Bazen bildiğin gibi değildir hiçbir şey ve hiçbir yer.Boşluğunun gölgesi bile korkutur adamı, ıskalatır sana bir çok dünyayı.Bir başına ve küçücük hissettiğin olmuş mudur mesela hiç?Ama öyle gerçek ve öyle kaçınılmazca tek hissettiğin olmuş mudur?Manasızlaşır mı hiç olan ve olmayanlar…
Gözyaşlarının içine bir yerlere sıkıştığı olmuş mudur ve içini delercesine oralarda kaynadığı ve kalbinde, ruhunda kocaman bir delik açtığı …
Deliriyorum işte, sonunda oluyor, sonunda anlıyorum ve deliriyorum ve nedense bu beni hiç korkutmuyor, kaybedecek hiçbir şeyin mi anlamı yok ya da anlamlandırılamaz mı varolanlar arasında bazıları ? Demek ki sıkıldım bu güzel bahar günü, renkleri ve kokuları hissedemeyecek kadar yorgun, tek ama hala güçlü hissediyorum!
Hayır yalan söylüyorum, güçlü hissettiğim falan yok, tek hissettiğim, hissizleşmekten başka bir şey değil. Sizin tam da tersinize, kazandıklarınız kaybettiklerimin aynası misali iki tarafıma boylu boyunca uzanmış.
Yani ben şimdi ya tam da bu dünyanın adamı oluyorum, şefkat ve merhametten uzak ya da bambaşka bir dünyanın ruhu içime siniyor da maddelerden kaçınıyorum. İçime işleyen bu körlük, ruhumu benden kaçıran bu taş duvarlık, işte beni bana acınır kılan tam da bu!
Hakkımda
- korkunç akıllılar
- Delilik kayda değer bir gelişmedir! DİKKAT BURASI BİR ANI DEFTERİ NİTELİĞİ TAŞIMAZ!!
15 Nisan 2010 Perşembe
10 Nisan 2010 Cumartesi
Pamuk Prenses
Burada bir yokuş uzanıyor pamuk prenses
Yokuşun üzerinde dikenler
Dikenlerin tepesinde güller yatıyor
Gülleri koklayan yağmur damlaları
Onlar kimin gözyaşları?
Saadeti kumar oyunlarına benzetiyorlar
Zarlar hep aynı elde can veriyor
Köpüklenmiş yaşamlarımız, kitlenen gözler
Anlam veremediğim bir uyanış bu sabah
Yedi cücüleri özleyişim, zehirli elmaya susayışım,
Bilmediğim bir sefilliğe gözlerimi açışım
Sonra o sefillerden oluşum aniden
Ve aniden kıvranışım, kıvranışımız
Nefes almak için savaşımız
Bu renk oluyor sonra her yer
Böyle bir buğuya doyuyor sokaklar
Sana doyuyor , bana doyuyor
Hem de biz acıktıkça oluyor tüm bunlar...
Yani anlıyor musun, pamuk prenses
Pamuk kadar beyaz olman da yetmiyor
Isırdığın elma, soyundan ademe hediye olan hani,
Hani şu boynumuza borç kalan
O günden gayrı seni ancak bir oğlan öpüyor da öyle can buluyorsun
Oğlan acıkmadıkça öpmüyor da ,
Sonra sen sonsuz bir uykuda mahkum kalıyorsun
Sen bir prensessin ve cadı olamıyorsun!
Yokuşun üzerinde dikenler
Dikenlerin tepesinde güller yatıyor
Gülleri koklayan yağmur damlaları
Onlar kimin gözyaşları?
Saadeti kumar oyunlarına benzetiyorlar
Zarlar hep aynı elde can veriyor
Köpüklenmiş yaşamlarımız, kitlenen gözler
Anlam veremediğim bir uyanış bu sabah
Yedi cücüleri özleyişim, zehirli elmaya susayışım,
Bilmediğim bir sefilliğe gözlerimi açışım
Sonra o sefillerden oluşum aniden
Ve aniden kıvranışım, kıvranışımız
Nefes almak için savaşımız
Bu renk oluyor sonra her yer
Böyle bir buğuya doyuyor sokaklar
Sana doyuyor , bana doyuyor
Hem de biz acıktıkça oluyor tüm bunlar...
Yani anlıyor musun, pamuk prenses
Pamuk kadar beyaz olman da yetmiyor
Isırdığın elma, soyundan ademe hediye olan hani,
Hani şu boynumuza borç kalan
O günden gayrı seni ancak bir oğlan öpüyor da öyle can buluyorsun
Oğlan acıkmadıkça öpmüyor da ,
Sonra sen sonsuz bir uykuda mahkum kalıyorsun
Sen bir prensessin ve cadı olamıyorsun!
23 Mart 2010 Salı
bir kaç not
Bu bir tür pişmanlık
Elinde olmayana sebeplerin pişmanlığı
Bir tür kaçış,
Yeterince yorulduğunda yeniden hazır olunacak...
*****
Hiç bir gölün adı deniz olmadı
Senin denizin bana göl
Benim gölüm sana bir avuç birikinti
Ve şimdi bir gölden ve şu manasız birikintiden
Hiç doğar mı sonsuz okyanuslar...
*****
Cam gibisin ve ben seni kırmak için sabırsızlanıyorum
Ve sonra birileri yapıştırmalı, eğri büğrü belki
Ama hiç kimse cam gibi olmamalı,
Dümdüz ve pürüzsüz...
*****
Üşüyorum....neden?
Penceren açık
Üşüyorum, hala ....neden?
Penceren kapalı
Üşüyorum, yine....neden?
Çünkü üşümek istiyorsun.
*****
Seni unutmak
Eklemlerinin ne işe yaradığını, kollarının sarışını
Ve gözlerinin nasıl baktığını unutmak
Ve hatta yüzünü
Oysa her gün aynı yerde uyanıyorum
İlk seni görüyorum,
Her sabah sendeyim,
Yıkıyorum,değiştiriyorum,boyuyorum
Ama gel gör ki seni yine de unuttum
Hem de bazıları hala beni hatırlarken!
*****
Şu sessizliğe bak
Gerçekten yalnız olmayı biliyorsun
Kuma gömülü içinde ki bulutlar,
Hiç çıkmayacaklar mı güneşe
Ayaz görmeyecekler miartık,
Yağmur damlasıyla gülmeyecekler mi,
Doymak ya da susamak yok mu arık?
Yıkıldı mı gerçekten şu mabed,
Kör mü oldun sen?
Kırmızıyı mora mı gömdün...
Elinde olmayana sebeplerin pişmanlığı
Bir tür kaçış,
Yeterince yorulduğunda yeniden hazır olunacak...
*****
Hiç bir gölün adı deniz olmadı
Senin denizin bana göl
Benim gölüm sana bir avuç birikinti
Ve şimdi bir gölden ve şu manasız birikintiden
Hiç doğar mı sonsuz okyanuslar...
*****
Cam gibisin ve ben seni kırmak için sabırsızlanıyorum
Ve sonra birileri yapıştırmalı, eğri büğrü belki
Ama hiç kimse cam gibi olmamalı,
Dümdüz ve pürüzsüz...
*****
Üşüyorum....neden?
Penceren açık
Üşüyorum, hala ....neden?
Penceren kapalı
Üşüyorum, yine....neden?
Çünkü üşümek istiyorsun.
*****
Seni unutmak
Eklemlerinin ne işe yaradığını, kollarının sarışını
Ve gözlerinin nasıl baktığını unutmak
Ve hatta yüzünü
Oysa her gün aynı yerde uyanıyorum
İlk seni görüyorum,
Her sabah sendeyim,
Yıkıyorum,değiştiriyorum,boyuyorum
Ama gel gör ki seni yine de unuttum
Hem de bazıları hala beni hatırlarken!
*****
Şu sessizliğe bak
Gerçekten yalnız olmayı biliyorsun
Kuma gömülü içinde ki bulutlar,
Hiç çıkmayacaklar mı güneşe
Ayaz görmeyecekler miartık,
Yağmur damlasıyla gülmeyecekler mi,
Doymak ya da susamak yok mu arık?
Yıkıldı mı gerçekten şu mabed,
Kör mü oldun sen?
Kırmızıyı mora mı gömdün...
18 Mart 2010 Perşembe
Oysa insan hala
Bu cuma akşamı yanan muma isim veriyorum
Dile getiremediğim bir ad alıyor alevi
O eridikçe ben donuyorum
Soğuk bir güneş gibiyim
Kuma gömülü kafasını ellerime alıyorum
Kafatası öyle güzel ki,
Koparsam benle yaşasa
Bedenini bırakıp yalnızca gözleriyle uyusak
Bir denizi diğerine kavuşturmaya uğraşmak
Geçen yılları geçti saymadan,
Değişen yüzleri görmeden
Ve kabullenmeden ne kadar geç kalındığını
Uğraşmak…
Sonu olmayan bir maceraya son yazabileceğini sanmak
Yaşarken bu kadar hayal etseydik,
Bir rüyada son bulurdu kahkahalarımız.
Çok ciddiye almadan çok vazgeçmeden
Çok savurmadan zamanı, çok planlamadan…
Bir nefeste ayırmak bedenini gövdesinden dünyanın
Denizlerinde, ormanlarında, dağlarında yaşamak
Deniz hala deniz gibiyken, orman hala orman
Ve insan hala insanken…
Oysa insan hala…
Dile getiremediğim bir ad alıyor alevi
O eridikçe ben donuyorum
Soğuk bir güneş gibiyim
Kuma gömülü kafasını ellerime alıyorum
Kafatası öyle güzel ki,
Koparsam benle yaşasa
Bedenini bırakıp yalnızca gözleriyle uyusak
Bir denizi diğerine kavuşturmaya uğraşmak
Geçen yılları geçti saymadan,
Değişen yüzleri görmeden
Ve kabullenmeden ne kadar geç kalındığını
Uğraşmak…
Sonu olmayan bir maceraya son yazabileceğini sanmak
Yaşarken bu kadar hayal etseydik,
Bir rüyada son bulurdu kahkahalarımız.
Çok ciddiye almadan çok vazgeçmeden
Çok savurmadan zamanı, çok planlamadan…
Bir nefeste ayırmak bedenini gövdesinden dünyanın
Denizlerinde, ormanlarında, dağlarında yaşamak
Deniz hala deniz gibiyken, orman hala orman
Ve insan hala insanken…
Oysa insan hala…
14 Mart 2010 Pazar
Yazan, kaybedecek zamanı olduğunu sanan kadın...
Tozlu sayfaların arasından çıkarttığım anılarım. Çıkarttığım benler.Geçen zamanın bazen ne kadar şakacı olduğunu düşünüyorum.Eşek şakası kıvamını hiç bozmuyor anlaşılan.
Nasıl oluyor da bu kadar lezzetli oluyor bu hayat ve nasıl oluyor da gözyaşları bile keyifli geliyor bazen insana…
Öylece yüksekçe bir uçurumdan atlayıp uçmak istiyorum.Özgür olmak, hatta belki insan olmak bile istemiyorum o an. O kadar tıkandım ki…Anlaşılan yaşamaya ihtiyacım var, öyle diyorlar.Öyle galiba.
Sessiz ve uğurlu bir gece bu, öyle hissediyorum.Yarın sabah her şey şimdikinden daha güzel olacak ve aslında şimdi de fena sayılmaz. Ancak içimden geçenleri hiçbir zaman tam anlamıyla olması gerektiği gibi anlatamayacağım.Mutlaka kurgulanacak, değişecek ve bazen benim olmaktan bile çıkacak ancak yine de içim biraz böyle işte.
Ve bu kadar rahatsız eden tek şey, buraların bazen çok sessiz olması.Her şeyin anlamını kaybedecek kadar sessiz ve durağan.Zaman durmuyor belki ama ben duruyorum öyle anlarda.Bazen kelimleri kaybediyor ve günleri unutuyorum ve saatleri de tabi.Mesela hangisinin daha gerçek olduğunu anlamakta zorlandığım bir gün ananemin ölüm haberini aldım.İşte o günden beri, bu kadar sessiz geçen her zaman tedirgin edici ve anlamsız oluyor.
Kaybedecek o kadar da çok zamanımız yok, hem de hiç birimizin.Fakat ben hala bildiğim bu durumun farkına varamadım.
Yazan,
Kaybedecek zamanları olduğunu sana kadın…
Nasıl oluyor da bu kadar lezzetli oluyor bu hayat ve nasıl oluyor da gözyaşları bile keyifli geliyor bazen insana…
Öylece yüksekçe bir uçurumdan atlayıp uçmak istiyorum.Özgür olmak, hatta belki insan olmak bile istemiyorum o an. O kadar tıkandım ki…Anlaşılan yaşamaya ihtiyacım var, öyle diyorlar.Öyle galiba.
Sessiz ve uğurlu bir gece bu, öyle hissediyorum.Yarın sabah her şey şimdikinden daha güzel olacak ve aslında şimdi de fena sayılmaz. Ancak içimden geçenleri hiçbir zaman tam anlamıyla olması gerektiği gibi anlatamayacağım.Mutlaka kurgulanacak, değişecek ve bazen benim olmaktan bile çıkacak ancak yine de içim biraz böyle işte.
Ve bu kadar rahatsız eden tek şey, buraların bazen çok sessiz olması.Her şeyin anlamını kaybedecek kadar sessiz ve durağan.Zaman durmuyor belki ama ben duruyorum öyle anlarda.Bazen kelimleri kaybediyor ve günleri unutuyorum ve saatleri de tabi.Mesela hangisinin daha gerçek olduğunu anlamakta zorlandığım bir gün ananemin ölüm haberini aldım.İşte o günden beri, bu kadar sessiz geçen her zaman tedirgin edici ve anlamsız oluyor.
Kaybedecek o kadar da çok zamanımız yok, hem de hiç birimizin.Fakat ben hala bildiğim bu durumun farkına varamadım.
Yazan,
Kaybedecek zamanları olduğunu sana kadın…
5 Mart 2010 Cuma
ya mümkünse yanılmak ya yanılıyorsak...
Hep bilen hep anlatan hep isteyen ve ne kadar verebileceğini bile bilmeden onaylamak yorucu.Ya bilmiyorsa ya anlatamıyorsa ve mümkünse yanıldığı ya yanılıyorsa ve görmüyorsa…şimdi de hayat kaçmıyor mu? Ya kaçtığını zannettiğimiz zamanların adı deneyimse ve tecrübeyle sabitse gerçek olanın adı, şimdi hepimiz yanılmış olmuyor muyuz bağırarak başkalarının yanlışlarını?
24 Şubat 2010 Çarşamba
bana uçmayı öğretemezsin
Kapı kapalı değil ancak bu açık olduğu anlamına gelmez.Asıl sorun, bir kapının varolmaması.
Kapısı olmayan bir evde kaybolduğumun farkındayım, çatısı delik ama ben uçmayı bilmiyorum ve sen bana uçmayı öğretemezsin, öğretemeyeceksin.Bende öğrenmeyeceğim, henüz sandığın kadar büyümedim ve belki de sandığın kadar akıllı da değilim.Bana uçmayı öğretemezsin, çünkü ben körüm!Kör olduğum günden beri mutluyum.
Uçarak mutsuz olmaktansa kör olmayı ve belki de körelmeyi yeğliyorum.Yanlışlarım benim doğrularım bana ait ve hiçbir yanlışıma ya da doğruma ait değilim.Her şey bugün için ve şimdi...
Kapısı olmayan bir evde kaybolduğumun farkındayım, çatısı delik ama ben uçmayı bilmiyorum ve sen bana uçmayı öğretemezsin, öğretemeyeceksin.Bende öğrenmeyeceğim, henüz sandığın kadar büyümedim ve belki de sandığın kadar akıllı da değilim.Bana uçmayı öğretemezsin, çünkü ben körüm!Kör olduğum günden beri mutluyum.
Uçarak mutsuz olmaktansa kör olmayı ve belki de körelmeyi yeğliyorum.Yanlışlarım benim doğrularım bana ait ve hiçbir yanlışıma ya da doğruma ait değilim.Her şey bugün için ve şimdi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)