirleriyle dost!

Peki ya O!
Tahmin edebilir miydi böyle solunacağını
Bu derece eskitileceğini güzelliklerin
Ve kaybedeceğini düşünebilir miydi!
Bu yarışın diğerlerine benzemediğini,
Herkesin ve her şeyin kaybettiğini bilebilir miydi!
Saf gözyaşlarının çamurlarla buluşacağını
Ve çok sonra buna da alışacağını kabul edebilir miydi!

Gri,siyah...
Toz duman...

Hiç kimse hiç bir zamana ait değildi bu şehirde
Hiç kimse hiç kimsenin değildi
Hiç bir rüya sonsuz ve sahibeli değildi
Burda her şey o kadar gerçekti
Her şey o kadar sahtece ve kanlı canlı bir sefillikti!
Uyandığımız gün bile en derin uykumuzdaydık,
Biz bu şehire ait,buralı,zalim insanlar
Hepimiz en güzel maskelerimizle,en güzel yalanlarımızla
En acı halimizle,işte tam karşınızdayız!
Seyretmenin yasak,oynamanın iman sayıldığı,
Eski şehrin yeni insanları!

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Kimi beşeri,kimi domuz...

Kumbarası delik ufacık bir çocuk
Tepeleme alıyor her şeyden,
Fırtınalardan,yağmurlardan ve tabi eksiksiz mutluluktan
Kısmen bükülmüş çenesi,konuşmasına hiçte engel olmuyor
Damağında nefis bir çikolatanın,acı tadı
Dahilinde ne güzellikler katıyor gülüşüne,
Yüzünde ki ağır,usul ifadeden tüm bunlar anlaşılıyor
Derisi kalınlaştıkça,kursağı genişleyen türden
Hakaretin böylesi elinden tutsa keşke..

Bir milyon yıl geçse üstünden
Daha alacağı kalır hayattan
İnsanoğlu olunca konumuz,
Kimi beşeri kimi domuz!

Yerle bir olasıca tarihine mukayet olamasa da
Sırt kaslarını güçlendirmekten çekinmiyor olsa gerek
Önce kayda değer iyiliklere,
Sonrasında beş kuruşa varmaz değersiz lanetlere adıyor kendini
Bir cümle kursun diye yalvarıyorlar
Hani deliydi,hani kimsesiz...

Ekseriyetle böyle olur
Hiç yazasım yoktu oysa,
Demek ki bir kelimeye mecbur kalınca kazanımız
Zihnin küçük afetlerinden pay çıkarıyor kendine..

Mahkum olasıca nadir bulunan fikir tozu
Boğazına durduğu günden bu yana
Kesik başlı bir domuz gibi haykırıyor ona buna
Sana ne,ya da ona...
Berikinin hiç haberi yok bu olan bitenden
O hala o şarkıda uyusa keşke
Biz burda triolarla kemikleşirken
Göz kapakları yapışsa geçmişe
Uyandığı yerden yeniden başlasa kabusuna
Ya da öyle sansa,biraz yanılsa...

Bir bedenden geçen medeniyetsiz çatışma
Ruhun ince bunalımlarına ev sahipliği yaparken
Aman değmesin çöplenmiş sazlığıma...

Kıssadan herhangi bir hisse çıkartmaya kalkışma
Uyu sen kötü dünyaya karşı,
İster beşeri ol,dilersen yalnızca koca bir yalancı!